aliseyyar@sosyalsiyaset.com

 

 

 

Makaleler ;

<<<Sosyal İslam Makaleleri

İSLAM HUKUK DOKTRİNİNDE HAPİS MÜESSESESİ VE MAHPUSLARA YAPILACAK MUAMELE

Yrd. Doç. Dr. H. Mehmet GÜNAY

 

I. HAPİS KAVRAMI

"Hapis" dilimize Arapça'daki "habs" kelimesinden geçmiştir. Masdar olan "habs" sözlükte "tutmak, alıkoymak, engellemek" gibi anlamlar taşımaktadır1.

İlk dönemlerde bir malın özel mülkiyetten çıkarılarak Allah yolunda kullanılmak üzere kamu yararına ayrılması işlemi olan vakfa da "habs-hubus" ve "tahbis" denilmiştir2. Nitekim, bazı İslam hukuku eserlerinde genel olarak vakıf müessesesi için "hapis (habs)" deyimi kullanılmaktadır3.

Hukuk literatüründe ise hapis insan hapsi (habsü'n-nefs) ve eşya, mal hapsi

(habsü'1-ayn) olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır4. İslam hukuku eserlerinde huku­ki bir terim olarak hapsin çeşitli şekillerde tanımı yapılmıştır ki, burada biri geniş öbürü dar anlamda olmak üzere iki tanesini zikretmek yerinde olacaktır:

"Hapis, bir şahsı cezalandırmak veya başka bir maksatla bir yere kapatmak, bir malı bir yerde göz altında bulundurmaktır.”5     

"Bir şahsı kendi başına tasarrufta bulunmaktan men ve alıkoymak; dinî ve sos­yal işlerini yerine getirmek üzere dışarı çıkmasına engel olmaktır"6 . Bu tarifi günümüzün hukuk dili ile kısaca "sanık veya suçluyu belli bir mekanda cebren alıkoyarak şahsi hürriyetini kısıtlamak" şeklinde ifade etmek mümkündür7.

Görüldüğü üzere birinci tanım hem insan hem mal hapsini, ikincisi ise sadece insan hapsini ifade etmektedir. Hapsedilen şahsa veya mala mahbûs veya habis, hapsedilen yere de mahbis, mahbese (hapishane, tevkifhane, cezaevi) denilmekte­dir8. Arapça'da secn kelimesi "hapsetmek" anlamındaki habs kelimesi ile eş anlamlıdır. Sicn ise hapishane manasına gelmektedir ki, bu manada Kur'an-ı Kerim'de geçmektedir9. Bu kökten secin veya mescûn kelimeleri de mahpus karşılığında kullanılmaktadır10.

Bu çalışmada esas itibariyle dar anlamda hapis, yani insan hapsi söz konusu edilecektir ki, bu anlamda hapis, hürriyeti bağlayıcı cezaların en başta gelen türünü teşkil etmektedir.                                                                                                

 

II. HAPSIN HUKUKİ DAYANAĞI

Hapis cezasının tarihi oldukça eskidir. Kur'an-ı Kerim'de Hz. Yusuf’un kıssası anlatılırken zindan hayatına ilişkin bilgi verilmektedir11. Hayasızlık (fuhuş) yapan kadınlarla ilgili olarak gelen ilk ayetlerde de hapis kavramından söz edilmektedir12. Diğer taraftan, yol kesip haydutluk yaparak toplumun huzur ve güvenliğini bozan kişilere verilecek cezalardan söz eden bir ayette, "... yahut yeryüzünden nefyedilmeleri"13 ifadesi kullanılmıştır ki, burada geçen "nefy" kelimesini başta Hanefîler olmak üzere kimi hukukçular hapis cezası olarak yorumlamışlardır14.

Hz. Peygamber (s.a.) sınırlı sayıda da olsa çeşitli suçlardan ötürü hapis cezası uygulamıştır. Kaynakların bildirdiğine göre, Hz. Peygamber bîr suçlama sebebiyle bir adamı hapsetmiş15, cinayetten suçlanan Sumâme b. Üsâle'yi mescidin duvarına bağlamıştır16. Tay kabilesinden Hatem'in kızı, mescidin kapısının yanında hurma dallarıyla çev­rili ve kadınlara mahsus bir odaya hapsedilmiştir17. Benzer şekilde Hz. Peygamber Beni Kurayza yahudilerinden esir aldıkları kimseleri Hâris'in kızının evine hapsetmiştir18 Ayrıca Hicaz bölgesinde bir grup insan arasında tartışma ortaya çıkmış ve bir kişi öldü­rülmüştü. Hz Peygamber (s.a.) bir memurunu göndererek katilleri hapsettirmiştir19.

Diğer taraftan, yerinde değinileceği üzere Hz. Peygamberdin (s.a.), "Ödeme gücü bulunan borçlunun borcunu savsaklaması, onun kişilik haklarına müdahele edilmesini ve cezalandırılmasını helâl kılar"20 hadisinde geçen "cezalandırılma (uku­bet)" ifadesini de bir çok İslam hukukçusu "hapis" olarak yorumlamıştır21.

Hz. Peygamber'den sonra da halife ve kadıların bazı suçluları hapsetmiş ol­dukları çeşitli kaynaklarda yer almaktadır22. Bütün bunlardan İslam hukukunda bazı suçları işleyenleri hapsetmenin caiz ve meşru olduğu sonucu çıkmaktadır. Bu konuda icma 'meydana geldiği de ileri sürülmüştür23. Bununla birlikte İbn Hazm gi­bi, hapsi bir ceza olarak meşru görmeyen bazı hukukçular da yok değildir24.

 

III. HAPİSHANE

Hemen belirtmek gerekir ki, Hz. Peygamber (s.a.) ve ilk halife Ebû Bekir dö­nemlerinde özel olarak yapılmış hapishane binasının olmadığı konusunda İslam bil­ginlerinin ittifakı vardır. Anılan dönemde mahkûmlar, evlerde, mescitlerde, kuyular­da25 ve dehlizlerde (mahzenlerde) hapsediliyorlardı26. Bazı rivayetlerde dört halife döneminde de müstakil hapishanelerin bulunmadığı ifade edilmiştir27. Bununla birlikte, Hz Ömer (r.a)' in Mekke'de Sefvân b. Ümeyye'den dört bin dinara bir ev sa­tan alarak orayı hapishane olarak kullandığı kaynaklarda yer almaktadır28. Bu rivaye­te dayanarak ilk kez hapishane ihdas eden kişinin Hz. Ömer olduğu ileri sürülmüştür29.

Fakat hapishane için ilk defa özel bir yer ihdas eden kişinin Hz. Ali olduğu İs­lam bilginlerince ağırlıklı görüş olarak kabul edilmektedir. Nitekim, değişik kaynaklar Hz. Ali'nin "Nâfi" isminde bir hapishane yaptırdığını fakat bunun pek sağlam olmaması sebebiyle hırsızlar tarafından delinerek içine girildiğini bu yüzden de bazı mahkûmların firar ettiğini bunun üzerine onun "Mahyes (Muhayyis, Muhayyes ya da Serahsî'ye göre mahbis30)" adında taştan ve çamurdan sağlam bir hapishane binası yaptırdığını bildirmektedir31. İlk defa özel olarak bir hapishane ihdas eden kişinin kim olduğu hususunda varit olan bu farklı rivayetler şu şekilde uzlaştırılmaktadır : Hz. Ali hapishane için özel bir yer ihdas edip başlangıçtan itibaren onu hapishane maksadıyla kullanan ilk kimsedir. Hz. Ömer'in yaptığı ise, önceleri ev ve benzeri bir maksatla kullanılan yeri, duruma göre ve geçici olarak hapishane olarak kullan­maktan ibarettir32.

İslam hukukçuları mahkûmların cinsiyetine, yaşına, işlediği suçun niteliğine, sosyal ve hukuki konumuna ve bağlı bulunduğu idari merciye göre değişik hapishane türlerinden bahsetmektedirler33. Sözgelimi, cinayet suçundan mahkûm olanlarla medeni hukuk hükümlerine göre yargılanan mahpusların ayrı mekanlara hapsedilmesi gerektiği vurgulanmaktadır34. Nitekim, bazı kaynaklarda biri vali (sicnü'1-vâlî) diğeri kadı'ya (sicnü'1-kâdî) ait olmak üzere iki çeşit hapishaneden söz edilmektedir35.

Ayrıca İslam hukukçuları bir kişiyi hapsetme yetkisi konusunda idarecilerle kadıları birbirinden ayırmakta ve idarecilerin bu husustaki yetkilerinin daha geniş olduğunu belirtmektedirler36. Anlaşıldığına göre, öldürme, hırsızlık gibi ağır suçlardan mahkûm olanlar valilere ait hapishanelere kapatılmaktadır. Fakat bu hapishanelerde de mahkûmlar suçlarına göre ayrı ayrı yerlere konulmaktadır37. Borcu sebebiyle hapse mahkûm olanların ise genellikle kadılara ait hapishanelerde tutulduğu görülmektedir.

Bu hapishaneler daha az emniyet şartlarını taşımaktadırlar. Ancak İslam hukukçuları, hapse mahkûm olan borçlunun, daha az emniyet şartlarını taşıyan hapishaneden kaçması ihtimal dahilinde ise, tam emniyet şartlarını haiz valilere ait hapishanelere nakledilmesi gerektiğini söylemişlerdir38. Ayrıca siyasi ve askeri tutukluların da ayrı yerlerde ve farklı muameleye tabi olacağı da kaynaklarda belirtilmiştir39.

Diğer taraftan hapse mahkûm edilen kadınlar için özel bir hapishane ihdas edilmesi, bu mümkün olmazsa, kadının güvenilir başka bir kadının yanında veya bir mahremi ile beraber hapsedilmesi gerektiği de kaynaklarda yer almaktadır40. Benzer şekilde, çift cinsiyetli (hünsâ) kişilerin de erkeklerden ve kadınlardan ayrı mekanlara kapatılmasının gereği de hukukçular tarafından vurgulanmıştır41. Bu arada bazı ilini adamları mahkûmları yaşlarına göre de ayırıma tabi tutmanın lüzumu üzerinde durmaktadırlar42.

Klasik İslam hukuku kaynaklarında hapishanelerin yapılış tarzı hakkında açık bir hükme rastlamak güçtür. Şu kadar var ki, hukukçular özellikle borçluların hukukî tasarruflarına engel olacak bir evin, hatta herhangi bir yerin bile hapishane olarak kullanılabileceğini ifâde ederler43. Ayrıca hapishane olarak kullanılan mekanların belli bir konforu taşıması da üzerinde durulan hususlardan biridir44. Nitekim İslam hukukçuları hapishanelerin aydınlatılması gerektiğini45; mahkûmların kapatıldıkları yerin dar olmaması, rahatça yürümek, abdest almak, namaz kılmak için uygun yerler bulunması, onları yazın sıcağından, kışın soğuğundan koruyacak bir nitelikte olması gerektiğini irade etmişlerdir46. Öte yandan hapishane mekanlarının temizliğinin sağlanması da İslam'ın öngördüğü genel ilkeler açısından bir mecburiyet olarak kabul edilmektedir47. Fakat burada belirtmek gerekir ki, hapishane bir ceza infaz yeri olması itibariyle, orada normal bir evde bulunan konforun bulunması da düşünülemez.

Tam tersine buradaki mahkûmların kapatıldığı yerin belli ölçüde mahrumiyetler içinde olması işin tabiatı gereğidir48.

Başlangıçta, mahbuslann idari işleriyle başkent Medine'de halifeler, valiler ve hakimler meşgul oluyorlardı. Kaynaklarda Hz. Ali'nin, yaptırdığı hapishanelerin emniyetinden ve yönetiminden sorumlu olacak bir kişiyi tayin ettiği bildirilmektedir49.

Hapishanelerin yönetiminden sorumlu olacak kişileri ifâde etmek üzere kaynaklarda "vâli's-sicn"50, "sâhibu's-sicn", "sâhibu'1-hırs"51 gibi kelimeler geçmektedir ki, bunlar bugünkü hapishane müdürlerini karşılamaktadır52. Bazı eserlerde ise, "emir"53, "emin"54 "haris"55, "cilvâz" "kâim"56, "hâcib"57 gibi kelimelere rastlanmaktadır. İslam hukukçuları burada geçen "emîr" ya da "emîn" kelimesini "seccân" olarak yorumlamışlardır58. Bu kelime de Arapça'da hapishanelerde görevli gardiyan anlamına gelmektedir59. Diğer kelimeler de hapishanede görev yapan bekçi, polis ve diğer hizmetlileri irade etmektedir60.

Hukukçular hapishane görevlilerinde bulunması gereken vasıfları da saymışlar ve bu görevi yürütecek kişilerin, hayır ehli ve güvenilir61; akıllı, basiretli ve sağduyulu62 ; insaflı ve merhametli63, aynı zamanda bedeni açıdan yeterli olmasını asgari şart olarak ileri sürmüşlerdir64.

İslam hukukçuları, mahkûmların yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarının karşılanması için idarenin alması gereken tedbirleri ve hapishane görevlilerinin yapması gereken işleri de detaylı bir şekilde açıklamışlardır. Araştırmanın boyutunu aşması nedeniyle burada ayrıntılara girilmeyecektir65.

 

IV.HAPSİN ÇEŞİTLERİ

İslam hukukçuları hapsi çeşitli açılardan sınıflandırmaya tabi tutmuşlardır. İslam hukuku kaynaklarında,  hukuki niteliği ve kendinden beklenen gaye bakımından ceza niteliğinde hapis, ihtiyati tedbir niteliğinde hapis ve baskı aracı niteliğinde hapis olmak üzere genel olarak üç ayrı hapis çeşidi üzerinde durulmaktadır:

 

A. Ceza Niteliğinde Hapis (Mahkûmiyet)

Hapis cezası, hakkında had ve kısas cezası öngörülmemiş olan fiiller ve suçlardan bir kısmı için verilmektedir. Bir başka anlatımla İslam hukukunda hapis cezası bir ta'zir çeşidi olarak ele alınmaktadır66.

Bu ceza, hem Allah haklarının hem de şahsî hakların ihlâli sebebiyle söz ko­nusu olabilir67. Nitekim, İslam hukukçuları, suç işlemeyi alışkanlık haline getirenlerin, cinayet işlediği halde çeşitli sebeplerden ötürü had ya da kısas cezası uygulanamayan suçluların, suçlu kimselere yardım ve yataklık yapanların, bilgisiz ve tecrübesiz olduğu halde meslek icra eden tabiplerin, dinden dönenlerin, zındıkların, ehli beytten birine hakaret edenlerin, ashaba şovenlerin, Hz. Peygamber'in ağzından ya­lan uyduranların, bid'at çıkaranların, ehil olmadığı halde yalan yanlış fetva verenlerin, kefaretini yerine getirmeyenlerin, defalarca had cezasına çarptırıldığı halde içmekten vazgeçmeyen içki müptelalarının, kadın ticareti yapanların, zararından endişe edilen homoseksüellerin, hamamlarda avret yerlerini açanların, hırsızlıktan dolayı eli kesildiği halde bu suçu tekrar işleyenlerin, devlet ve kamu malına zarar verenlerin, faizli muameleler yapanların, içki ticareti yapanların, alış-verişte aldatma ve sahtekârlık yapanların, ihtikâr yapanların, dörtten fazla karı ile evlenenlerin, iki kız kardeş ile aynı anda evlenenlerin, vakıf malını satanların, vakıf mallarını hak sahiplerine vermeyenlerin, cizye, haraç, öşür gibi vergileri vermeyenlerin, emaneti inkâr edenle­rin, borçlu olduğu nafakayı ödemeyenlerin, yükümlülüğünü yerine getirmeyen ve killerin, yerine başkasının atanması imkansız durumlarda kaza görevini üstlenmekte kaçınan hakimlerin, mahkeme heyetine karşı gelen veya hakaret eden sanıkların, haksız yere başkası hakkında dava açanların, yalancı şahitlerin, başkası lehine belirsiz bir şeyi İkrar edip bunu açıklamaktan kaçınanların, devlet aleyhine faaliyet yapan müslüman casusların, devlete karsı ayaklanma teşebbüsünde bulunanların ve bu sayılanlara benzer diğer suçları işleyenlerin ta'zir niteliğinde olmak üzere hapis cezası ile cezalandırılabileceğini söylemişlerdir.

Benzer şekilde bazı hukukçular, hakkında niyabetin söz konusu olmadığı namaz, oruç, zekat gibi Allah haklarını yerine getirmekten kaçınanların da hapsedileceğini ileri sürmüşlerdir68.

Diğer taraftan hukukçular, ta'zir niteğindeki hapis cezasının bir başka ceza ile birleştirilerek de verilebileceğini ifâde etmişlerdir. Bu tür hapis cezaları kimi zaman bir had cezasıyla birlikte verilir. Sözgelimi, zina suçundan dolayı yüz sopa cezasına çarptırılan bekâr kişiler ayrıca belli bir süre hapse veya sürgün cezasına mahkûm edi­lebilirler69.

Hapis cezası bazen de, müessir fiillerde ek bir ceza olarak verilebilir. Sözgelimi, yaralama olaylarında eşitliğin imkansızlığı sebebiyle suçluya kısas uygulanamıyorsa "erş"le birlikte, hapis cezası da verilebilir70.

İslam hukukçuları hapis cezasının diğer ta'zir cezalan ile de birleştirilerek verilebileceğini irade etmişlerdir71.

Ta'zir olarak verilen hapis cezasının asgarî ve azamî süresi ile ilgili değişik gö­rüşler ileri sürülmüştür. Kimi hukukçular, hapislik halinin üzerinden bir cuma namazı kılacak kadar sürenin geçmesini asgarî had için yeterli görmektedir. Kimileri ise, bu süreyi bir tam gün ile sınırlandırmaktadır72.

Şafiiler dışında çoğunluğu teşkil eden hukukçular, ta'ziren verilen hapis ceza­sı için azami bir sınır takdir etmeyip bu konuda yetkiyi hakime vermektedirler. Şafiilerden ise bu konuda üç ayrı görüş nakledilmiştir. Bir görüşe göre bu süre altı aydır, ikinci görüşe göre -ki mezhebin meşhur görüşüdür- bir yıldır. Sonuncu görüş ise cumhur gibi bu süreyi hakimin takdirine bırakmaktadır73.

Bu noktada hemen belirtmek gerekir ki, belli suçlara belli sürelerin önceden takdir edilerek bunun kanunlaştırılmasına İslam hukuku açısından engel bir durum da söz konusu değildir74.

İslam hukukçuları bir yıldan aşağı hapis cezalarını hafif, daha yukarı olanları da ağır hapis cezası saymışlardır75. Diğer taraftan Kur'an, Sünnet ve sahabe uygulamasına dayanarak müebbet hapis cezasının da verilebileceğine hükmetmişlerdir76.

Ta'zir niteliğindeki hapis cezasını düşüren sebepler de kaynaklarda detaylı olarak incelenmiştir. Muhpusun ölümü, aklını yitirmesi, tövbesi ve iyi halinin görülmesi, hapsin başka bir cezaya çevrilmesi, af gibi sebepler bu çerçevede tartışılmaktadır77.

 

B. İhtiyatî Tedbir Niteliğinde Hapis (Tutuklama)

İslam hukuku kaynaklarında, işlenmiş bir suçun cezası olarak değil de, güvenlik gerekçesiyle veya sanığın kaçmasını önleme maksadıyla kişilerin hapsinden söz edilmektedir. Bu nitelikteki hapis üç kısımda incelenebilir:

l. Töhmet sebebiyle hapis (Soruşturma hapsi): Töhmet sebebiyle hapis, kendilerine, gerek Allah hakkına, gerekse şahsi haklara ilişkin olarak ağır bir suç isnat edilen şüpheli kişlerin (sanıkların) suçlu olup olmadığı aydınlanıncaya kadar hapsedilmesidir78. İslam hukukçularının çoğunluğu, Maide suresinin 106. ayeti ile Hz. Peygamber'in79 ve sonraki halifelerin uygulamalarını göz önünde bulundurarak, sanığın suçluluğuna delalet eden karinelerin kuvvetli olması, sanığın durumunun meçhul olması ya da şahsiyetinin güven vermemesi gibi gerekçelerle hakimin sanıkları gözaltına almasının meşru olduğunu belirtmişlerdir80. Fakat bu hukukçular töhmet sebebiyle tutuklamanın ancak tehlikeli cinayet suçlarından sanık olanlar için söz konusu olduğunu, buna karşılık mali suçlar ile ta'zir gerektiren suçlarda bunun caiz olmadığını söylemişlerdir81. Bununla birlikte ortada ispat edilmiş bir suç bulunmadığı için aslî berâet ilkesinden hareketle sanığın tutuklanmasını uygun görmeyen hukukçular da vardır82.

Sanığın ihtiyati tedbir olarak hapsedilmesini kabul edenler de bu şekilde hapis yetkisinin kime ait olduğu hususunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Kimi hukukçular bu yetkinin sadece valiye yani yürütme organına ait olduğunu ileri sürerken, kimisi de hem valinin hem de hakimin bu yetkiye sahip olduğu içtihadında bulunmuşlardır83.

Hapsedilen sanığa ilişkin olarak, davanın selameti için görevinden azledilmesi, kelepçelenmesi (bağlanması), kendisine yemin verdirilmesi, başkasıyla görüşmesine ve haberleşmesine engel olunması, dövülmesi, itiraf için baskı yapılması, tutukluluk süresi ve suçsuzluğunun anlaşılması halinde mağduriyetinin tazmini gibi hukukçuların yer darlığı sebebiyle ayrıntılarına giremeyeceğimiz- değişik görüşleri vardır84.

2. Güvenlik tedbiri olarak hapis: Serbest bırakılması halinde suç işleme tehlikesi taşıyan, topluma zarar vermesi kuvvetle muhtemel olan kişilerin bu zararlarını önlemek ve kamu menfâatini korumak gerekçesiyle tutuklanması, bu çeşit hapis müessesesini ortaya çıkarmıştır. Tariften de anlaşılacağı gibi güvenlik amaçlı tutuklamada tutuklanan şahsa yöneltilmiş bir suçlamanın bulunması şart değildir85.

İslam hukukçuları, suç işlemeyi alışkanlık haline getiren ve serbest dolaşması halinde insanlara zarar vermesi kuvvetle muhtemel olan kişilerin tövbe edinceye veya düzeldiği anlaşılıncaya kadar hapsedilmesini, nazarı kuvvetli olanların zararını önlemek için hapsedilmesini, isyana katılmasını önlemek için asilerin hanımları ve çocuklarının hapsedilmesini, haklarındaki nihai karar verilinceye kadar harp esirlerinin hapsedilmesini güvenlik tedbiri niteliğinde hapse örnek göstermektedirler86.

3. Başka bir cezanın infazı için hapis: İşlediği herhangi bir suçtan ötürü -celd, recm, kısas gibi- hüküm giyen bir suçlunun cezasının infazı hastalık, hamilelik, nifaslık, emzirme, sarhoşluk, yaralılık, velinin yokluğu gibi çeşidi sebeplerle ertelenebilir. Bu şekilde cezasının infazı gecikmiş bulunan suçluların kaçması imkân dahilinde ise, cezanın infazına kadar hapiste tutulması caizdir87.

 

C. Zorlayıcı Hapis (Baskı Aracı Niteliğinde Hapis)

İslam hukukunda, borcunu ödemeden kaçınan borçlular için haciz, hacir gibi cebri icra tedbirleri öngörülmüştür. Ayrıca bir de borç için hapis müessesesi kabul edilmiştir.

1. Hukukî dayanağı:, Normal yollarla alacağını tahsil edemeyen alacaklının mahkemeden talepte bulunması ve diğer şartların da tahakkuk etmesi durumunda borçlunun hapsi İslam hukukçularının çoğunluğu tarafından meşru görülmüştür88, Bu görüş esas itibariyle daha önce zikredilen "Ödeme gücü bulunan borçlunun borcunu savsaklaması, onun kişilik haklarına müdahale edilmesini ve cezalandırılmasını helâl kılar."89 anlamındaki hadise dayanmaktadır. Nitekim bu hadiste geçen "ukubet (cezalandırılma)" kelimesini, Şürayh, Şa'bî, Ebû Ubeyd, Ubeydullah Îbnü'1-Hasen gibi bazı bilginler "hapis" şeklinde yorumlamışlardır. Hanefî, Maliki, Şafiî ve Hanbelî mezhepleri de bu görüşü almışlardır. İbn Teymiyye ve İbn Kayyim'in tercihleri de bu doğrultudadır90.

Buna karşılık Ebû. Hureyre, Ömer b. Abdülaziz, Leys b. Sa'd ve Hasan el-Basri gibi bazı bilginlere göre de hadisteki "ukubet1* (cezalandırma) ile "hapis" değil,"şahsî takip (mülâzeme)" kastedilmektedir. Bu yorumu dikkate alan bilginlere göre ne Hz, Peygamber, ne de ondan sondaki raşid halifeler hiçbir zaman borç sebebiyle hapis yoluna başvurmamışlardır. Bunun yerine borçlunun mallarını haczederek cebri şans yoluna gitmişlerdir91.

Tekrar vurgulamak gerekir ki, borçlu kişilerin hapsedilmesini meşru görenlere göre, borçluya uygulanacak bu hapis, bir mali haklan ihlalini karşılayan bir ceza değil, ifayı sağlamaya yönelik zorlayıcı bir tedbir niteliğindedir92.

2. Hapsi gerektiren borçlar: İslam hukukçuları borçları çeşidi kısımlara ayırmışlardır: Kefalet, peşin mehir, bedel-i hul' gibi bir sözleşmeden doğan borçlar; yakınlık nafakası, itlaf edilen bir malın tazmini gibi bir sözleşmeye dayanmayan ancak ödenmesi mecburi olan borçlar ve satılan bir malın bedelinde olduğu gibi mali ivazlardan doğan borçlar vs. Anılan borç çeşitlerinden hangilerinin hapis için gerekçe oluşturduğu hangilerinin oluşturmadığı konusunda hukukçuların farklı ve detaylı görüşleri vardır93. Bu arada cizye, haraç, zekât, keffaret gibi kamu borçlarını ödemeyen kimselerin hapsedilip hapsedilemeyeceği de doktrinde tartışılmıştır94.

Borç nedeniyle hapsin uygulanabilmesi şartlarından birisi, borçlunun borcunu ödeyecek durumda (musir) olmasıdır. Ödeme imkânı bulunmayan borçlum (mu'sir) hapsedilemeyeceğinde İslam hukukçuları görüş birliği içindedirler. Zira borçlunun ödeme gücü yoksa ona bu gücü kazanıncaya kadar süre verilmesi gerekir ki, bu hüküm Kur'an-ı Kerim ayetiyle sabittir95.                                             

Bir başka şart, borçlunun hapsi için alacaklının talepte bulunmasıdır96. Ayrıca borcun ödeme zamanının da gelmiş olması gerekir. Zira vadeli borçlardan dolayı hiç kimse hapsedilemez97.

İslam hukukçuları borçlunun hapsi konusunda, borç miktarı ile hapis süresi arasında bir orana kurmayıp, az miktardaki bir borç için bile hapsi caiz görmüşlerdir98 . Bu, onların hapsi cezalandırma değil, ödemeye zorlama aracı olarak görmeleri ve içtimai ve ticari ahlâkı korumaya ayrı bir önem vermiş olmaları ile açıklanmaktadır99.

3. Borç sebebiyle hapsi istenebilecek kişiler: Kaynaklar alacaklının talebi halinde kadınların hapsedilebileceğini bildirmektedir. Bu konuda alacaklının kendi karısı ile yabancı borçlu kadınlar arasında fark yoktur100. Benzer şekilde koca da hem karısına, hem de başkalarına olan borcundan ötürü hapsedilebilir101.

Borçlu akrabalar da borcu yüzünden hapsedilebilirler. Hatta evlat da ana-babasına olan borcundan dolayı hapsedilebilir. Fakat bunun tersi caiz değildir. Yani baba, evladına olan borcundan dolayı hapsedilemez. Bunun Kur'an'daki "ana-babaya iyilikle muame" emriyle102 bağdaşmadığı belirtilmektedir103. Ancak baba çocuğuna karşı nafaka görevini yerine getirmekten kaçınıyorsa bu takdirde hakimin onu hapsedebileceği belirtilmektedir104.

Diğer taraftan İslam hukukçularının çoğu genel olarak çocukların hapsim caiz görmemektedir. Onların bunun yerine te'dip edilmeleri gerekir105. Müslüman kişi ister zimmî, ister harbî, isterse müste'men olsun gayri müslime olan borcundan dolayı hapsedilebilir Zira, hapsin gerekçesi olan haksızlık onlar için de gerçekleşmiş olabilir106.

4. Borçlunun hapis süresi: Borç sebebiyle hapse atılan borçluların ne kadar süre ile hapiste kalacakları İslam hukukçuları arasında ihtilaf konusu olmuştur. Bu süreyi bir ayla sınırlayanlar olduğu gibi, iki ay, üç ay, dört ay hatta altı ay diyenler de bulunmaktadır. Bazıları da hapislik halinin borç ödeninceye kadar sürmesi gerektiği içtihadında bulunmuştur. Kimi hukukçular ise, bu sürenin hakimin takdirine bırakılması görüşünü ileri sürmüştür ki, bizce en isabetli görüş budur107.

Burada eklemek gerekir ki, borçlunun hapsine ilişkin hükümler genel olarak müflis için de aynen geçerlidir. Bununla birlikte bazı hususlarda müflis için özel hükümler de konulmuştur108.

Bu konu ile ilgili son olarak şu bilgiyi de aktarmak yerinde olacaktır: Borcunu ödemeyen borçlunun hapsedilmesi şeklindeki uygulama Avrupa'da geçen asrın ikinci yarısına, ülkemizde de 1929 tarihine kadar devam etmiştir. Günümüzde, borçlu borcun yerine getirilmesinden esas itibariyle, sadece "mal varlığı" ile sorumludur. Yoksa, alacaklı, borcun ifasını sağlamak için, kural olarak, borçluyu hapsettiremez.Bir başka deyişle, bugün borçtan "şahıs ile sorumluluk" genel olarak söz konusu değildir109

 

V. MUHPUSLARA YAPILACAK MUAMELE
A- Mahpusların Sağlığı ve Güvenliği

Mahpusların beden, ruh ve akıl sağlıklarının korunması için gerekli tedbirleri almak yönetim üzerine düşen önemli bir görevdir. Çünkü sağlık açısından mahpuslarla diğer insanlar arasında esas itibariyle bir fark yoktur- Bunun için yukarıda da belirtildiği üzere, hapishane binalarının belirli sıhhat şartlarını haiz olması gerekmektedir. Ayrıca hapishanelerde yeteri kadar sağlık personelinin bulundurulması da şarttır110.

Bu çerçevede hasta borçluların hapsedilip hapsedilemeyeceği de doktrinde tartışılmaktadır, İslam hukukçularının çoğunluğuna göre, hastalık hali hapse engel bir durum değildir. Şafiîlerden nakledilen iki görüşten biri de aynı doğrultudadır. Mezhepçe muteber sayılan diğer görüşe göre ise hasta borçlu hapsedilemez. Fakat cinayetten sanık olan hastaların hapsedileceği ittifakla kabul edilen hususlardandır111.   

Hapishanede hastalanan mahpusların hapishane içinde tedavisi mümkün ise, dışarı çıkarılamaz112. Muhpusun hastalığı ağır olup hapishanede, de tedavisi mümkün değilse bu takdirde tedavi amacıyla dışarı çıkarılıp çıkarılamayacağı konusunda hukukçuların farklı görüşleri vardır. Ancak genel temayül bir kefille dışarı çıkmasına izin verilebileceği yönündedir113.

 

B. Mahpusların Dini Görevlerini İfâsı

Mahpuslar beş vakit namaz, oruç gibi dini ibadetlerini hapishanede rahatlıkla eda edebilirler Bununla birlikte, hukukçuların ekserisine göre, mahpusa, cuma, bayram ve beş vakit namazları hapishane dışındaki bir mescitte eda etmek ve hac farizasını ifâ etmek üzere izin verilemez114. Diğer taraftan İslam hukukçuları mahpusların abdest, namaz, oruç, zekât ve hac ibadetleri ile ilgili bazı hususlarda özel hükümler öngörmüşlerdir115. Ayrıca, mahpusa, usul ve fürûundan birinin vefat etmesi halinde cenazesinin teçhiz ve tekfiniyle meşgul olmak, cenaze namazını kılmak üzere ya bunların ağır bir şekilde hastalanması durumunda tedavisini yapmak üzere izin verilip verilmeyeceği doktrinde tartışılmaktadır116.

 

C- Mahpusların Çalıştırılması

Hemen belirtmek gerekir ki, İslam hukukçuları, mahpusların zorla çalıştırılamayacağı, eziyet olsun diye ayakta tutulamayacağı, güneşin altında durdurulamayacağı konularında hemen hemen ittifak halindedirler117.

Mahpusun hapishanede kazanç sağlamak üzere mesleğini icra edip edemeyeceği ise doktrinde tartışılmıştır. Kimi hukukçular mahpusa bu konuda izin verilmesi gerektiğini savunurken, kimileri de sıkışarak borcunu bir an evvel ödemesini temin amacıyla, burada mesleğini icra edemeyeceğini ileri sürmektedirler. Bazı hukukçuların görüşü ise bu konuda takdir yetkisinin hakime bırakılması yönündedir118.

 

D. Mahpusun Cinsî İhtiyacının Karşılanması

Mahpusun eşiyle cinsi beraberliğine imkan verilmesi hususunda İslam hukukçularından üç ayrı görüş gelmektedir.

1-Mahpusların eşiyle cinsi beraberliğine izin verilemez. Bu görüş taraftarlarına göre, buna izin vermek, hapisten beklenen gayeye aykırıdır. Zira, mahpusun bu şekilde nimet içinde zevk ve sefa sürmesi hapsin sıkıştırma ve baskı altına alma amacıyla bağdaşmamaktadır. Üstelik, cinsi beraberlik, yemek, içmek gibi temel ihtiyaçlardan değildir. Maliki mezhebi ile bazı Hanefî ve Şafiîlerin bu kanaatte olduğu belirtilmektedir119.

2-  Hapishanede kimsenin muttali olamayacağı bir mekanda mahpusun eşi ile cinsi beraberliğine engel olunamaz. Fakat zikredilen şekilde fiziki şartların uygun olmaması durumunda buna izin verilemez. Bu görüşü savunanlara göre, mahpusun yeme içme gibi tabii ihtiyaçlarının yerine getirilmesine nasıl engel olunamıyorsa, bunun gibi cinsi ihtiyacının yerine getirilmesine de engel olunamaz. Çünkü sahip olduğu bu temel hakkın iptalini gerektirecek bir durum söz konusu değildir. Hanbelî mezhebinin görüşü bu doğrultudadır. Hanefîlerin çoğunluğu da bunu desteklemektedir. Bazı Şafiîlerin kanaatinin de bu yönde olduğu bildirilmektedir120.

3-  Mahpusun eşiyle cinsi beraberliğine kural olarak engel olunamaz. Bu onun yasal bir haktır. Ancak kamu menfaatinin gerektirdiği bazı hallerde hakimin bu hakkı sınırlandırma yetkisi vardır. Kimi Şafiî hukukçularının görüşü bu doğrultudadır121.

Bu noktada hemen hatırlatmak gerekir ki, cinsi beraberliğe imkân tanıma konusunda erkek mahpus için geçerli olan hükümler kadın mahpuslar için de aynen varittir122.

 

E. Mahpusların Islahı

Mahpusların hapis süresince birtakım mahrumiyetlere ve ıslah edici/eğitici programlara tabi tutulması uygun görülmekte, hatta tavsiye edilmektedir123. Bununla birlikte, İslam hukukunda mahpusların te'dibi, hallerini düzeltmek, onları topluma yeniden kazandırmak amacına yöneliktir. Yoksa, onları aşağılamak, telef  etmek, insanlık onurlarını rencide etmek asla caiz değildir. Bu yüzden, İslam hukukçuları gerek mahpuslara gerekse başka kısanlara, kulak, burun gibi organlarının kesilmesi, tırnaklarının sökülmesi, kemiklerinin kırılması gibi işkencelerin yapılmasını kesinlikle meşru görmemişlerdir124. Nitekim Hz. Peygamber'in "müsle"yi açıkça yasakladığı bilinen bir gerçektir125.

Benzer şekilde, mahpusların yüzlerine ve ölüm riskinin fazla olduğu yerlere vurulması, kızgın şeylerle dağlanması, suya batırılması, aç ve susuz bırakılması, soğukta ve kızgın güneşin alanda tutulması, çıplak bırakılması, abdest, namaz gibi ibadetlerine engel olunması, söğülmesi, hakaret edilmesi, sakalının tıraş edilmesi gibi eski dönemlerde var olan işkence türleri kesinlikle yasaklanmıştır. Kısaca mahbusun hayatına kasteden ve vücut bütünlüğüne yönelik olan her türlü hareket haram kılınmıştır126,

Bununla birlikte mahpusları suç işlemekten caydırmak, suç ve suçlulara karşı toplumu himaye etmek amacına yönelik olarak mahpusların te'dibi ve ıslahı için hakim ve idarecilere birtakım yetkiler tanınmıştır. Ancak bunun hukukun genel ilkeleri çerçevesinde kalması ve insan onurunu zedelemeyecek ölçüde olması şart koşulmuştur. İslam hukuk doktrininde bu bağlamda tartışılan konular arasında mahpusların azarlanması, saçının kesilmesi, yüzünün karalanması, dövülmesi, boynuna halka geçirilmesi, görüşmelerine sınır getirilmesi, cuma, bayram ve cenaze namazları ile cemaate namaz gibi birtakım ibadetleri yerine getirmek üzere hapishane dışına çıkmasına izin verilmemesi, yemek öğünlerinin azaltılması, hapishane içinde çalışmasına izin verilmemesi, eşi ile cinsel münasebetine engel olunması, hücre cezası verilmesi, başka hapishanelere nakledilmesi gibi meseleler bulunmaktadır127.

 

F. Mahpusların Hukukî Tasarrufları

İslâm hukukunda kural olarak hapislik hali kişinin eda ehliyetini sınırlayan bir ehliyet arızası sayılmamakta, tam tersi hap solan kişinin hukukî kişiliğinin devam ettiği kabul edilmektedir128. Bununla birlikte, hapislik halinin niteliği gereği mahpusun bazı kısıtlamalara maruz kalacağı da bir gerçektir. Bu açıdan mahpusun hukuki tasarruflarını iki gruba ayırarak incelemek yerinde olacaktır:

1. Malî tasarrufları: Mahbusun alış-veriş, hibe, sadaka, vakıf, başka alacaklılar lehine ikrar gibi hukuki tasarruflarına engel olunamaz. Dolayısıyla yaptığı bu işlemler geçerli kabul edilir. Alacaklıların bunları iptal etme yetkisi yoktur129. Borçlu, kendine, ailesine ve akrabalarına da infakta bulunabilir. Bu konuda ona hiçbir müdahalede bulunulamaz130. Şu kadar var ki, mahpus şayet mali yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle hap solunmuşsa, alacaklıların haklarını korumak bakımından aleyhte olabilecek bazı tasarruflarına birtakım kayıtlar konabilir. Hatta bu nitelikteki bir mahpusun yeme, içme gibi konularda aşırı harcama yapmasına dahi engel olunabileceği kanaatini taşıyan hukukçuların bulunduğu bilinmektedir131.

2. Medenî tasarrufları: Evlenme, boşanma, nafaka, velayet, miras gibi konularda mahpus ile normal kişiler arasında kural olarak bir fark yoksa da bazı noktalarda özel hükümler öngörülmüştür. Örneğin, hapislik kişinin çocukları üzerindeki babalık, eşi üzerindeki kocalık haklarını prensip olarak düşürmediği, dolayısıyla hapis halinin evlilik akdinin sona ermesi için bir sebep oluşturmadığı hususunda bütün mezhepler birleşmekle birlikte Maliki mezhebine göre bir yılı aşkın hapislik durumunda kadın için boşanma davası açma hakkı doğmaktadır132

Öte yandan, İslam hukukçuları mahpusun çocuğu üzerindeki velayet hakkının, kendisine kolayca danışılma imkanı bulunmadığı durumlarda, bir sonraki asabeye intikal edeceğini belirtmişlerdir133.

 

G.  Mahpusların Harcamaları

Toplumun asayişini, huzur ve güvenliğini sağlamak, bunun için gerekirse tutuklama ve hapsetme dahil birtakım cezai müeyyideler uygulamak devletin hem hakkı hem de vazifesidir. Dolayısıyla hapsetme, kamu hizmetinin bir çeşidi olarak ele alınmalıdır. Bu hizmeti yerine getirmek üzere hapishaneler tesis edilmesi ve bunların genel giderlerinin, bir kamu harcaması olması dolayısıyla, devlet hazinesince karşılanması kadar tabii bir şey olamaz. Nitekim çeşitli kaynaklarda bu olgu açıkça dile getirilmektedir134.

Doğrudan doğruya mahpuslara yönelik harcamalara gelince, bu konuda İslam hukukçularının iki gruba ayrıldıkları görülmektedir. Bir grup mahpusların özel harcamalarını kendilerinin karşılaması, buna güçleri olmadığı takdirde beytülmâlce karşılanması gerektiğini söylemektedir, ikinci grup ise, mahpusların bütün masraflarının beytülmâl üzerine düştüğü görüşündedir135.

Baştan beri yapılan açıklamalardan anlaşıldığı üzere İslam hukukunda hapis, bazı durumlarda başvurulması meşru kabul edilen bir usuldür. Bu usul, kimi zaman bir ceza, kimi zaman bir baskı aracı, kimi zaman da ihtiyati tedbir niteliğinde olarak uygulanmaktadır. Ceza niteliğinde hapis, hürriyeti bağlayıcı bir ceza olarak had ve kısas dışında kalan ta'zir nevinden birtakım suçlar için öngörülmektedir.

Roma hukuku kaynaklı Ban hukuk sistemlerinde hapis cezası hemen bütün suçlar için uygulanan asli bir ceza niteliğindedir. İslam hukukunda ise toplum düzenini derinden sarsan, insanlık için büyük tehlike arz eden örneğin, adam öldürme ve yaralama ile had gerektiren suçlarda hapis değil, kısas ve had cezalan öngörülmektedir.                                                                                                                  

İslam hukukunda hapis cezasının temel bir ceza şekli olarak benimsenmemiş olmasının muhtemel sebepleri arasında, hapis cezasının önemli bazı mahzurlar ihtiva etmesi ve uzun vadede ciddi birtakım sorunlar ortaya çıkarmasıdır. Sırası gelmişken bunlardan birkaçına işaret etmek faydalı olacaktır136:

1. Hapis, çalışabilecek durumdaki birçok kişinin atıl kalmasına ve dolayısıyla üretime katkı sağlayacak büyük bir işgücünün kaybolmasına sebep olmaktadır. Mahpusların harcamalarının, devlet bütçesine ağır bir yük oluşturduğu da bilinen bir gerçektir.

2. Uygulamalar, hapis cezalarının, cezalandırmadan beklenen caydırıcılık gücüne tam olarak sahip olmadığını, dolayısıyla cezalandırma gayesini gerçekleştirmede yetersiz kaldığını göstermektedir. Nitekim, farklı suçlardan mahkûm olan kişileri bir arada hapsedilmeleri, hatta kimi zaman gerçekte suçlu bile olmayan kişilerin suçlular arasında yaşamak zorunda almaları, mahpusların ıslah olacak yerde şahsiyetlerinin daha da bozulmasına ve hapishanelerin adeta suç okulu haline gelmesine yol açabilmektedir.

3. Çok sayıda mahpusun bazı mahrumiyetler içinde bir arada yaşamak zorunda kalması çeşitli bedeni, akli ve ruhi hastalıkların ve kimi zaman bazı çarpık ilişkilerin yaygınlaşmasına zemin hazırlamaktadır.

4. Diğer taraftan bu durum bazen hapishane dışına da yansıyabilmektedir. Nitekim bir ailenin reisi veya hamisi durumundaki bir şahsın hapishaneye düşmesi halinde  hapislik durumu, cezanın şahsiliğini asıp mahkûmun ailesinin zarar görmesine yol açmaktan başka, korumasız ve otoritesiz kalan aile bireylerinin kötü yollara düşmesine de sebebiyet verebilmektedir. Netice itibariyle, aslında suçsuz olan aile bireyleri de cezalandırılmış olmaktadır.

5.  Hadiseler göstermiştir ki, suç işleme oranı gelir seviyesi düşük kesimlerde daha yüksektir. Bunun çok çeşitli sebepleri arasında kimi fertlerin hapishaneyi sığınacak bir liman, bir barınak olarak görmeleri de sayılabilir. Zira, aç susuz sokaklarda hür olarak yaşamaktansa hiç olmazsa karnının doyurulduğu ve kışın soğundan korunduğu bir hapishanede kışı geçirmeyi tercih edenler toplumda daima bulunacaktır.

6. Hapis, şahsî sorumluluk bilincini yok etmektedir. Gerçekten de çalışmayan ve bütün ihtiyaçları başkası tarafından karşılanan mahpuslar tembelliğe alışmakta ve Çoğunlukla hapishane dışına çıkıp çalışma hayatına atılmak onlara zor gelmektedir.

7. Hapis konusunda şöyle bir ikilem de söz konusudur: Muhpusa kan ve sert davranılması halinde bu onun topluma karşı kin ve nefretle dolmasına ve suç işleme potansiyelinin gelişmesine yol açacak, dolayısıyla cezalandırma amacına ters düşecektir. Kendisine iyi muamele yapılması halinde de örneğin cinayet gibi büyük bir suç işlemiş  bir kişiye verilecek ceza suça denk olmayacak, dolayısıyla adalet temin edilemeyecektir. Bu noktada suç mağdurlarının adaletten şüphe duymaları da ayrı bir olumsuzluk olarak ortaya çıkmaktadır.

8. İslam'da birçok ibadetin eda edilmesi hürriyet şartına bağlanmıştır. Oysa yapılan açıklamalardan anlaşıldığı üzere hukukçuların çoğu> mahpusun cuma namazı, bayram namazları ve hac gibi ibadetleri yerine getirmek üzere dışarı çıkmasına izin verilemeyeceği görüşündedir. Bu nedenle ibadet hayatını olumsuz yönde etkileyen hürriyeti bağlayıcı cezaların kapsamının olabildiğince daraltılması İslam'ın özüne de uygundur.   

Sayılan bu mahzurlardan, dolayıdır ki bir kısım çağdaş İslam hukukçusu, Kur'an'da yer almadığını da dikkate alarak hapis cezasının İslam'ın öngörmediği bir cezalandırma yöntemi olduğu görüşünü ileri sürmektedirler137. Ancak, kanaatimizce bir şeyin Kur'an'da yer almamış olması İslam’a aykırı olduğu anlamına gelmemektedir. Tam tersi, İslam hukuku kurallarının belki de büyük çoğunluğu, genel nitelikli naslar ve prensipler ışığında, tarihî şartlara, örfe ve toplumun ihtiyaçlarına göre yapılan içtihatlar ve verilen fetvalarla belirlenmiştir. Kaldı ki, İslam hukukunun hapse, genel ceza sistemi içerisinde verdiği yer ve değer dikkate alındığı ve uygulama bu ilkeler çerçevesinde geliştirildiği takdirde anılan mahzurlar büyük ölçüde giderilmiş olacaktır.      

 

DİPNOTLAR

 

1 “Haps"in sözlük anlamlan için bkz. Cevheri, es-Sıhâh, III, 915; İbn Manzûr, Lisânü'1-arab, VI, 44 vd.; Muttanzî, el Muğrib, I, 176-177.                                  

2 İbn Manzûr, Lisânü'1-arab, VI, 44-45; Bilmen, a.g.e, IV, 284; "Habs", el-Mevsû'atü'l fikhiyye, XVI, 283-284.                                                                             

3 Örnek olarak bkz. Malikb. Enes, el-Müdevvene, IV, 341.                      

4 Kasanı, Bedâ'i, VII, 173.                    

5 Bilmen, Kamus, III, 14; Atar, İslam İflas ve İcra Hukuku, s. 227.

6 Kasanı, Bedâ'i, VII, 174; İbn Teymiyye, Fetâvâ, XXXV, 398; İbn Kayyim, et-Turuku'1-hukmiyye, s. 102.

7 Bardakoğlu, "Hapis", DİA, XVI, 54,

8  İba Manzûr, Lisânü'1-arab, VI, 44 vd.; Bitmen, Kamus, III, 14.

9 Bkz. Yûsuf 12/33, 36, 39, 41, 42, 100.

10 Bkz. İbn Manzûr, Lisânu'l-arab, XII, 203; Fîrûzabâdi, el-Kâmûsu'l-muhît, III, 235.

11 Yusuf 12/33-42.

12 Nisa/15 16

13 Maide 5/33

14 Bkz. Serahsî, el-Mebsût, XX, 88; Kasanı, Bedâ'i, VII, 95; Merdâvî, el-İnsâf, X, 298; Kurtubî, el-Cami', VI, 153; İbnü'l-Hümâm, Fethu'l kadir, VI, 375; Baberti, el-İnâye, VI, 375; Bilmen, Kamus, III, 33; "el-Habs", el-Mevsû'atü'1-fıkhiyye, XVI, 284; Sirâc, "Ukûbetü's-sicin, s.14-15. Bütün görüşleri topluca görmek için bkz. Vâilî, ahkâmü's sücûn, s. 17-30

15 Ebû Davud, Akdiye, 29; Tirmizi, Diyât, 20; Nesâî, Kat'u sârık, 2.

16 Buharı, Husûmet, 6-7.

17 Kettani, et-Terâtîbu'1-idâiyye (Özel), II, 58

18 İbnu'1-Esîr, el-Kâmil II, 186; Kettânî, a.g.e., II, 53

19  îbnu'l Hümam, Fethu'l-kadîr, VI, 375; Babertî, el İnâye, VI, 375; Bilmen, Kamus,III, 33; Sirâc, "Ukûbetü's-sicn", s. 15.

20 Buhari, İstikraz, 13; Ebû Davud, Akdiye, 29; Nesâî, Büyü', 100

21  Bkz. İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, IV, 82; İbn Hacer, Fethu'i-bârî, V, 76; İbnü'l Hümâm, Fethu'l-kadîr, VI, 376; Azîmâbâdî, Avnuı'l-ma'bûd, X, 56, 57; "Habs", el-Mevsû' atü'l-fikhiyye, XVI, 285.

22  Bkz. Buhari, Husûmet, 8; İbn Kayyim, et-Turuku'1-hukmiyye, s. 102-103; İbn Ferhûn, Tebsıratü'l-hükkâm, II, 216; İbnu'I-Hümâm, Fethu'l-kadîr, VI, 375; Kettani, et Terâtîbu'l-idâriyye (Özel), II, 54 vd.; Bilmen, Kamus, III, 34; Atar, İslam İcra ve İflas Hukuku, s. 255; Aynca Raşid halifeler döneminden sonra yapılan hapishanelerin yerleri ve özellikleri için bkz. Ebû Gudde, Ahtâraü's-skn, s. 295-307; Vâili, Ahkâmü's-sücûn, 182 vd.; Bardakoğlu, "Hapis", XVI, 63.

23  Bkz. İbn Münzir, cl-İcmâ', s.114; Serahsî, el-Mebsût, XX, 88-91; İbn Hacer, Fethu'l bari, V, 76; VI, 414; İbn Abidîn, Iteddü'I muhtar, IV, 313; Bilinen, Kamus, III, 34; Atar, İslam İcra ve İflas Hukuku, s. 228; Ebû Gudde, Ahkamu's-sicn, s. 66. Sirâc, Ukûbctü's-sicn, s. 14-17; Vaili, "Ahkamü's- sucun", s. 48-50.

 24         İbn Hazm, ei-MuhaJlâ, XH, 24-25.

25      Burada sözü edilen "kuyulardan anlatılan yeraltında yapılan tünel, tahıl anbar ve zindan gibi yerlerdir. Bunların kuyu diye adlandırılması, yer altında bulunmaları, kapı ve girişlerinin dar olması gibi şekli benzerliklerden ileri gelmektedir (Bfcz. Kettânî, et-Terâtîbu'1-idâriyye (Özel), II, 57).

26 Tarablusî, Mu' 'înu'l-Hukkâm, s. 196; İbnü'i-Hümam, Fethu'l kadir, VI, 375; İbn Abidîn, Reddü'l muhtar, IV, 313; Kettânî, et-Terâtîbü'1-idariyye (Özel), s. 55-56; Ebû Gudde, Ahkamü's-sicn, s. 279-284.

27  Bkz. İbn Kayyim, et-Turuku'l hukmiyye, s. 103; Kettânî, et-Terâtîbu'1-idariyye (Özel),II, 54; Atar, İslam Adliye Teşkilatı, s. 217.

28  Buharî, Husûmet, 7; ibn Teymiyye, Fetâvâ, XXXV, 398; İbn Kayyim, et-Turuku'1-hukmiye s. 103; İbn Ferhûn, Tebsıratü'l-hukkim, II, 216; Tarablusî, Mu'în'l-hukkâm, s. 196; İbnü'l-Hümâm, Fethu'I-kadîr., VI, 375; Kettani, et- Terâtîbu'l-idâriyye (Özel), II, 57

29 İbn Ferhûn, Tebsıratü'I-hukkâm, II, 216; Kettâni, et-Terâtibu'l-idâriyye (Özel), II, 57.

30 Serahsî, el-Mebsût, XX, 88.

31  İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-kadîr, VI, 375; Kettânî, et-Tcrâtîbu'1-idârivye (Özel),II, 55; Vailî, Ahkâmü's-sücûn, s. 52-56. Hz. Ali'nin hapishane müessesesinin gelişmesindeki rolü ve katkısına ilişkin geniş bilgi için aynca bkz. Vailî, a.g.e., s. 123 vd.

32 Sirâc, "Ukûbetü's-sicn", s. 21; Bardakğlu, "Hapis", XVI, 61.

33 Hapishane çeşitleri hakkında geniş bilgi İçin bkz. Ebû Gudde, a.g.e., s. 309-339

34 Bkz. İbn Sa'd, et-Tabakârii'1-fcübrâ, V, 356; el-Fetâva'1-hindiyye, m, 414; İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, IV, 315; Atar, İslâm İcra ve İflas Hukuku, s. 256-257.

35 İbn Kayyım, et-Turuku'1-hüknıiyye, s. 102; îbn Nüceym, el-Bahru'r-râik, VI, 300; Atar, İslâm İcra ve İflas Hukuku, s. 256; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sultâniyye, s. 286; Tarablusî, Mu'inü'l-hukkâm, s. 179

37 Ebû Yusuf, el-Harâc, s. 161; Ebû Gudde, Ahkamü's-sicn, s. 324; Sirâc, "Ukûbctü's sicn", s. 21; Bardakoğlu, "Hapis", XVI, 61.

38 Hassaf, Şerhu Edebi'1-kâdî, s. 226; el-Fetâva'1-Hindiyye, m, 414; Ebû'Gudde, a.g.e., s. 323

39 Geniş bilgi için bkz. Ebû Gudde, a.g.e., s. 326 vd.

40 Bkz. Serahsî, el-Mebsût, XX, 90; İbn Nüceym, el-Bahru'r -râik, VI, 308; Derdîr, eş-Serhu'1-kebîr, III, 280-281; Dusûkî, Haşiye, III, 280.

41 Bkz. Dusûkî, Haşiye, III, 280; Ebû Gudde, Ankamü's-sicn, s. 312-313; "Habs", el Mevsû'atü'l-fikhiyye, XVI, 317.

42 Bkz. Ebû Gudde, a.g.e., s. 314 vd,; "Habs", el-Mevsû'atü'l fikhiyye, XVI, 318; Vailî,Ahkamü's -sücûn, s. 100-101; Bardakoğlu, "Hapis", XVI, 61.

43 İbn Teymiyye, Fctâvâ, XXXV, 398; îbn Kayyim, et-Turuku'1-hukmiyyc, s. 102 103; Buhûti Keşsafü'1-kınâ1, III, 408; Bilmen, Kamus, VII, 308.

44 İbn Kayyim, et-Turuku'1-hukmiyye, s. 102; Atar, İslam İcra ve İflas Hukuku, s. 257; Ebû Gudde, a.g.e,, s. 303, 375.

45 Bkz. el-Fetâva'1-Hindiyye, III, 418.

46 Bkz. Atar, İslam İcra ve İflas Hukuk, s. 257; Ebû Gudde, Ahkimü's-sicn, s, 333.

47 Bkz. Ebû Gudde, a.g.e., s. 375 vd,

48 Aynı kanaat için bkz. Atar, a.g.e., s. 257-258.; Sirâc, "Ukûbetü's- sicn", s. 22.

49 Bkz. îbnu'l-hümam, Fethu'l-kadîr, VI, 375; İbn Âbidîn, Reddü'l muhtar, IV, 313.

50  Ebû Yusuf, el-Harac, s. 162.

51  Bkz. Ebû Gudde, a.g.e., s. 567. 52 Ebû Gudde, a.g.e., s. 567.

53  İbn Nüceym, el-Bahru'r-raik, VI, 308.

54  Bkz. İbn Nüceym, el-Bahru'r raik, VI, 308; Îbaü'l-Hümâm, Fethu'l-kadîr, VI, 375; VI, 375; İbn Âbidîn, Reddü'I-muhtâr, IV, 313.

55  Kettânî, et-Terâtîbü'1-idâriyye, I, 300.

56  Ebû Yusuf, el-Harâc, s. 162.

57  Ebû Gudde, a.g.e.,s. 568.

58  Bkz, İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-kadîr, VI, 375; İbn Nüceym, el-Bahrü'r-râik, VI, 308; İbn Âbidîn, Rcddü'l-muhtâr, IV, 313.

59 Atar, a.g.e.,s. 577-568.

60  Bkz. Ebû Gudde, a.g.e., s. 577- 568; Ebû Yusuf, a.g.e., s. 162.

62 İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-kadîr, VI, 375; İbn Âbidîn, Reddü'l- muhtar, IV, 313.

63 Ebû Yusuf, el Haraç, s. 162

64  "Habs", el-Mevsû'atü'1-fikhivye, XVI, 329.

65  Bkz. Ebû Yusuf, el-Harâc, s. 162; el-Fetâva'1-Hindiyye, III, 414-415.

66 Hapsin ta'zir cezası kapsamında olduğuna ilişkin deliller için bkz. Vailî, Ahkâmü's-sücûn, s. 57 vd.

67 Maverdî, el-Ahkâmü's-sultâniyye, s. 288-290; İbn Teymiyye, cs-Siyisetü's-ser'iyye, s. 100-101.

68 Ta'zir niteliğinde hapis cezasını gerektiren suçlar hakkında geniş bilgi İçin bkz. Maverdî, a.g.e., s. 287-290; Karafî, el-Füruk, IV, 79-80; "Habs", el-Mevsû'atü'1-fikhıyye, XVI, 287; Ebû Gudde,Ahkâmü's-sicn,s. 125 vd; Vaili, Ahkâmü's-sücûn, s. 130-143; Bardakoğlu, "Hapis", XVI, 59.

69  Kasanı, Bedâ'i, VII, 39; Şevkanî, Neylü'I-evtar, VII, 101.

70  Ebû Yusuf, el-Harâc, s. 63; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 76,

 71 Geniş bilgi ve kaynaklar için bkz. Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 76 vd. "Habs", el-Mevsû'atü'l fikhiyye, XVI, 287.

72 Bekrî, İânetü't-tâlibîn, IV, 169; İbn Ferhûn, Tebsıratü'l-hukkâm, III, 225; Kuraşi, Meâlimü'l kurbe, s. 191; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 79; "Habs", el-Mevsû'atü'1-fikhiyye, XVI, 288.

73 Maverdî, el-Ahkamü's-sultâniyye, s. 310; İbn Ferhûn, Tebsıratü'l-Hukkâm,II, 225; Merdâvî, el-İnsâf, XI, 217; İbn Kayyim, et-Tunıku'l hukmiyye, s. 63; Ûdeh, et-Teşn'u'-cinâ'î, I, 694; Vailî, Ahkâmü's,Sücûn, s. 144; Ebû Gudde, AhkâmüVsicn, s. 79-80.

74     Krş. Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 81-82.

75 Geniş bilgi için bkz. Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 80-81; "Habs", el-Mevsû'atü'l-fıkhiyye, XVI, 288 289.

76 Deliller için bkz. Ûdeh, et-Teşrî'u'I-cinai, I, 697; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 83 vd.; "Habs", el-Mcvsû'atü'l fikhiyye, XVI, 288-289; Sirâc, "Ukûbetü's-sicn", s. 19; Vailî, Ahkânıü's-sucun, s. 145; Bardakoğlu, "Hapis", XVI, 60-61.

77 Bkz. Ebû Gudde, a.g.e., s. 85-94; "Habs", el-Mevsû'atü'1-fikhiyye, XVI, 289-291; Bardakoğlu, "Hapis", XVI, 63-64.

78 Kurtubî, el-Câmi', VI, 353; İbn Kayyim, et Turuku'l hukmiyye, s. 93-94 vd.; Ebû Gudde, Ahkânıü's-sicn, s.94.

79  "Hz. Peygamber bir suçlama sebebiyle bir adamı hapsetti" (Ebû Davûd, Akdiye, 29; Tirmizî, Diyar, 20).

80 Maverdî, el-Ahkâmü's-sultâniyye, 286; İbn Kudâme, el-Muğnî, IX, 328; Tarablusî, Mu'înu'l-Hukkâm, s. 178; İbn Ferhûn, Tebsıratü'l-hukkâm, s. ü, 116-117; Mübârekfürî, Tuhfetü'l-ahvezî, IV, 77; Ebû Gudde, Ahkamü's-sicn, s. 95 vd.; Sirâc, "Ukûbctü's-sicn", s. 17; Vaili, Ahkamü's-sücûn, s. 128 129.

81  Sirac, "Ukubetü's-sicn", s, 17.

82 Geniş bilgi için bkz. Ebû Yusuf, el-Harac, s. 190-191; İbn Hazm, el Muhallâ, XII, 24 25; Kasanı, Bedâ'i, VII, 65; İbn Kudâme, el-Muğaî, IX, 328; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sku, s. 94 .| vd.; "Vailî, Ahkâmü's-sucun, s. 129; Bardakoğlu, "Hapis", XVI, 57.

83  Bkz. Maverdî, el-Ahkâmü's-sultânivye, s. 285 287; İbn Teymiyye, Fetâvâ, XXXV, 399; İbn Kayyim et-Turuku'1-hukmiyye, s. 103; İbn Ferhûn, Tebsıratü'l-hukkâm, II, 118; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 98-99; Vali,,Ahkâmü's-sücûn, s. 104-105. 

84  Geniş bilgi için bkz. Ebû Gudde, Ahkâmü's sicn, s. 99-108 vd.; "Habs", cl-Mevsû'atü'l ftkhiyye, XVI, 294-295; VaÜÎ, Ahkânıü's-sucun, s. 105.

85  Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicu, s. 108; uHabs", el Mevsû'atü'l-fikhiyye, XVI, 295.

86 Geniş bilgi için bkz. Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 110; "Habs", el-Mevsû'atü'1-fikhiyye,   XVI, 295.

87  Ebû Gudde, Ahkânıü's sucun, s. 111 vd.; "Habs", el Mevsû'atü'l fikhiyye, XVI, 295.

88 Bkz. Serahsî, cl-Mcbsût, XXIV, 163; Kasanı, Bedâ'i, VH, 173; Mergînânî, el-Hidâyc, m, 104; İbn Kudâme, el Muğnî, IV, 499; Merdavî, el-İnsâf, V, 275; îbn Kayyim,  et-Turuku'1-hukmiyye, s. 63; Ebû Gudde, Akâmü's-sicn, s. 190; "Habs", el Mevsû'arü'l-fıkhiyye1 XVI, 308; Atar, İslam İflas ve İcra Hukuku, s. 228; Sirâc, "Ukûbetü's-sicn", s. 18; Valî, Ahkamü's-sucun, s. 138 vd.

89 Buhari, İstikraz, 13; Ebû Davud, Akdiye, 29; Nesâî, Büyü, 100.

90 Daha geniş bilgi ve kaynaklar için bkz. îbn Rüşd, Bidâyetü'l müctehid, IV, 82-83; Merginanî, el-Hidâye, III, 104; İbn Kudame, el-Muğnî, IV, 499; İbn Teymiyye, es-Siyâsetü'ş-şer'iyye, s. 39; İbn Kayyim, et-Turuku'1-hukmiyye, s. 63; Remli, Nihâyetü'l-muhtaç, IV, 333; Merdavî, el-İnsâf, V, 275; San'ânî, Sübülu's selâm, III, 55; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s, 190; ZuhayÜ, el-Fıkhü'l-İslâmî, V, 463.

91 İbn Kudâme, el-Muğnî, IV, 499; İbn Kayyim, et-Turuku'l hukmiyye, s. 62-64; San'ânî, Sübülü's-selâm, III, 55-56; Ebû Gudde, Ahkâmü's sicn, s. 190; "Habs" el-Mevsû'atü'l fikhiyye, XVI, 309

92 Bardakoğlu, "Hapis", DİA, XVI, 57.

93  Geniş bilgi için bkz. İbn Kayyim, et-Turuku'1-hukmiyye, s. 63; İbnü'I-hümâm, Fethu'l-kadir,VI, 371-372; İbü Âbidîn, Reddü'l muhtar, Vt, 316-318; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 191. "Habs", el-Mevsû'atü'l -ftkhiyye, XVI, 309; Vailî, Ahkâmü's-sücûn, s. 139; Bardakoğlu, "Haps", XVI, 58.

94  Geniç bilgi için bkz. Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 191; "Habs", el-Mevsû'atü'l-fikhiyye, XVI, 309; Bardakoğlu, "Hapis", XVI, 57.

95  "Eğer (borçlu) darlık içindeyse, eli genişleyinceye kadar mühlet vermek (gerekir) (Bakara 2/280).

96  Kasanî, Bedâ'i, VI, 173.

97  Kasanı, Bedâ'i, VII, 173.

98 Bkz. Serahsî, el-Mebsût,XX, 90; Tarablusî, Mu'inu'l-hukkam, s. 197; el-Fetâval l Hindiyye,III, 420.

99  Bardakoğlu, "Hapis", XVI, 58.

100  Malik b. Enes, el-Müdevvene, IV, 106; Kasam, Bedâ'i, VII, 173; Mevvak, et-Tâc, V, 48; Bilmen, Kamus, VII, 306; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 191.

101  Malik b. Enes, el-Müdevvene, IV, 106; İbmi'l-Hümam, Pethu'l kadîr, VI, 381; Merginaî, el-Hidâye, II, 105; Mevvâk, et-Tâc, V, 49; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 191.

102  Bkz. Lokman 31/15; Bakara 2/83.

103  Kasanî, Bedâ'i, VII, 173; Mergînanî, el-Hidâye, III, 105; Tarablusî, Mu'înu'l-hukkâm, s. 197; Remlî, Nihâyetü'l-muhtâc, iv, 334; Dusûkî, Haşiye, III, 281; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 191-193.

104 Kasanî, Bedâ'i, VII, 173.

105  Serahsi, el-Mebsût, XX, 91; İbn Âbidîn, Reddü'l muhtar, IV, 346-347; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 192; Sirâc, "Ukûbetü's-sicn", s, 23.

106  Serahsî, el Mebsût, XX, 91; Merdavî, el-insaf, XI, 219; Dusûkî, Haşiye, III, 281; el-Fetâva'l Hindiyye, IIl, 414; Ebû Gudde, Ahkamü's-sicn, s. 192; "Habs", el-Mevsû'atü'1-fikhiyye, XVI, 309-

107  Geniş bilgi için bfcz. Hassâf, Şerbu Edebi'l kâdî, s. 225; Mergînânî, el-Hidâye, III, 104; İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-kadîr, VI, 380; Mevvâk, et-Tâc, V, 48; Ebû Gudde, Ahkâmü's sicn, 192. 29; Nesâî, Büyü, 100.

108 Geniş bilgi için bkz. Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 195-197; "Habs", el-Mevsû'atü'1-fikhiyye, XVI, 310-311.

109 Reisoğlu, Borçlar Hukuku, s. 33.

110 Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 375-379; Vailî, Ahkâmü's-sücûn, s. 117 vd.

111  Dusuki, Haşiye, III, 281; İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, IV, 314; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 113, 367-368; "Habs", el-Mevsû'atü'1-fıkhiyye, XVI, 320.

112  Hassâf, Serim Edebi'1-kâdi, s. 225-226; Remlî, Nihâyetü'l-muhtâc, IV, 335; Sirbînî, Muğni'l-mubtâc, ü, 157; İbn Abidîn, Reddü'l-muhtâr, IV, 314; Ebû Gudde, Ahkhâmü's-sicn, s. 368.

113 Farklı görüşler için bkz. Hassâf, Şerhu Edebi'l-kâdi, s. 226; Remlî, Nihâyetü'l-muhtâc, IV, 335; Şirbînî, Muğni'l muhtaç, n, 157; Tarabhısî, Mu'înu'l-hukkâm, s. 197-198; el-Fetâva'1-Hindiyye, IV, 418; İbü Abidîn, Reddü'l-muhtâr, IV, 314; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 368-370; "Habs", el-Mevsû'atü'1-fıkhiyye, XVI, 320; Atar, İslam iflas ve İcra Hukuku, s, 261.

114  Bâci, el-Müntekâ, V, 88-89; Serahsî, el-Mebsût, XX, 90; Kasanı, Bedâ'i, VII, 174; Sirbînî, : Muğni'l-muhtâc, II, 157; Bilmen, Kamus, VH, 307; Ebû Gudde, Ahkîmü's-sicn, s. 408-412.

115  Geniş bilgi için bkz. Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 387 vd.; "Habs", el-Mevsû'atü'1-fikhiyye, XVI, 321.          

116 Bkz. Bâcî, el-Müntekâ, V, 88-89; İbn Nüceym, el-Banru'r-raik, VI, 308; Dusûkî, Haşiye, III, 282; el-Fetâvâ'1-Hiüdiyye, m, 418; İbn Abidîn, Reddü'l-muhtâr, IV, 314; Atar, İslam İflas ve İcra Hukuku, s. 261-262; Ebû Gudde, Ahkimü's-sicn, s. 413-414.; Sirâc,"Ukûbetü's-sicn", s. 22; Bardakdoğlu, "Hapis", XVI, 62.   

117 Serahsî, el-Mebsût, XX, 80; el-Fetâva'1-Hindiyye, m, 414; Atar, İslam İflas ve İcra Hukuku s. 263; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 438.  

118 Geniş bilgi için bkz. İbn Kudâme, el-Muğnî, IV, 495; Tarablusî, Mu'inu'l-hukkâm, s. 197; Remli, Nihâyetü'l-muhtâc, Iv, 334; Sirbînî, Muğni'l-muhtâc, n, 157; İbn Nüceym, el-Banru'r-râik, VI, 308; Ebû Gudde, AhkâmüVsicn, s.435-437; "Habs",lel-Mcvsû'atü'1-fikhiyye, XVI, 321-322; Atar, îsiam İflas ve İcra Hukuku, s. 285;l Bardafcoğlu, "Hapis", XVI, 62.l

119  Baci, el-Müntekâ, V, 88; İbn Ferhûn, Tebsıratü'I-hukkâm, ü, 226; îbnü'l-Hümâm, Fethu'l-kadîr, VI, 375; İbn Abidîn, Reddü'l-muhtâr, IV, 314; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 457; Atar, İslam İflas ve İcra Hukuku, s. 261.; "Habs", el-Mevsû'atü'1-fıkhiyye, XVI, 324

120  Hassâf, Şerhu Edcbi'1-kâdî, s. 226-227; İbn Kudâme, el-Muğnî, VII, 34-35; İbn Nüceym, el-Bahru'r-râik, VI, 308; Tarablusî, Mu'înu'l-hukkim, s. 198; İbnü'l-Hümam, Fethu'l-kadir VI, 375; İbn Abidîn, Reddü'l-muhtâr, IV, 314; Ebû Gudde, AhkâmüVsicn, s. 458; Atar, İslam İflas ve İcra Hukuku, s. 261.; "Habs", el-Mevsû'atü'l-fikhiyye, XVI, 323 Sirâc, "Ukûbetü's-sicn", s. 22; Bardakoğhı, "Hapis", XVI, 62.

121  Remlî, Nihâyetü'l-muhtâc, Iv, 334; Şİrbînî, Muğni'l-muhtâc, II, 157; Şebramellisi, Haşiye, IV, 334; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 458.

122  Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 459.

123  Bardakoğlu, "Hapis", XVI, 62.

124  Kasanî, Bedâ'i, VII, 120; İbn Kudâme, el-Muğnî, VIII, 326; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 529; "Habs", el-Mevsû'atü'1-fikhiyye, XVI, 327; Sirâc, "Ukûbetü's-sicn", s. 21.

125  Müslim, Cihâd, 2; Tirmizî, Diyât, 14.

126  Geniş bilgi için bkz. el-Fetâva'1-Hindiyye, m, 414; Haskefi, ed-Dürrü'1-muhtâr, IV, 314-315; Bilmen, Kamus, VII, 307; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 529-533; "Habs-, el-Mevsû'atü'I-fıkhiyye, XVI, 326-328; Bardakoğlu, "Hapis", XVI, 62.

127 Geniş bilgi için bkz. Remlî, Nihâyetü''l-muhtac, IV, 334-335; Haskefi, ed-dürrü'l-muhtâr, IV, 314-315; İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr,Iv, 314-315; Bilmen, Kamus, VII, 307; Ebû Gudde, Ahkâmü's-sicn, s. 507 vd.; Sirâc, "Ukûbetü's-sicn", s. 22; Bardakoğlu, "Hapis", XVI, 62.

128  Kasanî, Bedâi, VII, 174; "Habs", el-Mevsû'atü'1-fikhiyye, XVI, 322.

129  Kasanî, Bedâi, VII, 174; Bilmen Kamus, VE, 307; "Habs", el-Mevsû'atü'l-fikhiyye, XVI, 322; Zuhayli, el-Fıkhü'1-İslâmî, V, 464; Bardakoğlu, "Hapis", XVI, 62.

130  Kasanî, Bedâ'i, VII, 174.

131  Yıldırım, İslam Hukukunda Mahpusun insanî Hakları, s. 96.