İŞYERİ ÇALIŞMA İLİŞKİLERİ VE PERSONEL
YÖNETİMİ AÇISINDAN ESNEKLEŞMENİN SONUÇLARI: TEORİK BİR YAKLAŞIM
Prof. Dr. Günter ENDRUWEIT
Çev: Araş. Gör. Süleyman ÖZDEMİR
Bu makale, teorik bir temele dayalı olarak, pratik
yaşamda esnek işletme ile ilgili (gündelik yönetim süreçleri ve işçi
temsilcilerinin görevleri anlamında) öngörülerde bulunmaktatır.
1.
Bu makale, esneklik ve işyeri konuları arasında
ayrım yaparak başlayacaktır. Birinci bölüm, esnekliğin genel bir tarifi
yapılarak sona erecektir.
2.
Yapılan bu tanım çerçevesinde, olası sonuçların
önceden öngörülebildiği teorik bir çerçeveye ulaşılacaktır. Esneklik,
Talcott Parsons’ın, esnekliğin olası sonuçlarını tahmin etmeye yarayan bir
araç sunan yapısal-fonksiyonel farklılaşma teorisindeki kavrama çok
uymaktadır. Bu araçlardan herhangi bir tanesi sistemin çözülmesine, yok
olmasına yol açabilecektir. Yine bu makalede, esnekliğe karşı sendikaların
olduğu kadar, işverenlerin itirazları da tartışılacaktır. (Kendi
organizasyonları karşı çıkarken, işverenlerin ve işçilerin daha cesur bir
şekilde esnekliğe adapte olabilmeleri, belki de sadece Almanlar’da
görülebilecek bir garipliktir.)
3.
Ayrıca, yapısal-fonksiyonel teori, dengesiz
farklılaşmanın sonucu olarak yaşanacak sistem bozukluğundan kaçınabilmek
için, zorunlu bir denge süreci olarak “bütünleşme”yi de (entegrasyon)
önermektedir. Böylece, esnek çalışmaya destek olması için, göreceli olarak
yapısal – fonksiyonel teoride iyi tarif edilmiş bir kavram olan
“bütünleşme”nin gerekli kıldığı araçları tesbit etmeye önemli derecede
gayret gösterilmelidir. Makale, bu ihtimallerden bir kısmının
tartışılmasıyla sona erecektir.
GİRİŞ
Bir Amerikan kaynağına göre, sosyal yapıdaki değişim için
temel bir şablon oluşturduğu görülen ve çalışma saatlerinin
esnekleştirilmesi şeklinde karşımıza çıkan esnek çalışma, ilk defa bir Alman
firma olan Messerschmidt – Bölkow - Blohm tarafından uygulanmıştır (Wrong,
s. 23). Berlin Bilim Merkezi, aşağıdaki kelimelerle ifade edilen bir
araştırma projesi takdim etmiştir: “İşin esnekleştirilmesi, iş hayatının
kapsamlı olarak yeniden yapılanması veya yeniden organize edilmesini
amaçlayan bir kavram haline gelmiştir. Çalışma saatleri, sosyal politikalar,
iş mevzuatı ve doğrudan üretim gibi alanlar, günümüzde ve gelecekte
esnekleşmesi gerekli alanlardır.” (WZB – Mitteilungen 37, Sept. 1987, ss.
42-43).
Esnekleşme, post-endüstriyel bir topluma geçişte
kaçınılmaz bir aşama mıdır?
Şu ana kadar, çok sayıda esneklik modelleriyle
karşılaştık, farklı iş koşullarında doğan esnekliğe dair önemli miktarlarda
materyal topladık ve esneklik hakkında lehte ve aleyhte tartışmalar yaptık.
Fakat, bugüne kadar yaptıklarımız sadece tipik bir veri toplama
faaliyetinden başka bir şey değildir. Buna rağmen, veri toplama gayretleri,
esneklik üzerine yapılacak gerçek bir bilimsel çalışma için gerekli bir
önşarttır. Örneğin, bir hipotezin teori haline gelişi, yavaş yavaş işleyen
bir süreç sonucunda, deneysel olarak kanıtlanır, tasdik edilir. İşte,
esnekliği teorileştirme çabalarımızın altında yatan güdü, gelecekte ortaya
çıkacak yeni esneklik türleri hakkında olası sonuçları ve koşulları önceden
öngörmek ve uygulayıcılara bilimsel olarak ayakları yere basan öğütler
vermede yardımcı olmaktır. Bu makalenin amacı, sadece, bu doğrultudaki bir
ilk denemenin nasıl gerçekleşebileceği hususunda kaba bir taslak sunmaktır.
1.
İşin Esnekleştirilmesi İle Ne Kastedilmektedir?
Eğer esnekleşmeyi sınıflandırırsak ve karşımıza çıkacak
olası esneklik türlerinin farklı yönlerini dikkate alır isek, farklı
esneklik modellerinin farklı sonuçlar verdiğini görürüz. Bununla birlikte,
esneklik aynı olgunun değişik biçimleri olarak düşünüldüğünde benzer
özellikler gösterecektir.
Esnekliğin türlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
a)
En iyi bilinen esnek çalışma türü, “çalışma
sürelerinde esnekliktir”; kısaca, “kısmi – çalışma”dır. Bu, çalışma
sürelerindeki azalma ile alakalıdır, fakat, katı ve teorik bir anlama sahip
olmaktan ziyade tarihsel bir görünüm arzetmektedir. Çünkü, toplu pazarlık
süreçleri sonucunda adım adım sağlanmış bir gelişmedir (Beyer, s. 463; &
Blytn 1, s. 9; & Fürstenberg 1989, s. 38; & Keller 1989, s. 139). Bu tür
esneklik çeşitlerini “Süresel esneklik” (temporal
flexibilization) olarak tanımlayabiliriz. Bunun ile kastedilen, günlük,
haftalık, yıllık veya ömürboyu çalışma sürelerinin, somut olarak
planlanması, düzenlenmesi biçimlerindeki artıştır. Eğer bunu özet bir
şekilde formüle edersek, yeni bir olgu olarak hiç bir anlamı olmayan, fakat
diğer biçimlerde onlarca yıldır bize tanıdık gelen bu esnekliği kolayca
tanıyabiliriz.
b)
Bir diğeri, “prodüktif (üretken)
esneklik” (productive flexibilization)’tir ve bunun anlamı, alt
– piyasalarda yaşanan döngüsel (kısır) iş problemlerine karşı kendilerini
korumak isteyen işletmeler tarafından, ürün dizilerinin
çeşitlendirilmesinden başka birşey değildir.
c)
Birazdan göreceğiniz gibi, aslında, iki değişik
biçime ayrılabilecek “organizasyonel esneklik”
(organizational flexibilization) kavramına da hiç yabancı değiliz.
“Dışsal organizasyonel esneklik”, başka işletmelerden ara mamul satın
alınması sonucu üretim yoğunluğunda ortaya çıkan bir azalma ile ilgili iken;
“içsel organizasyonel esneklik” ise, entegre ve çok aşamalı büyük
proseslerin göreceli olarak bağımsız, paralel küçük sistemler tarafından yer
değiştirilmesiyle ilgilidir.
d)
Biz şimdi, eskiden beri tanıdığımız teknolojiyi
“donanım (teknolojik) esnekliği” (apparative
flexibilization) olarak karşımızda buluyoruz. Bundan kasıt, özel amaçlı
makinelerin, mekanizmaların çok fonksiyonlu tertibatlar, düzenekler ile
takviye edilmesidir.
Esnek çalışmayı içinde yaşadığımız zamanın genel bir
olgusu olarak kabul ettiğimizden, kendi teorimizden biliyoruz ki,
endüstriyel bir toplumdan post-endüstriyel bir toplum tipine doğru giderken,
esnek çalışma aracılığıyla somutlaşan olası bir değişimi, devrim diye
nitelemenin imkanı yoktur, olsa olsa evrim diye nitelenebilir.
e)
“Difransiyel esneklik”
(differential flexibilization), uzun zamandır aşina olduğumuz bir türdür.
İşçi veya işvereni ilgilendiren zorunluluklardan kaynaklanmakta olup,
standart çalışma tipinden uzaklaşan çalışma şeklinin düzenlenmesine işaret
etmektedir. Bir klasik maden eritme ocağı veya bir hastenede çalışan işçiler
için tam gün (katı) çalışma saatleri kaçınılmazdır. Fakat, diğer taraftan,
yetişkin olmayan gençler ve hamile kadınlar gibi gruplara yönelik koruyucu
kurallar ve düzenlemeler (Hamel, ss. 447 – 453), alışılmış genel yapıdan
faklı olup tabiat tarafından dikte edilmektedir. Böylece, bu nedenlerle
ortaya çıkan çalışma sürelerindeki azalma da bir tür esneklik türü olarak
görülebilir.
f)
Bir diğer tür, “fonksiyonel esneklik”
(functional flexibilization)’tir ve bununla ilgili olarak elimizde mesela
“kutu testi – eğitim amaçlı” (değişik şekillerde küplerden oluşan
kutu) gibi bir çok test örnekleri vardır. Bu, bir iş için kapsamlı bir
eğitimden ziyade, değişik düzeylerden oluşan bir eğitim sistemidir. Birinci
ve ikinci düzeyde, simultane olarak seçilen alanlarda eğitim verilirken,
sadece sonuncu basamakta asıl iş için gerekli nitelik kazanılmaktadır. Bu
sistem ile, bir kişi birbiriyle ilişkin çeşitli işler için eğitilebilir,
yapılması gereken sadece iş adayının bir diğer kariyer için tamamlamak
zorunda kaldığı ve çeşitli safhalardan oluşan eğitim programının son
basamağına doğru ilerlemesidir. İşletme ve iş görevlerine ilişkin özel
eğitim programları ve sürekli eğitim tedbirleri bu kısma girmektedir.
g)
Bu noktadan sonra, “ücret esnekliği”
(remunerational flexibilization)’nden söz edilebilir. Bu şu anlama
gelmektedir; ücretleri, günümüze kadar süregelen nisbeten katı kriterlere ve
kategorilere göre değil, bireyin kendisini dikkate alarak tesbit etmektir.
Bu durumda, daha önceden alışkın olduğumuz üzere, kişinin kişisel
ihtiyaçları dikkate alınabilir (mesela bir denizfenerinde çalışan görevliye
verilecek lojman gibi). Fakat, her faaliyeti bir toplam fonksiyonel analiz
yoluyla hesaplamak, tek tek bordroya eklenecek ek gelir kalemlerine nisbeten
daha iyi olacaktır. Bütün bunların ışığında, bakım ve hizmet personelinin
artan önemi düşüldüğünde, acil müdahale doktorları veya uçak pilotlarının
durumunda olduğu gibi, ödemenin temel olarak potansiyel kabiliyetler ve işe
hazır olmaya göre yapılması düşünülebilir.
h)
Günümüzde, uzmanlaşma, yüksek teknolojik araçlar
ve “zamanında üretim” şeklindeki değişim sürecini dikkate alırsak, daha
fazla miktarda “mekansal esneklik” (spatial
flexibilization) uygulamaları ile karşı karşıya kalırız. Bunun anlamı,
montajcı, kontrolör ve uzman eğitmenlerin durumunda olduğu gibi, uzun
zamandır alışkın olduğumuz anlamıyla, profesyonellerin bölgesel
(uluslararası değil) hareketliliğindeki artıştır.
Modern yasalar, mesela
Almanya’da 5 Mayıs 1985’den beri yürürlükte olan İstihdamı Artırma Yasası,
esnek çalışmayı kolaylaştırmaya niyetlenmiştir. Bununla birlikte, zaman
zaman ampirik araştırma sonuçları, hiç arzulanmayan aksine neticeler de
ortaya koymaktadır (Keller 1987, ss. 30-35).
Şu ana kadar tanımlanan 8 esnek çalışma türünün
benzeştiği noktaları özetlemeye çalışırsak şu tanıma ulaşırız:
Esnek çalışma, günümüze kadar uzanan ve sorun haline
dönüşen tekbiçimli (standart) çalışma şeklinin, birçok alternatif
olanaklarla yenilenmesidir.
2.
Esnek Çalışmaya Teorik bir Yaklaşım
Esnek çalışmanın yukarıdaki paragraflarda ifade edildiği
gibi tanımlanması, çok özet ve realiteden çok uzak olan “tipik bir bilimsel”
tanım olarak kafalarda kalabilir. Fakat, bu tanımla biz, direkt olarak esnek
çalışmanın sonuçlarını varsayımsal olarak önceden görebilmemizi sağlayan
teorik bir çerçeveye ulaşırız.
2.1. Uygun Bir Teori
Oldukça uzun sayılabilecek tarihçesi nedeniyle ve sosyal
yapının devrimsel olmasından ziyade evrimsel değişimi dolayısıyla, birinci
bölümde esnek çalışmayı sınıflara ayırmak zorunda kalmıştık. Coser ve
Dahrendorf gibi bilimadamları tarafından temelleri atılan Çatışma Teorisi,
bize, genellikle birbiriyle karşıkarşıya gelen çıkarlar hakkında faydalı bir
açıklayıcı yaklaşım sunar. Bu teorinin savunduğu, “uyuşmazlık, toplumların
ve grupların kimlikleri ve sınır çizgilerini oluşturmaya ve korumaya hizmet
eder” hipotezinden yola çıkılarak (Coser, s. 38), sendikaların, işverenlerin
esneklik çabalarına karşı gösterdiği reaksiyonlar önceden tahmin edilebilir.
Hatta, Porsons’ın fikirlerine karşıt olarak, Dahrendorf gerçekten
kafalarımızdaki dinginliği bozabilse ve bu hipotezden yola çıkarak “her
toplum kendisini, üyelerinden bazılarının diğerleri üzerinde baskı
uygulaması yoluyla devam ettirir” (Dahrendorf, s. 210) dese bile, Parsons’un
uyuşmazlığın düzenlenmesi ile ilgili tanımında (Dahrendorf, s. 227), toplu
pazarlık içinde var olan prosedür çoktan prototip olarak kurumsallaştırılmış
ve Dahrendorf’un idealleşmiş abartılarına karşıt olarak, evrimsel bir method
içinde uyuşmazlık ve konsensüs birbirine entegre edilmiştir. Böylece,
yapısal-fonksiyonel teoride, bir evrim teorisi içinde bir teorik yaklaşım
araştırmak, yanlış yola yönelmek değildir.
Bu yaklaşımın sınırları içinde, “toplumda, göreceli
olarak sınırları iyi tarif edilmiş bir konuma sahip olan bir birim,
kendisinin içinde bulunduğu büyük sistemden hem yapısal hem de fonksiyonel
önem açısından farklılıklar gösteren daha alt birimlere bölünebilir...”
(Parsons, s. 22) cümlesinde işaret edilen sürece uygun olarak, birinci
bölümde tarif edildiği gibi, esnek çalışmanın birçok türleri, standartın
farklılaşması olarak sınıflandırılabilir.
2.2. Teorik Sonuçlar
Artık, terminolojiden teoriye doğru ilerliyoruz.
Farklılaşma sürecinde oluşan altsistemlerin kendilerini bağımsızlaştırmaya
yöneltebileceği ileri sürülmektedir. Altsistemlerin, gerçekte hizmet etmesi
gerektiği ana sistemin gayeleriyle tamamen teması kaybetme noktasına
yönelerek, kendi kendilerine otomerkezli bir dinamizm geliştirebilecekleri
iddia edilmektedir. Kısa süreli bir işlevsizlik, fonksiyonsuzluk ve uzun
süreli parçalanmadan sakınmak için, bir farklılaşma sonrasında, ana sistem
altsistemleri entegre etmek için özel çabalar ihtiyacı içinde olacaktır.
“Yapısal birimlere ait iki (veya daha fazla) bölümün birlikte çalışması,
sadece, bir bölümün daha önceden var olduğu yerlerde koordine edilmelidir.
(Parson, s. 22). Bunun ana sistem tarafından mı başarılması gerektiği veya
bunun açıkça bu amaç için oluşturulmuş özel altsistemler yoluyla mı
başarılabileceğine dair sorular oldukça ilginç olacaktır. Benim, esneklik
planlaması ile ilgili olarak üzerinde çalıştığım hiçbir durumda, bir
pratisyenin (uygulayıcının), esnekliğin tarif edilmesi için fazladan bir
araca ihtiyaç duyulabileceği düşüncesine sahip olduğuna şahit olmadım.
Günümüz işletme realitesi gözönüne alındığında, personel
ve işletme için ve esnekleştirilmiş alsistemlerin amacından farklı yönlere
kaymasını engellemek için, faaliyetlerin kontrolünden departmanların sorumlu
olması en iyi yol olacaktır. Ampirik (deneysel) araştırmalar göstermektedir
ki, varsayıma dayalı bütün bu firmalarda tam-süreli profesyonel faaliyet
kuraldır ve böylece esnek çalışan işçiler kuraldan sapma olarak düşünülür ve
o şekilde muamele edilirler (Hörning et al, s. 351). Bu beraberinde iki soru
getirmektedir. Bu durumun sürekli bir yapı mı oluşturacağı, yoksa yalnızca
esnekleşme talepleri meşru kabul edilene kadar geçici bir safha olarak mı
geçerli olacağı araştırmaya açık olacaktır.
3 değişik güçten kaynaklanan çıkarlar ve davranışların
bütünleştirilmesi gerekir: birincisi ferdi olarak işçidir; sonra iş
arkadaşları ve amirler gelir, ve sonuncu olarak da ast, yani kendi emrinde
olan kişiler gelir.
İşletmenin bu üçlü yapısı gözönünde tutulduğunda,
sistemler teorisinin terminolojisine göre: “çalışma ve çalışma ilişkileri”
sisteminin unsurları arasında, katılımcıların çatışan çıkarları, iş
yaşamında konsensüse doğru değişmek zorunda kalacaktır; sistem
teoristyenleri muhtemelen bunu, temel ilişkilerin sağlanması için amaç
farklılığındaki transformasyon olarak adlandıracaklardır. Bu entegrasyon
çalışması için ileri sürülen bir tez vardır, şöyle ki: “kökenleri
itibariyle, değişen hayat ve çalışma kavramları temelinde esnekleşmiş
çalışma süreleri, işçi örgütlerini, kendilerini yeniden oryantasyona,
yenilemeye tabi tutmalarını zorunlu kılmaktadır. Artan özerklik talepleri,
yalnızca ve özellikle çalışma süresinin tek başına düzenlenmesi halinde,
katı ve esnek olmayan çalışma kültürü prensipleriyle çalışan örgütlerde
büyük hacimli bir değişime yol açar” (Hörning et al, s. 350).
Değişikliklerin çeşidini daha etkin bir şekilde değerlendirebilmek için,
aktörler ve onların çıkarlarına daha yakından göz atmalıyız.
2.3. Aktörler ve Entegrasyon Sürecine İlgileri
Aktörlerin işbirliği, tarif edildiği gibi üç bacaklı bir
sacayağı şeklindedir ve işletme düzeyinde sadece işgücü ve çalışma
ilişkileri sistemi öğelerini içerir ve sadece sistem-içi analizler için
uygundur.
Bireysel olarak işveren, esnek çalışma ile sadece
sistem-içi amaçlarını gerçekleştirmeye çalışabilir, fakat her işçinin
esneklik arzusu, şimdi büyük bir önceliğe sahip olan dışsal çıkarlarına
bağımlıdır. Bundan dolayı, sistemin çevresi olarak bütün toplumun değerler
düzeni oyuna sokulmuştur. Şirket yönetimi, şimdi sosyal şartları yönetim
işlerinin ötesinde düşünmek ve planlamak zorundadır. Bu sosyolojik anlamda,
post-endüstriyel dönüşümün bir unsuru olarak nitelendirilebilir.
Bütün bunların dışında, eğer biz şirketi esneklik
entegrasyonunun yer alacağı bir sistem olarak düşünürsek, biz yine işveren
örgütlerini ve işçi sendikalarını sistemin çevresi olarak düşünmek
zorundayız. Onlar, orada özel kesimlerdir ve çevrenin diğer unsurlarıyla
karşılaştırıldığında diğer etkenler üzerinde güç kullanma yetisine sahiptir.
Biz bu katılımcıları ve onların bazı tipik çıkar ve
arzularını birbirinden ayırırsak, aşağıda yer alan şu sonuçları elde ederiz:
A.
Bireysel İşçiler
İşçiler, diğer talepleri yanında, şayet gelir düzeyleri
kendilerine çalışmaktan ziyade boş zaman ayırmaya imkan veriyorsa; şayet
çocuk bakımı veya işe ulaşım zorluğu gibi kendi zamanlarını ilgilendiren
birtakım sorunları varsa; şayet işin özelliği esneklik olmaksızın
rahatsızlık verecekse veya sağlıkları için bir tehlike oluşturacaksa,
esneklik isterler. (Ayrıca bkz. Klein, ss. 112 – 120).
B.
Bireysel İşverenler
İşverenler, esnekliği, devamlı bir şekilde pahalılaşan
üretim techizatlarının daha iyi kullanılması amacıyla, özellikle üretim
sektöründe kar-maliyet ilişkisini düzenlemede en uygun bir strateji aracı
olarak görürler (Fürstenberg, 1989, s. 40). Yüksek-nitelikli personel için
iş piyasasındaki yüksek oranlı esnek çalışma talebi, özellikle işyeri
çalışma koşulları uygun olmadığında, kesin bir rekabet avantajı haline
gelir. Bazı durumlarda, işgören temsilcilerinin (sendikaların) zayıflaması
da esnek çalışma için bir neden olabilir; fakat asıl neden, değişen iş
şartlarına karşı mevcut işlerde bir düzenleme yapma ihtiyacıdır. Fakat,
esnekleşmenin gerçekleştirilmesindeki inisiyatifin endüstrileşmiş ülkelerde
çoğunlukla işverenlerden geldiğidir. (Keller 1989, s. 138).
C.
İş Arkadaşları
Esnek çalışma içinde bulunan bir kişi ile, iş
arkadaşları, yöneticileri ve emri altında çalışanların, ancak vakti önceden
tayin edilmiş özel zamanlarda veya farklı farklı zamanlarda kişisel olarak
veya telefonla temesa geçebilmeleri elbette ki işi zorlaştıran bir
faktördür. Böylece, eğer esneklik işi meslekdaşlar için daha ağırlaştırırsa,
esneklik reddedilebilecek veya engellenebilecek ve ortaya çıkışı
güçleşecektir. Birden fazla yönetici ile çalışan işçilerin durumu, bir
organizasyonun üst basamaklarındaki esnekleşme ve kısmi-süreli çalışmanın
reddedilmesi için ciddi bir sebep olabilir.
D.
Toplum
Yaşanılan çevrenin somut bir şekle dönüşmüş hali olarak
toplum, “kendi çıkarlarını” herşeyin üzerinde düşünür. Fakat, bir
değer-yargı değişim yeri olarak düşünüldüğünde, (özellikle endüstri
toplumundan post-endüstri toplumuna dönüşümün gerçekleştiği durum),
toplumun, çalışanların işletmelerine kattıkları değerler ve motiveler
üzerinde bir etkiye sahip olacağı açıktır. O halde, daha geniş bir anlamda,
topluma bir aktör olarak değer verilebileceği söylenebilir.
E.
İşçi Sendikaları
Sendikalar bir yandan, esneklik örneğinde de olduğu gibi,
çalışma şartlarını geliştirme yoluyla işçilerin geleneksel çıkarlarını
temsil etmek durumundadır. Diğer yandan, esneklik, çok kötü sürelere bölünen
işleri ortaya çıkarabilir ki bunlar yaşamak için yeterli kazanç meydana
getirmeyebilir veya işçinin bağımlılığının artmasını ortaya çıkarabilir
(Hamel, s. 454); böylece sendikaların üyelerini koruma rolü ortadan kalmış
olacaktır. Böylece esneklik, çalışma şartlarının kişiselleşmesi ve toplumsal
dayanışmanın azalmasıyla sonuçlanabilir ve sendikalar kurumsal çıkarlarını
savunmak üzere esnekliğe karşı bir tavır alabilir. Bundan dolayı sendikalar
esnekliğe karşı oldukça kuşkulu bakmaktadır. Ancak, ekonomik ve sosyal
sebeplerle, çalışma saatlerinin azaltılması yönünde olumlu bir tavra da
sahiptirler. (Ursula Engelen, UNI – Berufswahl – Magazin, 6 / 83, s. 13.
F.
İşveren Sendikaları
İşveren örgütleri, işletmeci mantığıyla hareket eder ve
bu, işverenlerin niye genel olarak esneklikten yana gözükürken, çalışma
sürelerindeki azalışa karşı olduklarını açıklamaktadır (Reinhard Ebert; UNI
– Berufswahl – Magazin 6 / 83, s. 14). İşveren federasyonları, sendikalarla
birlikte yapacakları toplu pazarlıklarda (aksi yasa metinlerinde olmadığı
takdirde) esneklik için temel şartları formüle etmek zorunda kalacağından,
toplu pazarlık çoğu defa “daha çok iş esnekliği için daha az çalışma
saatleri” şeklinde ortaya çıkacaktır.
G.
İş Konseyleri
İş Konseyleri, yönetimle birlikte, her işletme içinde
esneklikle ilgili olarak somut anlaşmalara ulaşmak zorundadır. Bu nedenle,
kurum ve çalışanlar (sistem ve çevre) arasında zor bir pozisyonda
bulunmaktadır. İş Konseyi, bir yandan esnekleşmeyi arzulayan ile arzulamayan
ve sendika üyesi olan veya olmayan her işletme çalışanının çıkarlarını
temsil etmek zorundadır. İş Konseyleri, tamamen veya çoğunlukla veya esas
itibariyle sendika üyelerinden oluşmuştur. Konsey’in faaliyetleri daima
kendi içerisindeki rol uyuşmazlığından kaynaklanmaktadır ve böylece, eğer
bir özel İs Konseyi ortamındaki beklentiler bilinmezse, bu davranışları
önceden tahmin etmek zor olacaktır.
3.
Esneklikten Kaynaklanan Uyuşmazlık Alanları
Buraya kadarki teorik düşüncelerden sonra, uyuşmazlığın
düzeyi, işletmedeki aktörler arasında yalnızca esnek çalışmaya
başlanmasından dolayı değil, belirlenen amaçlara ulaşmak amacıyla
birlikteliğin gerekli kıldığı edim sürecinin işlerliğiyle de bağlantılıdır.
Günümüze kadar esnek çalışma tarihçesi içinde yaşanan deneyimler,
uygulamadan alınan örneklerle aşağıda yer alacaktır. (daha fazla detay için
bkz. Fürstenberg 1985, ss. 135-140.)
3.1. Esneklik ve Kontrol
Esnekliğe karşı duyulan arzu, elektronik alanda yaşanan
gelişmelerin, esnekliğin kurumsal ve teknik olarak günümüzde önceki
dönemlerden daha kolay olarak realize edilmesine imkan tanıdığı bir zamanda
ortaya çıkmıştır (bkz. Klein, s. 120 – 124). Tam-süreli çalışmanın altında
kalacak şekilde esnekleştirilen her çalışma süresi, çekirdek zaman (prime
time) (bütün personelin hazır bulunduğu zaman) ile esnek zaman (marjin time)
(bir kısım personelin hazır bulunduğu zaman) arasında büyük farklılıklara
yol açar. Bu durumda, şayet çalışma saatleri iş sözleşmelerine göre her
birey için farklı uygulanacağından, çalışılan süreyi, gözlemlemek ve kontrol
etmek giderek zor bir hale gelecektir. Bugüne kadar, iş konseyleri genelde
kontrol sistemlerine karşı çıkmıştır ve bu sistemleri güvensizliğin bir
kanıtı ve de insanlık-dışı bir uygulama olarak düşünmüştür.
3.2. Esneklik ve Nitelik Farklılaşması
Esnek çalışma şimdiye kadar Almanya’da sadece hizmet
sektöründe, düşük-nitelikli aktiviteler ve % 90 oranında kadın işgücünün
olduğu işlerde yoğunlaşmıştır. Bununla birlikte, artan bir şekilde, sadece
kısa süreli iş arayanlar ve esnek çalışmayı diğer nedenlerden dolayı arzu
eden yüksek-nitelikli işgücü ile de ilgilidir. Dolayısıyla, esnekliğin,
nitelik açısından yelpazenin iki zıt ucunda yer alan büyük miktarlardaki bir
çalışan kitleyi ve de ortada bulunan küçük bir miktarı ihtiva edeceği
muhtemeldir. Bu ayrıca, teknoloji vasıtasıyla ortaya çıkan iş talebiyle
alakalı olan bazı gelişmelerle de tutarlı olacaktır; örneğin, otomotiv
sektöründe, nisbi olarak yüksek-nitelikli bakım işleri artarken, daha az
nitelik isteyen işler ise azalmaktadır (Springer, s. 48). Bir iş sosyoloğuna
göre, bu gelişme muhtemelen 3 tip çalışan grup ortaya çıkaracaktır: Kendisi
için birçok ayrıcalık talep etme gücünde olan çok nitelikli bir çekirdek
grup; daha az ayrıcalıklı ve tam-süreli çalışanların oluşturduğu bir
birincil periferi grup; ve nihayet kısmi-süreli, geçici veya mevsimlik
sözleşmelerle veya sübvanse edilen bir işte çalışan işçilerden oluşan bir
ikincil periferi gruptur (Watson, ss. 272 / 263). Bu üçüncü gruba girenler,
çekirdek gruptaki işgücüne benzer esnek çalışanlardır, fakat bunlar esnek
çalışmayı arzuladıkları için değil, alın yazgıları olduğu için yaparlar.
3.3. Esneklik ve İş Piyasası Farklılaşması
3.3.’de tarif edilen bu gelişme, iş piyasalarının iki
kola ayrılması sonucunu verebilir (Fürstenberg 1989, s. 39). Bir yandan, bu,
sürekli personel için sürekli iş sonucunu doğuracaktır, fakat diğer
taraftan, işverenlerin değişen taleplerine adapte olma zorunluluğu bulunan
marjinal bir gurubu da meydana getirecektir. Niteliğin farklılaşması sonucu,
ilk iki grup sürekli çalışma imkanına sahipken, ikincil periferi grup ise
marjinal personel haline gelecektir.
3.4. Esneklik ve İşin Yoğunlaşması
Şayet esneklik, işverenin işi ile ilgili olduğu kadar,
işçilerin yaşam ritimleriyle de uyumlu olursa, esnek çalışanlar için iş
yoğunluğu artar. Şöyle ki, işçi normal çalışan meslekdaşına nisbeten, daha
kısa süreli çalışma içerisinde bulunmasına rağmen, üstlendiği işleri
bitirebilmek için daha yoğun çalışmak zorunda kalacaktır. Nitekim, 36 tane
nitelikli kişiyle yapılan bir mülakat, esnekliğin kişiler üzerindeki
etkileri olarak; çalışmanın yoğunlaştığını, iletişim ve işbirliğinin
zayıfladığını, liderlik tipi ile ilgili sorunlar yaşandığını ve performansı
sergilemede zorluklarla karşılaşıldığını (Hörning et al., s. 350)
göstermiştir.
3.5. Esneklik ve İşsizlik
Her ne halde olursa olsun, çalışma saatlerindeki esneklik
hemen hemen bütün durumlarda işçilerin çalışma saatlerindeki bir azalmayı
meydana getirecektir (çalışma sürelerindeki düşüşün ölçülmesi için
-1970-1985- bkz. Fürstenberg 1985, ss. 145-147). Size 5 milyon Alman
işçinin, daha az saatlerle çalışmayı arzuladığı söylendiğinde; siz bu
şartlar altında, esnek çalışmayı işsizliği azaltmada gerçek bir şans olarak
düşünebilirsiziniz. Bu da, sendikaların argümanlarından birisidir (Ursula
Engelen – Kefer, in: UNI – Berufswahl – Magazin 6 / 83, s. 13). Fakat,
işverenlerin fikirlerine göre, esnekleşmeye bağlı olarak, anmaya değer
olumlu bir mesleki etkiden bahsedilemez. Bu, işin yoğunlaşması ile herşeyin
yoluna gireceği anlamına gelmez. Ayrıca, hasılayı artıran herşey, iş
piyasasını rahatlatmak zorunda değildir ve bunun tersi için de aynı şey
sözkonusudur.
4.
Gelişme İçin Bir Şans Olarak Esnekleşme
Nihayet, hem işverenler hem de işçiler, her durumda
olmasa da, genellikle esnek çalışmanın her şeklinin, kendilerinin fayda
sağlayacağını düşünür. Esnek çalışmanın reddi, muhtemelen, azgelişmişliğe
yolaçacaktır.
Azgelişmişlikten kaçınmak için, esnekliğin
gerçekleştirilmesiyle ortaya çıkan iş farklılaşması, fonksiyonelsizliğe
karşı korunmalıdır; ancak, fonksiyonelsizlikten kaçınmak bütün çalışanlar
gayret sarfettiklerinde başarıya ulaşacaktır (bkz. Endruweit, s. 32). Esnek
çalışma en azından Almanya’da şu gerçeği ortaya koymaktadır; yasalar ve
toplu pazarlıklarda ortaya çıkan düzenlemelerin miktarı, sürekli işyeri
seviyesinde yapılan anlaşmalar lehine azalmaktadır. Bu doğrultuda, bir
otomobil şirketi olan BMW’de, 3 yıl içerisinde İş Konseyi ile Yönetim
arasında 87 işletme düzeyinde anlaşma yapılmıştır. Doğrusu, uygulayıcılar
için bütün metinleri bir dosyada ve hepsini ayrı ayrı geçerli şekilleriyle
muhafaza etmek zor olmaktadır. Hatta, devamlı olarak meydana gelen yeni
anlaşmalar dolayısıyla ortak amacı kaybetmemek güçleşmektedir. Çoğu zaman,
esneklik desentralizasyon ve hatta deregülasyon için bir tetik olmaktadır.
Bununla birlikte, esneklik, adalet, eşit muamele veya gelişme dengesi
problemlerinin meydana geldiği bir noktaya kadar yayılırsa, bundan sonra
ismi zikredilen yedi aktöre, ismi “devlet” olarak anılan bir sekizinci
“unsur” katılabilir. Fakat, bütün deneyimler ışığında söylenebilir ki,
devlet gerçekte kendisini bir farklılaşma uzmanı olarak hazırlamamıştır.
Böylece, sonuç olarak şunu tavsiye edebiliriz ki, direkt olarak işin içinde
bulunan aktörler, esneklik ve entegrasyon arasında kuracakları bir balans
yönetiminde başarıya ulaşmak için gayret sarfetmelidirler; bu yolla devlet,
sisteme müdahale etmek için provoke edilmemiş olacaktır.
REFERANSLAR
Bartlett, Alan: Augmenting Employee
Resources: Actions for the 1990's, in: Labour Economics and
Productivity, 2 (1990), pp. 104-119.
Beyer, Horst-Tilo: Arbeitszeitmodelle,
in: Gaugler, Eduard / Weber, Wolfgang (Hrsg): Handwörterbuch des
Personalwesens, 2, Auflage, Stuttgart: Poeschel 1992, cols.
458-471.
Blyton, Paul: Temporal Flexibility:
Some Recent Developments and Some Unanswered Questions, in: The Work
Flexibility Review, 1 (1991), pp. 5-10.
Blyton, Paul: Researching Flexibility,
in: The Work Flexibility Review, 2 (1991), pp. 69-73.
Coser, Lewis: The Functions of
Social Conflict, New York: Free Press, 1956.
Dahrendorf, Ralf: Gesellschaft und
Freiheit, München: Pieper, 1965.
Endruweit, Günter: Von der Gruppenarbeit
zu einem Entwicklungsparadigma, in: Geschichte und Gegenwart,
1989, pp. 22-37.
Fürstenberg, Friedrich: The regulation
or working time In the Federal Republic of Germany, in: Labour and
Society, Vol. 10, No. 2, May 1985, pp. 133-150.
Fürstenberg, Friedrich: Soziale
Konfliktfelder bei der Arbeitszeit - Flexibilisierung, in: Arbeit und
Sozialpolitik, 3/1989, pp. 38-43.
Geer, Rudolf: Einstieg bel Metall
gelungen, in: Der Arbeitgeber, 1986, pp. 78-80.
Hamel, Winfried: Arbeitszeit, in: Gaugler,
Eduard / Weber, Wolfgang (Hrsg.): Handwörterbuch des Personalwesens,
2. Auflage, Stuttgart: Poeschel, 1992, pp. 441-458.
Hörning, Karl W.H. / Gerhard, Anette /
Michailow, Matthias: Probleme mit individuell flexibilisierten Arbeitszeiten
in der Arbeitsorganisation, in: Personal, 9/1990, pp, 350-353.
Keller, Berndt: Aktuelle Trends der
Arbeitspolitik, in: Aus Politik und Zeitgeschichte, B 43/87
vom 24 10.1987, pp. 26-36.
Keller, Berndt: 'Krise' der
institutionellen Interessenvermittlung und Zukunft der Arbeitsbeziehungen:
Flexibilisierung, Deregulierung, Mikrokorporatismus, in: Harwich, H. (Hrsg):
Macht und Ohnmacht politischer Institutionen, 17.
Wiessenschaftlicher Kongress der DVPW, Opladen 1989, pp. 135-157.
Klein, Thomas: Die Durchsetzungschancen
flexibler Arbeitszeit, in: Zeitschrift für Bevölkerungswissenschaft,
9 (1983), pp.109-128.
Merton, Robert K.: Social Theory
and Social Structure, rev ed., Glencoe: Free Press, 1957.
Parsons, Talcott: Societies,
Englewood Cliffs: Prentice-Hall, 1966.
Springer, Roland: Auf dem Weg zur
Facharbeiterbranche?, In: Automobil – Industrie, 1/1991, pp.
47-53.
Werner: Vom Wandel im “System
Arbeit”, Frankfurt: Randstad-Zeitarbeit, 1988.
Watson, T.J.: Sociology, Work
and Industry, London: Routledge & Kegan Paul, 1987.
Wrong, Elaine Gale: Flexible Working
Hours in: The Work Flexibility Review, 1 (1991), pp. 23-26.
|