|
Adapazarı Gazetesi Sayı:
23 Tarih: 05.02. 2008 Gün:
Salı
Prof. Dr. Ali Seyyar
HAYATA BAKIŞ
İmam-ı Azâm Ebu Hanife’nin Oğluna Vasiyeti
Değerli
okuyucularım; Bilgi ve tecrübe sahibi büyüklerimizin nasihatlerini dinlemek
ve özellikle ilim ve amel ekseninde bir bütünlük içinde yaşayan değerli
insanların görüşlerine kulak vermek, sosyal hayatımızın ahengi için son
derece önemlidir. Bilindiği gibi, nasihatler ve öğütler, ahlâkî kaidelerin
yaşanması, insanî faziletin, adab-ı muaşeretin (görgü kurallarının)
öğretilmesi gayesiyle büyüklerin, küçüklere veya istifade etmek isteyenlere
yaptıkları güvenilir tavsiyelerdir. Yazıya dökülen nasihatler, yani
vasiyetler ise, bu çerçevede ayrı bir öneme sahiptir. Çağlar geçse de bütün
insanlık için bir hayat rehberi olan vasiyetlerin en değerli olanları, İslâm
âlimleri tarafından özel kişiler için kaleme alınmış olanlardır. Hanefî
mezhebinin kurucusu büyük âlim Ebu Hanife, hem öğrencisi, hem de tek oğlu
olan Hammad’a yazdığı vasiyeti bu kapsamda ayrı bir özellik taşır.
İnanıyorum ki, İmam’ı Azam’ın vasiyetinden çok alacağımız ve hayatımıza
düstur edeceğimiz şeyler vardır. Büyük imamın vasiyeti şöyle başlıyor: “Oğulcuğum;
Allah, sana doğruyu göstersin ve seni desteklesin. Sana bazı öğütler
vereceğim, eğer bunları tutarsan, Allah’tan din ve dünyada huzurlu olacağını
ümit ederim.” Bundan sonra, koca imam, aslında her birini tek tek tahlil
etmemiz ve aydınlatmamız gereken ince ve derin nasihatlerini tek tek
sıralıyor:
1.)
Allah’tan korkarak azalarını günahlardan korumak
ve Allah’a kulluk için emirlerini yerine getirmekle takvaya riayet etmeni
tavsiye ederim.
2.)
Öğrenmeye muhtaç olduğun şeyi öğrenmemek için inat
etme.
3.)
Din ve dünya bakımından muhtaç olmadığım
kimselerle düşüp kalkma.
4.)
Nefsine acıma, bir mecburiyet olmadıkça, hakkını
verme.
5.)
Müslüman olsun, zimmî (gayri müslim) olsun, hiç
kimseye düşmanlık etme.
6.)
Allah’ın sana verdiği rızka ve mevkiye kanaat et.
7.)
İnsanlara muhtaç olmamak için, elindeki malı iyi
idare et, kıymetini bil.
8.)
Halkın senin hakkındaki düşüncelerini küçümseme.
9.)
Yeterinden fazla konuşma.
10.)
İnsanlarla karşılaştığın zaman önce sen selam ver,
onlarla güzel konuş, hayır ehlini sev, şer ehlini idare et.
11.)
Allah’ı çok zikret ve Peygamberine çokça salavat
getir.
12.)
Seyyidül-istiğfar ile meşgul ol. (“Allah’ım;
Beni Sen yarattın. Ben, Senin kulunum. Elimden geldiği kadar Sana verdiğim
sözün ve Sana ettiğim va’din üzerinde duruyorum. Üzerindeki nimetleri ve
günahımı itiraf ediyorum. Beni bağışla. Zira günahları ancak sen affedersin”).
13.)
Her gün bir miktar Kuran-ı Kerim oku ve sevabını
Resulullah’a, anana babana, hocalarına ve Müslüman kardeşlerine bağışla.
Buna devam et.
14.)
Düşmanlarından çok dostlarından sakın. Zira zaman
kötüleşti. Düşmanın dostundan bellidir. (Her yüzü güleni dost sanma).
15.)
Sırrını, paranı, kanaatini ve mezhebini gizle.
16.)
Komşularınla iyi geçin; komşunun eziyetine sabret.
17.)
Ehli Sünnet ve’l Cemaat mezhebine sarıl; Ehli
bidat ve sapık mezheplerden uzak dur.
18.)
Bütün işlerinde niyetini temiz tut (ihlâslı ol).
Her hal-ü kârda helal yemeye çalış.
19.)
Beş yüz bin hadisi-i şeriften seçtiğim şu beş
hadis ile amel et:
a)
Ameller niyetlere göredir.
b)
Malayaniyi (boş şeyleri) terk etmek, insanın iyi
Müslüman olduğunun göstergesidir.
c)
Bir kimse nefsi için sevdiğini din kardeşi için de
sevmedikçe gerçek mümin olamaz.
d)
Helal de açıktır, haram da açıktır. Aralarında
çoklarının bilemeyeceği şüpheli şeyler vardır. Kim, o şüpheli şeylerden
sakınırsa, dinini ve namusunu korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse,
harama düşer. Tıpkı özel koruluğun etrafında koyunlarını otlatan çoban gibi,
davarları koruluğa girebilir. Biliniz ki her kralın bir koruluğu vardır.
Allah’ın koruluğu da haramlardır. Vücutta bir et parçası vardır ki, o
düzeldiği zaman vücut da düzelir; o bozulduğu zaman vücut da bozulur.
Biliniz ki, o kalptir.
e)
Müslüman, başka Müslümanların elinden ve dilinden
emin olduğu kimsedir.
20.)
Gençlik ve sağlığında korku ile ümit arasında
olmalı; ölürken de Allah’a hüsn-ü zanda bulunmalı, ümidin daha fazla olmalı
ve Allah’ın huzurunda temiz kalpli çıkmalısın. Çünkü Allah, Ğafur ve
Rahim’dir.
Sevgili
okuyucularım;
Sizlere bir
tavsiyem olacak. Bu listeyi fotokopi yapınız ve her gün görebileceğiniz
uygun bir yere asınız. Öğütlerin hepsini evlatlarınıza okumadan önce,
listede yer alanların kaçını tatbik edebildiğinizi kendi vicdanınıza
sorunuz. Uyguladıklarınızı düşündüğünüz öğütleri, kız ve(ya) erkek
çocuklarınıza öneriniz. Şahsî hedefiniz, bütün bu öğütleri içselleştirmek ve
hayata aktarmak olsun. 20 nasihati kendinize tam anlamıyla rehber ettiğinizi
düşündüğünüzde listenin tamamını çocuklarınıza yazılı olarak teslim edin.
Onlara da bu şekilde hareket etmeleri gerektiğini söyleyiniz.
Dört Halife’den Nasihatler
Hz. Ebu
Bekir: Ne söylediğini ve ne zaman söylediğini iyi düşün.
Hz. Ömer:
Ne zaman bir adi (alçak) kimse gördümse, şahsiyetsiz olduğunu gördüm.
Hz. Osman:
Müslümanların yönetimini, ancak erdemli, bilgili ve tecrübeliler
üstlenebilir.
Hz. Ali:
Şerefli kimse, iyilik gördükçe yumuşar; Şerefsiz (adi) kimse de iyilik
gördükçe sertleşir.
Adapazarı Gazetesi Sayı:
24 Tarih: 07.02. 2008 Gün:
Perşembe
Prof. Dr. Ali Seyyar
HAYATA BAKIŞ
Başörtüsü Düşmanlığının Bir Sınırı Olmalı
Eğitimli ve kültürlü
insanlardan başkalarının kılık kıyafetlerine saygı göstermeleri beklenirdi.
Karşımızda sadece yüksek eğitim almış insanlar yok, doktorasını yapmış,
profesör ve hatta rektör olmuş beyefendiler var. Bunların başörtülü
üniversite kız öğrencilerine karşı takındıkları saldırgan tavrı nasıl izah
etmek lazım acaba? Şu veya bu şekilde dinî (İslâmî) bir yansıması olduğu
gerekçesiyle başörtüsüne karşı kin, nefret ve garaz besledikleri açıkça
belli oldu. Aşırı Kemalist, radikal Atatürkçü ve hiper laikçi oldukları
anlaşılan bu kesimin son günlerde dillendirdiklerini akli-i selim ile bir
tahlil edecek olursak, genelde demokrasi ve insan hakları özelde din ve
vicdan özgürlükleri adına utanç duymamak elde değil. Birisi, başörtüsü
yasağı kalkarsa, üniversiteyi kapatırım, diğeri maalesef bu durumda hak
ettiklerinden daha düşük not veririm, diğeri derslere girmem ve boykot
ederim diyebiliyor. Yani, üniversiteye kanunen başörtülü olarak girmeye hak
ettikleri halde biz bunlara ayrımcılık yaparız demek istiyorlar. Ne cesaret.
Daha dün sizler, “TBMM bu yasakları ortadan kaldıran bir kanun çıkartsın,
biz de buna uyalım. Ne yapalım, mevcut mevzuat üniversitelerde başörtüsünü
yasaklıyor. Kanunlar böyle emrediyor” demiyor muydunuz? Ne oldu da şimdi,
“gerekirse kanunları bile çiğneriz, öğrencileri başka yollarla tehdit
ederiz” demeye gelen acayip laflar söylüyorsunuz? Milletimizin ekseriyeti
böyle bir yasağı içine sindiremiyor, milletin iradesi de bu yönde TBMM’ye
yansıdığına göre, elbette ki iktidar ve hatta halkından oy almak isteyen
diğer partiler de bu eğilimi dikkate almaları, demokrasinin bir gereğidir.
Efendiler, ayıp oluyor. İçinizdeki düşmanlığınızı ve öfkenizi daha da
alevlendirmeyiniz. Hem toplumda itibarınızı, hem de kişisel olarak
psikolojik sağlığınızı yitirebilirsiniz. Hz. Ali’nin şu sözleri ne kadar
manidar: “Öfke, delilikten bir kısımdır. Çünkü sahibi pişman olur; pişman
olmuyorsa deliliği adamakıllı pekişmiş demektir”. Demokrat ve hoşgörülü
insanlara ve özellikle ilim ve irfanla meşgul olan bilim adamlarına zaten
anlamsız düşmanlıklar ve ölçüsüz öfke yakışmaz. Din ve vicdan özgürlüğünü
korumayı amaçlayan Laiklik açısından da üniversitelerde başörtüsü yasağını
savunmak, ne bilimseldir, ne de dünya gerçeklerine uyar. Söyleyin bana,
hangi ülkenin üniversitelerinde öğrencilerin kılık kıyafetiyle
uğraşılmaktadır? Yabancı ülkelerde değil öğrencilerin, öğretim üyelerinin
bile ne saç sakalı, ne de kılık kıyafetleriyle uğraşılmaktadır. Akademik
özgürlüğün yanında kişilerin hayata dair bilimsel ve şahsî özelliklerini
dışa yansıtılabilmeleri açısından üniversiteler, en ideal kurumlardır.
Üniversitelerde ne kadar özgürlük olursa, ülke de o kadar hızla ilerler. Ben
memleketimde bilimsel özgürlüğü ve insan haklarını savunan ve kendi
bünyesinde bunları somut olarak hayata geçiren yasaksız üniversiteler
istiyorum. Bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi.
Türk Üniversitelerinde Özgürlük
Son
günlerde kamuoyunda yeniden tartışılmaya başlanan "üniversitelerde
kılık-kıyafet yasağı" konusunda bir grup öğretim üyesi, geçen hafta internet
yoluyla bir bildiri metnini imzaya açmışlardır. Haber sitelerini takip
ederken, bu bildiriyi gördüğümde hiç tereddüt etmeden hemen altına imza
attım. “Üniversitede Özgürlükler
Konusunda Kamuoyuna Duyuru” ile başlayan bildirinin içeriği aynen şu
şekildedir: "Öğretim üyeleri olarak bizler kılık-kıyafet
konusunda yıllardır uygulanan politikaları ve son günlerde yapılan
tartışmaları yakından ve kaygıyla takip ediyoruz. Üniversitelerin düşünce,
ifade, din ve inanç özgürlükleri ile eğitim ve öğretim gibi en temel insan
hakları karşısında yasakçı değil özgürlükçü bir tavır alması gereken
kurumlar olduğunu düşünüyoruz. Üniversitelerimizin çağdaş uygar toplumlara
yaraşır biçimde, özgürlüklerle ve bilim üretimiyle anılmasını istiyoruz.
İstisnasız her demokratik ülkede olduğu gibi üniversitelerimizde de
kılık-kıyafet serbestliğinin; hiçbir din, inanç, düşünce, ırk, grup ve
cinsiyet ayrımı yapılmaksızın bütün öğrencilere tanınması gereğine inanıyor;
aksi yöndeki tüm düzenleme ve uygulamalara bir an önce son verilmesini talep
ediyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur”.
Sakarya Üniversitesinin Öğretim Üyeleri
6 Şubat
2008 Çarşamba sabahına göre bu bildirinin altına imza atan öğretim
üyelerinin sayısı 3 bine yaklaşmış olduğunu gördüm. Sakarya Üniversitesine
bağlı 150 civarında bir öğretim üyesi kadrosu, üniversitelerde özgürlüklerin
yaşatılmasından yana açıkça tavır koyarak, özellikle 28 Şubat sürecinden
beri yüksek eğitim kurumlarında uygulanmakta olan baskıcı yaklaşımların
ortadan kaldırılmasını talep etmektedirler. Sakarya Üniversitesi bu sayı
ile, imza atan öğretim üyeleri arasında listenin başlarında yer almaktadır.
Aralarında dekanlık, bölüm başkanlığı ve ana bilim dalı başkanlığı yapan
hocalar olduğu gibi, henüz profesör olmamış birçok doçent ve yardımcı doçent
de bulunmaktadır. Meslekî kariyerlerine zarar gelebileceğini hiç düşünmeden
vicdanî ve sosyal sorumluluğun bir dış yansıması olarak onurlu bir tavır
sergileyen bu Sakaryalı bilim adamlarını tebrik etmek gerekir. Eminim, millî
değerlere bağlı olan Sakaryalı halkımız da Sakaryalı öğretim üyelerinin bu
cesur girişimlerinden dolayı destek vermektedirler. Dünyadaki bilimsel
gelişmeleri yakından takip eden, akademik çalışmalarıyla millî ve mahallî
kalkınmaya ciddî katkılar sağlayan, Türkiye’ye ve ilimize yakışır özgür bir
Sakarya Üniversitesi kim istemez ki?
Hz.
Ali’den Bilim İle İlgili Vecizeler
·
İlim maldan hayırlıdır; ilim seni korur, sense
malı korursun. Mal, vermekle azalır, ilim öğretmekle çoğalır. Mal sahipleri
malın zevaliyle zeval bulup giderler.
·
Akıllının dili gönlünün ötesindedir; ahmağın
gönlüyse dilinin ötesinde.
·
Akıl tamamlandı mı söz azalır.
·
Bilmiyorum demeyi bırakan kişi, öleceği yerden
yaralanır gider.
·
Bilginin en aşağılığı, dilde olanıdır; en yücesi
de insanın uzuvlarında ve işlerinde görünenidir.
·
Nice bilgin vardır ki bilgisi olduğu halde ona
fayda vermez de bilgisizliği öldürür gider onu.
·
İlim ikidir: Yaratılıştan olan, duyup bellenen.
Duyulup bellenen bilgi, yaratılışta bilgi kabiliyeti yoksa fayda vermez.
Adapazarı Gazetesi Sayı:
25 Tarih: 12.02. 2008 Gün:
Salı
Prof. Dr. Ali Seyyar
HAYATA BAKIŞ
İbrahim bin Ethem Hazretleri’nden Öğütler
Bir kişi, nesebi
Hz. Ömer'e dayanan, tabiînin meşhur âlimlerinden ve evliyanın büyüklerinden
olan Ethem Hazretleri’nden nasihat istedi. Ethem Hazretleri, o kişiye
şunları söyledi:
Altı şeyi kabul
edip yaparsan, hiçbir işin sana zarar vermez. Dünyada ve ahirette rahat
edersin. O altı şey şunlardır:
1.) Günah
işleyeceğin zaman Allah’ın sana verdiği rızkı yeme.
2.) O'na asî
olmak istersen, O'nun mülkünden çık. Mülkünde olup da ona isyan etmek uygun
olur mu?
3.) O'na isyan
etmek istersen, O’nun gördüğü yerde günah işleme. Görmediği yerde yap. O'nun
mülkünde olup, verdiği rızkı yiyip, gördüğü yerde günah yapmak uygun
değildir.
4.) Can alıcı
melek, ruhunu almaya geldiği zaman tövbe edinceye kadar izin iste. O meleği
kovamazsın. Şimdi kudretin var, güç kuvvetin yerinde iken tövbe et. Tövbe
edilecek zaman bu zamandır. Zira ölüm çok âni gelir.
5.) Mezarda
Münker ve Nekir ismindeki iki melek, sual için geldiklerinde, onları kov,
seni imtihan etmesinler. Soran kimse; "Buna imkân yoktur." dedi. İbrahim
Ethem buyurdu ki; "Öyle ise şimdiden onlara cevap hazırla".
6.) Kıyamet günü
Allah; "Günahı olanlar Cehennem'e gitsin" diye emir buyurunca ben gitmem de.
Soran kimse dedi ki: "Bu sözümü dinlemezler". Nasihatleri dinleyen kimse bu
öğütler karşısında tövbe etti ve ölünceye kadar tövbesinden vazgeçmedi.
Tevekkül Ediyor Muyuz?
Bazı ahlâkî
kavramlar vardır ki, bunların tanımlamalarını yaparız. Ve daha sonra da
kendi ahlâkî durumumuzu ölçmek adına bu meziyetlerin bizde olup olmadığına
veya bunları hangi boyutta yaşadığımıza bakarız. Mesela tevekkül konusunda
bizlerin durumu nedir, hiç merak ettik mi acaba? Bununla ilgili bir yorum
yapabilmek için, önce tevekkülün ne olduğuna bir bakalım. Tevekkül, Hakka
güvenme, sebeplere sarıldıktan ve işin olması için, gerekli enerjiyi sarf
ettikten sonra, neticeyi ve başarıyı Yaratan’dan beklemektir. O halde biz ne
derece bu ahlâkî ilkeye uyabiliyoruz. Tam tevekkül sahibi olduğumuza kanaat
getirebiliyor muyuz? Aşağıdaki hikâye bize bu yönde yardımcı olmaktadır:
Atiye Hamsi’nin
babası, bir gün İbrahim bin Ethem Hazretleri ile karşılaşır. Selamlaştıktan
sonra o zat, Ethem Hazretlerine şunları söyler: “Biz okuduklarımızı
yazıyoruz. Yaşadıklarımızı yazıyoruz. Ama sen yazmıyorsun. Sen de yazsan iyi
olur”. Bunun üzerine Ethem Hazretleri şöyle der: “Üç şeyle meşgulüm.
Henüz bunları aşamadım. Bunları aştıktan sonra belki ben de sizin gibi
yazarım”. O zat, merak eder tabiî ve birinci engeli sorar. Ethem
Hazretleri, “tevekküldür” der, “Benim rızkımı Allah’ın verdiğine,
O’nun rızkıma kefil olduğuna, O’nun bütün işlerime vekil olduğuna inanmam,
rızık için ve hayat için O’na güvenmem hâli. Bu engeli aşmak üzereyim”.
Bu cevabın karşısında herhalde biraz sarsılmalıyız ve tevekkül anlayışımızı
yeniden gözden geçirmeliyiz.
İhlâslı Mıyız?
Kitaplar,
ihlâstan bahsederken, genelde şöyle bir tanım getirirler:
“Dünya faydalarını düşünmeden, hiçbir maddî karşılık beklemeden bütün
işlerini, ibadetlerini
yalnız Allah için yapma hâli”. Peki, bu tanıma uygun bir hayat yaşayabiliyor
muyuz? İbrahim bin Ethem Hazretleri, ikinci engelini dile
getirirken, ihlâs engeline vurgu yapar ve şöyle der: “İkinci engelim,
ihlâstır, yani yaptığım her şeyi O’nun için yapmam hâli. Bunu da
aşabileceğime kanaatim geliyor.” Aslında bu cevap karşısında biz bir
kere daha irkilmemiz lazım. Biz attığımız her adımda O’nun rızasını kazanmak
düşüncesini gönlümüzde hep taşıyor muyuz?
Rıza’ya Uygun Bir Hayat Yaşıyor Muyuz?
Bir diğer güzel
haslet ise rıza hâlidir. Mukadderata boyun eğmek, Allah’ın her hükmüne ve
her takdirine razı olmak ve bunları her halükarda güzel karşılamak anlamına
gelen rıza hâli, bizde ne durumdadır acaba? Bu hususta yine hikâyemize bir
göz atalım isterseniz. İlk iki engeli aşmada belirli bir aşamaya gelmiş olan
İbrahim bin Ethem Hazretleri, üçüncü engel konusunda “belimi büken
üçüncüsüdür. Onu henüz aşamadım ve aşabileceğimizi hiç zannetmiyorum. Tek
korkum budur” der. Hâlden hâllere giren o zat, titremeye başlar ve sorar
“Nedir o?”. İbrahim bin Ethem Hazretleri, gözyaşları içinde şöyle
cevap verir: “Rızadır. O’nun takdirine ve taksimine razı olmam. O’nun
kader ve kazasına teslim olmam. Rab olarak O’ndan razı olmam hâli. Ah ne zor
şey bu! Ne zor mertebe bu! Kalbim teslim olsa, nefsim baş kaldırıyor! Gönlüm
razı olsa, aklım itiraz ediyor! Ben O’ndan henüz razı olamadım. Ben buna
yanıyorum!” Bunları duyan o kişi de bu sefer ağlamaya başlar ve şöyle
der: “Biz senin bulunduğun makamdan ve hâlden o kadar uzağız ki, ne
tevekkül, ne ihlâs ne rıza! Biz bu makamların çok uzağındayız!”.
Değerli
okuyucularım; Şahsım adına ben, yazmanın ne kadar sorumlu bir iş olduğunu bu
hikâyeden anlıyorum. Siz de herhalde kendi dünyanıza göre bu hikâyeden bir
pay çıkartmış olmalısınız. Belki de önemli olan bu üç güzel ahlâkî haslete
sahip olma uğrunda kişinin azamî derecede gayret göstermesidir. Gayret
bizden başarı Allah’tandır.
Adapazarı Gazetesi Sayı:
26 Tarih: 14.02. 2008 Gün: Perşembe
Prof. Dr. Ali Seyyar
HAYATA BAKIŞ
Kadınların İç Dünyası
Değerli
okuyucularım; Hanımınız bir toplantıya, bir güne veya bir iş görüşmesine
gidecek. Gideceği yerde şık görünmesi gerektiği için, özel olarak seçtiği
kılık kıyafetini özene özene giyinir. Sadece ayakkabıları ile ilgili bazı
kaygıları var. Acaba hangileri üzerindeki elbiseye daha uygun gelir
düşüncesi var. Size döner ve şöyle bir soru sorar. (Eminim gerçek hayatta da
bu gibi içinden çıkılması zor sorularla muhatap olmuşunuzdur). “Hayatım,
hangi çift ayakkabılarım giydiğim elbiseye daha yakışıyor? Şu mavi olanlar
mı yoksa siyah olanlar mı?” Birçok erkek, böyle bir soru karşısında
kendini ÖSS imtihanında gibi hissetmeye başlar. Modayı takip etmeyen, giyim
kuşam hakkında fazla bir görüşü olmayan sıradan bir erkek, bu durumda ne der
acaba? Hanımın ısrarlı bakışlarından erkek, biraz kararsızlık içinde belki
de zorlana zorlana tercihini birisinden birine yapmak mecburiyetinde
kalacak. Erkek, büyük bir ihtimalle siyah ayakkabıların elbiseye daha iyi
gittiğini söyleyecek. İşte o zaman, korktuğunuz başınıza gelir. Hanımınız,
hararetli bir şekilde başlar yorum yapmaya. “Sen zaten hep siyah
ayakkabıyı tercih edersin, neden mavilerden daima rahatsızlık duyarsın ki?
Hâlbuki bunlar için bir servet harcadım. Sen de bunları çirkin buluyorsun.
Demek öyle ha?” Erkek, bu yorumların karşısında ne yapsın şimdi? Geri
adım atar veya kendini savunmaya başlar. “Benim görüşümü almak istediğini
zannetmiştim. Verdiğim cevap, hoşuna gitmeyecek ise neden bana sordun ki?
Anlamıyorum seni.” Erkek, samimî ve iyi niyetli olarak görüşünü
söylemesine söyledi ama hanımın sorununa buna rağmen bir çözüm getiremez.
Üstelik hanımı teşekkür etmek yerine kocasını bir de azarlar. Böyle
durumlar, günlük hayatta sık sık karşılanabilir. Bu durumu tahlil edebilmek
için, hanımların içi dünyasını iyi bilmek gerekir. Öyle ise kadınlarımızın
psikolojisine bir göz atalım.
Hanımlar Sesli Düşünür
Aslında
hanımların tipik kadınsı tavırlarından birisi de sesli düşünmeleridir.
Aslına bakacak olursak hanımlar, giyim kuşam konusunda zaten bütün detayları
düşünerek hareket ederler. İçlerinden hangi ayakkabının elbiseye daha şık
duracağını da bilirler. Örnekte verdiğimiz hanım da zaten hangi ayakkabıyı
giyeceğini az çok zihninde oluşturmuştur. Sormakla aslında kocasından sadece
ne kadar güzel göründüğünün teyidini bekliyordu. Soruları, sesli düşünmenin
ve manevî destek arayışının bir dış yansımasıdır sadece. Sosyal
münasebetlerde sesli düşünmeyi hanımlar bir nezaket, bir jest olarak
algılarlar. Bunu kavrayamayan biz erkekler, genelde hep aynı hatayı yaparız.
Soruları ciddî alır ve zor da gelse somut olarak cevap vermeye kalkışırız.
Cevap ne olursa olsun, hanımlarımız yaptığımız açıklamalarımızdan dolayı
büyük bir ihtimalle memnun olmayacaklardır. Tereddüde yol açan cevaplarımız,
onları daha da tedirgin edecektir. Öyle ise biz erkekler, bu gibi durumlarda
ne yapmalıyız?
Erkeklerin Hanımlara Yaklaşımı Nasıl Olmalıdır?
Bir kadın,
yukarıdaki örnekte olduğu gibi (mavi mi siyah mı?) somut olarak bir şey
sorduğunda erkekler hemen cevap vermemelidir. Hatta hiç cevap vermemelidir.
Bunun yerine karşı atağa geçip soru sormalıdırlar. “Aşkım benim, sen
bunlardan hangisinin üzerinde daha çok durdun?”, veya “Senin tercihin
benim için önemli, sen hangisini düşünmüştün?” Böyle yumuşak bir
yaklaşımın karşısında birçok hanım genelde şaşırıp kalır, çünkü tanıdıkları
erklerin birçoğu geç de olsa tercihlerini alenî bir şekilde söylerler ve
böylece renklerini ortaya koyarlar. Hanım, biraz tereddüt ederek, belki de
şöyle diyecektir: “Ne bileyim, belki de şu maviler iyi gider diye
düşünmüştüm”. Haddizatında hanım, kafasında çoktan maviler için kararını
vermiştir. Erkek, bu cevap karşısında sorularına devam etmelidir. “Neden
mavileri tercih ettin hayatım? Bunun senin için özel bir anlamı var mı?”
Tabiî ki hanım, bu sefer elbisesindeki mavi aksesuarlara veya herhangi bir
mavi çizgiye atıfta bulunacak. İşte tam bu noktada akıllı bir erkek, bombayı
patlatmasını bilmelidir. “Vay canına, doğru ya, ne kadar bilinçli bir
tercih, hakikaten bu sana çok yakışacak. Üstelik benim de hoşuma gitti.
Süper, Harika; Şahane; Tebrik ederim seni…..”. Hanım, sizden böyle
komplimanlı bir teyit aldıktan sonra gideceği yere huzurlu bir şekilde ve
özgüveniyle gidecektir. Ve içinden büyük bir keyifle şöyle diyecektir, “Bak,
kocam da aynen benim gibi düşünüyormuş, ben hakikaten marifetli bir
kadınmışım”. Gördüğünüz gibi, sosyal ilişkilerde en iyisi, kadınları
fıtrî özelliklerini bilerek, oldukları gibi kabul etmektedir. Nitekim
Peygamberimiz (sav), bize bu konuda çok güzel bir tavsiyede bulunur: “Kadın,
eğe kemiği gibidir. Onu doğrultmak istersen kırarsın. Onu kendi hâline bırak
ve eğriliği ile ondan faydalanmayı çalış”.
Kadınlarla İlgili İlginç Sözler
Altın ateşle, kadın altınla, erkek
kadınla imtihan edilir. (Amerikan Atasözü)
Leyla'nın güzelliğine ancak Mecnun gözüyle
bakmalısın ki onu seyretmenin sırrı sana da görünsün. (Şeyh Sadi)
Kadınlar, kocalarının, kendilerini tutumlu
sanmalarından hoşlanırlar, en israfçı kadınlar bile. (F. Ferceg).
Havayı geldiği gibi, rüzgarı estiği gibi,
kadını olduğu gibi kabul edin. (Alfred de Musset).
Kadınlar, güller gibidir. Bir kere
açıldılar mı, yaprakları hemen dökülmeye başlar. (Shakespeare).
Adapazarı Gazetesi Sayı:
27 Tarih: 19.02. 2008 Gün: Salı
Prof. Dr. Ali Seyyar
HAYATA BAKIŞ
Kadınlar Neden Fazla Konuşur?
Kadının
fıtratında ve ruh dünyasında konuşmanın önemi büyüktür. Kadınlar, sosyal
ilişkilerini konuşarak oluştururular ve sohbet ederek sağlamlaştırırlar. Bir
kadın, çok rahatlıkla günde ortalama olarak 6 ile 8 bin kelime kullanır.
Konuşurken de iletişimi güçlendirmek adına 2 ile 3 bin ses tonu çıkartır
(hım, eee, aaaa, vb). Bununla yetinmez beden dilini de devreye koyar ve 8
ile 10 bin civarında değişik jest ve mimiklerde bulunur (el kol hareketi
dâhil). Topladığınızda günde 20 bin üzerinde mesaj iletmeye yarayan iletişim
araçlarının kullanıldığını görürsünüz. İngiliz Sağlık Vakfı’nın (British
Medical Association) bir araştırmasına göre kadınlar, erkeklere göre dört
kat daha fazla çenelerinden rahatsızmış. Buna tabii ki şaşırmamak gerekir.
Peki, neden kadınlar zorlanmadan bu kadar çok konuşur veya konuşmaktan
hoşlanır? Bilim adamları, bu konuya bir açıklık kazandırabilmek için,
kadınların beyin yapısını araştırmışlardır.
Kadınların Beyni Farklıdır
Normalde beynin
tüm sol tarafı, değişik yoğunluklarla konuşma aktivitelerini oluşturur.
Erkeklerde, bu durum çok barizdir. Kadınların beyinlerinin sol ön tarafında
ise belirli bir bölge vardır ki, bunun sayesinde konuşma fonksiyonu
sağlanmaktadır. Enteresandır sağ tarafta da sola göre daha küçük olmakla
beraber konuşma fonksiyonunu sağlayan bir merkez bulunmaktadır. Beynin her
iki tarafında da belirli bir bölge içinde yoğunlaşmış fonksiyonel bir
merkezin bulunması, kadının daha rahat konuşmasını temin etmektedir. Bundan
dolayı kadın, karışık bir ortamda bile konuşmaktan hoşlanır ve doyasıya
konuşur. Konuştuklarında beynin bütünü değil sadece belirli merkezleri aktif
olduğu için, beynin diğer alanları, kadına başka meşguliyetler için fırsat
verir. Dolayısıyla kadın konuşurken, rahatlıkla başka işler de yapabilir.
Beynin her iki kısmında konuşma merkezleri olduğu için, kadınlar yabancı
dili daha kolay ve daha hızlı öğrenebilirler. Okullarda kızların gramatik ve
okumanın yoğun olduğu edebiyat, Türkçe ve yabancı dil derslerinde neden daha
başarılı oldukları belki de buna bağlanabilir. Avrupa ülkelerinde mütercim
ve yabancı dil öğretmenlerinin ortalama % 75’si kadınlardan oluşmaktadır.
Demek ki, kadınlar açısından fıtrî bir avantaj olan sözlü iletişim ve
konuşma kabiliyetindeki üstünlük, meslekî bir fırsata da dönüştürülmesi
mümkündür.
Erkekler Kadınlara Göre Neden Az Konuşur?
Bir erkek, günde
ortalama olarak 2 ile 4 bin kelimenin yanında bin ile 2 bin ses tonu
kullanır. Beden dili de 2 ile 3 bin arasında sınırlıdır. Topu topuna
ortalama olarak 7 bin iletişim aracı ile bir erkek, günlük ilişkilerini
kurabilmektedir. Dolayısıyla kadına göre iletişim araçlarını kullanma oranı
üçte birdir. Bir başka ifadeyle kadınlar, erkeklere göre iletişim araçlarına
üç mislisi daha fazla başvurmaktadır. Bir erkeğin bütün gün iş icabı
konuştuğunu ve 7 bin sınırını aştığını düşünün. Eve geldiğinde artık
konuşacak mecali kalmamıştır. Eve yorgun bir vaziyette gelen erkeğin
hanımının durumu da aslında aynıdır. Ancak hanım, o gün fazla konuşma
fırsatı bulamamış ve 20 bin sınırına yaklaşamamış ise, durum tamamen
farklıdır. Diyelim ki o gün hanım, ancak 11 bin iletişim aracı kullanabildi.
Bu sefer eksik olan diğer 9 binini sizinle paylaşmak isteyecektir. Yemek
esnasında hanımızla geçen “sohbet” büyük bir ihtimalle şöyle geçecektir:
Fatma Hanım: “Merhaba hayatım, tam vaktinde geldin, ne güzel. Yemek de
hazır zaten, sana çok güzel yemekler yaptım bugün biliyor musun? İnşallah
beğenirsin. Sayı günün nasıl geçti?” Necati Bey: “İyi geçti”.
Fatma Hanım: “A, çok iyi. Buna hakikaten memnun oldum. İş arkadaşın
geçen, bugün için çok önemli bir projenin altına imza atacağınızı
söylemişti. O iş hayırlısı ile oldu mu?” Necati Bey: “Oldu oldu”.
Fatma Hanım: “A, bak buna daha çok sevindim. Ne güzel, bu proje sayesinde
gelecek dönem daha çok para kazanacaksınız değil mi? İhtiyacımız da var
zaten, çocukların okul masrafları iyice arttı. Ha sayi, geçen okul müdürü
haber salmış, veliler toplantısına babanız da gelsin diyor. Sen de gelirsin
bizimle değil mi? Gelir misin gerçekten? ” Necati Bey: “Gelirim”.
Necati Beyin beyni yorgundur, soru bombardımana uğrayacağını hiç hesap
edememişti. Hafiften sinirlenmeye başlamıştı ama yine de kendini toparlayıp,
hanımın bu kadar cana yakın tavırları karşısında ilgisiz kalamayacağını
düşünerek, kerhen de olsa nezaketen o da ona bir soru yöneltir: “Peki,
senin günün nasıl geçti?” Keşke sormasaydım dedirtecek kadar uzun ve
detaylı bir cevap şimdi sizi bekliyor: Fatma Hanım: “Ah sorma hayatım;
başıma neler gelmediki bugün. Biliyorsun dolmuşlar çok kalabalık, otobüs de
her zaman gelmiyor, bisikletim de arızalı, henüz bir araba da bana almadın
ehliyetim olduğu halde. Onun için bugün çarşıya yürüyerek gideyim dedim.
Bugün hava açıktı biliyorsun sen işe gittiğinde, hatta bir ara güneş bile
vardı değil mi? Ben de ne yaptım?! İlk kez mavi elbiselerimi giydim,
biliyorsun geçen yaz almıştık birlikte, indirim sezonunda, hani sen
‘arkadaşınla istersin git, benim işim var’ demiştin de sonra ben seni ikna
etmiştim ya. O gün ilk defa birlikte çok güzel bir alış veriş yapmıştık.
Hatırlarsın, Ahmet beyleri de görmüştük mağazanın çıkışında. Uzatmayayım, ne
demiştim, ha, böyle yürürken, hava birden kararmaya başlamaz mı, haklı
olarak acaba yağmur mu yayacak diye endişelendim, geri dönüp şemsiyemi mi
alsam dedim ama tam bu sırada karşımda yeşil ve çok şirin bir araba durdu,
İçinde kim vardı bir bil? Dünyada tahmin edemezsin. Ayşe Hanım, Ya, Ayşe
Hanım bir araba sahibi olmuş. Neyse, geçelim bunu. Ayşe Hanımla karşılaşmam
doğrusu çok sürpriz oldu. Zaten onunla çoktan beri görüşmemiştim. İyi de
oldu, şundan bundan bahsederken, teyzesinin oğlunun işsiz olduğunu söyledi
ve ben de hemen senin bu konuda yardımcı olabileceğini kendisine söyledim.
Aşkım, bilsen bir sevindi bir sevindi. Beni yeni arabasına aldı ve nereye
gittik biliyor musun? İnanmazsın…….”.
Kadınlarla İlgili İlginç Sözler
Kadın, erkeği kılıçsız zapt eder ve ipsiz
bağlar. (Tos).
Kadınlar,
erkeklerden daha çok hikmet sahibidirler. Daha az bilir, daha çok anlar. (J.
Duhamet).
Kadınlar,
erkeklere eşit olmak için uğraşırlar. Bunu sağladılar mı, o andan itibaren
erkeğe üstün olurlar. (Cato).
Bir kimse,
hanımının eza ve cefasına sabır gösteremezse, kendisinin derecesinin ondan
üstün olduğunu iddia edemez. (Ebu Muti el-Belhi).
Kadının,
kendisini güzel bir şekilde kocasının hizmetine vermesi, Allah yolunda cihat
etmesi gibidir. (Hz. Ali).
Adapazarı Gazetesi Sayı:
28 Tarih: 21.02. 2008 Gün: Perşembe
Prof. Dr. Ali Seyyar
HAYATA BAKIŞ
Erkekler Neden Aynı Esnada Birden Fazla İş Yapamaz?
Değerli
okuyucularım; Geçen yazılarımda biraz hanımlara ağırlık verdim. Haddizatında
hem kadınları, hem de erkekleri tahlil eden yazılardı onlar. Şimdi ise yine
aynı çizgiden devam ederek, biraz da erkeklerin psiko-sosyal yönlerini ele
alalım. Mesela, erkekler, kadınlara göre hangi alanlarda daha başarılıdır?
Erkekler, iş yaparken, neden başka işleri aynı zamanda yapmakta zorlanırlar?
Bunları hiç düşündünüz mü? Erkekler, bir işe koyulduklarında, beyinleri
bütünüyle o işin en iyi bir şekilde yerine getirilmesi noktasında aktif hale
gelir. Bu şu anlama gelir: Erkekler, bir iş yapmak istediklerinde, o işin
yapılmasını engelleyen bütün iç ve dış etkenlerden rahatsızlık duyarlar.
Mümkünse bunların ortadan kaldırılması gerekir, bu mümkün değilse erkekler,
iş yapmak adına kendilerini dış dünyadan tamamen soyutlarlar. Bir erkek,
araba kullanırken, radyoda müzik dinleyebilir. Ancak yol haritasına bakmak
istediğinde sadece arabasını durdurmaz aynı zamanda radyonun sesini de
kısar. Bazılar tamamen kapatır. Evde televizyon seyrederken, telefon
çaldığında erkekler, genelde yine aynı muameleyi yapar. Ya televizyonun
sesini kısar ya da kapatırlar. Bu şekilde daha rahat ve etkin
konuşabileceklerine inanırlar. Erkeklerin gazete okumaları da enteresandır.
Bir erkek, eline gazeteyi aldığında, dış dünya ile irtibatı tamamen kesilir.
Hanımın sesini bile duymaz. Bütün kadınlar, erkeklerin bu durumlarından
şikâyetçidir. “Yahu beni duymuyor musun? Kaç kez seslendim. Beni neden
duymazlıktan geliyorsun?” gibi sözler, kadınlarca sıkça dile getirilen
mevzulardır.
Erkeklerin Beyni Farklıdır
Pekiyi, erkekler
bunu kasten mi yapıyorlar yoka hakikaten gazete okuduklarında kulakları
duymaz mı? Beyin uzmanları, erkek beyinlerinin, sadece bir işi yapmaya
programlandığını ifade etmektedirler. Dolayısıyla erkekler, aynı zamanda
birden fazla işe yoğunlaşamamaktadırlar. Erkeğin sol ve sağ beyni arasında
yoğun bir ağ sistemi mevcut değildir. Beynin her iki tarafını koordine eden
iletişim ağları yerine her iki tarafta da birbirinden bağımsız birden fazla
küçük zihnî merkezler bulunmaktadır. Beynin her iki tarafı tam aktif
olamadığı için, erkekler, ister istemez çok yönlü ve karmaşık işler yapmak
yerine sadece bir meseleye ağırlık verirler. Ancak yoğunlaştıkları somut bir
işte de azamî derecede başarılı olurlar.
Kadınlar Aynı Esnada Birden Fazla İş Yapabilir
Kadınlara
gelince; kadınlar etrafta neler olduğuna bakmaksızın, hem bir yandan
televizyona bakarlar, hem de telefonda konuşurlar. Multi fonksiyonlu
beyinleri sayesinde daha küçük yaşlarda bile kendi başlarına oyun oynarken
bile, büyüklerin söylediklerine kulak verirler ve hiç ummadık bir anda
büyüklerin sözüne karışıp yorum dahî yapabilirler. Kısacası, kadınlar, aynı
zamanda birden fazla iş yapabildikleri gibi, karmaşık zihnî faaliyetlerde de
bulunabilirler. Ancak bu durum, her zaman avantajlı değildir. Beynin her iki
tarafın aktif olmasından dolayı kadınların hemen yüzde 50’si bazen sağ ve
sol ellerini bile karıştırabilir. Parmaklarındaki yüzük, çoğu zaman
yardımlarına koşar. Erkeklerin ya sağ, ya da sol beyinleri aktif olduğu
için, genelde sağı ve solu birbirinden rahatlıkla ayırt edebilirler.
Geçenlerde hanımın kız arkadaşını arabamla evine bırakmam gerekiyordu.
Kadınlar arka koltukta derin sohbete dalmışlardı. Kız arkadaşı, yol
kavşaklarına geldiğimde bana “sağa” veya “sola” gibi
açıklamalarla direktif verirken, “yok yok sola” veya “olmadı sağa”
demek suretiyle her defasında talimatlarını düzeltme ihtiyacı duydu. Bir
yerde sadece sağa dönüş vardı, ben de “doğru mu gidiyoruz?” dedim. O
da “hayır sola” dedi. Halbuki sola dönüş yoktu. Tabiî hanımlar arka
koltukta hep konuştukları için, solu veya sağı karıştırdığını düşündüm. Ama
sonradan öğrendim ki, aslında yüksek tahsil yapmış ve üstün bir zekâya sahip
olduğunu düşündüğüm hanımın kız arkadaşı normal şartlarda da sağı ve solu
karıştırıyormuş. İşte çok fonksiyonlu ve her yönüyle aktif bir beyne sahip
olmanın günlük hayatta bazı masum ve fakat olumsuz yansımaları da
olabiliyor.
Erkek ve Kadınlarla İlgili İlginç Sözler
Benim düşünebildiğim en mutlu evlilik, sağır
bir erkekle kör bir kadının evlenmesidir. (Calvin Coleridge).
İyi bir kadınla evlenmek, fırtınada sakin
bir liman; kötü bir kadınla evlenmek ise sakin bir limanda fırtınadır.
(J. Petit Senney).
Kadın, kocasını saha az sevmeli, fakat daha
çok anlamalı; erkek, karısını daha çok sevmeli, fakat anlamaya
çalışmamalıdır. (Oscar Wilde).
Bir erkek, karısının bedenini sıcak tutmak
için değil, gönlünü hoş tutmak için kürk manto alır. (Seymour Hicks).
İnsanları yükselten iki büyük vasıf vardır.
Erkeğin mert, kadının namuslu olmasıdır. (Napolyon).
Her erkek, güzel, anlayışlı, tasarrufu bilen
ve iyi yemek pişiren bir eş ister; ama medenî kanun, ne yazık ki yalnızca
tek kadınla evlenme izni veriyor. (İngiltere’den anonim bir söz)
Adapazarı Gazetesi Sayı:
29 Tarih: 26.02. 2008 Gün: Salı
Prof. Dr. Ali Seyyar
HAYATA BAKIŞ
Gelmiş Geçmiş En
Büyük Lider Kim?
Lider, başkalarını, belirli bir
gâye doğrultusunda davranmaya sevk eden, hedef ve misyon koyan, yani doğru
yolu gösteren etkili bir kişidir. Üstün idrak, cesaret ve kararlılığıyla
dünü-bugünü-yarını müşterek görebilen ve zaman üstü, mekân üstü
hususiyetleri sayesinde çağıyla hesaplaşmasını bilen insandır. Özellikle
siyaset ve insan kaynakları yönetimi ile ilgili kitaplar, lideri iste böyle
tanıtmaktadırlar. Yöneticiden farklı olarak, bir lider, yenilikten yanadır.
Yeni fikirler üretir, diğerlerine öncülük eder. Mevcut durumu sürekli olarak
geliştirir. İnsanlara öncelik verir. Çözümleri kısa süreli değil
stratejiktir. Başkaları ondan ilham alır. Bulunduğu konumu yeterli görmez
sürekli gelişimden yanadır. Kendisine gönülden bağlı astlara sahiptir. İşi
doğru yaptığı gibi doğru işi yapar. Sosyal ve manevî kabiliyetlerini
geliştirmiş bir lider, yeteneklidir, çünkü sabırlı ve azimlidir. Etkileyici
konuşur ve ikna kapasitesi iyidir. Enerjik ve dirençlidir. Yüce ideallere ve
ulvî mefkûrelere (gayelere) sahip olduğu gibi ahlâklı ve şahsiyet sahibidir.
Altlarına yumuşak ve âdil davranır. İstişarede bulunur ve başkalarını
dinlemekten çekinmez. Böyle güzel hasletlere sahip gelmiş geçmiş kaç lider
tanırsınız? Liderlere dahî ilmî, sosyal ve manevî rehberlik yapabilecek en
büyük lider sizce kimdir? Bir düşünün.
Ahmet Vefik Paşa’ya
Göre Bir Liderin Vasıfları
Osmanlı devlet adamı, Bursa
Valisi, ilk maarif nazırı ve Osmanlı sadrazamı Ahmet Vefik Paşa (1823–1891),
bir devlet adamında şu vasıfları görmek ister. Buna göre siyasî bir lider,
muteber olmalıdır. Yani, sözü geçen, itibar edilen biri olmalıdır. Mutedil,
yani ölçülü, itidalli ve dengeli olmalıdır. Murtezim, yani hırslı olmaktan
ziyade azimli ve gayretli olmalıdır. Mutlif, yani bağışlayabilen olmalıdır.
Muvaffak, yani birçok alanda başarılı olmalıdır. Muvakkit, yani zamanı iyi
ayarlayabilen biri olmalıdır. Muzaffer, yani üstün gelebilen ve başarabilen
olmalıdır. Müceddid, yani yenilikçi olmalıdır. Müdebbir, yani ileriyi
görebilmek için tedbirli olmalıdır. Müeyyid, yani disiplinli olmalıdır.
Müfekkir, fikir yürüten ve derin düşünebilen olmalıdır. Müferrih, yani
insanları ferahlatmak adına güler yüzlü ve tatlı dilli olmalıdır. Mültefit,
yani iltifat eden, nazik ve kibar olmalıdır. Müeyyiz, yani iyiyi, kötüden
ayırabilen akıl sahibi olmalıdır. Mümtaz, yani saygıdeğer şahsiyetli bir
insan olmalıdır. Münevver, yani, nurlu ve hak yolda aydın ve kültürlü
olmalıdır. Böyle üstün vasıfların hepsine birden sahip olan bir lider
aklınıza geliyor mu?
Hz. Ömer’e Göre Bir Liderin Vasıfları
Hz.
Ömer, liderlik makamına gelecek kişide bulunması gereken özellikleri şu
şekilde açıklar: “Bu hilafet (liderlik) öyle bir şeydir ki ona, hırçın
olmamak şartıyla sertlik, gevşek olmamak şartıyla yumuşaklık, israfçı
olmamak şartıyla cömertlik ve cimri olmamak şartıyla tutumluluk gereklidir”.
Bir liderde olması gereken bu dört temel idarî özelliği saydıktan sonra Hz.
Ömer, şunları söyler: “Bu vasıflara da ancak o kimse sahip olabilir ki
haksızlıklara göz yummaz, menfaat peşinde koşmaz, davranışlarında gösterişe
benzer bir durum bulunmaz, ağzı ile tek bir kelime söylemez. Fakat azminde
sebat eyler, kendi yakın ve yanlıları aleyhinde bile olsa hak ile
hükmetmekten ayrılmaz”. Bu vasıfların hepsini hangi liderde görmek
mümkün acaba?
Hz. Muhammed (sav) En Büyük Liderdir
Sosyal ve siyasî tarihin en büyük
manevî lideri kimdi? Bu soruyu, Chicago üniversitesinde görevli Amerikan
psikolog Jules Massemann, 1974 yılında Amerikan "Times" dergisi için
cevaplamaya çalışır. Tarihin en büyük liderinde üç ana vasıf aranır. Aranan
lider, liderliğini yaptığı kişilerin refahına yönelik gayretler göstermeli,
kişilerin kendilerini güven içinde hissettikleri bir sosyal nizam kurmuş
olmalı ve taraftarlarını bir inanç sistemi ileyetiştirip geliştirmiş
olmalıdır. Massermann, objektif kıstaslara göre araştırmasını yapar ve hiç
ummadığı bir sonuç elde eder: Bu ölçü ve şartlara en geniş çapta uyan, Hz.
Muhammed (sav) olur. Dolayısıyla gelmiş geçmiş en büyük manevî lider, bizim
Peygamberimizin olduğu bütün dünyaya ilan edilir. 1978 yılında astronom,
matematikçi, avukat ve satranç şampiyonu olan Michael H. Hart da aynı sonuca
varır. Tarihi en çok etkileyen 100 kişiyi araştırırken, içlerinden
Peygamberimiz ilk sırayı alır. Şöyle tespitte bulunur Hart: "Muhammed´in
(sav) tarihi en çok etkileyen kişi olarak kabul etmemizi gerektiren sebep,
dünyevî ve uhrevî etki alanını birleştirmesidir."
Peygamberimizden
İbretli Sözler
-
Adalet güzeldir. Fakat emirlerde (liderlerde)
olursa daha güzeldir.
-
Üç kişi yolculuğa çıktıkları zaman aralarından
birini lider yapsınlar.
-
Allah. Bir lider için hayır dilediği zaman ona,
hayırlı, dürüst ve öğüt veren bir yardımcı verir. O yardımcı, başındaki
lider, (Hakk'ı) unuttuğu zaman hatırlatır, yardım istediği zaman yardım
eder.
-
Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz,
nefret ettirmeyiniz ve birbirinize gönüllü olarak muamele ediniz.
-
Bir idareci, ümmetimin idaresini üzerine alır da
kendi şahsına iyi niyet besleyip gayret gösterdiği kadar onlar için de iyi
niyet besleyip gayret göstermezse, Allah kıyamet günü onu yüzüstü cehenneme
atar.
-
İdarecilerinizin en hayırlıları o kimselerdir ki,
siz onları seversiniz, onlar da sizi sever. Siz onlara dua edersiniz, onlar
da size dua eder. İdarecilerinizin en şerlileri ise o kimselerdir ki, siz
onlardan nefret edersiniz, onlar da sizden. Siz onlara lânet okursunuz,
onlar da size lânet okur.
Adapazarı Gazetesi Sayı:
30 Tarih: 28.02. 2008 Gün: Perşembe
Prof. Dr. Ali Seyyar
HAYATA BAKIŞ
Güzel Ahlâkın Kaynağı: EDEP
Güzel ahlâklı olmayı veya güzel
ahlâklı insanlarla beraber olmayı kim istemez ki? Pekiyi, bir insanın, güzel
ahlâklı ve sosyal duyarlı olduğunu nerden anlayabilirsiniz? Güzel ahlâkın en
büyük belirtisi kısaca edeptir. Yani, nezaket, zarafet, kibarlık, incelik,
iyi tutum, takdir, güzel terbiye anlamlarına gelmektedir. Edep, nefsin
eğitimi ve her konuda haddini bilmek ile belirgin hâle gelir. Edepli bir
insan, maarifi (bilgiyi, kültürü) ve fazileti (erdemi) günlük hayatına
yansıtmakla beraber, Yaratan’ın hatırı için mahlûkata merhamet eder ve
gönülden sevgi gösterir. Dışa yansıması açısından edepli bir insan,
konuştuğunda dilini kötü sözlerden, yalnız kaldığı zaman da kalbini kötü
duygulardan korur. Kendisinden büyük olana saygı gösterir, küçük olana
şefkatli davranır, kendisiyle aynı yaşlarda olanlarla da iyi geçinir.
Hz. Mevlâna’ya Göre
Edep
Hz. Mevlana, veciz sözleriyle
edebin bütün yönlerine işaret etmiştir. Buna göre edep, nefsini tanıyıp
haddini bilmektir. Edep, kul olduğunu anlayıp Yüce Mevlâ’ya yönelmektir.
Edep, kibri kırıp tavazuya sarılmaktır. Edep, fani dünyayı tanıyıp boş
davaları bırakmaktır. Edep, Cenab-ı Hakk’ın ve varlıkların haklarını güzel
korumaktır. Edep, haya ve vefa sahibi olmaktır. Edep, pişman olunacak
şeyleri yapmamaktır. Edep, nihayetinde güzel ahlâkın zirvesidir. Güzel ahlâk
ise, içiyle dışıyla doğru olmak ve bu doğruluk üzere yaşamaktır. Buna denge
ve istikamet de diyebiliriz. Dengeli olmak, devamlı aynı güzel hâli
korumaktır. Acı tatlı bütün hallerde istikametini bozmayan, dost ve düşmana
karşı dürüstlükten ayrılmayan kimse dengeli insandır. Denge, insandaki akıl
ve ahlâk seviyesini gösterir.
Edep Eğitiminin
Aşamaları ve Yansımaları
Edep, öyle birden elde edilemez.
Aşama aşama kişi, edep noktasında ilerleyebilir. İlk aşamada kişi, nefsini
edeplendirmesi gerekir. Nefsin ıslahı, iffet, sabır, hakikate saygı,
merhamet, hayâ, sevgi, inanç ve yumuşak davranma gibi erdemlerle mümkündür.
İkinci aşama, dilin edeplendirilmesine yöneliktir. Kişi, dilini, sözlerini
edeplendirmeli, edebiyat ve güzel hitabet alanında eğitim almalı ve toplumda
kime karşı nasıl konuşması gerektiğini öğrenmelidir. Üçüncü aşamaya ulaşmak,
davranışların edeplendirilmesi ile mümkündür. Davranışlarını, adâbı
muâşerete (görgü kurallarına) uygun hâle getiren bir kişi, toplumun her
kesimi tarafından sevilir. Bu aşamaları başarı ile geçen bir insan neden
sevilir? Çünkü böyle bir kişinin işleri, hâl ve hareketleri hep güzeldir de
onun için. Çünkü sevgisi, her şeyi sarar ve o şeyi sevimli yapar. Sevgisi ve
dostluğu kadar, kızması ve kavgası da güzeldir. Çünkü kızması Hak içindir.
Hakka her zaman boyun eğer. Hakkını ararken hak yemez. Kendisini savunurken,
düşmanına haksızlık etmez. Niyeti gibi işi de sağlamdır. Gönlü gibi elbisesi
de temizdir. Dostluğu gibi düşmanlığı da mertçedir. İyi-kötü diye insan
seçmez, herkese karşı iyi davranır. Karşısındaki insanın davranış seviyesine
göre değil, kendi terbiyesine göre muamele eder. Başkasından zarar
görebilir, fakat başkasına zarar vermez. Birileri onu aldatabilir, fakat o
kimseyi aldatamaz.
Edep Kelimesinden
Türetilen Kavramlar ve Deyimler
Edep kelimesi, başka toplumlarda
görülmeyecek kadar lisanımıza ve kültürümüze o kadar çok girmiş ki, sosyal
hayatımızın ve medeniyetimizin vazgeçilmez bir parçası hâline gelmiştir. Bu
da aslında toplumumuzun güzel ahlâk, dine bağlılık ve sosyal duyarlılık
seviyesini yansıtması açısından önemli bir göstergedir. Hangi kelimeleri
kullanıyorsak, biz o kelimelerin içerdiği dünyanın bir unsuruyuz. İşte size
edep kelimesinden türeye bazı kavramlar: a) Tedip: Eğitim;
Eğitme; Uslandırma; Adâb-ı insaniye ile terbiye; Kişiyi, bir konuda
bilgilendirme; Eğitimle kazanılan durum; Ahlâk eğitimi. b) Edîp:
Bir şeyin hakkında bilgilendirilmiş kişi; Terbiye görmüş ahlâklı kişi.
Edebiyatçı. c) Edb: Davet etme; Hayret etme; Çok
beğenme; Güzelliği, fazileti veya meziyeti dolayısıyla insanı şaşırtan,
takdirini kazanan şey; İnsanları, takdire değer ve meziyet sayılan hususlara
davet eden, bilgisizlik ve kötü davranışlardan alıkoyan şey. d)
Edebiyat: Edep kültürü; Dilin edeplendirilmesi; Dil bilimlerinde
eğitim; Lisâniyat. Lisana ait şairâne yazılmış eserler. e) Adâb-ı
Muâşeret (Görgü Kuralları): Arapça “işret” kökünden
türeyen muâşeret; “iyi ve uygun hayat yaşama, insanlarla ülfet etme,
iyi, güzel ve hoş geçinme” gibi anlamlara gelen bir sosyal ahlâk terimidir.
Muaşeret, "adâb" (edepler, usûller, terbiye kaideleri, davet) ile birlikte
kullanıldığında, "zaman içinde oluşan, topluma mal olan, uyumlu yaşamanın
gerektiği kurallar bütünü" veya “iyiye, güzele ve estetiğe davet etmek”
anlamlarına gelir. Edep ile ilgili deyimlerimizden birkaç örnek: 1.)
Edep etmek: Utanmak. 2.) Edebini takınmak: Terbiyeli
olmak. 3.) Edeplenmek: Uslanmak, nazik ve terbiyeli
olmak. 4.) Edep-erkân bilmek: Uyulması gereken
yolu-yordamı bilmek, usûl bilmek, terbiyeli hareket etmek.
Edep İle İlgili
Vecizeler
Haddizatında kim olmazsa edîp,
feleğin sillesi eyler tedip. (Vehbi)
İnsanın bütün kaybı, her işin
esası olan edebi kaybetmesinden kaynaklanmaktadır. Bu, hep böyledir,
değişmez. Din ve dünya işlerinin hepsi edeple güzel olur. Edep olmadan hiç
bir güzel iş ortaya çıkmaz. (Hucvirî)
Edepli ol can isen, Hakk’ı bil
insan isen, Müştak-ı sultan isen, Var edep öğren, edep. (Kaygusuz
Abdal)
Ocak 2008 Yazıları >>> - 2007
Yazıları >>>
|