Öğrencilerim İçin Sınav Soruları ve Duyurular




aliseyyar@sosyalsiyaset.com

   

 

ADAPAZARI GAZETESİ KÖŞE YAZILARIM ;

 

  

Adapazarı Gazetesi   Sayı: 1                                    Tarih: 15.11.2007                  Gün: Perşembe

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                 HAYATA BAKIŞ

 

Adapazarı Gazetesine Teşekkürler

Merhaba değerli okuyucularım; Adapazarı Gazetesinde ilk köşe yazımı yazarken tabiî ki tatlı bir heyecan yaşamaktayım. Konulara geçmeden ilk önce gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Sayın Turan Çatalbaş beyefendiye teşekkür etmek istiyorum. Bizleri Adapazarı Gazetesi camiasına dâhil etmek suretiyle bizlere hem yeni bir sorumluluk yükledi, hem de siz değerli Sakaryalı okuyucularımızla daha yakından tanıma imkânı sağladı. Bundan böyle Allah nasip ederse her hafta Perşembe ve Pazartesi günleri bu köşede siz.lerle birlikte olacağız. Yörenin sosyo-ekonomik problemlerine yer vereceğiz, yani sizlerin maddî ve manevî ihtiyaçlarını gündeme getireceğiz ve inşallah sosyal hayata yönelik bakışımızı geliştirirken sizlerle birlikte çözümler de üretmeye gayret göstereceğiz. Bazen hayatın derinlerine ineceğiz, bakışımızı başka ufuklara yönelteceğiz, sizlerle birlikte yeni açılımlar kazanmaya uğraşacağız. Yazdıkça bizi daha yakinen tanıma fırsatı bulacaksınız. Çünkü düşündüklerimi mümkün mertebe şeffaf bir şekilde anlatacağım. Ama kimliğim hakkında merak edenler olabilir, onun için bugün kendime ait bazı bilgiler sunayım isterseniz…

Ben de Sakaryalıyım

Taraklı ilçesini her Sakaryalı bilir. İşte bendeniz 1960 yılında bu şirin ilçenin Akçapınar köyünde dünyaya geldi. Gerçi çocukluğumu köyümde geçirdim ama Türkiye’de hiç eğitim almadım dersem, yalan söylemiş olmam. Sadece doktora eğitimimi İstanbul Üniversitesinde yaptım. Peki, ondan evvel nerede eğitim aldın derseniz, buna da bir açıklık getireyim. Efendim, bendeniz gurbetçi işçi ailesinin bir ferdi olarak 1967 yılından 1993 yılına kadar hep Almanya’da yaşadı ve orada okullara gitti. Mannheim üniversitesini bitirdikten sonra okutman olarak bir akademide Almanlara eğitim verdi. Ancak her yıl en az bir kez olmak üzere birkaç haftalığına memleketimize gelirdik. Temelli dönüşüm muhteşem oldu, çünkü benden sonra babam da Almanya’da emekli oldu. Şimdi memleketimde ailemle birlikte mutlu bir hayat yaşıyorum elhamdülillah.

Sıradan Bir Akademisyenim

Sakarya Üniversitesinde yardımcı doçent doktor olarak 1998 yılında göreve başladım. Yaklaşık olarak 10 yıldan beri Adapazarı’nda yaşıyorum. Sık sık Ankara ve İstanbul’a giderim. Üniversite hocalığının yanında Ankara’da Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nda kurum danışmanlığı yapmaktayım. Özürlüler Kanunu, danışmanlık dönemimde çıkmıştır. İstanbul’da da ara sıra konferanslar veririm. Bilim adamlarının şöhreti, yani toplum tarafından tanınmışlığı artistlere göre belki o kadar yüksek değil ama Adapazarı dışında beni tanıyanların sayısı epey fazladır. Adapazarı içinde beni tanıyanların sayısı nispeten sınırlıdır her nedense. Gerçi Sakarya Üniversitesine bağlı kaç hocayı tanıyorsunuz sorusuna alacağım cevap belki beni ferahlatacak cinsten olabilir ama bu köşe yazıları sayesinde ilimizde de ismimiz dalga dalga yayılırsa hiç şaşmam doğrusu. Adapazarı’nda lider bir gazetede yazmanın keyfini çıkaracağım.

Bilgelik Taslamayacağım

Basın yayın ahlâk ilkeleri, yazarlar için önemli bir başvuru kaynağıdır. Dürüst ve ilkeli olmam gerektiğini hep kendime telkin edeceğim. En önemlisi ahlâklı gibi görünmek yerine ahlâkî ilkeleri içselleştirerek hayatımı ve yazılarımı tanzim edeceğim. Kimseye hakaret etmeyeceğim. Yalan uydurmayacağım. Ama doğru bildiklerimi her zaman nezaket çerçevesinde söyleyeceğim ve fırsat verilirse yazacağım. Halkımla ve değerlerimizle uyumlu olacağım, yazılarımı düşünerek kaleme alacağım, bilginden ziyade bilge insan olmaya gayret göstereceğim ama bilgelik havası içinde yükseklerde uçmayacağım. Bana ve size faydası olmayan bilginin peşine düşmeyeceğim. Mevlana gibi bize ait olan büyük düşünürler, her zaman benim rehberim olacak. Hadiselere hep olumlu yönleriyle bakacağım, olumsuz gibi görünen hadiselere dahî anlamlı bir boyuttan bakacağım ve sevgi ekseninde çıkış yolları bulmaya ve gösteremeye gayret göstereceğim. Yunus Emre’nin gittiği yollardan gideceğim. Ne güzel demiş bizim Yunus: “Ben gelmedim dava için, Benim işim sevi için. Dostun evi gönüllerdir, Gönüller yapmaya geldim”.

 

 

Adapazarı Gazetesi   Sayı: 2                                    Tarih: 20.11.2007                  Gün: Salı

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                 HAYATA BAKIŞ

Özürlü Dostu İşyeri Yarışması

Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığınca geçen sene düzenlenen "Özürlü Dostu Belediye" yarışmasında Adapazarı Büyükşehir Belediyesi ulaşılabilirlik alanında üçüncülüğü elde edebilmişti. Özürlü dostu bir belediye olma özelliğini devam ettirmek, geliştirmek ve tabana yaymak adına Adapazarı Büyükşehir Belediyesi, Sağlık ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı bu sene ‘Özürlü Dostu İşyeri’ yarışması düzenlemişti. Türkiye’de bir ilk olan bu yarışma, ‘Ulaşılabilirlik’ alanına yönelikti. Bu yarışma sayesinde resmî ve özel binalara, işletmelere ve alış veriş merkezlerine özürlülerin daha kolay ulaşılabilmeleri amaçlanmıştı. Büyükşehir Belediyesi, Mayıs ayında yarışmayı basın aracılığıyla tanıtmış, bunun yanında katılma şartlarını tanıtan prospektüs ve afişlerler de hazırlamıştı. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi hizmet alanında bulunan bütün işyerlerinin katılabileceği yarışma, 31 Ekim tarihine kadar geçerli idi. 31 Ekim – 16 Kasım tarihleri arasında seçici kurulun, elemeleri gerçekleştirmesi ve 3 Aralık Dünya Özürlüler Günü’nde dereceye girenlere ödüllü bir tören düzenlenmesi planlanmaktaydı. Yarışmada derece alan iş yerleri ‘Özürlü Dostu İşyeri Bayrağı’ asma hakkı kazanacaktı.

Değerlendirme Kriterleri

Özürlü dostu işyeri olabilmenin tabiî ki bazı şartları vardı. Bunları kısaca tanıtalım:

- Kapı genişliklerinin tekerlekli sandalye geçişine imkân verecek ölçüde olması.

- Kaldırımdan işyerine erişim imkânı verecek rampanın olması.

- Katlara ulaşım kolaylığının (asansörün) olması.

- Zeminlerin kaygan olmaması.

- İç mekanda, hareket alanı için yeterli genişliğin ve geçiş kolaylığın olması.

- Güvenli hareket için keskin kenar ve köşelerin giderilmiş olması. Tutunma bandı ve trabzanın olması.

- Yönlendirme ve uyarı işaretlerinin olması.

- Lavaboların özürlülerin kullanımına uygun olması.

- Özürlünün erişimini kolaylaştıracak işyerinin geliştirdiği özgün donanımların olması.

- İşyerinde özürlü otoparkın bulundurulması.

Yarışmada, belirtilen bu 10 kriter, 100 üzerinden 10’ar puan şeklinde puanlama yapılarak, özürlü dostu işyerlerinin altın, gümüş ve bronz işyeri olarak ödüllendirilmesi planlanmaktadır.

Seçici Kurul Şimdi Ne Yapacak?

Yarışmanın seçici kurulu, projenin daha ilk aşamasında belirlenmesine belirlendi ancak..Ancak’a geçmeden önce gelmesi beklenen müracaatları değerlendirecek olan jüri üyelerini kısaca tanıyalım: Dr. Sermet Başaran (Başbakanlık Özürlüler İdaresi Daire Başkanı), Prof. Dr. Ali Rıza Abay (SAÜ Öğretim Üyesi), Semra Baldoğan (Özürlüler ve Eğitime Muhtaç Çocukları Koruma Derneği Başkanı), Davut Yüce (Adapazarı Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal İşler Daire Başkanı) ve bendeniz Prof. Dr. Ali Seyyar (Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkan Danışmanı).

Özürlü Dostu İşyeri Olmak İsteyen Yok

Şimdi gelelim, asıl soruna. Yarışmanın içeriği ve muhatapları belli olduğu halde her nedense hiçbir işyeri, özürlü dostu bir unvana kavuşmak için Büyükşehir Belediyesine müracaatta bulunmamıştır. Olumlu anlamda bir gelişme olsaydı, herhalde jüri üyesi olarak bize bilgi verilirdi. Dolayısıyla jüri üyesi olarak bizler, karar verme aşamasında fazla zorlanmadık diyebilirim. Gerçi jüri üyeleri, tanıtım süresince hiçbir zaman bir araya gelmedi ve gelmeleri için de davet edilmediler. Bu aşamadan sonra aslında acil bir durum değerlendirmesinin yapılması gerekli. Nerede hata yapıldı, niçin müracaat eden işyerlerimiz yok? Bu sorulara cevap bulmak gerekir elbette. “Özürlü Dostu Belediye” unvanına sahip bir idare de herhalde bu sonuçtan memnun kalmamıştır. O halde öz eleştir yapma zamanı gelmedi mi?

Nerede Hata Yapıldı

Yarışmanın işyerleri için belki de fazla cazibeli yönü olmamakla birlikte sosyal sorumluluğun bir gereği olarak işletmelerin böyle bir yarışmaya katılmaları, aslında toplumumuzun özürlülere verdiği önemi bariz bir şekilde gün ışığına çıkaracaktı. İşyerleri, buna rağmen bu yarışmaya katılmadılar ise, ya verilen süre az gelmiştir, ya da tanıtım noktasında Büyükşehir Belediyesi yeterince aktif olamamıştır diye tahmin ediyorum. Nitekim bu gibi tanıtımlar, bireysel gayretlerden veya umumî ilanlardan ziyade işyerlerinin bağlı oldukları oda, sendika veya derneklerin desteğini alarak gerçekleştirilmeliydi. Gerçi biz buna işaret etmiştik, yarışmanın bu kuruluşlar aracılığıyla yoğun bilgilendirme ve bilinçlendirme faaliyetleri ile birlikte yapılması gerektiğinin altını çizmiştik. Şimdi soruyorum: Mesela bu yarışmadan ATSO ve üyelerinin haberi var mı? ATSO, bu yarışmaya destek verdi mi? 3 Aralık Dünya Özürlüler Günü herhalde yine içi boş sözlerle kutlanacak. Halbuki Adapazarı’nda en azından bir işletmenin, “ben özürlü dostu bir işyeriyim” diyebilmesini çok arzu etmiştim.

 

 

Adapazarı Gazetesi   Sayı: 3                                    Tarih: 22.11.2007                  Gün: Perşembe

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                 HAYATA BAKIŞ

Örgütlü Sakaryalı Kadınlarımız

Eskiden “örgütlü” denilince akla aşırı sağ veya sol grupların topluca yaptıkları çoğu yasa dışı eylemler akla gelirdi. Şimdi ise katılımcılık esasına dayanan demokratikleşme ile birlikte bizzat devlet, sosyal grupların örgütlü olmalarını teşvik etmektedir. Tabiî tabirler de bu süreçte biraz değişti. Tercih edilen yeni kavramlar var. Bunların başında “sivil toplum kuruluşları”, “sivil hareketler”, “sivil inisiyatif grupları” ve “gönüllüler” gelmektedir. Örgütlü olmak, birlikte bir dava uğruna hareket etmek, topluma sosyal faydası olan hizmetlerde bulunmak anlamına gelmektedir. Öyle ise bu gibi yaklaşımlara ve girişimlere destek vermek, devletin ve toplumun gelişimine katkıda bulunmak anlamına gelmektedir. Son yıllarda bu sosyal hareketin ve örgütlenmenin içinde Sakaryalı genç ve dinamik bayanlarımız da yer almaktadır. Diğer klasik kadın derneklerinden farklı olan bir oluşumdan bahsetmek istiyorum: Alternatif Yaşam Derneği.

Alternatif Yaşam’ın Amacı Nedir?

Genç ve eğitim seviyesi hayli yüksek olan bayanların kurduğu Alternatif Yaşam Derneği, kadının sosyal ve meslekî hayatta, daha aktif ve verimli hale getirilmesini, ailesine ve içinde yaşadığı topluma daha faydalı olması için birçok kültürel etkinlik tertiplemektedir. Farklı düşünceleri ve meslek gruplarını ortak bir platformda toplayan bu kadın derneği, yapılan sosyo-kültürel faaliyetlerle eğitimli kadın, eğitimli aile, başarılı ve mutlu bir toplum oluşturmak gayretindedir. Değişik meslek gruplarına yönelik olarak uzman kişilerce sunulan eğitim ve kültür faaliyetleri ile kalite ve profesyonellik elde edilmek istenmektedir. Modern hayatın istikrarsızlığı, bitmeyen telaş ve stres gibi değişik bireysel ve toplumsal olumsuzluklar karşısında bayanların birlikte hareket etmelerine yardımcı olan Alternatif Yaşam Derneği, evrenle ve kâinatın sahibiyle barışık bir aile ve toplum oluşturmada önemli bir fonksiyon yerine getirmektedir.

Alternatif Hizmetleri Nelerdir?

Hemşireler, Diyanet, Sağlık, Avukatlar, Mühendisler veya İşçi kulübü gibi değişik birimler, dernek çatısı altında çok ilginç programlar düzenlemektedir. Bu programlara bazen çok ünlü ve alanında iddialı bilim adamları ve uzmanlar davet edilmektedir. Programlara ilgi duyan bütün bayanlar ücretsiz olarak katılabilmektedir. Bu veya buna benzer programların beş yıldızlı otellerde yüksek miktarlarda katılım ücreti ödemek şartıyla yapıldığını düşünecek olursak Alternatif Yaşam’ın değeri daha iyi anlaşılmaktadır. Mesela 23 Kasım 2007 Cuma günü saat 14’de Prof. Dr. Faruk Beşer, “Fıkıh Problemlerine Yaklaşım” çerçevesinde bir konferans verecek, 5 Aralık Çarşamba günü saat 18’30’da bir özel istihdam bürosu insan kaynakları danışmanı olan Taner Uğurlu “İş Bulma Teknikleri” ile ilgili bir seminer verecektir. Dr. Reyhan Çetinkaya, 12 Aralık, Çarşamba günü saat 18’00’de “Cilt Bakımı Ve Güzellik” konusunu işleyecektir. Yrd. Doç. Dr. Bedizel Aydın ise 28 Aralık Cuma günü saat 18’00’de “Osmanlı’da Kadın ve Sağlık” konulu bir seminer verecektir. Özürlüler haftası dolayısıyla 6 Aralık Perşembe günü saat 18’00’de bendeniz Bedensel Özürlü Sahabelerin Hayatlarından bazı hatıralar aktaracağım.

Erkekler Hanım Derneklerine Destek Vermelidir

Dernek, özellikle çalışan bayanlarımızın yorgunluklarını gidermek maksadıyla periyodik olarak il dışı geziler, kültürel seyahatler, dernekte veya il dışı keyifli kahvaltılar tertiplemektedir. Kâr amacı gütmeyen dernek, bu gibi programlar için, masrafların karşılanması için çok cüzi bir katılım payı talep etmektedir. Hanımların birlikte olmaları ve kendilerini sosyo-kültürel olarak geliştirme imkânları bulmaları, hem bireysel sağlıkları, hem de ailenin huzuru için çok önemlidir. Onun için, millî ve kültürel değerlere bağlı olan ve bu çizgide sosyal aktivitelerde bulunan bu hanımlara, biz erkekler olarak destek vermemiz gerekmektedir. Sakaryalı ev hanımlarının veya çalışan bayanların bu gibi etkinliklere katılmalarına başta eşler ve babalar istemelidirler. Kendilerini sürekli olarak geliştiren aktif bayanlar, her halükârda aile içindeki sosyal rollerini daha etkili olarak yerine getirebileceklerdir. Onun için erkeklere çağrıda bulunuyorum, nasıl ki sizler faydalı olduğu düşündüğünüz değişik aktivitelere katılıyorsunuz, eşlerinizi ve kızlarınızı bu gibi eğitici faaliyetlere katılmalarına öncü olunuz.

Nasıl İrtibat Kurulabilir

Alternatif Yaşam Derneğinin sosyo-kültürel aktivitelerini tâkip etmek aslında çok kolay. Dernek, her iki ayda çalışmalarını ve programlarını tanıtan bir kitapçık çıkartmaktadır. Mesela Kasım-Aralık Bültenini, değişik yerlerden temin edebilirsiniz. En iyisi bunu dernekten temin etmek ve dernek binasını yerinde görmektir diye düşünüyorum. İki katlı dernek binasının adresi şu şekildedir: Yenidoğan mah., Fabrika cad. No 13 (Doğumevi Karşısı). Tel.: 0 264 2812935. Derneğin web sitesinden de her türlü bilgi edinmeniz mümkündür: www.alternatifyasam.org. Gelecek yazılarımda Sakarya’da önemli sivil hizmetler ifa eden diğer dernekleri de inşallah tanıtma fırsatım olur. Hoşça kalın değerli okuyucularım.

 

 

Adapazarı Gazetesi   Sayı: 4                                    Tarih: 27.11.2007                  Gün: Salı

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                 HAYATA BAKIŞ

Hacı Adaylarımıza Uğurlama Törenleri

Bu sene Sakarya'dan 1.536 hacı adayımız kutsal topraklara yolcu edildi veya edilecek. Sakarya'da ilk hacı kafilesini 11 Kasım sabah 9 sularında kutsal yolculuklarına uğurladık. Uğurlama programına ailecek biz de katıldık. Çünkü Taraklı ilçesi, Akçapınar köyünden teyzem ve eniştem de bu mübarek yolculuğunun ilk adımlarını Ulu Cami önünde düzenlenen bir merasimle atmış oldular. İlahiler ve dualar eşliğinde uğurlanan hacı adayları, ruhlarının derinliklerinde yaşadıkları iman coşkusunu gözyaşlarıyla ancak ifade edebildiler. Bazı şeylerin tarifi zordur. Bu durum, anlatılmak istenenler şeylerin yaşanması hâlinde bile geçerlidir. Ancak insana manen huzur veren bu gibi gözyaşları, hadisenin manevî boyutunun derinliklerini göstermek açısından yeterlidir diye düşünüyorum. Haddizatında ruhsal bilincin gelişmesi, ibadetlerle ancak mümkündür. Her varlıklı Müslüman için bir vecibe olan hac farizası ise, maneviyatımızın gelişimi için çok farklı anlamlar taşır. Maneviyat veya iman, üç farklı düzeyde yaşanır:

1.)              İlm’el yakin (bilgi düzeyi),

2.)              Ayn’el yakin (şahit olma seviyesi),

3.)              Hakk’al yakin (içselleştirme).

Bu mertebelerin üçüncü basamağına ulaşmak, Hac esnasında belki de daha kolay görünmektedir. Oranın kutsal coğrafyası ve manevî atmosferi, belki de bunu mümkün kılmaktadır. Sizlere âcizane bir tavsiyem olacak: Hacı adaylarımızı bu mübarek yolculuklarına hem uğurlayın hem de hac sonrası kendilerini ziyaret edin. İlm’el yakin seviyedeki bilgiler dahî bizleri manevî yönden nasıl etkilediğini kalben hissedeceksiniz.

Uğurlama Törenine Valimizin Katılması Ne Anlama Gelir?

Diğer illerde hacı adaylarımıza yönelik uğurlama törenleri nasıl oluyor bilmiyorum ama Sakarya’daki durum bence çok farklıdır. Geleneksel olarak Sakarya’da bu gibi dinî boyutlu törenlere hemen bütün valilerimiz katılır. Bu sene de farklı olmadı. Hacı adaylarını yolcu etme törenine sadece Sakarya İl Müftüsü Sayın Sinan Cihan değil aynı zamanda Sakarya Valisi Sayın Hüseyin Atak beyefendi de katılma lütfunda bulunmuşlardır. Törende Sayın Valimiz ayrıca kısa bir konuşma yapıp, hacı adaylarına güzel dileklerde bulunmuştur. Başkaları ne düşünür bilmiyorum ama ilimizin en büyük mülki amirinin geleneksel olarak bu gibi törenlere katılması, yönetimin toplumla kaynaşması açısından çok önemlidir. Millî birliğimizin en güzel yansımaları, bu gibi merasimlerde kendisini bariz bir şekilde göstermektedir. Uğurlama merasimine katılan yüzlerce kişinin aklının ucundan “bu laikliğe aykırıdır” düşüncesi hiç geçmemiştir. Tam aksine din ve vicdan özgürlüklerinin devletçe de korunduğu izlenimin bir yansımasıdır bu örnek merasimler. Haddizatında demokratik bir devlet, halkın dinî temayül ve uygulamalarına sadece hoşgörü ile bakmaz, bunların hayatiyet bulması için gerekli tedbirleri alır. Sayın valimizin bu demokratik tutum ve davranışı, takdiri şayandır. Kim bilir? Bu muhteşem manzarayı gören kaç valimiz içinden “keşke ben de hacı adayı olabilseydim” diye düşünmüştür. Sayi Cumhuriyet Türkiye’sinde kaç “hacı vali”miz var acaba?

Hacılar Örgütlenmelidir

Sakarya ilinde yaşayan ne kadar hacımız var acaba? Bunu bilen var mı? Diyanet İşleri Başkanlığı ve İl Müftülükleri bununla ilgili istatistiklere sahip midir? Hacılarımızın adresleri var mıdır? Kaç kişi halen hayattadır? Hacı olduktan sonra hayatları nasıl değişti? Hacılar kendi aralarında kurdukları arkadaşlıklarını koruyabiliyorlar mı? Hacılarımızın cinsiyetleri ve yaş grubu nasıldır? Hacı olup da hacılığın gereğini yerine getiremeyen insanlarımız var mı? Bunlar kimlerden manevî destek alabilir? Kısacası, hacılarımız hakkında fazla bilgi sahibi olmadığımızı düşünüyorum. Hâlbuki hacılar da toplumumuzun önemli bir sosyal kesimidir. Sosyolojik olarak bu grubun özellikleri araştırılmalıdır, ilginç hac hatıraları ve tecrübeleri paylaşılmalıdır. Bunlar özellikle hacı adaylarına aktarılmalıdır. Hacılar ve hacı adayları onun için dönem dönem bir araya gelebilmelidirler. Buradan bütün hacılara sesleniyorum: “EY SAKARYALI HACILAR ÖRGÜTLENİN”. Örgütlenin ki, hatıralarınız ve dolayısıyla maneviyatınız hakk’al yakin seviyede hep canlı kalsın. Bunun için bir dernek kurun. Ne derseniz? Kuracağınız derneğe beni de üye yapabilirsiniz. Çünkü ben de 2004/2005 dönemin hacılarındanım. Arafat’ta döktüğümüz gözyaşlarımızı özledik, Kabe’nin hüzünlü bakışını özledik, Mescidi Nebevi’nin ümit var bakışını özledik, Peygamberimizi özledik... Aynı özlemleri duyan hacı arkadaşlarımızı özledik. Özlemlerin paylaşılmasını özledik…..

 

Adapazarı Gazetesi   Sayı: 5                                    Tarih: 29.11.2007                  Gün: Perşembe

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                 HAYATA BAKIŞ

 

Özürlüler ve Diyanet

Son yıllarda özürlülük konusu ve özürlülerin sorunu, değişik resmî veya özel kurum ve kesimlerin ilgi alanına girmeye başlamıştır. Mesela Diyanet, özürlülük konusunu artık sempozyumlarda müzakere etmektedir. 20-21 Aralık 2003 tarihlerinde yapılan “Engelliler Sempozyumu”ndan sonra 3-4 Kasım 2007 tarihlerinde ilk kez “I. Din Hizmetleri Sempozyumu”nda “Manevî Sosyal Hizmetler”e yer verilmiş olması, özürlüler adına güzel bir gelişmedir. Toplumsal bilinçlendirmeye yönelik çalışmaların yerel bazda da gerçekleşmesi önemlidir. Bu yönde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı, İstanbul Müftülüğü ile birlikte ortak bir proje hazırlamıştır. Özürlülerin toplum hayatına katılımı konusunda iş birliği yapma kararı, artık uygulanmaktadır. Yöre halkına en yakın ve en yaygın kurumlardan birisi olan İstanbul Müftülüğü, somut olarak İSÖM (İstanbul Özürlüler Müdürlüğü) gibi bir kuruluşun eğitim personelinden yararlanarak, 5.700 din görevlisine özürlülük bilincine yönelik eğitim programı düzenlemektedir.

İSÖM ve İstanbul Müftülüğünün Davetlisiydim

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Özürlüler Müdürlüğünün, özürlünün topluma, toplumun ise özürlüye adapte olabilmesi yönündeki çalışmaları, bu sefer din görevlilerine yönelik olarak biçimlendirilmiştir. 32 ilçede görev yapan din görevlilerine yönelik özürlülük bilinci eğitimleri, Mart 2008’e kadar devam edecektir. İSÖM’ün özürlülere yönelik yürüttüğü çalışmaların katılımcılara aktarılmasının ardından özürlülük bilinciyle ilgili sunum ve seminerlerin yer alacağı eğitimler, ilçe müftülükleri tarafından belirlenecek olan yer, gün ve saatte gerçekleştirilecek. İşte Beyoğlu Müftülüğünün girişimleriyle 15.11.2007 tarihinde tertiplenen ilk tanıtım toplantısına bizler de davetliydik. Toplantıda İBB Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Sn. Dr. Mehmet Yıldırım, Özürlüler Müdürü Sn. Bekir Köksal, Beyoğlu Müftüsü Turgut Açari ve İstanbul Müftüsü Sn. Prof. Dr. Mustafa Çağırcı da yer aldılar. Din görevlililerine yönelik olarak bizlerin yaptığı konuşmada Peygamberimizin özürlü sahabilere nasıl davrandığı “Yıldızlar Engel Tanımaz” kitabımdan örnek verilerek anlatılmış ve “Manevî Sosyal Hizmetlerin” önemine vurgu yapılmıştır.

ÖSHA NEDİR?

Toplantıda kısa bir konuşma yapan Özürlüler Müdürü Sn. Bekir Köksal ise, birkaç yıldan beri devam eden ÖSHA (Özürlülerin Sosyal Hayata Adaptasyonu) projesini anlattı. ÖSHA, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğiyle ilköğretim okulları ve liselerde eğitim alan öğrencilere özürlülük bilincini kazandırmak, özürlülerin genç nesil tarafından daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve projeye katılan öğrencilerin paylaşımlarıyla geniş kitlelere ulaşılması hedeflenen sosyal sorumluluk projesidir. Proje kapsamında oluşturulan gönüllü ekip, özürlülüğün yeni nesil tarafından daha iyi anlaşılması için okullara giderek ya da öğrencileri Özürlüler Müdürlüğü’nün Tophane’de bulunan merkezine davet ederek eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yapıyor. Yılda ortalama 230 okula ulaşan ÖSHA ekibi, 1000 öğretmene ve 20 bin öğrenciye doğrudan, 200 bin öğrenciye ise dolaylı yollardan (afiş, etiket, broşür vb. basılı materyaller ve çalışmalara katılan öğrencilerin duygu aktarımlarıyla) ulaşmaktadır. ÖSHA projesi ise şimdi, din görevlileri için uygulanmaktadır.

Sakarya Müftülüğü ve Adapazarı Büyükşehir Belediyesinin Özürlülük Bilincinin Geliştirilmesine Yönelik Bir Projesi Var mı?

2005 tarihli Özürlüler Kanunu ve bu bağlamda birçok yönetmelik, Büyükşehir Belediyelerine özürlülerin sosyal hayata tam katılımlarına yönelik önemli görevler vermektedir. Bunlardan birisi Özürlüler Danışma Merkezi açmaktır. Merkez; Şubat 2006’dan beri şehrimizde yaşayan engellilere ait bilgi bankasının oluşturulması, engellilere ve ailelerine sağlık, eğitim, rehabilitasyon, istihdam ve hukukî haklar konusunda danışmanlık yapmaktadır. Merkez, her nedense şimdiye kadar toplumun duyarlılığını ve bilgisini artıran çalışmalar yapamamıştır. Hâlbuki bu Merkez aracılığı ve koordinasyonuyla tıpkı ÖSHA projesinde olduğu gibi, gerek öğrenci, gerek öğretmen, gerek veli, gerekse din görevlilerine yönelik eğitim programları düzenlenebilir. Edindiğim bilgilere göre böyle bir çalışma hazırlığı, Karapürçek Kaymakamlığı tarafından yapılmaktadır. Sakaryalı özürlülerin başta öğretmenler ve din görevlilerinden olmak üzere her kesimden destek almaları, onların toplum hayatında aktif rol almalarını kolaylaştıracaktır.

 

 

 

Adapazarı Gazetesi   Sayı: 6                                    Tarih: 04.12.2007                  Gün: Salı

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                 HAYATA BAKIŞ

 

Mahalle Afet Gönüllüleri

2007 Kasım ayı itibariyle Türkiye’nin 63 mahallesinde toplam 2.699 mahalle afet gönüllüsünün bulunduğunu biliyor muydunuz? İstanbul’un 39; İzmit’in 17; Yalova’nın 5 ve İzmir’in 2 mahallesinde 2.699 mahalle afet gönüllüsü ne yapar biliyor musunuz?

Türkiye’de bütüncül afet yönetimine yönelik olarak İçişleri Bakanlığının Şubat 2001’de onayladığı Mahalle Afet Destek Projesi (MADP) kapsamında yerel yönetimlerin desteği ile Valiliklere bağlı İl Sivil Savunma Müdürlüklerinin çatısı altında mahalle afet gönüllüleri ismi altında sivillerden oluşan bir kurtarma ekibi oluşturulmuştur. Afetin hemen ardından ilk müdahaleyi yapabilecek düzeyde 18–55 yaşları arasında yaklaşık 50 gönüllü, profesyonel ekiplere yardımcı ve destekçi olması yönünde eğitilmekte ve gerekli ekipmanla donatılmaktadır. Gönüllü ekiplerin bulunduğu mahallelerde içinde el feneri, toz maskesi, demir kesiciler, kazma, kürek gibi değişik takım ekipmanlarının bulunduğu bir konteyner bulunmaktadır. Konteynerler, Mahalle Afet Destek Merkezleri olarak da kullanılmaktadır. Gönüllülerden oluşan mahalle afet kurulu üyelerinin başında muhtarlar yer almaktadır. Mahalle Afet Destek Merkezi ile İl Kriz Merkezi arasında VHF telsiz bağlantısı sağlanmaktadır.

Mahalle Afet Destek Projesi Niçin Önemlidir?

Ağustos 1999 depremi, Türkiye’de afet yönetimine yönelik genel bir politikanın olmadığını açıkça göstermiştir. Marmara depreminden sonra yaşananlar, afet sonrası sosyal sorunların çözümünde gerçekleri göz ardı etmeden yeni bir bakış açısının gerekliliğini ortaya sermiştir. Zamanın hükümeti bu yönde 27 Aralık 1999 tarihinde 11 ilde 120’şer kişilik arama ve kurtarma birliğinin kurulmasına karar vermiştir. Bu 11 ilden biri olan Sakarya Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Birlik Müdürlüğü personel kadrosuna 138 kişi uygun görülmüştür.

İçerik açısından klâsik afet yönetimi modelinde hâkim olan genel anlayış, afet anı ve sonrasına dönük kurtarma, ilk yardım, iyileştirme ve yeniden inşa gibi afet sonrası hizmetler, kısacası ‘yara sarma’ eylemleriyle sınırlı kalmaktadır. Hâlbuki bütüncül afet yönetimi modeli, muhtemel zararı azaltmayı sağlayacak tedbirlerin de önceden alınmasını öngörmektedir. Dolayısıyla bütüncül afet yönetimi anlayışında afetten önce belirlenen ve uygulamaya konulan koruyucu politikalar ve eylemler de yer almaktadır. Bu kapsamda fertlerin, afet tehdidi altında olduklarının farkına varmalarını ve tedbir almalarını sağlayan bilgilendirme ve eğitim faaliyetlerinin önemi büyüktür. Toplumun afetlere psikolojik ve teknik yönden hazır olma yeteneğinin geliştirilebilmesi için, sivil inisiyatifin ve gönüllülerin de bütüncül afet yönetim modelinde yer almaları gerekmektedir. Bu modele, belki de “sivil destekli bütüncül afet yönetimi” diyebiliriz. Onun için mahallelerde gönüllülerden oluşan bir kurtarma ekibinin varlığı önemlidir.

Adapazarı’nda “Mahalle Afet Gönüllüleri” Niçin Yok?

Türkiye’nin deprem bölgesinde olan dört önemli kentinde binlerce gönüllü ve eğitimli kurtarıcı yetiştirildiği halde Adapazarı’nda bu yönde bir çalışmanın yapılmaması nasıl izah edilebilir acaba? Genelde afet, özelde deprem tehlikelerini de dikkate alan sivil destekli bütüncül afet yönetim organizasyonun oluşturulması, bir deprem bölgesi olan Adapazarı için kaçınılmazdır. Ancak Adapazarı’nda henüz ne bütüncül, ne de sivil destekli bir afet yönetimi modeli oluşturulmuştur. Adapazarı, fizikî ve sosyal alanda yeniden inşa edilirken, Büyükşehir belediyesinin proje kapsamında olan “Afet Eğitim ve Koordinasyon Merkezi” ve “Mahalle Afet Yönetim Sistemi” gibi çalışmalar, Marmara depreminin üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen halen tamamlanmamıştır. Konuyu, aslında bundan birkaç ay evvel Sosyal Politikalar Dergisi’nin 2. sayısında dile getirmiştim. Ancak, yetkili kurum ve kişilerden “Mahalle Afet Gönüllüleri” ile ilgili bir açıklama gelmediği için, dikkate alınır ümidiyle tekliflerimi tekrarlıyorum:

Acil Önerim

İlimizde de “Mahalle Afet Destek Projesi” kapsamında “Mahalle Afet Gönüllüleri” oluşturulmalıdır. Bunun için, diğer illerin çalışmalarından ve tecrübelerinden yararlanılmalıdır. Sakarya Valiliği ve Adapazarı Büyükşehir Belediyesi, afet ve acil durumlarda etkin müdahale hizmetlerinde bulunmak istiyorsa, itfaiyenin, sivil savunma, sağlık ve kolluk kuvvetleri ile sıkı bir işbirliği içinde olması elzemdir. Genelde kurumlar arası karşılıklı iletişim, samimî işbirliği ve neticede güvenin tesis edilmesiyle birlikte ortak idarî girişimler ve yapılanmalara gitmek kolaylaşmaktadır. Bunun sağlanamadığı yerlerde ise bazen tam tersine gelişmeler yaşanmaktadır. Mesela İstanbul’da gerek Büyükşehir Belediyesi (Afet Koordinasyon Merkezi: AKM), gerekse Valilik bünyesinde (Afet Yönetim Merkezi: AYM) ayna gayeye yönelik iki farklı örgütlenme modeli oluşturulmuştur. Ayrı ayrı afet merkezleri açmak yerine Adapazarı’nda her iki idarî organın da yer aldığı tek bir afet merkezinin açılması, kaynakların ve tecrübelerin yerinde ve birlikte kullanılması açısından daha isabetli olacağı muhakkaktır. Sadece bir merkezin bulunması, afetten sorumlu bütün kurum ve kuruluşlar arasındaki koordinasyonu kolaylaştıracağı gibi, çok başlılık, idarî zafiyetler ve yetki karmaşasına da son verecektir.

 

 

 

Adapazarı Gazetesi   Sayı: 7                                    Tarih: 06.12.2007                  Gün: Perşembe

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                 HAYATA BAKIŞ

 

Ömer İbn-i Abdülaziz’den Bugünün Yöneticilerine Bir Mesaj

Anne tarafından nesebi Hz. Ömer’e dayanan Ömer İbni Abdülaziz (682–720), Emevilerin sekizinci halifesi olmakla birlikte üstün ahlâkî vasıflarından ve ileri sosyal sorumluluğundan dolayı II. Ömer ve V. Râşid halife olarak anılan büyük bir devlet adamıdır. Ömer İbn Abdülaziz, 717–720 tarihleri arasında yaklaşık iki buçuk yıllık Hilafet döneminde İslâm’da ilk tecdid ve değişim hareketini gerçekleştirdiği gibi yönetim anlayışında manevî sosyal politikalar uygulamıştı. O, İslâm’ın sosyal ahlâk ilkelerini devlet politikalarına aktararak, modern sosyal devletlerin hedeflediği sosyal barış, sosyal dayanışma, sosyal refah ve sosyal adaleti sağlayabilmişti. Bunu da kendi şahsında büyük fedakârlıklarda bulunarak, İslâmî esaslara uygun sosyal politikalar aracılığı ile hayata geçirebilmişti. İşte onun iktidar döneminde değişik sosyal gruplara ve alanlara yönelik olarak söylediği veciz sözler, bugün yöneticilerine de ışık tutmaktadır.

Sosyal Teşvikte Bulunun

İdareciler, halkın fikirlerine her zaman değer vermelidirler. Bununla yetinmeyip, kendilerini veya her hangi bir uygulamayı haklı sebeplere dayandıklarını düşünerek, tenkit edenlere veya uyarıda bulunanlara kızmamalıdırlar, tam tersine idare mekanizmasında herhangi bir eksiklik görüp bunu dile getiren ve alternatif çözüm öneren bir kimse mükâfatlandırılmalıdır. Bu tarz bir yönetim anlayışı, Ömer İbn Abdülaziz’in şu sözü ve uygulaması doğrultusunda olur: “Bir kimse bir zulmü ortadan kaldırmak veya hayırlı bir iş için yol gösterecek olursa yapacağı işe göre 100 ile 300 dinar arasında mükâfat alacaktır.”

Muhtaç Olanlara Yardım Yapın

Ömer İbn Abdülaziz”in şu sözü ne kadar manidardır: “Bize ailelerinizin nüfus sayısını bildiriniz, onlara (sosyal) haklarını verelim. Vefat edenlerinizin de isimlerini bildiriniz ki maaşlarını varislerine verelim.” Kamusal sosyal yardım kaynaklarına sahip olan devlet yetkilileri ve bunların yerel temsilcileri, kaynakları yerli yerinde kullanmaları ve gerçek muhtaç sahiplerine aktarmaları gerekmektedir. Hedef sosyal gruplar içinde yardıma muhtaç çok çocuklu aileler ve kimsesizler unutulmamalıdır.

Borçlulara Maddî Destek Sağlanmalıdır

İnsanlar ve özellikle esnaf ve girişimciler, ekonomik kriz gibi olağanüstü gelişmelerden dolayı bazen istemeden maddî sıkıntılara düşebilirler. Bazen de bu gibi durumlarda insan borçlu olarak vefat edebilirler. İşte bu durumda da yöneticiler, bir formül geliştirmelidirler. Nitekim Ömer İbn Abdülaziz, valilerinden birine yazdığı mektupta şöyle demektedir: “Müslümanlardan kim ölüp de borcunu ödeyebilecek bir miras bırakmamışsa derhal Beytü’l Mal’dan borcunu öde”.

Evlenemeyenlere Aile Desteği Yapılmalıdır

Borcundan, geliri yetersiz olduğundan veya psiko-sosyal sebeplerden dolayı birçok gencimiz evliliğini ertelemektedir veya evlenememektedir. Bu gibi durumlarda da yöneticilerimiz aile dostu sosyal politikalar geliştirmelidir. Artan kaynakları nasıl kullanması gerektiği yönünde bir soru soran valisine Ömer İbn Abdülaziz, şöyle cevap vermektedir: “Halkın her türlü (sosyal) ihtiyacı karşılandıktan sonra elinizde malların arttığını yazıyorsun. Borçlu olanın borçlarını ödemeye çalış, evlenemeyen kimseleri evlendir.

Kaçak İşçilik Önlenmelidir

Maalesef birçok işverenimiz, çalıştırdıkları işçilerine fazla mesai yaptırdıkları halde zamlı ücret ödememektedir. Bazıları da işçilerine hem kötü muamelede bulunmakta hem de kaçak çalıştırmaktadır ve dolayısıyla işçilerini temel bir sosyal hak olan sosyal güvenceden mahrum etmektedirler. Yöneticilerimiz, buna mani olmalıdır ve işverenlere sosyal sorumluluk sahibi oldukları hatırlatmalıdırlar. Valilerinden birine yazdığı mektupta Ömer İbn Abdülaziz, bu konuya temas ederek şöyle ikazda bulunmaktadır: “Zorla iş yaptırmak âdeti yeryüzünden kalkmalıdır. Zira halka zorla iş yaptırmak zulümdür.”

 

 

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Adapazarı Gazetesi   Sayı: 8                                    Tarih: 11.12. 2007                 Gün: Salı

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                 HAYATA BAKIŞ

 

Berlin Hatıralarımın Türkiye Yansımaları

Değerli okuyucularım; Geçenlerde bir haftalığına Berlin’e gittim. Mesleğim gereği birkaç sosyal hizmet kurumunu inceledim. Ayrıca Bergama Müzesini gezdim, Osmanlı (Türk) topraklarından kaçırılan tarihî eserlerin büyük bir itina ile sergilendiğini görünce doğrusu imrendim. Aynı tarihî binada geçici bir süre için İslâm Güzel Sanatları sergisi de vardı. Diyar-i gurbette sergilenen el yazmalı orijinal eserler, kültür tarihimizin zenginliğini yansıtmakla beraber hüzünlü bir bakışları vardı. Sanki “Bizim yerimiz burası değil, biz öz yurdumuza ve bizim inancımızı paylaşan öz hemşerilerimize aidiz” feryatlarını duyar gibi oldum. Acaba yabancı müzelerde teşhir edilen o güzelim el yazmalı Kuran-ı Kerim’lere yeniden sahip olmak ve bundan daha önemlisi içerdiği mesajları kendi dünyamız için bir rehber olarak kabul etmek istiyor muyuz?

Manevî Hizmetler Sunan Hastane Ziyareti

Hastaneler, aslında hastaların tedavileri ile ilgilenen sağlık kurumlarıdır: Tıbbî teknolojinin gelişmesiyle değişik tedavi teknikleri ile birçok hasta, eski sağlığına yeniden kavuşturulmaktadır. Ancak bu her zaman mümkün değildir. Özellikle kronik hastalıkların ortadan kaldırılması o kadar kolay değildir. Çoğu zaman bunlar kalıcıdır ve zamanla hastalığın yol açtığı ızdıraplar artarak devam edebilmektedir. İşte bu gibi hastalıklarla ilgilenen bir araştırma hastanesini Berlin’de inceleme fırsatı bulabildim. Hastanenin en ilginç bölümünde, kanser hastalığına yakalanmış ve ömürlerinin son günlerini yaşayan hastalara manevî bakım ve destek hizmetleri veriliyordu. Bu bölümde, hemen her dine mensup hasta yatıyordu. Hasta haklarının bir gereği olarak, her hasta, inancının bir gereği olarak bağlı olduğu dinin bir uzman temsilcisi tarafından manevî bakım hizmetleri alma hakkına sahiptir. Onun için bu bölüme dışarıdan anlaşmalı manevî terapistler ve sosyal ilahiyatçılar gelip, hastalarına ve aile fertlerine son manevî telkinlerini yapmaktaydılar. Bilimsel bir dille konuşacak olursak bu hizmetlere “terminal dönemde manevî destekli palyatif bakım” denmektedir. Bizim hastanelerde siz hiç böyle bir bölümün varlığından haberdar oldunuz mu? Sayi bizim hastanelere hiç din görevlileri gelip, hastalarımıza moral verir mi? “Hoca Camide” sloganı ne kadar da tesirliymiş meğer!!!! Hocalarımızın cami dışında sosyal hizmet kurumlarında, huzur evlerinde, bakım merkezlerinde veya hastanelerde aktif görev almasında sakinlere ne sakınca var acaba? Ölümün güzel yönünü göstermelerinde ve ahiretimize hazırlıklı olmamıza yardımcı olabilecek Müslüman din görevlilerimizin diğer dinlere mensup manevî terapistlerden ne eksiği var acaba?

Berlin’li Emine ve Kozan’lı Tevhide

Tarihî Humbold Üniversitesi’ni görmek için Berlin’in doğu tarafına gittim. Üniversitenin avlusuna ayak basar basmaz karşıma kılık kıyafeti ile Türk olduğu anlaşılan bir kız öğrencisi ile karşılaştım. Hemen yanına yaklaştım, Merhaba dedikten sonra kendimi tanıttım. Ben de bu vesile ile Emine’nin hayat hikâyesini öğrendim., tahmin ettiğim gibi hüzün verici idi, memleketinde başörtülü olarak üniversitede okuyamamış, bu yüzden gurbete çıkmak mecburiyetinde kalmış, ailesinden uzak olarak 6 yıldan beri okumaktaymış, Geçen sene uçak biletlerine aşırı zam geldiği için Türkiye’ye gidememiş, annesini ve babasını özlediğini söylediğinde gözlerinin nemlendiğini gördüm. “Artık memleketimize dönebilirsin, başörtüsü yasağı kalktı” müjdesini veremediğim için, acziyetimden ötürü sustum. Ne diyebilirdim ki, aynı günlerde öğretmenler günü münasebetiyle düzenlenen bir kompozisyon yarışmasında birinciliği hak eden Tevhide isimli başörtülü bir kızımızın Kozan Belediyesi tiyatro salonu’nda düzenlenen bir törende ödülünü almak için çıktığı kürsüden kaymakam ve garnizon komutanın müdahaleleriyle apar topar indirilmişti. Bu onur kırıcı hadise bizzat ilçenin en büyük mülki amirinin öncülüğünde yapılıyorsa artık bu nasıl yorumlanmalı bilmem artık? Nerede insan hakları, nerede ayrımcılık yapmama ilkesi? El yazmalı Kuran-ı Kerim’lerimizi itina ile sergileyen Batı’lılar bugün bize hem de en yetkili ve en resmî ağızlardan “öğrencilerinize zulüm yapmakta çok ileri gittiniz” deme ihtiyacı duymaktadırlar. Başörtülü Emine, yurt dışında üniversitede rahatlıkla okuyabilirken, bizim imam hatipli bir kız öğrencimizin okul dışında başörtülü olarak dolaşmasından rahatsız olanlara ve idarî güçlerini kötüye kullanarak öğrencinin rencide olmasını içlerine sindirebilenlere ne demeli acaba? Türkiye’nin sivilleşmesini ve demokratikleşmesini engelleyenler, akademik özgürlükleri hiçe sayanlar, gençlerimizin onurlarıyla oynayanlar, Müslümanların inançlarına değer vermeyenler, insan haklarını keyiflerine göre yorumlayanlar hiç utanmazlar mı? Eşref-i mahlûk, yani hangi dinden veya ırktan olursa olsun yaratılmışların içinde en şerefli varlık olan insana yapılan insanlık dışı bir muamele, kimin tarafından yapıldığına bakılmaksızın, her zaman kınanmalıdır. Ben, küreselleşen bir dünyanın sade bir insanı ve sıradan bir T.C. vatandaşı olarak, bu olayı ve buna benzer gayri insanî müdahaleleri aklî ve kalbî şuurumla alenî olarak kınıyorum. İdarî makamları işgal edenler, sivil demokrasinin kurallarını ve insan haklarının temel ilkelerini çiğneme cüretini artık gösterememelidirler.

 

 

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Adapazarı Gazetesi   Sayı: 9                                    Tarih: 13.12. 2007                 Gün: Perşembe

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                 HAYATA BAKIŞ

Millî Şair Osman Sarı

Değerli okuyucularım; Kahraman deyince, genelde halkın yanında olan, onun sempatisini kazanmış dürüst, namuslu, çalışkan ve yiğit bir insan akla gelir. Kahramanlar, çoğu zaman haksızlıkla mücadele ettiklerinden veya mağdur duruma düştüklerinden dolayı toplumun ekseriyeti tarafından sevilirler. Halk tarafından sevildikleri halde kahramanlar, devletin bazı haksız uygulamalarını yazılarıyla ve sözleriyle eleştirdikleri için, bazen resmî otorite tarafından “hain” olarak da damgalanabilir. Türk tarihinde, gerek Osmanlı, gerekse Cumhuriyet döneminde zulme veya bazı yanlış politikalara karşı pasif veya aktif bir direniş göstermiş ve bundan ötürü de bazı sosyal kesimler tarafından halk kahramanı hâline gelmiş veya getirilmiş birçok ünlü düşünür, âlim, yazar, derviş ve siyasetçi vardır. Günümüzde de sarsılmaz vakarlı duruşlarıyla öyle nadir şahsiyetler vardır ki, tam da yukarıdaki kahramanlar tanımlamalara uygun düşmektedir. Bugün sizlere, 10 yıldan beri dostluğumuzun her geçen gün daha da derinleştiğini hissettiğim bir büyüğümüzden bahsetmek istiyorum: Sakarya Üniversitesi; Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Osman Sarı.

Kahraman Sakarya’lı Osman Sarı

Kendisi aslen Kahramanmaraşlıdır, Sarımollalı köyünde dünyaya gelmiştir. Osman ağabeyimle birlikte ben de bu köye gittim, âdeta yamaçlara kondurulmuş çerçevesi ormanlarla kaplı şirin bir yerdir. Osman ağabeyimin böyle yamaçlarda oluşturulmuş bir bağ bahçesi de vardır. Osman ağabey, İlköğretimini bu köyde, orta öğretimini Maraş’ta tamamladı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1973 yılında mezun oldu. Çalışma Bakanlığı’nda İş Müfettişi olarak çalıştı. 1979 yılından beri Sakarya Üniversitesi’nde öğretim elemanı olarak çalışmaktadır. Gözümde kahraman oluşu Maraşlı olduğundan dolayı değil, gerçekten kahramanlık sıfatlarına sahip olduğundan dolayıdır. Aslında Osman ağabeyimiz, İstanbul’da ikamet etmekte ama üniversitemizde hukuk hocası olduğu için, haftanın en az 3 gününü Adapazarı’nda geçirmektedir. Haddizatında Maraşlı veya İstanbullu olmaktan ziyade kendisi Sakaryalıdır. Kahraman sıfatını taşımayı Maraşlı olmasından ve bundan daha önemlisi kendisine yakıştığından dolayı hak ettiği için, kendisinin Kahraman Sakaryalı olduğunu ilan edebiliriz. Son yıllarda Sakarya’yı, Geyve’yi ve Taraklı’yı daha çok sevmesinde âcizane benim de bir katkımın olduğu söylenebilir.

Önden Giden Bir Kahraman

Osman ağabey, aslında sessiz ve kendi halinde yaşayan mütevazi hatta utangaç mizaçlı bir insandır. Kendisi öğretim üyesi olduğu halde şairlik yönüyle daha çok tanınır. Hâlbuki sadece bir şiir kitabı vardır (Bir Savaşçıdır Kalbim). Şiirleri de o kadar fazla değildir aslında. Belki de bundan mıdır ne her bir şiiri, ayrı bir derinlik içermektedir. “Önden Giden Atlılar” şiiri mesela, Türkçe Olimpiyatlarda birincilik kazanmıştır. Zamanın TBMM Başkanı ve hukuk fakültesinden okul arkadaşı olan Bülent Arınç Bey, Türkçe Olimpiyat töreninde yaptığı konuşmada Osman ağabeyimize taltiflerde bulunmuştu. Ama Osman Ağabey, o organizasyonda her nedense yer almamıştı. Kahramanlar, ödülleri pek sevmezler, eserlerini millete armağan ettikten sonra pek ortalıklarda görünmezler. Ama onların sayesinde edebiyatımız ve kültürümüz zenginleşir. Osman ağabeyin sessiz olduğuna bakmayınız, Hak adına gerektiğinde sesini herkesten daha gür çıkartmasını bilir. Bu hususta bir hatıramı sizlerle paylaşmak istiyorum: 28 Şubat süreci idi….Üniversitemizde olağanüstü otoritenin olduğu bir dönemde fakültemizde bir akademik kurul toplantısı yapıldı. Öğretim üyelerinin hazır bulunduğu bu toplantıda ben zamanın dekanına bana neden doçentlik kadrosunun açılmadığını sordum ve bana yapılan haksız muameleleri kınadım. Böyle bir soru ve eleştiri, o dönemde sürgün veya soruşturmaya yol açabilirdi. Hiçbir profesör haklı olduğum davada bana destek veremedi ve herkesin sustuğu bir ortamda sadece Osman ağabey ayağa kalktı ve bir hukukçu vakarıyla beni alenî olarak savundu. O gün bir netice elde edememiştik ama o günden beri Osman ağabey benim için Önden Giden Kahramanlardandı. Osman ağabey, sadece şiirlerinde değil gerçek hayatta da despotik uygulamalara karşı kahramanca tavrını koyabilen cesur yürekli bir hukuk adamıdır.

Zulme Karşı Bir Şiir: DİKTA

Osman ağabeyimin DİKTA şiirinin son kısmında yer alan sözler, despotik bir devletin zulüm yapmadaki sınırsız boyutlarını çok çarpıcı bir şekilde anlatmaktadır.

“Ben devletim artık
İktidarlar benden alır iktidarını
Benim buyruğumu dinler sakince dağlar
Ben belirlerim ne giyecekse insanlar
Hak hak deyip durma karşımda

Ben devletim artık
Yasalar koyarım buyruklar verip
Kimini haklı kılarım kimini haksız
Kimini yoksul kimini zengin
Sizi de
Birbirinize bağlarım dağlar
Barajlar kurarım derin vadilere
Artık akmasınlar ulu ırmaklar

Ben devletim artık
Din benim buyruğumdadır bilim benim buyruğumda
Benim buyruğumu beklemektedir
Hukuk
Ey şair topla bu kelimeleri
Beni ürküten
Bu kelime dağlarını dağıt
Sana kim yaz dedi bu şiirleri
Ey şair topla bu kelimeleri
Ey savcı dağları bile tutukla”.

 

 

 

 

 

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Adapazarı Gazetesi   Sayı: 10                      Tarih: 18.12. 2007                 Gün: Salı

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                 HAYATA BAKIŞ

 

Kibir ve Tevazu

Toplumumuz, yozlaşma ve bozulma tehlikelerinin karşısından her zamankinden daha fazla ahlâkî değerlere sarılmalıdır. Toplumsal barış, birlik ve kardeşliğin tesisi ve gelişimi için, herkes birbirine güzel davranmak ve kötü alışkanlıklardan kaçınmak durumundadır. Mesela kibir yani büyüklük taslamak, insanî ilişkileri zedeleyen bir tutumdur. Hâlbuki tevazu yani alçak gönüllük, belki insanın nefsine zor gelen ama gönülleri fetheden çok güzel bir yaklaşımdır. Öyle ise bu iki birbirine tamamen zıt olan kavramın özelliklerini biraz daha yakından tanıyalım:

Kibir ve Zararları

İnsanları küçük, kendini ise herkesten daha üstün ve değerli gören bir insan, başkalarına verilen acıdan, ıstıraptan pişmanlık duymaz. Kişinin, birçok alanda başkalarından farklı ve üstün olduğunu düşünüp, kalbinde oluşan sevinç ve gurur, aslında nefse mağlup olmanın başka bir ifadesidir. Çok zaman geçmez kalpteki kibir, dışa yansır. Kişinin konuşması, tutum ve davranışlarıyla kendisini zaten ele verir. Kibirli insanda bazı alametler vardır. Mesela kin ve haset besler, gıybette bulunur, saygı bekler, fakirlerin ve muhtaçların meclisinden uzak durur ve zenginlerin-şöhretlerin aralarında bulunur. Kibrin sebeplerin başında hikmetsiz ilim, fizikî güzellik veya bedenî güç, haset, riya, makam-mevki sevgisi, zenginlik, akraba çokluğu, asalet-soy ve aşiret bağlılığı, erkek evlatlar, nüfuz, şöhret, elde edilen başarılar gelir. Kibirlenme malzemeleri, kişiden kişiye değişir. Mesela Karun, malıyla kibirlenirken, Hitler, büyüklüğünü "üstün germen ırkı" ile ispatlamaya kalkışmıştır. Ne var ki her birinin sonu da feci olmuştur. Kibrin zararları saymakla bitmez. Yine de bazılarına değinelim: 1.) Kibirlenen insanlarda sevgi ve muhabbet duyguları yok olur. 2.) Toplumda kin ve haset artar. 3.) Kibirli insanlar tartışmaya girerler ve hakikati, ilmi öğrenemezler. 4.) Kibir, insanı tefekkür ve ibretten mahrum eder. 5.) Sistematik hâle getirilen kibirlenme kültürü, tevazu sahibi insanların ezilmesine yol açarken, insandaki yıkıcı eğilimleri yaygın hâle getirerek meşrulaştırır. 6.) Tekebbür ederek başkaldıran insan, eşyaya, tabiata, diğer insanlara ve Yaratıcısı’na yabancılaşır.

Tevazu ve Faydaları

Tevazu veya alçak gönüllülük, yüceliğin Allah’a ait olduğunu bilip, hakka boyun eğmektir. Kişinin, gördüğü herkesi, kendinden üstün bilmesi ve kibirden uzak kalmasıdır. Tevazu, gönülde, dilde, hâlde, ibadette, hizmette ve her işte kendini gösteren ihlâs ve samimiyettir. Tevazu duruşuyla tatlı dil ve güler yüzlü olan bir insan, her yerde, her makamda ve herkese aynı güzel muamelede bulunur. İyilik ve tevazu, bütün düşmanlıkları yok edeceği için, sosyal barışa önemli katkıda bulunur. Oscar Wilde’nin “Çok sevilmek için, alçak gönüllü olmak gerekir” sözü aslında tevazünün sevgiden ayrı düşünülemeyeceğinin bir işaretidir. Çünkü mütevazı olanlar herkesi gönülden sevdikleri için, aslından sevilirler. Şerefi ve zenginliği tevazuda arayan ve tevazu gösteren bir insan, hakikaten şerefli ve manen zengin bir insandır. Şeyh Sâdi, Ateş, yükseldiği (kibirlendiği) için, ondan şeytan yaratıldı. Toprak tevazu gösterdiği için, ondan âdem yaratıldı” derken, insana tevazünün yakıştığını ima eder. Kısacası kibir, toplum hayatında hangi sosyal olumsuzlukları meydana getiriyorsa, tevazu da bütün bu olumsuzlukları ortadan kaldıran bir araçtır.

Kim Daha Mütevazı? Hz. Hacı Bektaşi Veli mi Hz. Mevlana mı?

Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Zaman gelir yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaşi Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. Durumu Hacı Bektaşi Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaşi Veli; "Helal değildir" diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam, Mevlevî dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana'ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaşi Veli'ye de anlattığını ama onun kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar. Mevlana şöyle der; "Biz bir karga isek Hacı Bektaşi Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir”. Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaşi dergâhına gider ve Hacı Bektaşi Veli'ye Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini birde Hacı Bektaşi Veli'ye sorar. Hacı Bektaşi Veli'de şöyle der; -"Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir”. Bu hikâye bize şunu öğretmektedir: Manevî büyüklerimiz, tevazu göstererek, Allah katında manevî derecelerini yükseltebilmişlerdir. Peygamberimiz ne güzel buyurmuş: “Kibir edeni Allah alçaltır, alçak gönüllü olanı yükseltir”.

 

 

 

Adapazarı Gazetesi               Sayı: 10          Tarih: 25.12. 2007     Gün: Salı

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                 HAYATA BAKIŞ

 

Sabahattin Hocamı Anarken…

 

Prof. Dr. Sabahattin Zaim hocamızı 9 Aralık 2007 tarihinde kaybettik. Hemen ertesi gün Fatih Camiinde kılınan cenaze namazıyla kendisi ebedî âleme yolculuk edildi. On binlerce seveni, öğrencisi, hayranı hem camii içini, hem de camii avlusunu doldurdu. Öyle güzel bir manevî atmosfer ve dikkat çekici bir sükûnet hâkimdi ki, doğrusu imrendim. Cenazeye katılan herkes huşu içinde hocamıza karşı son görevini ifa etti. Başta Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül ve Başbakanımız Sayın Tayyib Erdoğan olmak üzere Türkiye’nin en önemli simaları cenaze namazında hazır bulundular. Peygamberimiz “Cenaze namazında üç saf cemaat bulunan mümin, Cennete girer” ve “Kırk Müslüman, bir müminin cenazesinde bulunup onun affı için dua ederlerse, duaları kabul olur” buyurmaktadır. Sabahattin hocamın cenaze namazında Peygamberimizin buyurduğunun çok üstünde şuurlu bir cemaat bulunmaktaydı, her kesimden gelen müminler, hocamız için samimî dualarda bulunmuşlardır. Hayatını “Güzel İnsan” yetiştirmek için vakfeden bir ilim adamının son yolculuğu da böyle güzel oluyormuş meğer.

İlk Tanışmamız

Yıl 1993, 26 yıllık gurbet hayatından sonra Almanya’dan memleketime temelli dönüş yaptım, gayem İstanbul Üniversitesi, Çalışma Ekonomisi bölümünde doktora eğitimi almak idi. Bu bölümde benim gözümde iki değerli hoca vardı, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ve Prof. Dr. Sabahattin Zaim. Kendileriyle tanışmak ve onların talebesi olmak en büyük arzum idi. Türkiye’ye gelir gelmez ilk işim onlarla görüşmek oldu. Kendilerine doktora eğitimi almak istediğimi söyledim. Nitekim 1994 yılında bu bölüme doktora öğrencisi olarak kabul edildim. Jüri heyetinde bölüm başkanı Prof. Dr. Nusret Ekin, Prof. Dr. Nur Serter, Prof. Dr. Toker Dereli ve Prof. Dr. NevzatYalçıntaş vardı. Bütün hocaların derslerine aralıksız olarak büyük bir şevkle devam ettim, ama Sabahattin hocamın derslerine her zaman büyük bir iştiyakla ve gönülden katıldım. Derslerinde hangi konu işlenirse işlensin mutlaka bir hikmet yönü bulunurdu, sosyal bilimlerin perde arkası yani manevî boyut gösterilirdi. Çoğu zaman müfredatta resmen ilan edilmemiş olsa da Zekât, Sadaka gibi İslâm Ekonomisinin temel esasları ile ilgili dersler de verilirdi. Nevzat hocamız da Sabahattin hocamıza çok hürmet ederdi, Nevzat hoca derslerinden sonra bazen bizi yanına alıp “haydi çocuklar şimdi hocaların hocasına gidelim ve biraz onunla sohbet edelim” derdi. Hangi siyasî görüşten olursa olsun bölümdeki her hoca Sabahattin hocaya ayrı bir saygı gösterirdi. O, bütün mütevazılığına rağmen İstanbul Üniversitesinde ilmî otoritesini kabul ettirebilmişti.

Emekli Olması

Yıl 1997: Ben İstanbul Üniversitesinde Nevzat hocamızın danışmanlığında doktora tezimi tamamladıktan sonra aynı yıl Sakarya Üniversitesine öğretim üyesi olarak alındım. Sabahattin hocamız, o eğitim yılında hem İstanbul, hem de Sakarya Üniversitesinde son kez ders veriyordu. Hocamız artık emekli olacaktı. Kaderin cilvesine bakın ki, Sakarya Üniversitesi, Çalışma Ekonomisi bölümünün Sosyal Siyaset ana bilim dalı bana bırakılacaktı. Sabahattin hocamız 1998’de resmen emekliye ayrıldı ve biz de onun kürsüsünü böylece devraldık. Bu kürsünün hakkını verebilmek ve sosyal politikalar alanında yeni ufuklar açabilmek için çok çaba gösterdim, inşallah onun bir talebesi olarak bu kutsal görevimizi layıkıyla yerine getirebiliriz. Emekli olduğunda fakültemiz kendisine bir veda yemeği tertipledi. 28 Şubatın soğuk rüzgârları Esentepe Kampüsünde de estiğinden dolayı bu yemeğe başta üniversitemizin rektörü olmak üzere birçok öğretim üyesi katılmadı. Veda yemeğine sadece bir iki rektör yardımcısı katılma lütfünde bulunmuştu. Malum, hocamız dindar bir âlim idi, dindarlığını da hiçbir zaman gizleme ihtiyacı duymazdı. Aslında dindarlık ve ilim, birbirlerini tamamlayan iki güzel haslettir. Ama ne var ki, laikçilik kıskacından kopamayan bazı idareciler, dindar bir bilim adamın varlığından her zaman tedirgin olurlar. İstanbul Üniversitesi, buna rağmen yine de geleneksel görevini yerine getirerek, hocamıza bir Armağan çıkardı. Emekli hocalara üniversite adına bir Armağan çıkarmak hem ilmî teamüllerin bir gereği, hem de emekliliğe ayrılan hocalarımıza saygının bir tezahürüdür. Ne yazık ki, hocamıza Sakarya Üniversitesi olarak biz bir Armağan çıkaramadık. Üniversitemize büyük emeği geçen hocamız, belli etmemiş olsa dahî bu yüzden biraz hüzünlü olarak Sakarya’dan ayrıldı.

Hocamıza Vefa Borcumuz

Hocamızın vefat haberini duyduğumda “bu ayıbı nasıl telafi edebiliriz acaba” diye düşünürken aklıma Sabahattin hocamızın öğrencisi olan fakülte dekanımız sayın Prof. Dr. Engin Yıldırım hocamızı aramak geldi. Sayın dekanımızın sorumluluk duygusu ve duyarlılığı takdire şayandır. “Bu hatamızı hemen telafi edeceğiz. Hem bir Armağan çıkartacağız, hem de Sabahattin hocamız adına Sempozyum düzenleyeceğiz” dedi. Dekanımızın vefa ve sadakati bununla da kalmayacak. Fakültemiz, gelecek yıl ek bir binaya kavuşacak. Bu binanın en büyük salonun ismi hocamızın ismini alacak inşallah. Dekanımızın girişimleriyle geçen hafta Üniversitemizde Sabahattin hocamıza eski Tarım Bakanı Sayın Prof. Dr. Sami Güçlü’nün de katıldığı bir anma töreni de tertiplenmiş oldu. Böylece geç de olsa Sabahattin hocamızın ilmî değeri ve umumî saygınlığı Üniversitemizce de tescillenmiş oldu. Sabahattin hocamız, Adapazarı Büyükşehir Belediyesi ve Sakarya Üniversitesinin müşterek girişimleriyle ve büyük organizasyonlarla her yıl anılmalıdır. Böyle değerli bir bilim adamı, genç nesiller tarafından her zaman hatırlanmalıdır. Sakarya, ilmin beşiği olmak istiyorsa, bağrından yetiştirdiği bilim adamlarına sadece öldüklerinde değil, hayatlarında da saygı göstermelidir.

Son Görüşmemiz

Sabahattin hocamızın himmetleri ve hayırlı dualarıyla ve Asal eğitim şirketinin de maddî katkılarıyla geçen yıl Sosyal Politikalar Dergisini çıkartmaya muvaffak olduk. İlk sayısında kendisiyle bir röportaj yaptık. Böylece dergimizin sosyal politika boyutu da ortaya çıkmış oldu. Dergimizi geniş bir kitleye tanıtmak ve yeni bir yazar kadrosu oluşturmak maksadıyla geçen Ramazan ayında bir otelde iftar yemeği verdik. Baş konuğumuz Sabahattin hocamız idi. Yemekten sonra hocamız bir konuşma yaptı, çıkarttığımız derginin önemine vurgu yaparak, bizlere manevî desteklerinin devam edeceğinin işaretini verdi. O akşam otelin bir salonunda birlikte teravih namaz kıldık. Bu hocamla paylaştığım son hatıra idi. Hatıraların en güzel yönü, birlikte geçirilen değerli, faydalı ve anlamlı anlardır. Geçmiş gibi görünse de bunlar öyle anlar ki, insan hayatının akışına ve gönül dünyasına yön verir. Ben hocamla birlikte namaz kıldım, onun derslerine katılma şerefine eriştim, onun kürsüsünün başkanlığını yapmaktayım, onun manevî desteğiyle azimli birkaç arkadaşla bir dergi çıkartabildik ve dolayısıyla az da olsa onunla ilgili güzel hatıralara sahip olabildim. Bu büyük bir lütuftur. Bunun için Allah’a şükrediyorum ve hocama Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum.

 

 

 

Adapazarı Gazetesi   Sayı: 11                      Tarih: 27.12. 2007                 Gün: Perşembe

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                 HAYATA BAKIŞ

Kardeşim Olur Musun?

“Kardeşim Olur Musun?” sloganıyla Adapazarı Merkez Belediyesi-Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü, çok farklı ve bir o kadar da sosyal nitelikli bir projenin altına imza atmıştır. Sosyal proje, Adapazarı Merkez Belediyesi sınırları içersinde yaşayan ve sosyal desteğe muhtaç olduğu için arkadaş arayan ilköğretim çağındaki çocukları, Sakarya'da belki daha iyi imkânlar içinde yaşayan başka çocuklarla buluşturmayı ve birbirleriyle kaynaşmalarını hedeflemektedir. Değişik sosyal tabakalardan gelen çocukların birbirleriyle arkadaş olmalarını çok önemsiyorum. Bu arkadaşlık iyi temeller üzerine oturur ve ebeveynler tarafından desteklenirse her iki tarafa birçok sosyal fayda sağlar. Bir defa varlıklı çocuklar, fakir çocuklarla belli günlerde birlikte sosyo-kültürel aktivitelere katılmaları ve birlikte ev ödevleri yapmaları, özellikle sosyal yönden dezavantajlı olarak gördüğümüz çocuklarımıza fırsat eşitliği sağlayacaktır. Diğer yandan da varlıklı çocuklarımız da kendi durumlarının kıymetini bilecek ve hallerine şükretmesini öğrenecektir. Fakir çocuklarımız da bu kardeşlik duygularıyla kendilerinden biraz daha zengin ve fakat sosyal sorumlu olan kişilere karşı kin ve nefret yerine sevgi besleyecektir. Ben bu projeye destek veriyorum ve takipçisi olacağım. Önemli olan bu olumlu sosyal sonuçların elde edilebilmesi için, merkez belediyesi ve aileler gerekli duyarlılığı gösterebilsin.

Çocuklar Nasıl Kardeş Olacak?

Bu proje ile Adapazarı'nda yaşayan sosyal duyarlı çocukların mümkünse aileleriyle birlikte Merkez Belediyesine gitmeleri gerekmektedir. Belediye, daha önceden fotoğraflarını çektiği kız ve erkek çocukların resimlerini arkadaş olmak isteyen çocuklara ve ailelerine gösteriyor. Bundan sonra çocuklar ve aileler, fotoğraflarda gördükleri çocuklardan istedikleri ile arkadaşlık kurabileceklerdir. "Kardeş arayanlar", Belediyenin www.adapazarimerkez.bel.tr web adresini ziyaret ederek, listeden istediği kişinin formunu inceleyip seçtikten sonra Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü'yle irtibat kurabilirler.Kardeş arayanlar, birden fazla kişiyi kardeş olarak seçebilmektedirler. İmkânları müsait olan çocuklar, seçecekleri kardeşleri ile yardımlaşabilirler, ihtiyaçlarını karşılayacak hediyeler gönderebilirler veya sadece mektuplaşabilirler. İsterlerse birbirleriyle kitap alış verişi yaparak okuma alışkanlıklarını daha ileri bir boyuta taşıyabilirler. Ebeveynlerin müsaadeleri ile sinemaya gidebilirler ve bir evde birlikte oynayabilirler. Önemli olan arkadaşlığın bir ömür boyu manevî kardeşliğe dönüşmesidir.

Kardeşliğin Sosyal Faydaları

Mütevazı duruşunun yanında azimli sosyal çalışmalarıyla halkın takdirini topladığını düşündüğüm Merkez Belediyesi Başkanımız Sayın Süleyman Dişi, bu projeyi yeşil bir kitapçıkta tanıtırken, aynen şu ifadeyi kullanmaktadır: “Unutulmamalıdır ki; çocuklarımızın kardeşlik, sevgi, dostluk ve dayanışanın önemini küçük yaşlarda özümsemeleri ve bu anlayışla yaşama katılmaları şehrimizin geleceği açısından önem taşımaktadır”. Başkanımız, bir kentin geleceğini düşünürken, sosyal yapısının gelecekte de sağlam temeller üzerinde olması gerektiğinin altını çizmektedir.

Hakikaten sağlam bir sosyal yapının temel taşları, karşılıklı dayanışma ve yardımlaşmadan oluşmaktadır. Bu güzel özelliklerin yitirilmesi hâlinde sosyal doku çatırdamaya ve toplumumuzda her türlü tehlike ve kötülük ortaya çıkmaya başlar. Bir defa kimse kimseye güven duymamaya başlar. Bu da sosyal gerilemenin en önemli bir işaretidir. Sosyal belediyeciliğin temel hedefi de zaten sosyal yapılanmayı her zaman canlı tutmaktır. Bu nasıl mı olur? Belediyenin kentin insanlarının örgütlenmelerine, sosyal işbirliğine girişmelerine, kolektif etkileşim içinde ve kardeşlik duygularıyla yörenin sosyal, ekonomik ve kültürel yapısını daha da zengin kılmalarına yardımcı olması ve bu yönde girişimlerde bulunması ile ancak mümkün olur. İşte bu proje, kardeşliği ve dolayısıyla sosyal yapılanmayı esas alan küçük ama önemli bir katkıdır.

Belediyeye Düşen Yeni Sosyal Görevler

Merkez belediyesi, bu önemli projenin gerçekleşmesinde sadece arabulucu rolü üstlenmemelidir. Hedef doğrultusunda kardeş yaptığı çocukların müşterek ideallerine dönük sosyal programlar tertiplemelidir. Bu programlarda çocukların ailelerinin de birbirleriyle tanışmalarına ve belirli aralıklarla belediyenin sosyal tesislerinde buluşmalarına fırsat verilmelidir. Kardeş olan çocuklar belirli aralıklarla belediyenin öncülüğünde organize edilen bazı sosyo-kültürel faaliyetlere katılabilmelidirler. Sosyal bilimciler de belediyenin sunacağı verilerle kişilerin kardeş öncesi ve sonrası dönemlerdeki tutum ve davranışlarındaki olumlu olumsuz değişiklikleri süreç içinde inceleyebilmeli ve gerektiğinde projenin sürekliliği, yaygınlaşması ve etkinliği için bazı yeni tavsiyelerde bulunabilmelidir. Bir başka ifadeyle böyle güzel bir proje, ulusal bir boyut kazanması ve başka belediyelere de örnek teşkil etmesi açısından sürekli olarak yenilenmeli ve geliştirilmelidir.

 

<<< Ocak 2008 Yazıları

 

Google