aliseyyar@sosyalsiyaset.com

 

 

 

Makaleler ;

<<<Sosyal İslam Makaleleri

İSLÂM’A GÖRE İNSAN ÇEVRE İLİŞKİSİ

A. RIZA TEMEL

D.İ.B. İstanbul Haseki Eğt. Merkezi

Öğretim Görevlisi

 

ALLAH'IN İNSANA İKRAMI:

İnsan, varlık aleminde Allah'ın en değerli yaratığıdır. Sahip olduğu akıl ve irade ile diğer varlıklardan üstün ve onlara hakimdir. Yeryüzünde Allah'ın halifesi ve irade sahibi yegâne muhatabıdır.

Allah insanı yaratmış ve her şeyi onun hizmetine sunmuştur. Kur'ân-ı Kerîm bu durumu şöyle ifade etmektedir:

"Gökleri ve yeri yaradan, yukarıdan indirdiği su ile size rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi, gece ile gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır. İstediğiniz her şeyi size vermiştir. Allah'ın nimetlerini sayacak olsanız bitiremezsiniz" (1). "O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini size boyun eğdirmiştir" (2).

 

ÇEVRE VE İNSAN

Parlak yıldızları, bereketli bulutlan ve tertemiz havasıyla gökyüzü; engin denizleri, ırmakları, yüce dağları, çeşit çeşit madenleri, zümrüt gibi ormanları, türlü bitki ve hayvanlarıyla yeryüzü bize Allah'ın en değerli armağanıdır. Tabanı rengarenk halılar, tavanı parlak avizelerle süslü bir ev görünümündeki dünyası insanlık aleminin ortak meskenidir.

"O Allah ki, yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir tavan yaptı" (3). Yerde ve gökte olan her şey haddi zatında Allah'ındır. Sahip olduklarımızın hepsi imtihan için geçici olarak bize verilmiş birer emanettir. Hiç kimse, başkalarını düşünmeden eşyada dilediği gibi tasarruf yetkisine sahip değildir.

"Göklerde ve ikisi arasında bulunan şeylerle, toprağın altında olanlar hep Allah'ındır" (4).

İnsanın görevi bütün canlılara armağan edilen dünyamızı tahrip değil, bilakis koruyup daha da güzelleştirmektir, "sizi yeryüzünde yaratıp, orayı imar etmenizi dileyen O'dur" (5). İnsan çevrenin mahsulüdür. Kur'an tabiriyle, gelişip büyüdüğümüz bir beşik (6) ve istirahat ettiğimiz bir döşek (7) olan çevremi­zi kirletip tahrip etmek, evimizi ve kendimizi tahripten başka bir şey değildir.

 

KÂİNATTAKİ DENGE (EKO SİSTEM)

Dünya ile diğer gezegenler, karalarla denizler, insanlarla hayvanlar, can­lı ve cansız bütün varlıklar arasında her yönden bariz bir ilgi ve denge mevcut­tur. Her varlığın, külli varlık hiyerarşisi içinde belli bir yeri ve vazifesi vardır. Kur'an-ı Kerim; güneş ve ayın bir hesap ve plana göre hareket ettiklerini, bitki ve ağaçların Allah'ın emrine boyun eğdiklerini, göğü belli bir ölçüye göre Allah'ın yükselttiğini, artık insanların bu ölçüye tecavüz etmemeleri gerektiğini anlatmaktadır (8). "O, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenlemiştir" (9). "Şüphesiz Allah gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye tutuyor. Andolsun ki, onların nizamı eğer bir bozulursa, kendinden sonra hiç bir kimse onları tutamaz (10).

Allah alemde abes bir şey yaratmamıştır. Her şeyin bir gayesi ve yaratılış hikmeti vardır. "Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık. Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler" (11).

 

DENGENİN BOZULMASI

Başlangıçta her şey kendi asliyeti ve temizliği üzereyken, insanların üre­mesi, istek ve ihtiyaçlarının artması, bunlara cevap verebilmek için çevre fak­törü göz önüne alınmadan girişilen üretim ve inşa faaliyetleri zamanla çevrenin tahrip ve kirlenmesine sebep olmuş, yangınlar, harpler, bitki ve hayvanlara karşı girişilen katliamlarla bu tahribat ve. kirletme artmış, sanayi inkılabıyla daha da hızlanarak günümüzdeki dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Senelerden beri fabrikalar duman ve zehirli gazlarla atmosferi kirletmekte, sanayi atıkları tertemiz alanlara, denizlere, ırmaklara atılmakta, ormanlar mahvedilmekte, tarımsal ilaçlarla sular, bitkiler, hava ve hayvanlar zehirlenmekte, her gün bitki ve hayvan türlerinden birisi daha ortadan kalkmakta, dünyanın biyolojik, fiziki ve kimyasal dengesi bozulmakta, canlıların hassas dengesi ciddi bir tehdit altına girmektedir. Bunlara ek olarak dünyanın ısınması, ozon tabakasının incelmesi, asit yağmuru, toprak erozyonu gibi konular da insanlığı kara kara düşündürmektedir. Senede 400 milyon ton sanayi atığının dünyamızı kirlettiği göz önüne alınırsa tehlikenin çapı kolayca ortaya çıkar.

Dünyada ilk defa Londra'da 1952 yılında kirli havadan 4000 kişi ölmüş, 100.000 kişi de ağır şekilde hastalanmıştır. Bu ve benzeri felaketler insanları çevre kirliliğine karşı bölgesel ve beynelmilel çapta tedbirler almaya, teşkilatlar kurmaya yöneltmiştir

Allah'ın en değerli emaneti olan çevreye karşı insanın sorumsuz ve düşmanca tavrı, yeri-göğü fesada uğratmış, huzur, güven, lezzet ve bereketi ortadan kaldırmıştır. "İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden kara ve denizde fesat belirdi. Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır"' (12). "Onlar yeryüzünü ıslah etmeyip bozgunculuk yaparlar"

BOZULMA SEBEPLERİ

Çevreyi kirletip tahrip eden bir çok maddi ve manevi unsur vardır. Genel olarak bunları aşağıdaki başlıklar altında sıralayabiliriz:

 

l- CEHALET

Kirletme ve tahribatın, hemen veya ileride insan hayatı ve sağlığı için doğrudan veya dolaylı olarak ne büyük tehlikeler doğurabileceğini düşünüp hesap edemeyenler çevreye büyük zarar vermektedirler. Çevre kirliliğinin bugünkü boyutlara ulaşacağı önceden bilinseydi, fert ve toplumlar herhalde daha dikkatli davranırlardı. "Kendilerine yeryüzünde bozgunculuk yapmayın, denildiğinde: Bizler sadece ıslah edicileriz, derler. İyi bilin ki asıl bozguncular onlardır da farkında değildirler" (14). Her ne kadar Kur'an'daki "fesat (bozgunculuk) kavramı; inkar, zulüm, günah, fitne gibi manevi fesat unsurlarını ifade ediyorsa da, bunların neticesi olan maddi bozgunu da içine almaktadır. Bilgisizce yapılan ziraat, sanayi, şehirleşme, avlanma, orman ve hayvan kesimi çevreyi berbat eden en önemli amellerdendir.

 

2 - DÜŞMANLIK

Çevreyi kirletip tahrip eden önemli unsurlardan birisi de harplerdir. Düşmanlık, menfaat ve rekabet neticesi ortaya çıkan soğuk ve sıcak harpler, biyolojik, kimyasal ve nükleer silahların kullanımı ve denenmesi ekolojik dengeyi bozmakta, bitki ve canlıları tahrip etmekte, olumsuz tesirleri kalıtım yoluyla nesiller boyu sürmektedir. Rusya'da meydana gelen Çernobil kazasıyla sızan radyasyonun meydana getirdiği dünya çapındaki panik göz önüne alınırsa, çıkabilecek nükleer bir savaşın dünyamızı tamamen yaşanmaz bir hale sokacağı muhakkaktır. Bilhassa okyanuslarda yapılan nükleer denemeler ise topyekün canlılara karşı düpedüz bir saygısızlıktır.

Başka ülkelerin ekonomilerini çökertmek için sanayi atıklarının gizlice o ülke denizlerine bırakılması, ormanların kasten yakılması, bilhassa turizmi baltalamak için bulaşıcı hastalıkların yayılmasına önayak olunması gibi düşmanca hareketler günümüzün önemli problemlerindendir. Bazen bu düşmanca hareketler, dostluk kisvesi altında yapılmaktadır. Bazı batı ülkeleri kendi sanayi atıklarını fakir ülkelere ihraç etmekte, kendileri açısından bir taşla iki kuş vurmaktadırlar. "Çöp ihracatı" diye bilinen bu iğrenç olay insanlık adına utanılacak bir tablodur. Atık madde ihracım hızlandıran en önemli etken bu maddeleri yeniden işletme ve depolamanın yüksek maliyetidir. Bir misal vermek gerekirse: Bir ton PCB (Polikloranated bifenil)i yakmak için bile 1.000 dolar gerekli. Halbuki İtalyan ECOMAR şirketi Nijeryalı fakir çiftçi Nana'ya ayda 100 dolar vererek 2.500 ton PCB'yi toprağına dökmektedir. Veya Guine Bissan'ya tonu 40 dolara kadar satabilmektedir. Batı kısacası kendine çöplük aramaktadır. Geri kalmış ülkelere çöp tenekesi muamelesi yapmaktadır (15).

Ellerindeki imkanları, içlerindeki düşmanlıkla birleştirip her şeyi tahrimbe yeltenenleri Cenab-ı Hak tel'in etmektedir.

"Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken kalbinde olana Allah'ın şahid tutan, iş başına geçince yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeye çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez." (16)

.

3- BENCİLLİK VE İSRAF

Sınırlı ve çok kere yenilenemez olan dünya kaynaklarını, başkalarını ve gelecek nesilleri düşünmeden sırf zevk ve gösteriş gibi nefsani duyguları tat­min için kullanmak çevre probleminin başta gelen amillerindendir. İsraf ekonomisinin ortaya koyduğu bu tüketim hırsı, korkunç bir yangın gibi her şeyi yi­yip bitirmekte, geriye dağlar gibi atık ve enkaz bırakmaktadır. (Bu ağın yılda ortalama 400 milyon ton olduğuna işaret etmiştik.) Daha fazla kâr için daha fazla üretim - daha fazla tüketim anlayışı; bir taraftan sınırlı hammadde kaynaklarını eritirken diğer taraftan, bunların işlenmesi, ham ve mamul olarak taşınması için de büyük çapta enerji tüketmekte, şehir ve şehirlerarası trafiği zorlamaktadır. Bir taraftan rahat ve konfor sağlanırken, öbür taraftan da her an yenisi piyasaya sürülen pahalı oyuncaklara sahip olma savaşı, çevrede ve insanın maddi-ruhi yapısında korkunç zayiata sebep olmaktadır. Bu durum is­ter istemez "İnsan için rahat mı, yoksa huzur mu daha önemlidir?" sorusunu  akla getirmektedir.

Günümüz dünyamda israfın çapını ortaya koyabilmek için bir iki misal sunalım: Amerikalılar her sene kullanılan 16 milyar kağıt çocuk bezini, 1.6 milyar tükenmez kalemi, 2 milyar jileti, 220 milyon araba lastiğini çöpe atmaktadırlar. Her sene hurdaya çıkan alüminyumun miktarı; her üç ayda bir Amerika'nın sivil hava yollarında kullanılan uçakları yeni baştan yapacak kadar fazladır (17).

Aslolan, kaynaklan koruma, eşyayı mümkün olduğunca yeniden kullanma ve hurdaya çıkarmamaktır. Çok israf eden çok atık madde çıkarmakta, çevreyi daha fazla kirletmektedir. Batılı bir yazar, kirletme işinin milli gelir nispetiyle orantısını belirttikten sonra şunları söylemektedir: "Çoğu endüstrileşmiş ülke giderek daha fazla zenginleşmekte ve onların "enerji" ve "yenilenmeyen" kaynak tüketimi her zamankinden daha büyük bir hızla artmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerin yaptığı oranda çöp, atık ve pislik hasıl etselerdi ve atmosferi kirletselerdi bugün yeryüzü yaşanmaz olurdu (18).

İsraf; kaynak ve imkanların yersiz ve ölçüsüz kullanılmasıdır. İslamiyet itidal ve ölçü dinidir. Allah aşırı gidenleri daima kınamıştır, "Aşırı gitmeyin, doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez" (19). "Yeyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez" (20).

Hz. Peygamber (sav) daima sade ve gösterişten uzak yaşamıştır. Suyu ölçülü kullanmış, hiçbir zaman karnını tıka basa doyurmamış, artık yemek bırakmamış, parmaklarını ve yemek kaplarını sıyırmış, yere düşen lokmanın bile te­mizlenip yenmesini tavsiye etmiştir (21).

Peygamber efendimiz kılık-kıyafet hususunda da gösteriş ve israftan sakınmış, elbise ve ayakkabısını bizzat kendisi yamayıp tamir edecek kadar eskitip giymiştir (22).

"Kim çalım satarak eteğini yere kadar uzatıp sürürse Allah ona rahmet nazarıyla bakmaz" (23). Efendimizin evi ve kullandığı eşyaları da son derece mütevazı idi.

Günümüzde ise bütün gayretler, daha fazla üretim ve ekonomik büyüme için sarf edilmekte, dolayısıyla da dünyanın sınırlı olan kaynaklan daha çabuk ve daha fazla tüketilmektedir. Böylece hem tahribat ve kirlilik artmakta ve hem de gelecek nesillere pis ve yağmalanmış bir dünya bırakılmaktadır.

 

4- İLGİSİZLİK

Çevrenin tahribi ve kirletilmesine karşı ilgisizlik, kirletenlere cüret vermektedir. Kendi en ufak çıkarlarını korumada fevkalade hassas davrananlar, ne yazık ki dünyanın kirlenmesi karşısında aynı hassasiyeti göstermemektedirler. Bilhassa sanayi inkılabından sonra dünyamızı en çok kirletenler sanayileşmiş zengin ülkelerdir. Halbuki çevremizi koruma imkan ve gücüne en çok sahip olan ülkeler bunlardır. Çıkarları uğruna suçun büyüğünü kendileri işledikleri için uzun zaman olaya karşı lakayt davranmışlardır.

Fert ve toplum olarak, kirletme ve tahribe karşı hassas davranılsaydı, suçlular takip edilip caydırıcı cezalar verilseydi, ekolojik kriz bu çapta olmazdı. Bugün ateş bacayı sardıktan sonra ciddi bir takım çalışmalara başlanmış, problem beynelmilel platforma taşınmıştır.

 

ÇARELER

Teknoloji sahasında baş döndürücü bir gelişme sağlayabilen insanoğlu, isterse çevreyi ve insan sağlığını koruma hususunda da büyük basanlar elde edebilir. Zaten tehlikenin büyüklüğü onu bu konuda çare bulmaya mahkum etmektedir. Zira, Allah'a ve onun canlı-cansız eserlerine karşı işlediği suçların cezası olarak yeryüzünün kendisine isyanı ile karşı karşıyadır. Problemin çözümüyle ilgili belli başlı çareleri şöyle sıralayabiliriz.

 

l-EĞİTİM

Maddi-manevi kirlenme ve tahribatın ana sebeplerinden birisi cehalet olduğuna göre insanları çevre konusunda eğitmek de çözümlerin başında gelir. Çevre bilincinin yayılması; insan hayatı ve sağlığı açısından kirliliğin ortaya koyduğu ve koyabileceği tehlikelerin bilinmesi, insanları daha dikkatli davranmaya yöneltir. Her türlü eğitim ve öğretim vasıtaları yanında bu konuda din eğitiminden ve bu eğitimin en geniş manada sunulduğu camilerden de mutlaka yararlanılmalıdır. Problemin ve çözüm yollarının dini üslup içinde sunulmasının insan ruhunda meydana getirdiği müspet tesir inkar edilemez. İnsan davranışlarının ibadet atmosferi içinde yönlendirilmesinin büyük çapta pratik faydaları vardır. Mesela; mezarlardaki ağaçların kesilmemesindeki en büyük amil inanç amilidir. Çevremizdeki her şeyin bize Allah tarafından sunulmuş en değerli birer emanet olduğu ve bu ilahi emanetin en güzel şekilde gelecek nesillere devredilmesi gereğine inanmak ve bu türlü davranmanın bir ibadet olduğu­nu bilmek, insanı çevre karşısında daha müspet olmaya yöneltir.

 

2-TEMİZLİK

İslâmiyetin ana gayesi, insanı maddi ve manevi temizliğe eriştirmektir. İnsan; düşüncesi, söz ve davranışları, giydiği, yediği, içtiği, evi ve çevresiyle temiz olursa mükemmelliğe erer ve mutlak temizlerin yurdu olan cennete girer. "Cennetin bekçileri onlara; selam size, tertemiz geldiniz, artık ebedi kalmak üzere girin oraya derler" (24).

Günahsız ve tertemiz olarak geldikleri dünyada kendilerini ve dünyalarını kirletenler Allah katında kabul görmezler. Hz. Peygamber şöyle buyurmuşlardır: "Allah temizdir. Ancak temizi sever" (25). Efendimize gelen ilk vahiylerde "Elbiseni temiz tut." (26), buyrulmuştur. İbadetin kabulü; bedenin ve namaz kılınacak yerin, görünür-görünmez pisliklerden temiz olmasına bağlıdır. Efendimiz "Yeryüzü benim için mescit ve tertemiz kılındı" (27). buyurmuşlardır. Mescitler nasıl temiz ve bakımlı olması lazım gelirse yeryüzü de aynı şekilde bakımlı ve temiz tutulmalıdır.

Hz. Peygamberin çevre temizliğine dair pek çok tavsiyeleri vardır. Bunlardan birkaçını zikretmek istiyoruz.

"Avlularınızı ve meydanlarınızı temiz tutun." (28)

Ashabdan Ebu Berge: "Ey Allah'ın Rasulü! Bana, faydalanacağım bir söz söyle", deyince Hz. Peygamber: Müslümanların yolundan rahatsızlık veren şeyleri kaldır", buyurdular (29).

"Kim müslümanların gelip geçtiği yerden onları rahatsız eden bir şeyi kaldırıp atarsa Allah ona sevap yazar. Allah kime sevap yazarsa o sayede onu cennete koyar" (30).

Hz. Peygamber "Laneti mucip iki hareketten sakının buyurmuşlar. O iki şey nedir ya Rasulallah denildiğinde: "İnsanların gelip geçtiği yollara ve gölgelendikleri yerlere abdest bozmaktır, diye cevap vermiştir" (31).

Rasulullah umumi yerlere çöp döktürmemiştir. Cuma namazından sonra tırnaklarını kesince Enes (ra)'den içine tırnaklarını gömmek için bir parça çamur istemiş, çamur parçasını yola almayıp bir duvar kovuğuna koymasını emretmiştir (32).

Peygamberimiz, suların temizliği konusunda da fevkalade titiz davranmıştır. Zira temizliğin temel maddesi sudur: Abdestin sahih olabilmesi için suyun temiz ve kullanılmamış olması, tad, koku ve renk gibi temel vasıflarının değişmemesi gerekir. Efendimiz "Hiç biriniz durgun sulara idrar yapmasın" (33) buyurmuş, hayvan ağıllarının, kuyulardan en az kırk arşın daha uzağa yapılmasını istemiş, kuyuların yirmi beş arşınlık çevresinin boş bırakılmasını emretmiştir (34).

Esasen islama göre sular ve otlaklar müslümanların ortak malıdır. Hiç kimse tek başına bu gibi yerlerden istediği şekilde faydalanamaz. Bu konuda Rasulullah şöyle, buyurmuşlardır: "Müslüman, müslümanın kardeşidir. Müslümanlar su ve korularda ortaktırlar" (35). Kişi ammeye ait mallar hususunda daha titiz davranmak zorundadır. Ne yazık ki, bugün en çok kirletilen yerler su kaynaklarıdır. Her sene milyonlarca ton petrol denizlere sızmakta, fabrika artıkları, asit, kükürt, kanalizasyon vs. ile nehir,  göl ve denizler öldürülmektedir.

Büyük şehirlerin çöplerini doğrudan denize boşaltma işi de ayn bir faciadır. Su üstünde yüzücü ve uzun müddet kalıcı olan plastik, karton, naylon vs çöpler sahillere vurmaya başlayınca 1953 yılında denize çöp dökme işi yasaklanmıştır. Buna rağmen bazı küçük yerleşim birimlerinde denize çöp dökme işi hala devam etmektedir (36). Ayrıca, temizlik maddesi olarak kullanılan deterjanlar canlılar için gerekli oksijeni yuttuğundan canlı su ürünleri yok edilmektedir. Neticede üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz insanı balığa hasret kalmakta, dışarıya balık ihraç ederken şimdi balık ithal etmekteyiz. Halbuki Cenab-ı Hak denizleri; ulaşım, avlanma, savunma, dinlenme, ticaret gibi bir çok faydalarıyla bizim için bereket kaynağı olarak yaratmıştır.

"O Allah denizi de hizmetinize sundu ki ondan taptaze et yiyesiniz ve ondan takınacağınız süsler çıkarasınız. Görüyorsunuz ki, gemiler denizi yara yara akıp gitmektedir. Bütün bunlar Allah'ın lütfunü aramanız ve ona şükretmeniz içindir. (37)

 

3- AĞAÇLANDIRMA VE YEŞİLİ KORUMA

Havanın temizlenmesinde, yağmurun yağmasında, toprağın korunmasında, rengarenk çiçek ve yapraklan, çeşit çeşit meyveleri, ferahlatıcı gölge ve manzaralarıyla yeryüzünün cennete çevrilmesinde ağaç ve yeşilliğin rolü aşikârdır. Zaten "Cennet'de kelime anlamıyla; bağlık, bahçelik,  gölgelik demek-tir. Cenab-ı Hak yeryüzünü bizim için adeta cennete çevirmiş ve şöyle buyur­muştur: "Kendiniz ve hayvanlarınıza bir besin ve fayda olması için yer yüzünde ekinler, üzüm bağları, yoncalar, zeytinler, hurmalar, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik" (38). Kur'an-ı Kerîm'de çeşitli şekillerde yüzlerce ağaç, bitki, bağ, bahçe ismi zikredilmekte hatta incir ve zeytin üzerine yemin edilmekte, böylece bitkilerin önemi vurgulanmaktadır.

Peygamber efendimiz de ağaç dikimini teşvik etmiş ve bizzat kendisi 500 hurma ağacı dikmiştir (39). Bu konudaki tavsiyelerinden bir kaçını zikretmek istiyoruz.

"Müslümanlardan bir kimse bir ağaç dikerse, o ağaçtan yenen mahsul mutlaka onun için sadaka olur. Yine o ağaçtan çalınan meyve de o müslüman için sadaka olur. Kuşların yediği de sadakadır, herkesin ondan yiyip eksilttiği mahsul da onu diken müslümanlara, ait bir sadakadır" (40).

"Kim bir ağaç diker, onu meyve verinceye dek koruma ve geliştirme hususunda gayret ederse, meyvesinden yendikçe Allah katında onun için ecir vardır" (41).

Ağaç dikmenin önemini peygamberimizin şu sözünden daha güzel ifade edebilecek başka bir söz olamaz: "Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da bunu kıyamet kopmadan dikmeye gücü yeterse muhakkak onu diksin, bırakmasın" (42).

Rasulullah bu konuda sadece tavsiyeyle yetinmemiş, ormanları koruma hususunda fiili tasarruflarda da bulunmuştur. Mesela Medine'nin uzak bir yöresinde el gabe (orman) bölgesini şartlı olarak kesime açmış, ağaç kesmek isteyene, kestiği ağacın yerine yenisi dikme şartını koşmuştur (43). Ayrıca efendimiz, Medine'de 12 millik sahayı koruluk ilan etti ve ağaç kesimini yasakladı. Bilal b. Haris'i korucu tayin etti. Bu zat görevine Hz. Muaviye zamanında vefat edinceye kadar devam etti (44). Hz. Peygamber ağaç kesimine şiddetle karşı çıkmış ve şöyle buyurmuştur: "Kim yolcuların ve hayvanların gölgelendiği bir ağacı boşuna ve haksız olarak keserse Allah Onu baş aşağı cehenneme atar" (45).

Ömer b. Abdülaziz, Haremden ağaç kesilmesine karşı nefretini şöyle ifade eder. "Bana bir adamın şarap yüklenmiş olarak getirilmesi, Harem'den bir şey kesmiş olarak getirilmesinden daha ehvendir" (46).

Harp halinde bile ekinlerin tahrip ve imhası ile lüzumsuz yere ağaç ve gıda ihtiyacından fazla miktarda hayvan kesilmesi caiz değildir (47).

Dünyamızın süsü, hayat ve bereket kaynağı olan ormanlara ecdadımız da fevkalade önem vermişti. 'Taş kesen, baş keser" sözü bunun en canlı ifadesidir. Ağaç sevgisi o dereceye varmıştı ki, bir batılı (Comte de Bonnevat) bu konuyu şöyle dile getiriyordu:

"...velhasıl, verimsiz ağaçların sıcaktan kurumasına, meydan vermemek üzere her gün sulamaları için işçilere para vakfedecek kadar çılgın (!) Türkler bile görülmektedir" (48). Zaten İslâm'a göre ekin ve ağaçlan, koruyuncaya kadar sulamayıp terk etmek mekruhtur (49).

Diğer bir batılı (Leydi Craven) ise şunları söylemektedir: "Türklerin, tabiat güzelliklerine o kadar hürmetleri vardır ki; eğer bir ağaç bulunan yerde ev yapacak olurlarsa, damlarının en güzel zineti saydıkları bu ağaç kafi gelecek bir açıklık bırakırlar (50).

Günümüzde filtresiz bacalardan yükselen kükürtlü, fosforlu, florlu gazlar; asit yağmurları ile canlı-cansız her şeyin üstüne yağmakta, böylece bitki örtüsü mahvolmaktadır. Federal Almanya'da bu yüzden orman ölümünün de­vam ettiği ve sağlıklı orman alanının halen % 47'ye indiği kaydedilmektedir. Diğer taraftan, adeta bir bebek yetiştirilir gibi büyük himmet ve masraflarla dikilip senelerce bakımı yapılan ormanlar ihmal veya kasıt neticesi yakılıp kül edilmektedir.

 

4- TAKİB VE CEZALANDIRMA

Çevrenin titizlikle korunup geliştirilebilmesi için çevreyi kirletip tahrip eden şahıs ve kuruluşların sıkı bir şekilde takip ve cezalandırılması gerekir. Çevreye karşı işlenen her suç bütün insanlığa karşı işlenmiş sayılır. Zira çevre insanlığın müşterek mirasıdır. Şahsi çıkar için amme malına zarar vermek caiz değildir. İslâm'a göre, amme menfaati şahıs menfaatinden önce gelir. "Zarar-ı ammı def için zarar-ı has ihtiyar olunur" (51) Kirleten temizlemeli, telef eden tazmin etmelidir. Fabrika atıklarıyla denizlerimizi, zehirli gaz ve dumanlarla semalarımızı kirletenler, sırf kâr peşinde koşmayıp yaptıkları yatırımın yüzde bir veya ikisi kadar masrafı göze alarak arıtma tesislerini de kurmuş olsalardı bu çapta ekolojik bir kriz yaşanmazdı. Çevreye karşı işlenen suçların ve verilecek cezaların inceden inceye tespiti yapılıp suçluların takibi için özel "çevre koruma teşkilatı" veya "çevre polisi" ihdas edilmelidir. Dünya genelinde her türlü nükleer, kimyasal ve biyolojik silah denemeleri kesinlikle yasaklanmalı. Birleşmiş Milletler Teşkilatı bünyesinde, bu yasaklan çiğneyen ve çevreye zarar ve­ren ülke ve kuruluşlara karşı mücadele edecek güçlü bir birim ihdas edilmeli­dir.

Hz. Peygamber, Taifli'lerle yaptığı anlaşmada çevredeki ağaçların korunmasını, av hayvanlarının avlanmamasını şart koşmuş, bu hükümlere uymayanlara dövme ve elbiselerini müsadere etme gibi cezalar verilmesini hükme bağlamışlardı" (52). Hz. Peygamberin 1400 sene önce çevre konusunda göstermiş olduğu bu hassasiyet, çevre bilimcilerinin gözünden kaçmamalıdır.

 

5 - DÜZENLİ ŞEHİRLEŞME VE ALTYAPI

Çevre kirliliğinin en önemli sebeplerinden biri de; az gelişmişlik, emniyet, iklim ve coğrafi şartlar vs. yüzünden şehirlere akın ve plansız yerleşimdir. Gerekli alt yapı hazırlanmadan kurulan kentler hem ziraate elverişli yerlerin tahribi hem de çevrenin kirlenmesi açısından fevkalade zararlıdır. Büyük şehirlerimizdeki sıkışıklık, hava kirliliği ve gürültü çekilmez boyutlara ulaşmıştır. Şehirlerdeki nüfus artışı hızlanmakta, buna paralel olarak yerleşim alanlarındaki sanayi de yoğunluk kazanmaktadır. Türkiye'de sanayinin tahminen % 40'ı İstanbul ili içersindedir. İstanbul'un üzeri karbondioksit tabakasıyla kaplı olduğu için kâfi derecede yağmur yağmamakta, yağması için bu tabakanın delinmesi gerekmektedir. Nüfus kesafeti arttıkça kirlilik ve sağlık problemleri artmaktadır. Yerleşim ve seyahat hürriyetini zedelemeden belli teşvik ve yönlendirmelerle nüfus ülke geneline yayılmalı ve sağlıklı yerleşim üniteleri kurulmalıdır.

Büyük sosyolog İbn-i Haldun, şehirlerin kurulmasında dikkat edilecek hususları belirtirken; savunmaya elverişli, temiz havalı, bol sulu, mera ve tanm alanlarına yakın yerlerin seçilmesi gereğine işaret etmekte, havasız ve rüzgara açık olmayan yerlerde hastalıkların baş göstereceğini söylemektedir (53).

İslam tarihinde modern ve sağlıklı şehirleşmeye dair canlı misaller vardır. Basra şehrinin mevkii ve planı bizzat Hz. Ömer tarafından tespit edilmiş ve on mil mesafedeki Dicle nehrinden şehre kanal açılmıştır (54).

Kufe şehrinin inşası ve şehir planı hususunda da Hz. Ömer açık talimat vermiş, buna göre ana caddeler 40, ikinci caddeler 30, üçüncü maddeler 20, tali yollar yedi kol boyu genişliğinde inşa edilmişti. 40 bin kişinin namaz kılabildiği camiin etrafında geniş ve boş sahalar bırakılmıştı (55)

İslâm tarihinde şehirlerin fevkalade temiz ve bakımlı olduğuna dair de ilginç misaller vardır. Kurtuba, Avrupa'nın bile en geniş ve modern şehriydi. 300 hamam ve 50 hasta haneye sahipti. Avrupa şehirleri karanlık ve pislik içinde yüzerken Kurtubanın caddeleri öküz arabalarıyla muntazaman temizleniyor, evlerin duvarlarına tespit olunan lambalarla aydınlanıyordu. Etrafını çeviren ve içlerinde gönül çeken her şeyin bulunduğu mesireleriyle meşhur şahane genç şehir, dünyanın gözlerini kamaştıran süsüydü.

İslâm medeniyetinde insanla tabiat arasındaki denge, ister küçük bir köyde, isterse büyük şehirde olsun insan yerleşiminde doğrudan izlenilmektedir. Mimari, manzarayla bütünleşmiş, tabiatla özdeşleşmiştir. Müslümanların elinden çıkmış ev, cami, cadde, pazar ve şehir hayatının öteki bütün temel unsurları, tabi faktörlerden maksimum ölçüde yararlanma esasına dayanıyordu. Evleri serinletmek için kullanılan rüzgar kuleleri, yaz aylarında sığınmak üzere yapılan serin bodrumlar, soğuk ve tedariki için hazırlanan yeraltı sarnıçları bunun ifadesidir (56). Günümüzde de rüzgar ve güneş enerjisi gibi atığı olmayan tabi enerji kaynaklarından bolca istifade etmek, kirlilik problemini azaltacak tedbirlerdendir.

 

 

6 - İMAN VE SEVGİ SEFERBERLİĞİ

Çevreyi kirletme ve tahrip; Allah'a, insanlara ve bütün canlılara karşı bir isyandır. Allah'a inanıp O'nu seven Allah'ın eserlerini de sever. Yunus Emre ne güzel söylemiş: "Yaradılanı sevdik, yaradandan ötürü."

Kur'an-ı Kerîme göre, canlı cansız her şey Allah'ı teşbih eder. "Göklerde ve yerde bulunanlarla, dizi dizi kanat çırpan kuşların Allah'ı teşbih ettiklerini görmez misin? Her biri kendi teşbihini ve duasını bilir (57). Yaradana ibadet, bizlere hizmette kusur etmeyen varlıklara karşı nasıl insafsız davranabiliriz? Varlık alemine bu iman perspektifinden bakanlar, yeryüzünü bütünüyle "mescid" kabul edenler, eşyaya karşı saygısız ve merhametsiz davranamazlar. Müslüman, ister şehirde, ister köyde, isterse göçebe halde yaşıyor olsun kendini kuşatan dünya ile barış ve uyum içinde yaşar. Allah'ın en değerli eseri olan insanı seven onu rahatsız edecek her türlü hareketten kaçınır. Kendisini varlık aleminin sadık bir üyesi ve hizmetkârı kabul eder. Alemlere rahmet olarak gönderilen insanlık peygamberi de aynı şeyi söylemiyor mu? "Yaratıkların hepsi Allah Teâlâ'nın aile fertleridir. En sevimlileri, Allah'ın yarattıklarına en faydalı olanlardır" (58).

Allah'a imanın insanı kainatla bütünleştiren temiz havasından mahrum, egoizmin zindanında mahkum olanlar, maddi ve manevi havamızı kirletmekte, Allah'a ve O'nun eserlerine karşı işledikleri günahlarla dünyamızı cehenneme çevirmektedirler.

Dünyamızın süsü, hayatımızın vazgeçilmez unsuru olan hayvanlara karşı da şefkat ve sevgi seferberliğine girişilmelidir.

Zira her gün yeni bir kuş türünün tükendiğini, yeni bir hayvan neslinin yok olduğunu ve bilhassa zirai ilaçlama yüzünden bir çok faydalı haşaratın öldüğünü duyuyoruz. Birçok kuş, çevreyi kirletenleri proteste için aramızdan ayrılıp temiz ülkelere göç etmektedir. 253 tür kuşun barınak ve kuluçka yeri olan Manyas Kuş Cenneti bile artık cennet olmaktan çıkmakta, göle dökülen kirli su ve atıklar yüzünden birçok balık ve kuşun öldüğü görülmektedir. Hayvan türlerinin gittikçe azalıp yok olduğu bir   dünya; ıssız, zevksiz ve bereketsiz   olur. Cenab-ı Hak, Nuh (as)'a şöyle buyurmuştu: "(Hayvan çeşitlerinin) her birinden iki çifti gemiye yükle" Nuh (as) da her canlıdan iki çifti beraberinde gemiye almıştı (59). Kur'an-ı Kerîm'de bal arısı, karınca gibi birçok hayvanın isim ve hayatlarından bahsedilmektedir.

Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (sav) hayvanlara karşı da çok merhametli, hayvan haklarına çok saygılıydı. Bu hususta şöyle buyurmuşlardır: "Bu dili-ağzı söylemez hayvanlar hakkında Allah'tan korkun. Onlara eziyet vermeden binin, acı çektirmeden boğazlayın (60). İbn Mesud (ra) şöyle bir olay nakletmektedir: "Biz Allah Resulü ile bir seferde bulunuyorduk. İhtiyacını gidermek için bir ara bizden ayrıldı. Bu esnada yanında iki yavrusu bulunan bir serçe gördük ve yavrularını aldık. Kuş gelip üstümüzde dönmeye başladı. Hz. Peygamber gelip durumu görünce: "Yavrularını alarak bu kuşa kim eziyet verdi? Derhal yavrularını yerine koyun" buyurdular (61).

İslam'a göre hayvanlar boş yere öldürülemez, atış talimi için hedef olarak kullanılamaz, yük hayvanlarına ağır yük vurulmaz, kuş yuvası bozulmaz, yavruları alınıp yumurtaları toplanmaz. Karınca yuvalan yakılmaz, gelişigüzel avlanılmaz, hayvanlar aç-susuz bırakılmaz.

Hz. Peygamber; yedirip içirmeyerek hapsedip ölümüne sebep olduğu bir kedi yüzünden bir kadının cehennemlik olduğunu, bir kişinin de susuzluktan kıvranan bir köpeğe acıyıp ayakkabısıyla kuyudan su çekip suladığı için cenne­te girdiğini haber vermiştir (62).

Müslüman ecdadımız da hayvanlara karşı çok alicenap davranırdı. Batılı bir seyyah (Corneille le Bruyn) bu durumu şöyle ifade etmektedir: "Türklerin iyiliği, yalnız insanlara münhasır kalmayıp hayvanlarla kuşlara bile şamildir, içlerinden bazıları pazar kurulan yerlere muntazaman devam edip satın aldıkları kuşları hemen uçurarak azad ederler. Bunun sebebi, mahşer gününde o kuşların ruhları huzuru ilahiye gelip insanlardan görmüş oldukları iyiliğe şehadet edecekleri hakkında garip bir fikre sahip olmalarıdır" (63). Haddi zatında bu fevkalade insani davranışı garip sayanların anlayışları gariptir. Peygamber efendimiz: "Nefes alıp-veren her canlıya ikram sadakadır" (64) buyurmuşlardır. Diğer bir seyyah da (Compte de Bonneval) şunları söylemektedir:

"Türkler; kedi, köpek vs. gibi başıboş hayvanlar için de vakıflar tesis ederler, kasaplar her gün bu gibi hayvanların bir miktarını beslemekle mükelleftir" (65).

Osmanlı ülkesinde hayvanlara güçlerinin üstünde yük taşıtılmaz, taşıtanlara mani olunurdu. Zabıta memurlarının bu türlü yetkileri vardı. Evler yapılırken hayvanların susuz kalmaması için icab eden yerlere yalaklar konur, duvarlarda arabesklerle süslü küçücük köşkler kurularak oralara gelip kuluçkaya yatmak isteyen kuşlara yerler temin edilirdi (66).

Netice: Ekolojik dengenin bozulması, insanların gönül ve kafalarındaki bozukluğun ifadesidir. Çevre kirliliği ve tahribine karşı en geçerli ve kalıcı çare; Allah'a ve O'nun canlı-cansız bütün yaratıklarına karşı saygılı fertler ve toplumlar geliştirmektir.

 


DİPNOTLAR

(1)K. Kerim İbrahim: 33-34

(2)K. Kerim Casiye: 12

(3)K. Kerim Bakara: 22

(4)K. Kerim Taha: 6

(5)K. Kerim Hud: 61

(6)K. Kerim Zuhruf: 10

(7)K Kerim Bakara: 22

(8)K. Kerim Rahman: 5-9

(9)K Kerim Furkan: 2

(10)K. Kerim Fatır: 41

(11)K. Kerim Fatır: 38-39

(12)K. Kerim Rum: 41

(13)K. Kerim Şuara: 152

(14)K. Kerim Bakara: 11

(15)Dr. Fatih Uğurlu, Kadın ve Aile Dergisi sh: 23 Sayı: 47.

(16)K. Kerim, Bakara: 205

(17)A. A. Sancar, Kadın ve Aile Dergisi sh: 19 Sayı: 47.

(18)Prof. Dr. İbrahim Canan, Çevre Meselelerinde İslami Perspektif, Zaman Gazetesi, 3 Haziran 1990.

(19)K. Kerim, Bakara: 190
(20)    K. Kerim, Araf: 31

(21)Ebu Davud, Sünen: 2/328

(22)A. İ. Hanbel, Müsned, 6/242

(23)Ebu Davud, Sünen 2/381

(24)K. Kerim, Zümer: 73

(25) Aclunî, Keşfü'1-Hafa, 1/224 Beyrut 1351

(26)  K. Kerim, Müddessir: 4

(27) Buharı, Tecrid-i Sarih, Hadis no: 223

(28)  Aclunî, A.G.E., 1/224.

(29)  Münziri, Et-Tergib, 3/613

(30)  Münziri, A.g.e., 3/619

(31)  M. A. Nasıf, et-Tac 1/93 Beyrut 1961

(32)  Ab-Vahhab Şa'rani, Keşfu'l-Gumme 1/180 Mısır 1964.

(33)  Ebu Davud a.g.e. 1/17

(34)  İbn Mace, ruhun 2/831 Müstedrek 4/97-98

(35)  Ebu Ubeyd Kitabü'l-emval sh: 323 (Tercüme C. Saylık) İst 1981

(36)  Prof. Dr. Adem Baştürk. İst. San. Odası Dergisi Sayı 288 sh. 18

(37)  K. Kerim Nahl: 14

(38)  K. Kerim Abese: 27-32

(39)  El-Hindi kenzu'l Ummal 3/309

(40)  Tecrid-i sarih 7/122    

(41)A. V. Şarani a.g.e. 2/16

(42)Tecrid-i Sarih 7/124

(43)Balazuri Fütuhu'l-Buldan 1/17

(44)  Yakut el-Hamevi, Mucemu'l-Buldan 5/87. Beyrut 1957

(45)  Ebu Davud 2/650-51

(46)Yakut el-Hamevi a.g.e. 5/87

(47)M. Hamidullah İslamda Devlet İdaresi sh: 319: Terceme. K. Kuşçu

(48)İ. H. Danişmend eski Türk Seciye ve Ahlakı sh: 146 İst. 1961.

(49)  Ö.N.Bilmen,İst. Fak. Kamusu 2/513 İst.1976

(50)İ.H.. Danişmend a.g.e., sh: 148

(51)Mecelle madde: 26

(52)M. Hamidullah el-vesaik. 236-238-240 Beyrut 169

(53)İbn Haldun Mukaddime sh: 313-314 Mısır, tarihsi
(54) Şibli Numani, Hz. Ömer ve Devlet idaresi 2/125-126 İst. 1979 (Tercüme Talip Alp) (55)    Şibli Numani a.g-e. 2/128

(56)  Dr. sigrid Hunke. İslam Güneşi sh: 104-410 İst 1975. Terch. S. Sezgin

(57)S. Hüseyin Nasr İslam ve İlim. 228-229 İst. 1989 Terc. İ. Kutluer

(58)K. Kerim Nur: 41, İsra: 44

(59)Hafız el-Münziri 40 Hadis Hadis no: l Terc. a. Rıza Temel İST. 1988

(60)K. Kerim, Hud: 40, Tefsİr-i İbn Kesir, 4/254 İst. 1985 (Tahkikli baskı)

(61)A.V. Şarani, A.g.e. 2/155

(62)Nevevi, Riyazü's-Salihin, Hadis no: 16O8.

(63)A. V. Şarani, A.g.e., 2/155

(64)İ. H. Danişmend, a.g.e., sh: 145

(65)A.V. Şarani, A.g.e, 2/155

(66)İ. H. Danişmend, A.g.e., sh: 146

(67)İ. H. Danişmend, A.g.e., sh: 149