aliseyyar@sosyalsiyaset.com

 

 

 

Makaleler ;

<<<Uluslararası Sosyal Politika Makaleleri

 

GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE NÜFUSUN İŞG ÜCÜ ARZINA ETKİSİ

 Yard. Doç. Dr.  Cem KILIÇ

Gazi Üniversitesi

Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü

 

        Gelişmekte olan ülkelerde istihdam ve işsizlik sorunları ile işgücünde zaman  içersinde meydana gelen değişmeler ortaya konmadan önce konu ile doğrudan ilgili olan nüfus alanındaki gelişmeleri incelemek gerekmektedir. Nitekim ekonomiye fiilen katılacak sivil işgücünün kaynağını o toplumda meydana gelen nüfus hareketleri oluşmaktadır.

        Bilindiği gibi gelişmekte olan ülkeler hızlı nüfus artışlarının yaşandığı ülkelerdir. Bu yüzden hızlı nüfus artışı ve bu artışın ortaya çıkardığı ekonomik ve sosyal etkiler ilk olarak kendisini istihdam sorunları üzerinde gösterecektir. Dolayısıyla, gelişmekte olan bir ülkede incelemeye tabi olan istihdam ve işsizlik sorunları, esas olarak, nüfus faktörünün ülke içersindeki yapısal özelliklerine göre şekillenecektir.

        Böylece nüfusun yaş grupları itibariyle bünyesi, işgücüne katılma oranları, bağımlık oranları hep nüfus faktörünün etkisiyle şekillenen ve bir ülke içersinde istihdamın yapısal özelliklerini ortaya koyan vasıtalar durumunda kalacaktır.

 

1.       HIZLI NÜFUS ARTIŞI

Gelişmekte olan ülkelerde istihdamın niteliği ve işsizlik sorunu ele alınırken incelenecek konuların başında hızlı nüfus artışı gelecektir. Çünkü bugünün gelişmekte olan ülkelerinin temel karakteristiklerinden birisi bu ülkelere özgü hızlı nüfus artışıdır. İçinde bulunduğumuz yüzyıl içersinde, tarihte daha önce görülmemiş bir şekilde dünya nüfusu yılda % 2 oranında artmaktadır. Günümüzün gelişmiş ülkeleri bu hızlı nüfus artışından uzak bulunmakta iken gelişmekte olan ülkeler bu hızlı nüfus artış oranının üzerine çıkmakta ve gün geçtikçe gelişmekte olan ülkeler açısından bu oranlar artma eğilimi göstermektedir[i].

Tablo 1’de görüldüğü gibi günümüzün gelişmekte olan ülkelerinde nüfus artışı 1970- 1990 yılları arasında 1.1 milyara yakın olmuştur. Bu artış, dünyanın bütün gelişmiş ülkelerini 1984 yılındaki nüfusundan çok daha yüksek oranda gerçekleşmiştir. Diğer yandan sözü edilen bu artış 1984’teki Afrika nüfusunun iki, Latin Amerika nüfusunun ise üç katından fazla olmuştur[ii].

Nitekim içinde bulunduğumuz yüzyılın sonlarına doğru, doğum oranlarındaki artış nedeniyle şu an hayatta bulunan bütün çocuklar çalışma yaşına erişecek, aktif nüfusu genişletecektir. Gelecek yüzyılın ilk yirmi yılında ise, bu durum kendi kendine ancak çok daha yüksek oranlarda tekrarlanacaktır. Bu yüzden de 1980-2000 yılları arasında, bugünün gelişmekte olan ülkelerinin nüfusuna 1.4 milyar insan daha ekleneceği tahmin edilmektedir. Yine bu 1.4 milyarlık artış kaba bir hesapla gelişmekte olan ülkelerin 1950’li yıllardaki toplam nüfusuna eşit olacaktır[iii].

Sonuç olarak gelişmekte olan ülkelerdeki nüfus artışının gelişmiş ülkelerdeki nüfus artışı ile mukayesesi yapıldığı takdirde, bu ülkelerdeki nüfus artış oranlarının çok daha yüksek  bir seviye izlediği görülmektedir[iv].

Nitekim tabloda da görüldüğü gibi gelişmekte olan bölgelerde(Bunlar özellikle Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Aşağı Sahra Afrika ülkeleridir.), 1970-1980 yılları arasındaki nüfus artış oranı %2.8’e ulaşmışken, bu oran gelişmiş Avrupa ülkelerinde yaklaşık olarak %1.5 olarak kalmıştır.

Böylece dünya nüfusunun dağılışında gelişmiş ve gelişme halindeki ülkeler açısından yapılacak bir ayırım, yılların geçmesiyle birlikte ağırlığın büyük bir süratle gelişen ülkeler lehine artacağını göstermektedir.

Gelişmekte olan ülkelerdeki nüfus meselesi olduğundan veya alınması lazım geldiğinden farklı şekilde ortaya konulmaya çalışmaktadır. Gelişmekte olan bir ülkeyi içinde bulunduğu düşük gelişme seviyesinde koruyarak, aile planlaması, doğum kontrolü gibi yollarla doğum artış oranlarını düşürmek konusundaki faaliyetler sınırlı bir takım sonuçları kapsamaktadır

 

TABLO: 1

 YILLAR İTİBARİYLE NÜFUSUN GELİŞMİŞ VEAZGELİŞMİŞ BÖLGELERE GÖRE DAĞILIMI VE  NÜFUS ARTIŞ ORANLARI (1950-2000)

 

 

 

 

 

    Bölgeler

 

 

  1950

           

  1960

 

               

   1970

 

  1980

           

   1990

        

  2000

            

  1950-60

              

  1960-70

           

 1970-80

           

   1980-90

           

 1990-2000

 

 

         Nüfus (Milyon)

 

 

 

 

 

 

 

                            Nüfus Artış Oranları (%)      

 

Düşük Gelirli Asya Ülkeleri (a)

 

     589.0

                   

     716.4

 

    909.2

 

  1.134.5

 

 1.405.9

 

  1.694.2

         

             2.0

 

 

             2.4

 

                          

             2.2

 

                                

                 2.2

                          

                 1.9

Aşağı Sahra Afrika Ülkeleri (b)

  

    169.3

 

    

     212.2

 

 

    272.0

 

 

     359.9

    

    480.1

 

     613.5

             

             2.3

             

             2.5

            

             2.8

                 

                 2.9

 

                  2.5

                                                                                   

Orta Doğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri (c)

      

       74.1

      

       94.1

 

     121.1

 

     159.1

    

    205.6

 

     255.4

              

             2.4

             

             2.6

           

             2.8

             

                 2.6

                                

                 2..2

Doğu Asya ve Pasifik Ülkeleri (d)

     

       80.5

    

    105.8

 

    139.6

 

     175.2

   

     214.3

 

     248.6

            

             2.8

          

             2.8

           

             2.3

              

                 2.0

                                        

            1.5  

Latin Amerika Ülkeleri

 

     154.4

    

    207.9

 

     273.0

 

     354.6

  

     454.3

 

     556.0

           

             3.0

            

            2.8

             

             2.6

              

                 2.5

             

                 2.0

Güney Amerika Ülkeleri

   

      83.1

      

      96.6

 

     111.2

 

     128.6

   

     144.9

 

     160.2

          

             1.5

             

            1.4

            

             1.5

                

                 1.2

               

                 1.0

Bütün Ülkeler

 

  1.150.4

 

  1.443.0

 

  1.826.1

 

  2.311.9

 

  2.905.9

 

  3.527.9

         

            2.3

             

             2.4

          

             2.4

                

                 2.3

             

                 2.0

 

(a)    Dahil Olan Ülkeler: Afganistan, Bangladeş, Bhutan, Burma, Hindistan, Endonezya, Kamboçya,Laos, Nepal, Pakistan

(b)     Güney Afrika Cumhuriyeti Hariç Bölgede Bulunan Bütün Ülkeler

(c)     Sermayesi Artan Petrol İhracatçısı Ülkeler Dışındaki Bölgede Bulunan Bütün Ülkeler

(d)     Japonya Hariç

 

KAYNAK:  World  Bank data, 1989, s. 42.

   World Bnak data, 1997, s. 143.

 

 

 

Hiç şüphesiz yüksek nüfus artışına maruz kalan ülkelerin iktisadi kalkınmalarına yardım etmek, sorunun halledilmesine uzun devrede çok daha sağlam hal çareleri  getirecektir. Sosyo-ekonomik kalkınma diğer alanlarda olduğu gibi nüfus sorunun çözmede de kuşkusuz en önemli faktör olacaktır. Aile planlaması, doğum kontrolü, kısaca nüfus planlaması programları hiçbir zaman sosyo-ekonomik kalkınmanın yerine geçemeyecektir. Bu anlamda nüfus planlaması programları, gelişmiş ülkelerin, askeri, siyasi, ideolojik ve çok hafif olarak iktisadi sebepler yüzünden gelişmekte olan ülkeler üzerinde kurdukları egemenliğin bir aracı durumunda kalacaktır. Bu yüzden nüfus planlaması programlarına, tarım ve sanayi kalkınmasından daha fazla ağırlık vermek bir hata olacaktır[v]. Çünkü hızlı nüfus artışı sosyo-ekonomik faktörleri bağlıdır ve bu faktörler değişmedikçe gelişmekte olan ülkelerin içinde bulundukları hızlı nüfus artışında düşme beklenemeyecektir.

Gelişmekte olan ülkelerde mili hasılanın yeterince arttırılması isteği ve bu ülkelerde görülen hızlı nüfus artışı, iktisadi kalkınma ile nüfus arasındaki etkileşimin temel faktörleridir[vi]. Nüfus artışı sahip olduğu özellikler  yüzünden hem ekonomik gelişmenin bir şartı, hem de gelişmeyi engelleyen veya en azından yavaşlatan bir etki gücüne sahip bulunmaktadır. Bu nedenle kalkınma ile nüfus arasındaki ilişkileri,

·         İktisadi gelişmenin nüfus artışı üzerinde etkileri,

·         Nüfus artışının iktisadi gelişmeyi etkileri olarak iki yönden ele alabiliriz.

Esasında gelişmekte olan ülkelerin bugün karşılaştıkları nüfus artışı problemini gelişme stratejisi içinde ele alıp ortaya koymak ve yeni çözüm yolları arayışı içine girmek zorunlu olmaktadır. Çünkü bugünün gelişmiş ülkelerinin tarih boyunca böyle bir nüfus problemi yaşamamış olmaları bu konuda çözüm yollarının ortaya konmasını engellemiştir.

Ancak günümüzün gelişmekte olan ülkeleri daha önce örneği olmayan bir nüfus artış problemine sahiptir. %2.5-3 gibi oranlarla ortaya çıkan bu nüfus artış problemine karşı gelişmekte olan ülkelerin geliştirebileceği çözümler yetersiz kalmaktadır. Diğer yandan bu ülkelerin hızlı nüfus artışı açısından karşılaştıkları ekonomik gelişme çıkmazı açıktır[vii]. Hızlı  nüfus artışı bir yandan da azgelişmişlik fasit dairesini daha da kuvvetlendirmektedir. Çünkü nüfus artışı etkisiyle tüketici grubunun gittikçe büyümesi, sermaye birikimine yarayacak olan tasarrufları azaltmakta ve gelişmeyi tehdit etmektedir.

Nüfus patlamasına sebep olan ülkelerin, demografik bakımdan ihtiyaç duydukları tek şey doğurganlığı makul bir düzeye indirebilmektir. Fakat doğum oranında azalmanın sağlanması bir anlamda hayat seviyesinin önemli ölçüde yükselmesine bağlıdır. Diğer yandan nüfus baskısı arttıkça, hayat seviyesinde iyileşmenin sağlanması da zorlaşır. Sermaye ile hasıla arasındaki oran eğer üç ise, yani bir liralık hasıla(gelir) elde etmek için üç liralık sermaye yatırmak gerekli ise bu durumda, nüfus artışı % 2 olduğu takdirde, her yıl ilave olan yeni nüfusa da mevcut gelir düzeyinde bir hayat sağlamak için, milli gelirin, her yıl % 6’sını yatırmak zarureti vardır. Eğer nüfus artışı % 3 ise yine aynı amaçla, her yıl mili gelirin % 9’unu vermek gerekir. Nüfus artış hızı ne kadar fazla olur ise, nüfus  ile milli gelir arasındaki ilişkiyi kurmak da o derece zor olur ise, nüfus ile milli gelir arasındaki ilişkiyi kurmak da o derece zor olur. Bu aynı zamanda bir kısır döngüdür[viii].

Düşük nüfus artışının sağlanması ekonomik gelişmenin bir sonucu olacaktır. Doğurganlık oranlarındaki azalmalar ise uzun  devrelerde etkilerini ortaya koyabilmektedir. Bu etkiler yirmi yıl sonra doğan çocuklar 20 yaşına gelip işgücüne dahil oldukları zaman emek arzı üzerinde etkili olabilecektir[ix]. Nitekim doğurganlık oranlarındaki düşme, dolaylı yollardan da kısa devrede emek arzına tesir edebilmektedir. Örneğin doğum oranlarındaki azalmayla birlikte daha fazla kadın işgücü istihdam için elverişli hale gelecektir. Diğer yandan doğurganlık oranlarının düşmesi ile çocukların ve gençlerin okullara devamları daha kolay sağlanabilmekte bu ise işgücü büyüme hızında nispi bir düşüş meydana getireceği için, istihdam meselesinde bir rahatlık ortaya çıkmaktadır.

Konu ile ilgili araştırmacıların bulgularına göre, doğurganlık oranlarındaki düşmeler ancak 20 yılı aşkın bir devre sonunda işgücü hacminde % 5oranında bir düşme sağlayacaktır[x].Mevcut emek arzının tamamını üretici konumunda istihdama sokamayan, işsizlik ve eksik istihdamın yaygın olduğu gelişmekte olan bir ülkede, işgücü hacminde yaratılacak bu daralma önemli sonuçlar yaratabilecek niteliğe sahiptir.

Gelişmekte olan ülkeler açısından ele alınabilecek bir diğer konuda ölüm oranlarındaki hızlı düşüştür. Tarihsel süreç içersinde gelişmiş ülkelerin zirai yapılarını sürdüren azgelişmiş ülkelere bir takım tıbbi yardımlarda bulunmaları, ölüm oranlarında azalmaya sebebiyet vermeleri, bu ülkelerde doğum ve ölüm oranları arasındaki demografik açığın çok büyük çapta genişlemesine sebep olmuştur. Nitekim zirai topluma has yüksek “doğum oranı”, gelişmiş sanayi toplumlarına has düşük “ölüm oranı” ile bir araya gelince nüfus patlaması kaygı verecek boylara ulaşmıştır[xi]. Bu yüzden gelişmekte olan ülkelerde görülen nüfus artışı bu ülkelerde istihdam hacmini, şartlarını belirleyen bir unsur durumunda bulunmaktadır. Nüfusun yaş bünyesi itibariyle tetkiki ise nüfus artışı ile ortaya çıkan istihdam problemlerinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

 

2.       NÜFUSUN YAŞ GRUPLARI İTİBARİYLE BÜNYESİ

 

Genel olarak ele alacak olursak, farklı sosyal, ekonomik ve demografik faktörlerle alakalı bir şekilde, nüfusun yaşlı bünyesi, gelişmiş ekonomilerin; genç nüfus bünyesi ise, iktisaden azgelişmiş ülkelerin ana karakteri biçiminde ortaya çıkmaktadır. Doğal olarak nüfusun ortaya konulan bu bünyesine bağlı olarak, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde, işgücü belirli bir hacim ve yaş bünyesine sahip bulunmaktadır[xii].

İstihdam ve işsizlikle ilgili olarak yapılan inceleme, araştırma ve mukayeselerde nüfusun yaş bünyesi genel olarak üç grup içinde ele alınmaktadır. Eğer nüfusun esas itibariyle çalışan, iktisaden faal olan bölümüyle, ekonomik açıdan bunlara bağımlı ve herhangi bir iktisadi uğraşısı bulunmayan kısmını birbirinden ayırmak istersek, henüz çalışma çağına girmemiş olan 0-14 yaşlarındaki çocukları, çalışma çağında bulunan 15-64 yaşlarındaki yetişkinleri ve nihayet çalışma yaşını aşmış ve çoğu iktisaden bağımlı durumda bulunan 65 + yaşlarındaki insanları birbirinden ayrı üç grupta toplamak gerekir[xiii].

Ancak belirtilen bu üç gruptan her birinde iktisaden  faal ve gayri faal olanlar bulunabilir. Nitekim yaş bakımından esas itibariyle faal ve gayri faal sayılabilecekler arasında tam anlamıyla doğru bir mukayese yapmak zorunda kalındığı zaman, bu üç gruba göre tahlil yapmak amaca uygun düşecektir.

Çünkü, 15-64 yaş grubundakiler faal, diğer iki grupta bulunanlar ise gayri faaldir. 15-64 yaş arasındaki nüfusun genel nüfusa oranı ise çalışabilecek nüfus kütlesinin nispi büyüklüğü hakkında bir fikir verebilecektir.

Gelişmekte olan ülkelerdeki demografik yapının özelliklerinden birisi, daha öncede belirttiğimiz gibi, bu ülkelerdeki doğum oranlarının yüksekliğidir. Yüksek doğum oranları nüfusun yaş itibariyle dağılımına tesir ederek 0-14  yaşlarındaki çocukların nispetini yükseltir. Bu yüzden gelişmekte olan ülkeler geniş tabanlı bir nüfus piramidine sahiptirler. Nüfusun yaş itibariyle  bu şekilde dağılışı, düşük doğum oranının yaşandığı, dar tabanlı bir nüfus piramidi gösteren gelişmiş sanayii ülkeleriyle karşılaştırılınca, faal durumda olabilecek 15-64 yaş arasındaki nüfus grubunun gelişmekte olan ülkelerde belirgin bir noksanlık arz ettiği görülür[xiv].

Gelişmekte olan ülkelerde 15-16 yaş arasındaki grubun, diğer yaş gruplarına oranla eksikliği ve eksikliğin gelişmiş ülkelerle mukayesesi, Birleşmiş Milletler tarafından yapılan ve genel olarak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, toplam nüfus, nüfus artışı ve nüfusun değişik yaş grupları itibariyle dağılımının incelendiği bir araştırmada şu şekilde ortaya konmuştur.

Tablo II’de görüldüğü gibi, Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerde her yüz kişiden ortalama olarak “65-66”sı çalışma çağında iken (15-64 yaş grubu), gelişmekte olan ülkelerde, örneğin Orta Amerika ve Kuzey Afrika gibi bölgelerdeki ülkelerde bu oran minimum olarak %51’e inmekte, diğer azgelişmiş bölgelerde ise maksimum %58 civarın çıkmaktadır. Sonuç olarak, gelişmekte olan ülkelerde bu oran ortalama %55 civarında kalmaktadır[xv].

Yukarıdaki istatistiklerin ortaya çıkarttığı bir başka durum ise, gelişmiş sanayi ülkelerinde  15 yaşından küçük çocukların, gelişmekte olan ülkelere nazaran, ekonomik faaliyetlere çok az katıldıklarıdır. Halbuki gelişmekte olan  ülkelerde, özellikle küçük zirai aile işletmelerinde, çocuklara geniş miktarda iş verilmesi, hala yaygın bir tatbikattır. Nitekim bu ülkelerde, ekonomik yapının zirai karakterlerinin yanı sıra, sanayi ve hizmetler sektöründe zayıf teftiş teşkilatı yüzünden mevcut mevzuatın tam anlamıyla uygulanamayışı, yaygın çocuk istihdamına yol açmaktadır.

Yapılan bu mukayeseler sonucunda ortaya çıkan durum, çalışabilecek yaştaki nüfusun, gelişmiş ülkelere kıyasla  gelişmekte olan ülkelerde nisbi bir noksanlık içersinde bulunduğudur. Bu yüzden “çalışabilecek yaştaki nüfus” bakımından imkanlarım kıt olan ülkelerde işsizlik ve istihdam problemlerinin “belirtildiği kadar önemli olmaması gerektiği” söylenebilir. Ancak bu nüfus sayımları ile tespit edilen açık işsizlik oranları için söz konusu olabilmektedir. Fakat gelişmekte olan ülkelerin demografik, sosyal, ekonomik, kültürel şartları gözönünde  bulundurulduğunda gizli işsizlik  bakımından durum tamamen farklı olmaktadır[xvi].

Nitekim, 15 yaşından küçük çocukların oranı gelişmekte olan ülkelerde toplam nüfusun % 40’ına yakındır. Tablo II’de görüldüğü gibi, bu yaş grubunun oranları Afrika Bölgesi için ortalama olarak % 44’ler civarında iken Asya bölgesinde % 36-38 arasında değişmektedir. Oysa Kuzey Amerika ve Avrupa gibi gelişmiş bölgelerde 15 yaşından küçüklerin toplam nüfus içersindeki payı % 25’lere ancak varabilmektedir.gelişmekte olan ülkelerde nüfusun bu şekilde dağılımı doğum oranlarının ve hızlı nüfus artışının bir sonucu olmaktadır. Bu yüzden hızlı nüfus artışı sonucunda işgücüne katılma oranlarının nasıl bir seyir izlediği belirlenmelidir.

 

3.      İŞGÜCÜNE KATILMA ORANI

Emek arzının en önemli kaynağını oluşturan iktisaden faal nüfusun hacmi geniş ölçüde toplam nüfus miktarına bağlı bulunmaktadır. Nüfusun büyük bir hızla arttığı her ülkede, bu nüfusun büyümesi emek arzı değişmelerine tesir eden en önemli faktördür. Nitekim işgücü seviyesi bir ülkenin insan toplamı olarak potansiyel emek kapasitesini belirtir. Bu nedenle insan miktarı yönünden emek arzı potansiyelini belirleyen, genel nüfus ve çalışma çağındaki nüfus miktarından ziyade işgücünün miktarı ve genel nüfusa oranıdır.

Yine, bilindiği gibi, bir ülkede belirli bir anda genel nüfusun işgücüne katılan nispetine veya işgücü miktarının genel nüfusa oranına ise “işgücüne katılma oranı” denmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde işgücüne katılma oranlarını bilinmesi, bu noktada istihdam ve işsizlik  durumlarının bu ülkeler açısından yorumlanmasına imkan verebilecektir.

Tablo  III’de görüldüğü gibi Asya, Afrika ve Latin Amerika Bölgeleri[xvii], gelişmiş ülkelerin bulunduğu Kuzey Avrupa Bölgesine nazaran nüfus miktarı bakımından yüksek seviyelerde bulunurken, toplam nüfusun çok mahdut bir bölümü işgücünü oluşturmaktadır. Dolayısıyla burada ortaya çıkan sonuç, gelişmiş ülkelere                          

                                                           TABLO : III

             BÖLGELER İTİBARİYLE NÜFUS VE İŞGÜCÜNE KATILMA            

                                                  ORANLARI (1993)

 

 

 

                            İŞGÜCÜ

 

 

 

     BÖLGELER

 

 

 

          NÜFUS

                                    

 

    ADET (MİLYON)

           İŞGÜCÜNE KATILMA ORANI             

                (%)

Afrika

519.0

185.3

35

Asya

1.309.7

505.5

38

Latin Amerika

354.6

110.2

31

Kuzey Avrupa

128.6

54.7

42

 

KAYNAK: BLAUG, Mark, Education and Employment Problem in Developin Countries, ILO, Geneva, 1996, s. 45

                                                                                                                                         Nazaran gelişmekte olan ülkelerde işgücüne katılma oranının düşük seviyelerde bulunmasıdır. Nitekim gelişmiş ekonomilerde nüfusta tespit edilen artış oranından daha fazla bir işgücü artışı kaydedilmektedir. Oysa gelişmekte olan ülkelerde  nüfus hem çalışma yaşındaki nüfustan ve hem de işgücünden hızlı bir şekilde artmaktadır.bunu  sebebi ise, gelişmekte olan ülkelerde toplam nüfus içersinde çocuk ve yaşlı nüfusun gittikçe artmakta olmasıdır.

Nüfus artışı yanında nüfusun yaş ve cinsiyet itibariyle yapısı da işgücüne katılma oranına etki etmektedir. Örneğin gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin tamamında iktisadi faaliyetlere katılan kadın ve erkek yaş gruplarında önemli farklar mevcuttur. Nitekim 20-65 yaş grubundaki erkeklerin, hemen hemen bütün ülkelerde işgücü yüksek bir orana sahip oldukları bilinmektedir. Fakat genç ve yaşlı erkekler bakımından ele alındığı takdirde, özellikle ülkelerin gelişmiş ya da gelişmemiş olmalarına önemli farklılıklar ortaya çıkar[xviii].

Genellikle gelişmekte olan ülkelerde, gelişmiş endüstri ülkelerine nazaran çocuklar, çok daha küçük yaşta ekonomik faaliyetlere katılmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde çocuk işçiler, işgücünün nispeten önemli bir kısmını teşkil ettikleri halde, gelişmiş ülkelerde bunların oranı çok düşük (% 3-4) olarak tespit olunmaktadır. Özellikle işgücü tahlilleri 10-14 yaş grubunu içine alacak şekilde yapılacak olursa bu durum çok daha açık bir şekilde görülecektir. Fakat bilindiği gibi, işgücü istatistikleri uluslar arası mukayeselerde genellikle 15-64 yaş grubunu kapsayacak şekilde tespit edilmektedir. Böylece gelişmekte olan ülkelerin çocuk istihdamı, mukayeseler dışında kalmaktadır. Diğer yandan, gelişmiş ülkelerle mukayese edersek, gelişmekte olan ekonomilerde toplam nüfus içersinde 65 yaş ve daha yaşlıların bulunduğu grup işgücüne daha yüksek oranlarda katılmaktadır. Örneğin, Durand tarafından yapılan bir araştırmada 65 yaştan daha yaşlılar işgücüne katılım oranı gelişmekte olan ülkeler için %78.5 iken bu oran gelişmiş ülkelerde %29.5’tir[xix]. Nitekim bu durum gelişmekte olan ülkelerde mevcut olan kişisel gelirdeki yetersizlikten kaynaklanmaktadır.

Kadınlar bakımından nüfusun işgücüyle olan ilişkisi dikkate alınacak olursa, iktisaden faal kadınlar, işgücüne katılmaları yönünden, bir ülkeden diğerine çok değişmekte, genellikle erkeklerden düşük oranlar göstermektedirler. Kadın oranlarında ülkeden ülkeye karşılaşılan büyük değişiklikler büyük ölçüde dini, sosyal ve örfi adet ve tahavvüllerden kaynaklanmaktadır. Diğer yandan bir ülkedeki işgücüne katılım oranlarının sosyo-psikolojik ve psikolojik bir durum belirten faktör ve tahavvüllere ilaveten etkilemektedir. Örneğin artan gelirlerle beraber ihtiyaçların çoğalması, hayat seviyesinin daha fazla önem verilmesi, kadınların iktisadi bağımsızlık arzuları, özellikle kadınların ekonomik  faaliyetlere katılmalarına ve dolayısıyla iştirak nispetlerindeki değişmelere  yol açmaktadır.

Tablo IV’de işgücüne katılma oranları bir ülkeden diğerine değişiklikler göstermektedir. Bu farklar aynı kıtadaki ülkelere arasında olduğu gibi, değişik kıtalardaki ülkeler arasında da görülmektedir. Ancak hemen hemen bir iki Asya ve Afrika ülkesi istisna edilirse, bütün dünya ülkelerinde kadınların işgücüne katılma oranları erkeklere nazara çok düşüktür.

 

 

TABLO : 1995 YILI İTİBARİYLE DEĞİŞİK ÜLKELERDE İŞGÜCÜNE KATILMA ORANLARI

ÜLKELER

ERKEK

KADIN

ORTALAMA

Asya

 

   Hindistan

40.6

34.4

38.5

 

 Pakistan

52.4

6.3

29.4

 

Tayland

55.1

48.6

51.9

Afrika

 

       Mısır

52.6

11.8

32.2

 

       Tunus

44.4

20.6

32.5

 

Nijerya

42.5

39.4

35.4

Latin Amerika