Öğrencilerim İçin Sınav Soruları ve Duyurular




aliseyyar@sosyalsiyaset.com

   

 

ADAPAZARI GAZETESİ KÖŞE YAZILARIM ;

 

 

 

 

Adapazarı Gazetesi Sayı: 23                      Tarih: 05.02. 2008                 Gün: Salı

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                HAYATA BAKIŞ

 

İmam-ı Azâm Ebu Hanife’nin Oğluna Vasiyeti

Değerli okuyucularım; Bilgi ve tecrübe sahibi büyüklerimizin nasihatlerini dinlemek ve özellikle ilim ve amel ekseninde bir bütünlük içinde yaşayan değerli insanların görüşlerine kulak vermek, sosyal hayatımızın ahengi için son derece önemlidir. Bilindiği gibi, nasihatler ve öğütler, ahlâkî kaidelerin yaşanması, insanî faziletin, adab-ı muaşeretin (görgü kurallarının) öğretilmesi gayesiyle büyüklerin, küçüklere veya istifade etmek isteyenlere yaptıkları güvenilir tavsiyelerdir. Yazıya dökülen nasihatler, yani vasiyetler ise, bu çerçevede ayrı bir öneme sahiptir. Çağlar geçse de bütün insanlık için bir hayat rehberi olan vasiyetlerin en değerli olanları, İslâm âlimleri tarafından özel kişiler için kaleme alınmış olanlardır. Hanefî mezhebinin kurucusu büyük âlim Ebu Hanife, hem öğrencisi, hem de tek oğlu olan Hammad’a yazdığı vasiyeti bu kapsamda ayrı bir özellik taşır. İnanıyorum ki, İmam’ı Azam’ın vasiyetinden çok alacağımız ve hayatımıza düstur edeceğimiz şeyler vardır. Büyük imamın vasiyeti şöyle başlıyor: “Oğulcuğum; Allah, sana doğruyu göstersin ve seni desteklesin. Sana bazı öğütler vereceğim, eğer bunları tutarsan, Allah’tan din ve dünyada huzurlu olacağını ümit ederim.” Bundan sonra, koca imam, aslında her birini tek tek tahlil etmemiz ve aydınlatmamız gereken ince ve derin nasihatlerini tek tek sıralıyor:

1.)              Allah’tan korkarak azalarını günahlardan korumak ve Allah’a kulluk için emirlerini yerine getirmekle takvaya riayet etmeni tavsiye ederim.

2.)              Öğrenmeye muhtaç olduğun şeyi öğrenmemek için inat etme.

3.)              Din ve dünya bakımından muhtaç olmadığım kimselerle düşüp kalkma.

4.)              Nefsine acıma, bir mecburiyet olmadıkça, hakkını verme.

5.)              Müslüman olsun, zimmî (gayri müslim) olsun, hiç kimseye düşmanlık etme.

6.)              Allah’ın sana verdiği rızka ve mevkiye kanaat et.

7.)              İnsanlara muhtaç olmamak için, elindeki malı iyi idare et, kıymetini bil.

8.)              Halkın senin hakkındaki düşüncelerini küçümseme.

9.)              Yeterinden fazla konuşma.

10.)          İnsanlarla karşılaştığın zaman önce sen selam ver, onlarla güzel konuş, hayır ehlini sev, şer ehlini idare et.

11.)          Allah’ı çok zikret ve Peygamberine çokça salavat getir.

12.)          Seyyidül-istiğfar ile meşgul ol. (“Allah’ım; Beni Sen yarattın. Ben, Senin kulunum. Elimden geldiği kadar Sana verdiğim sözün ve Sana ettiğim va’din üzerinde duruyorum. Üzerindeki nimetleri ve günahımı itiraf ediyorum. Beni bağışla. Zira günahları ancak sen affedersin”).

13.)          Her gün bir miktar Kuran-ı Kerim oku ve sevabını Resulullah’a, anana babana, hocalarına ve Müslüman kardeşlerine bağışla. Buna devam et.

14.)          Düşmanlarından çok dostlarından sakın. Zira zaman kötüleşti. Düşmanın dostundan bellidir. (Her yüzü güleni dost sanma).

15.)          Sırrını, paranı, kanaatini ve mezhebini gizle.

16.)          Komşularınla iyi geçin; komşunun eziyetine sabret.

17.)          Ehli Sünnet ve’l Cemaat mezhebine sarıl; Ehli bidat ve sapık mezheplerden uzak dur.

18.)          Bütün işlerinde niyetini temiz tut (ihlâslı ol). Her hal-ü kârda helal yemeye çalış.

19.)          Beş yüz bin hadisi-i şeriften seçtiğim şu beş hadis ile amel et:

a)                Ameller niyetlere göredir.

b)                Malayaniyi (boş şeyleri) terk etmek, insanın iyi Müslüman olduğunun göstergesidir.

c)                Bir kimse nefsi için sevdiğini din kardeşi için de sevmedikçe gerçek mümin olamaz.

d)                Helal de açıktır, haram da açıktır. Aralarında çoklarının bilemeyeceği şüpheli şeyler vardır. Kim, o şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve namusunu korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse, harama düşer. Tıpkı özel koruluğun etrafında koyunlarını otlatan çoban gibi, davarları koruluğa girebilir. Biliniz ki her kralın bir koruluğu vardır. Allah’ın koruluğu da haramlardır. Vücutta bir et parçası vardır ki, o düzeldiği zaman vücut da düzelir; o bozulduğu zaman vücut da bozulur. Biliniz ki, o kalptir.

e)                Müslüman, başka Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.

20.)          Gençlik ve sağlığında korku ile ümit arasında olmalı; ölürken de Allah’a hüsn-ü zanda bulunmalı, ümidin daha fazla olmalı ve Allah’ın huzurunda temiz kalpli çıkmalısın. Çünkü Allah, Ğafur ve Rahim’dir.

Sevgili okuyucularım;

Sizlere bir tavsiyem olacak. Bu listeyi fotokopi yapınız ve her gün görebileceğiniz uygun bir yere asınız. Öğütlerin hepsini evlatlarınıza okumadan önce, listede yer alanların kaçını tatbik edebildiğinizi kendi vicdanınıza sorunuz. Uyguladıklarınızı düşündüğünüz öğütleri, kız ve(ya) erkek çocuklarınıza öneriniz. Şahsî hedefiniz, bütün bu öğütleri içselleştirmek ve hayata aktarmak olsun. 20 nasihati kendinize tam anlamıyla rehber ettiğinizi düşündüğünüzde listenin tamamını çocuklarınıza yazılı olarak teslim edin. Onlara da bu şekilde hareket etmeleri gerektiğini söyleyiniz.

Dört Halife’den Nasihatler

Hz. Ebu Bekir: Ne söylediğini ve ne zaman söylediğini iyi düşün.

Hz. Ömer: Ne zaman bir adi (alçak) kimse gördümse, şahsiyetsiz olduğunu gördüm.

Hz. Osman: Müslümanların yönetimini, ancak erdemli, bilgili ve tecrübeliler üstlenebilir.

Hz. Ali: Şerefli kimse, iyilik gördükçe yumuşar; Şerefsiz (adi) kimse de iyilik gördükçe sertleşir.

 

 

Adapazarı Gazetesi Sayı: 24                      Tarih: 07.02. 2008                 Gün: Perşembe

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                HAYATA BAKIŞ

Başörtüsü Düşmanlığının Bir Sınırı Olmalı

Eğitimli ve kültürlü insanlardan başkalarının kılık kıyafetlerine saygı göstermeleri beklenirdi. Karşımızda sadece yüksek eğitim almış insanlar yok, doktorasını yapmış, profesör ve hatta rektör olmuş beyefendiler var. Bunların başörtülü üniversite kız öğrencilerine karşı takındıkları saldırgan tavrı nasıl izah etmek lazım acaba? Şu veya bu şekilde dinî (İslâmî) bir yansıması olduğu gerekçesiyle başörtüsüne karşı kin, nefret ve garaz besledikleri açıkça belli oldu. Aşırı Kemalist, radikal Atatürkçü ve hiper laikçi oldukları anlaşılan bu kesimin son günlerde dillendirdiklerini akli-i selim ile bir tahlil edecek olursak, genelde demokrasi ve insan hakları özelde din ve vicdan özgürlükleri adına utanç duymamak elde değil. Birisi, başörtüsü yasağı kalkarsa, üniversiteyi kapatırım, diğeri maalesef bu durumda hak ettiklerinden daha düşük not veririm, diğeri derslere girmem ve boykot ederim diyebiliyor. Yani, üniversiteye kanunen başörtülü olarak girmeye hak ettikleri halde biz bunlara ayrımcılık yaparız demek istiyorlar. Ne cesaret. Daha dün sizler, “TBMM bu yasakları ortadan kaldıran bir kanun çıkartsın, biz de buna uyalım. Ne yapalım, mevcut mevzuat üniversitelerde başörtüsünü yasaklıyor. Kanunlar böyle emrediyor” demiyor muydunuz? Ne oldu da şimdi, “gerekirse kanunları bile çiğneriz, öğrencileri başka yollarla tehdit ederiz” demeye gelen acayip laflar söylüyorsunuz? Milletimizin ekseriyeti böyle bir yasağı içine sindiremiyor, milletin iradesi de bu yönde TBMM’ye yansıdığına göre, elbette ki iktidar ve hatta halkından oy almak isteyen diğer partiler de bu eğilimi dikkate almaları, demokrasinin bir gereğidir. Efendiler, ayıp oluyor. İçinizdeki düşmanlığınızı ve öfkenizi daha da alevlendirmeyiniz. Hem toplumda itibarınızı, hem de kişisel olarak psikolojik sağlığınızı yitirebilirsiniz. Hz. Ali’nin şu sözleri ne kadar manidar: “Öfke, delilikten bir kısımdır. Çünkü sahibi pişman olur; pişman olmuyorsa deliliği adamakıllı pekişmiş demektir”. Demokrat ve hoşgörülü insanlara ve özellikle ilim ve irfanla meşgul olan bilim adamlarına zaten anlamsız düşmanlıklar ve ölçüsüz öfke yakışmaz. Din ve vicdan özgürlüğünü korumayı amaçlayan Laiklik açısından da üniversitelerde başörtüsü yasağını savunmak, ne bilimseldir, ne de dünya gerçeklerine uyar. Söyleyin bana, hangi ülkenin üniversitelerinde öğrencilerin kılık kıyafetiyle uğraşılmaktadır? Yabancı ülkelerde değil öğrencilerin, öğretim üyelerinin bile ne saç sakalı, ne de kılık kıyafetleriyle uğraşılmaktadır. Akademik özgürlüğün yanında kişilerin hayata dair bilimsel ve şahsî özelliklerini dışa yansıtılabilmeleri açısından üniversiteler, en ideal kurumlardır. Üniversitelerde ne kadar özgürlük olursa, ülke de o kadar hızla ilerler. Ben memleketimde bilimsel özgürlüğü ve insan haklarını savunan ve kendi bünyesinde bunları somut olarak hayata geçiren yasaksız üniversiteler istiyorum. Bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi.

Türk Üniversitelerinde Özgürlük

Son günlerde kamuoyunda yeniden tartışılmaya başlanan "üniversitelerde kılık-kıyafet yasağı" konusunda bir grup öğretim üyesi, geçen hafta internet yoluyla bir bildiri metnini imzaya açmışlardır. Haber sitelerini takip ederken, bu bildiriyi gördüğümde hiç tereddüt etmeden hemen altına imza attım. “Üniversitede Özgürlükler Konusunda Kamuoyuna Duyuru” ile başlayan bildirinin içeriği aynen şu şekildedir: "Öğretim üyeleri olarak bizler kılık-kıyafet konusunda yıllardır uygulanan politikaları ve son günlerde yapılan tartışmaları yakından ve kaygıyla takip ediyoruz. Üniversitelerin düşünce, ifade, din ve inanç özgürlükleri ile eğitim ve öğretim gibi en temel insan hakları karşısında yasakçı değil özgürlükçü bir tavır alması gereken kurumlar olduğunu düşünüyoruz. Üniversitelerimizin çağdaş uygar toplumlara yaraşır biçimde, özgürlüklerle ve bilim üretimiyle anılmasını istiyoruz. İstisnasız her demokratik ülkede olduğu gibi üniversitelerimizde de kılık-kıyafet serbestliğinin; hiçbir din, inanç, düşünce, ırk, grup ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın bütün öğrencilere tanınması gereğine inanıyor; aksi yöndeki tüm düzenleme ve uygulamalara bir an önce son verilmesini talep ediyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur”.

Sakarya Üniversitesinin Öğretim Üyeleri

6 Şubat 2008 Çarşamba sabahına göre bu bildirinin altına imza atan öğretim üyelerinin sayısı 3 bine yaklaşmış olduğunu gördüm. Sakarya Üniversitesine bağlı 150 civarında bir öğretim üyesi kadrosu, üniversitelerde özgürlüklerin yaşatılmasından yana açıkça tavır koyarak, özellikle 28 Şubat sürecinden beri yüksek eğitim kurumlarında uygulanmakta olan baskıcı yaklaşımların ortadan kaldırılmasını talep etmektedirler. Sakarya Üniversitesi bu sayı ile, imza atan öğretim üyeleri arasında listenin başlarında yer almaktadır. Aralarında dekanlık, bölüm başkanlığı ve ana bilim dalı başkanlığı yapan hocalar olduğu gibi, henüz profesör olmamış birçok doçent ve yardımcı doçent de bulunmaktadır. Meslekî kariyerlerine zarar gelebileceğini hiç düşünmeden vicdanî ve sosyal sorumluluğun bir dış yansıması olarak onurlu bir tavır sergileyen bu Sakaryalı bilim adamlarını tebrik etmek gerekir. Eminim, millî değerlere bağlı olan Sakaryalı halkımız da Sakaryalı öğretim üyelerinin bu cesur girişimlerinden dolayı destek vermektedirler. Dünyadaki bilimsel gelişmeleri yakından takip eden, akademik çalışmalarıyla millî ve mahallî kalkınmaya ciddî katkılar sağlayan, Türkiye’ye ve ilimize yakışır özgür bir Sakarya Üniversitesi kim istemez ki?

Hz. Ali’den Bilim İle İlgili Vecizeler

·        İlim maldan hayırlıdır; ilim seni korur, sense malı korursun. Mal, vermekle azalır, ilim öğretmekle çoğalır. Mal sahipleri malın zevaliyle zeval bulup giderler.

·        Akıllının dili gönlünün ötesindedir; ahmağın gönlüyse dilinin ötesinde.

·        Akıl tamamlandı mı söz azalır.

·        Bilmiyorum demeyi bırakan kişi, öleceği yerden yaralanır gider.

·        Bilginin en aşağılığı, dilde olanıdır; en yücesi de insanın uzuvlarında ve işlerinde görünenidir.

·        Nice bilgin vardır ki bilgisi olduğu halde ona fayda vermez de bilgisizliği öldürür gider onu.

·        İlim ikidir: Yaratılıştan olan, duyup bellenen. Duyulup bellenen bilgi, yaratılışta bilgi kabiliyeti yoksa fayda vermez.

 

 

Adapazarı Gazetesi Sayı: 25                      Tarih: 12.02. 2008                 Gün: Salı

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                HAYATA BAKIŞ

İbrahim bin Ethem Hazretleri’nden Öğütler

Bir kişi, nesebi Hz. Ömer'e dayanan, tabiînin meşhur âlimlerinden ve evliyanın büyüklerinden olan Ethem Hazretleri’nden nasihat istedi. Ethem Hazretleri, o kişiye şunları söyledi:

Altı şeyi kabul edip yaparsan, hiçbir işin sana zarar vermez. Dünyada ve ahirette rahat edersin. O altı şey şunlardır:

1.) Günah işleyeceğin zaman Allah’ın sana verdiği rızkı yeme.

2.) O'na asî olmak istersen, O'nun mülkünden çık. Mülkünde olup da ona isyan etmek uygun olur mu?

3.) O'na isyan etmek istersen, O’nun gördüğü yerde günah işleme. Görmediği yerde yap. O'nun mülkünde olup, verdiği rızkı yiyip, gördüğü yerde günah yapmak uygun değildir.

4.) Can alıcı melek, ruhunu almaya geldiği zaman tövbe edinceye kadar izin iste. O meleği kovamazsın. Şimdi kudretin var, güç kuvvetin yerinde iken tövbe et. Tövbe edilecek zaman bu zamandır. Zira ölüm çok âni gelir.

5.) Mezarda Münker ve Nekir ismindeki iki melek, sual için geldiklerinde, onları kov, seni imtihan etmesinler. Soran kimse; "Buna imkân yoktur." dedi. İbrahim Ethem buyurdu ki; "Öyle ise şimdiden onlara cevap hazırla".

6.) Kıyamet günü Allah; "Günahı olanlar Cehennem'e gitsin" diye emir buyurunca ben gitmem de. Soran kimse dedi ki: "Bu sözümü dinlemezler". Nasihatleri dinleyen kimse bu öğütler karşısında tövbe etti ve ölünceye kadar tövbesinden vazgeçmedi.

Tevekkül Ediyor Muyuz?

Bazı ahlâkî kavramlar vardır ki, bunların tanımlamalarını yaparız. Ve daha sonra da kendi ahlâkî durumumuzu ölçmek adına bu meziyetlerin bizde olup olmadığına veya bunları hangi boyutta yaşadığımıza bakarız. Mesela tevekkül konusunda bizlerin durumu nedir, hiç merak ettik mi acaba? Bununla ilgili bir yorum yapabilmek için, önce tevekkülün ne olduğuna bir bakalım. Tevekkül, Hakka güvenme, sebeplere sarıldıktan ve işin olması için, gerekli enerjiyi sarf ettikten sonra, neticeyi ve başarıyı Yaratan’dan beklemektir. O halde biz ne derece bu ahlâkî ilkeye uyabiliyoruz. Tam tevekkül sahibi olduğumuza kanaat getirebiliyor muyuz? Aşağıdaki hikâye bize bu yönde yardımcı olmaktadır:

Atiye Hamsi’nin babası, bir gün İbrahim bin Ethem Hazretleri ile karşılaşır. Selamlaştıktan sonra o zat, Ethem Hazretlerine şunları söyler: “Biz okuduklarımızı yazıyoruz. Yaşadıklarımızı yazıyoruz. Ama sen yazmıyorsun. Sen de yazsan iyi olur”. Bunun üzerine Ethem Hazretleri şöyle der: “Üç şeyle meşgulüm. Henüz bunları aşamadım. Bunları aştıktan sonra belki ben de sizin gibi yazarım”. O zat, merak eder tabiî ve birinci engeli sorar. Ethem Hazretleri, “tevekküldür” der, “Benim rızkımı Allah’ın verdiğine, O’nun rızkıma kefil olduğuna, O’nun bütün işlerime vekil olduğuna inanmam, rızık için ve hayat için O’na güvenmem hâli. Bu engeli aşmak üzereyim”. Bu cevabın karşısında herhalde biraz sarsılmalıyız ve tevekkül anlayışımızı yeniden gözden geçirmeliyiz.

İhlâslı Mıyız?

Kitaplar, ihlâstan bahsederken, genelde şöyle bir tanım getirirler: “Dünya faydalarını düşünmeden, hiçbir maddî karşılık beklemeden bütün işlerini, ibadetlerini yalnız Allah için yapma hâli”. Peki, bu tanıma uygun bir hayat yaşayabiliyor muyuz? İbrahim bin Ethem Hazretleri, ikinci engelini dile getirirken, ihlâs engeline vurgu yapar ve şöyle der: “İkinci engelim, ihlâstır, yani yaptığım her şeyi O’nun için yapmam hâli. Bunu da aşabileceğime kanaatim geliyor.” Aslında bu cevap karşısında biz bir kere daha irkilmemiz lazım. Biz attığımız her adımda O’nun rızasını kazanmak düşüncesini gönlümüzde hep taşıyor muyuz?

Rıza’ya Uygun Bir Hayat Yaşıyor Muyuz?

Bir diğer güzel haslet ise rıza hâlidir. Mukadderata boyun eğmek, Allah’ın her hükmüne ve her takdirine razı olmak ve bunları her halükarda güzel karşılamak anlamına gelen rıza hâli, bizde ne durumdadır acaba? Bu hususta yine hikâyemize bir göz atalım isterseniz. İlk iki engeli aşmada belirli bir aşamaya gelmiş olan İbrahim bin Ethem Hazretleri, üçüncü engel konusunda “belimi büken üçüncüsüdür. Onu henüz aşamadım ve aşabileceğimizi hiç zannetmiyorum. Tek korkum budur” der. Hâlden hâllere giren o zat, titremeye başlar ve sorar “Nedir o?”. İbrahim bin Ethem Hazretleri, gözyaşları içinde şöyle cevap verir: “Rızadır. O’nun takdirine ve taksimine razı olmam. O’nun kader ve kazasına teslim olmam. Rab olarak O’ndan razı olmam hâli. Ah ne zor şey bu! Ne zor mertebe bu! Kalbim teslim olsa, nefsim baş kaldırıyor! Gönlüm razı olsa, aklım itiraz ediyor! Ben O’ndan henüz razı olamadım. Ben buna yanıyorum!” Bunları duyan o kişi de bu sefer ağlamaya başlar ve şöyle der: “Biz senin bulunduğun makamdan ve hâlden o kadar uzağız ki, ne tevekkül, ne ihlâs ne rıza! Biz bu makamların çok uzağındayız!”.

Değerli okuyucularım; Şahsım adına ben, yazmanın ne kadar sorumlu bir iş olduğunu bu hikâyeden anlıyorum. Siz de herhalde kendi dünyanıza göre bu hikâyeden bir pay çıkartmış olmalısınız. Belki de önemli olan bu üç güzel ahlâkî haslete sahip olma uğrunda kişinin azamî derecede gayret göstermesidir. Gayret bizden başarı Allah’tandır.

 

 

Adapazarı Gazetesi              Sayı: 26          Tarih: 14.02. 2008                 Gün: Perşembe

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                            HAYATA BAKIŞ

Kadınların İç Dünyası

Değerli okuyucularım; Hanımınız bir toplantıya, bir güne veya bir iş görüşmesine gidecek. Gideceği yerde şık görünmesi gerektiği için, özel olarak seçtiği kılık kıyafetini özene özene giyinir. Sadece ayakkabıları ile ilgili bazı kaygıları var. Acaba hangileri üzerindeki elbiseye daha uygun gelir düşüncesi var. Size döner ve şöyle bir soru sorar. (Eminim gerçek hayatta da bu gibi içinden çıkılması zor sorularla muhatap olmuşunuzdur). “Hayatım, hangi çift ayakkabılarım giydiğim elbiseye daha yakışıyor? Şu mavi olanlar mı yoksa siyah olanlar mı?” Birçok erkek, böyle bir soru karşısında kendini ÖSS imtihanında gibi hissetmeye başlar. Modayı takip etmeyen, giyim kuşam hakkında fazla bir görüşü olmayan sıradan bir erkek, bu durumda ne der acaba? Hanımın ısrarlı bakışlarından erkek, biraz kararsızlık içinde belki de zorlana zorlana tercihini birisinden birine yapmak mecburiyetinde kalacak. Erkek, büyük bir ihtimalle siyah ayakkabıların elbiseye daha iyi gittiğini söyleyecek. İşte o zaman, korktuğunuz başınıza gelir. Hanımınız, hararetli bir şekilde başlar yorum yapmaya. “Sen zaten hep siyah ayakkabıyı tercih edersin, neden mavilerden daima rahatsızlık duyarsın ki? Hâlbuki bunlar için bir servet harcadım. Sen de bunları çirkin buluyorsun. Demek öyle ha?” Erkek, bu yorumların karşısında ne yapsın şimdi? Geri adım atar veya kendini savunmaya başlar. “Benim görüşümü almak istediğini zannetmiştim. Verdiğim cevap, hoşuna gitmeyecek ise neden bana sordun ki? Anlamıyorum seni.” Erkek, samimî ve iyi niyetli olarak görüşünü söylemesine söyledi ama hanımın sorununa buna rağmen bir çözüm getiremez. Üstelik hanımı teşekkür etmek yerine kocasını bir de azarlar. Böyle durumlar, günlük hayatta sık sık karşılanabilir. Bu durumu tahlil edebilmek için, hanımların içi dünyasını iyi bilmek gerekir. Öyle ise kadınlarımızın psikolojisine bir göz atalım.

Hanımlar Sesli Düşünür

Aslında hanımların tipik kadınsı tavırlarından birisi de sesli düşünmeleridir. Aslına bakacak olursak hanımlar, giyim kuşam konusunda zaten bütün detayları düşünerek hareket ederler. İçlerinden hangi ayakkabının elbiseye daha şık duracağını da bilirler. Örnekte verdiğimiz hanım da zaten hangi ayakkabıyı giyeceğini az çok zihninde oluşturmuştur. Sormakla aslında kocasından sadece ne kadar güzel göründüğünün teyidini bekliyordu. Soruları, sesli düşünmenin ve manevî destek arayışının bir dış yansımasıdır sadece. Sosyal münasebetlerde sesli düşünmeyi hanımlar bir nezaket, bir jest olarak algılarlar. Bunu kavrayamayan biz erkekler, genelde hep aynı hatayı yaparız. Soruları ciddî alır ve zor da gelse somut olarak cevap vermeye kalkışırız. Cevap ne olursa olsun, hanımlarımız yaptığımız açıklamalarımızdan dolayı büyük bir ihtimalle memnun olmayacaklardır. Tereddüde yol açan cevaplarımız, onları daha da tedirgin edecektir. Öyle ise biz erkekler, bu gibi durumlarda ne yapmalıyız?

Erkeklerin Hanımlara Yaklaşımı Nasıl Olmalıdır?

Bir kadın, yukarıdaki örnekte olduğu gibi (mavi mi siyah mı?) somut olarak bir şey sorduğunda erkekler hemen cevap vermemelidir. Hatta hiç cevap vermemelidir. Bunun yerine karşı atağa geçip soru sormalıdırlar. “Aşkım benim, sen bunlardan hangisinin üzerinde daha çok durdun?”, veya “Senin tercihin benim için önemli, sen hangisini düşünmüştün?” Böyle yumuşak bir yaklaşımın karşısında birçok hanım genelde şaşırıp kalır, çünkü tanıdıkları erklerin birçoğu geç de olsa tercihlerini alenî bir şekilde söylerler ve böylece renklerini ortaya koyarlar. Hanım, biraz tereddüt ederek, belki de şöyle diyecektir: “Ne bileyim, belki de şu maviler iyi gider diye düşünmüştüm”. Haddizatında hanım, kafasında çoktan maviler için kararını vermiştir. Erkek, bu cevap karşısında sorularına devam etmelidir. “Neden mavileri tercih ettin hayatım? Bunun senin için özel bir anlamı var mı?” Tabiî ki hanım, bu sefer elbisesindeki mavi aksesuarlara veya herhangi bir mavi çizgiye atıfta bulunacak. İşte tam bu noktada akıllı bir erkek, bombayı patlatmasını bilmelidir. “Vay canına, doğru ya, ne kadar bilinçli bir tercih, hakikaten bu sana çok yakışacak. Üstelik benim de hoşuma gitti. Süper, Harika; Şahane; Tebrik ederim seni…..”. Hanım, sizden böyle komplimanlı bir teyit aldıktan sonra gideceği yere huzurlu bir şekilde ve özgüveniyle gidecektir. Ve içinden büyük bir keyifle şöyle diyecektir, “Bak, kocam da aynen benim gibi düşünüyormuş, ben hakikaten marifetli bir kadınmışım”. Gördüğünüz gibi, sosyal ilişkilerde en iyisi, kadınları fıtrî özelliklerini bilerek, oldukları gibi kabul etmektedir. Nitekim Peygamberimiz (sav), bize bu konuda çok güzel bir tavsiyede bulunur: “Kadın, eğe kemiği gibidir. Onu doğrultmak istersen kırarsın. Onu kendi hâline bırak ve eğriliği ile ondan faydalanmayı çalış”.

Kadınlarla İlgili İlginç Sözler

Altın ateşle, kadın altınla, erkek kadınla imtihan edilir. (Amerikan Atasözü)

Leyla'nın güzelliğine ancak Mecnun gözüyle bakmalısın ki onu seyretmenin sırrı sana da görünsün. (Şeyh Sadi)

Kadınlar, kocalarının, kendilerini tutumlu sanmalarından hoşlanırlar, en israfçı kadınlar bile. (F. Ferceg).

Havayı geldiği gibi, rüzgarı estiği gibi, kadını olduğu gibi kabul edin. (Alfred de Musset).

Kadınlar, güller gibidir. Bir kere açıldılar mı, yaprakları hemen dökülmeye başlar. (Shakespeare).

 

 

Adapazarı Gazetesi              Sayı: 27          Tarih: 19.02. 2008                 Gün: Salı

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                            HAYATA BAKIŞ

Kadınlar Neden Fazla Konuşur?

Kadının fıtratında ve ruh dünyasında konuşmanın önemi büyüktür. Kadınlar, sosyal ilişkilerini konuşarak oluştururular ve sohbet ederek sağlamlaştırırlar. Bir kadın, çok rahatlıkla günde ortalama olarak 6 ile 8 bin kelime kullanır. Konuşurken de iletişimi güçlendirmek adına 2 ile 3 bin ses tonu çıkartır (hım, eee, aaaa, vb). Bununla yetinmez beden dilini de devreye koyar ve 8 ile 10 bin civarında değişik jest ve mimiklerde bulunur (el kol hareketi dâhil). Topladığınızda günde 20 bin üzerinde mesaj iletmeye yarayan iletişim araçlarının kullanıldığını görürsünüz. İngiliz Sağlık Vakfı’nın (British Medical Association) bir araştırmasına göre kadınlar, erkeklere göre dört kat daha fazla çenelerinden rahatsızmış. Buna tabii ki şaşırmamak gerekir. Peki, neden kadınlar zorlanmadan bu kadar çok konuşur veya konuşmaktan hoşlanır? Bilim adamları, bu konuya bir açıklık kazandırabilmek için, kadınların beyin yapısını araştırmışlardır.

Kadınların Beyni Farklıdır

Normalde beynin tüm sol tarafı, değişik yoğunluklarla konuşma aktivitelerini oluşturur. Erkeklerde, bu durum çok barizdir. Kadınların beyinlerinin sol ön tarafında ise belirli bir bölge vardır ki, bunun sayesinde konuşma fonksiyonu sağlanmaktadır. Enteresandır sağ tarafta da sola göre daha küçük olmakla beraber konuşma fonksiyonunu sağlayan bir merkez bulunmaktadır. Beynin her iki tarafında da belirli bir bölge içinde yoğunlaşmış fonksiyonel bir merkezin bulunması, kadının daha rahat konuşmasını temin etmektedir. Bundan dolayı kadın, karışık bir ortamda bile konuşmaktan hoşlanır ve doyasıya konuşur. Konuştuklarında beynin bütünü değil sadece belirli merkezleri aktif olduğu için, beynin diğer alanları, kadına başka meşguliyetler için fırsat verir. Dolayısıyla kadın konuşurken, rahatlıkla başka işler de yapabilir. Beynin her iki kısmında konuşma merkezleri olduğu için, kadınlar yabancı dili daha kolay ve daha hızlı öğrenebilirler. Okullarda kızların gramatik ve okumanın yoğun olduğu edebiyat, Türkçe ve yabancı dil derslerinde neden daha başarılı oldukları belki de buna bağlanabilir. Avrupa ülkelerinde mütercim ve yabancı dil öğretmenlerinin ortalama % 75’si kadınlardan oluşmaktadır. Demek ki, kadınlar açısından fıtrî bir avantaj olan sözlü iletişim ve konuşma kabiliyetindeki üstünlük, meslekî bir fırsata da dönüştürülmesi mümkündür.

Erkekler Kadınlara Göre Neden Az Konuşur?

Bir erkek, günde ortalama olarak 2 ile 4 bin kelimenin yanında bin ile 2 bin ses tonu kullanır. Beden dili de 2 ile 3 bin arasında sınırlıdır. Topu topuna ortalama olarak 7 bin iletişim aracı ile bir erkek, günlük ilişkilerini kurabilmektedir. Dolayısıyla kadına göre iletişim araçlarını kullanma oranı üçte birdir. Bir başka ifadeyle kadınlar, erkeklere göre iletişim araçlarına üç mislisi daha fazla başvurmaktadır. Bir erkeğin bütün gün iş icabı konuştuğunu ve 7 bin sınırını aştığını düşünün. Eve geldiğinde artık konuşacak mecali kalmamıştır. Eve yorgun bir vaziyette gelen erkeğin hanımının durumu da aslında aynıdır. Ancak hanım, o gün fazla konuşma fırsatı bulamamış ve 20 bin sınırına yaklaşamamış ise, durum tamamen farklıdır. Diyelim ki o gün hanım, ancak 11 bin iletişim aracı kullanabildi. Bu sefer eksik olan diğer 9 binini sizinle paylaşmak isteyecektir. Yemek esnasında hanımızla geçen “sohbet” büyük bir ihtimalle şöyle geçecektir: Fatma Hanım: “Merhaba hayatım, tam vaktinde geldin, ne güzel. Yemek de hazır zaten, sana çok güzel yemekler yaptım bugün biliyor musun? İnşallah beğenirsin. Sayı günün nasıl geçti?” Necati Bey: “İyi geçti”. Fatma Hanım: “A, çok iyi. Buna hakikaten memnun oldum. İş arkadaşın geçen, bugün için çok önemli bir projenin altına imza atacağınızı söylemişti. O iş hayırlısı ile oldu mu?” Necati Bey: “Oldu oldu”. Fatma Hanım: “A, bak buna daha çok sevindim. Ne güzel, bu proje sayesinde gelecek dönem daha çok para kazanacaksınız değil mi? İhtiyacımız da var zaten, çocukların okul masrafları iyice arttı. Ha sayi, geçen okul müdürü haber salmış, veliler toplantısına babanız da gelsin diyor. Sen de gelirsin bizimle değil mi? Gelir misin gerçekten? ” Necati Bey: “Gelirim”. Necati Beyin beyni yorgundur, soru bombardımana uğrayacağını hiç hesap edememişti. Hafiften sinirlenmeye başlamıştı ama yine de kendini toparlayıp, hanımın bu kadar cana yakın tavırları karşısında ilgisiz kalamayacağını düşünerek, kerhen de olsa nezaketen o da ona bir soru yöneltir: “Peki, senin günün nasıl geçti?” Keşke sormasaydım dedirtecek kadar uzun ve detaylı bir cevap şimdi sizi bekliyor: Fatma Hanım: “Ah sorma hayatım; başıma neler gelmediki bugün. Biliyorsun dolmuşlar çok kalabalık, otobüs de her zaman gelmiyor, bisikletim de arızalı, henüz bir araba da bana almadın ehliyetim olduğu halde. Onun için bugün çarşıya yürüyerek gideyim dedim. Bugün hava açıktı biliyorsun sen işe gittiğinde, hatta bir ara güneş bile vardı değil mi? Ben de ne yaptım?! İlk kez mavi elbiselerimi giydim, biliyorsun geçen yaz almıştık birlikte, indirim sezonunda, hani sen ‘arkadaşınla istersin git, benim işim var’ demiştin de sonra ben seni ikna etmiştim ya. O gün ilk defa birlikte çok güzel bir alış veriş yapmıştık. Hatırlarsın, Ahmet beyleri de görmüştük mağazanın çıkışında. Uzatmayayım, ne demiştim, ha, böyle yürürken, hava birden kararmaya başlamaz mı, haklı olarak acaba yağmur mu yayacak diye endişelendim, geri dönüp şemsiyemi mi alsam dedim ama tam bu sırada karşımda yeşil ve çok şirin bir araba durdu, İçinde kim vardı bir bil? Dünyada tahmin edemezsin. Ayşe Hanım, Ya, Ayşe Hanım bir araba sahibi olmuş. Neyse, geçelim bunu. Ayşe Hanımla karşılaşmam doğrusu çok sürpriz oldu. Zaten onunla çoktan beri görüşmemiştim. İyi de oldu, şundan bundan bahsederken, teyzesinin oğlunun işsiz olduğunu söyledi ve ben de hemen senin bu konuda yardımcı olabileceğini kendisine söyledim. Aşkım, bilsen bir sevindi bir sevindi. Beni yeni arabasına aldı ve nereye gittik biliyor musun? İnanmazsın…….”.

 

Kadınlarla İlgili İlginç Sözler

Kadın, erkeği kılıçsız zapt eder ve ipsiz bağlar. (Tos).

Kadınlar, erkeklerden daha çok hikmet sahibidirler. Daha az bilir, daha çok anlar. (J. Duhamet).

Kadınlar, erkeklere eşit olmak için uğraşırlar. Bunu sağladılar mı, o andan itibaren erkeğe üstün olurlar. (Cato).

Bir kimse, hanımının eza ve cefasına sabır gösteremezse, kendisinin derecesinin ondan üstün olduğunu iddia edemez. (Ebu Muti el-Belhi).

Kadının, kendisini güzel bir şekilde kocasının hizmetine vermesi, Allah yolunda cihat etmesi gibidir. (Hz. Ali).

 

 

Adapazarı Gazetesi              Sayı: 28          Tarih: 21.02. 2008                 Gün: Perşembe

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                            HAYATA BAKIŞ

 

Erkekler Neden Aynı Esnada Birden Fazla İş Yapamaz?

Değerli okuyucularım; Geçen yazılarımda biraz hanımlara ağırlık verdim. Haddizatında hem kadınları, hem de erkekleri tahlil eden yazılardı onlar. Şimdi ise yine aynı çizgiden devam ederek, biraz da erkeklerin psiko-sosyal yönlerini ele alalım. Mesela, erkekler, kadınlara göre hangi alanlarda daha başarılıdır? Erkekler, iş yaparken, neden başka işleri aynı zamanda yapmakta zorlanırlar? Bunları hiç düşündünüz mü? Erkekler, bir işe koyulduklarında, beyinleri bütünüyle o işin en iyi bir şekilde yerine getirilmesi noktasında aktif hale gelir. Bu şu anlama gelir: Erkekler, bir iş yapmak istediklerinde, o işin yapılmasını engelleyen bütün iç ve dış etkenlerden rahatsızlık duyarlar. Mümkünse bunların ortadan kaldırılması gerekir, bu mümkün değilse erkekler, iş yapmak adına kendilerini dış dünyadan tamamen soyutlarlar. Bir erkek, araba kullanırken, radyoda müzik dinleyebilir. Ancak yol haritasına bakmak istediğinde sadece arabasını durdurmaz aynı zamanda radyonun sesini de kısar. Bazılar tamamen kapatır. Evde televizyon seyrederken, telefon çaldığında erkekler, genelde yine aynı muameleyi yapar. Ya televizyonun sesini kısar ya da kapatırlar. Bu şekilde daha rahat ve etkin konuşabileceklerine inanırlar. Erkeklerin gazete okumaları da enteresandır. Bir erkek, eline gazeteyi aldığında, dış dünya ile irtibatı tamamen kesilir. Hanımın sesini bile duymaz. Bütün kadınlar, erkeklerin bu durumlarından şikâyetçidir. “Yahu beni duymuyor musun? Kaç kez seslendim. Beni neden duymazlıktan geliyorsun?” gibi sözler, kadınlarca sıkça dile getirilen mevzulardır.

Erkeklerin Beyni Farklıdır

Pekiyi, erkekler bunu kasten mi yapıyorlar yoka hakikaten gazete okuduklarında kulakları duymaz mı? Beyin uzmanları, erkek beyinlerinin, sadece bir işi yapmaya programlandığını ifade etmektedirler. Dolayısıyla erkekler, aynı zamanda birden fazla işe yoğunlaşamamaktadırlar. Erkeğin sol ve sağ beyni arasında yoğun bir ağ sistemi mevcut değildir. Beynin her iki tarafını koordine eden iletişim ağları yerine her iki tarafta da birbirinden bağımsız birden fazla küçük zihnî merkezler bulunmaktadır. Beynin her iki tarafı tam aktif olamadığı için, erkekler, ister istemez çok yönlü ve karmaşık işler yapmak yerine sadece bir meseleye ağırlık verirler. Ancak yoğunlaştıkları somut bir işte de azamî derecede başarılı olurlar.

Kadınlar Aynı Esnada Birden Fazla İş Yapabilir

Kadınlara gelince; kadınlar etrafta neler olduğuna bakmaksızın, hem bir yandan televizyona bakarlar, hem de telefonda konuşurlar. Multi fonksiyonlu beyinleri sayesinde daha küçük yaşlarda bile kendi başlarına oyun oynarken bile, büyüklerin söylediklerine kulak verirler ve hiç ummadık bir anda büyüklerin sözüne karışıp yorum dahî yapabilirler. Kısacası, kadınlar, aynı zamanda birden fazla iş yapabildikleri gibi, karmaşık zihnî faaliyetlerde de bulunabilirler. Ancak bu durum, her zaman avantajlı değildir. Beynin her iki tarafın aktif olmasından dolayı kadınların hemen yüzde 50’si bazen sağ ve sol ellerini bile karıştırabilir. Parmaklarındaki yüzük, çoğu zaman yardımlarına koşar. Erkeklerin ya sağ, ya da sol beyinleri aktif olduğu için, genelde sağı ve solu birbirinden rahatlıkla ayırt edebilirler. Geçenlerde hanımın kız arkadaşını arabamla evine bırakmam gerekiyordu. Kadınlar arka koltukta derin sohbete dalmışlardı. Kız arkadaşı, yol kavşaklarına geldiğimde bana “sağa” veya “sola” gibi açıklamalarla direktif verirken, “yok yok sola” veya “olmadı sağa” demek suretiyle her defasında talimatlarını düzeltme ihtiyacı duydu. Bir yerde sadece sağa dönüş vardı, ben de “doğru mu gidiyoruz?” dedim. O da “hayır sola” dedi. Halbuki sola dönüş yoktu. Tabiî hanımlar arka koltukta hep konuştukları için, solu veya sağı karıştırdığını düşündüm. Ama sonradan öğrendim ki, aslında yüksek tahsil yapmış ve üstün bir zekâya sahip olduğunu düşündüğüm hanımın kız arkadaşı normal şartlarda da sağı ve solu karıştırıyormuş. İşte çok fonksiyonlu ve her yönüyle aktif bir beyne sahip olmanın günlük hayatta bazı masum ve fakat olumsuz yansımaları da olabiliyor.

Erkek ve Kadınlarla İlgili İlginç Sözler

Benim düşünebildiğim en mutlu evlilik, sağır bir erkekle kör bir kadının evlenmesidir. (Calvin Coleridge).

İyi bir kadınla evlenmek, fırtınada sakin bir liman; kötü bir kadınla evlenmek ise sakin bir limanda fırtınadır. (J. Petit Senney).

Kadın, kocasını saha az sevmeli, fakat daha çok anlamalı; erkek, karısını daha çok sevmeli, fakat anlamaya çalışmamalıdır. (Oscar Wilde).

Bir erkek, karısının bedenini sıcak tutmak için değil, gönlünü hoş tutmak için kürk manto alır. (Seymour Hicks).

İnsanları yükselten iki büyük vasıf vardır. Erkeğin mert, kadının namuslu olmasıdır. (Napolyon).

Her erkek, güzel, anlayışlı, tasarrufu bilen ve iyi yemek pişiren bir eş ister; ama medenî kanun, ne yazık ki yalnızca tek kadınla evlenme izni veriyor. (İngiltere’den anonim bir söz)

 

 

Adapazarı Gazetesi              Sayı: 29          Tarih: 26.02. 2008                 Gün: Salı

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                            HAYATA BAKIŞ

Gelmiş Geçmiş En Büyük Lider Kim?

Lider, başkalarını, belirli bir gâye doğrultusunda davranmaya sevk eden, hedef ve misyon koyan, yani doğru yolu gösteren etkili bir kişidir. Üstün idrak, cesaret ve kararlılığıyla dünü-bugünü-yarını müşterek görebilen ve zaman üstü, mekân üstü hususiyetleri sayesinde çağıyla hesaplaşmasını bilen insandır. Özellikle siyaset ve insan kaynakları yönetimi ile ilgili kitaplar, lideri iste böyle tanıtmaktadırlar. Yöneticiden farklı olarak, bir lider, yenilikten yanadır. Yeni fikirler üretir, diğerlerine öncülük eder. Mevcut durumu sürekli olarak geliştirir. İnsanlara öncelik verir. Çözümleri kısa süreli değil stratejiktir. Başkaları ondan ilham alır. Bulunduğu konumu yeterli görmez sürekli gelişimden yanadır. Kendisine gönülden bağlı astlara sahiptir. İşi doğru yaptığı gibi doğru işi yapar. Sosyal ve manevî kabiliyetlerini geliştirmiş bir lider, yeteneklidir, çünkü sabırlı ve azimlidir. Etkileyici konuşur ve ikna kapasitesi iyidir. Enerjik ve dirençlidir. Yüce ideallere ve ulvî mefkûrelere (gayelere) sahip olduğu gibi ahlâklı ve şahsiyet sahibidir. Altlarına yumuşak ve âdil davranır. İstişarede bulunur ve başkalarını dinlemekten çekinmez. Böyle güzel hasletlere sahip gelmiş geçmiş kaç lider tanırsınız? Liderlere dahî ilmî, sosyal ve manevî rehberlik yapabilecek en büyük lider sizce kimdir? Bir düşünün.

Ahmet Vefik Paşa’ya Göre Bir Liderin Vasıfları

Osmanlı devlet adamı, Bursa Valisi, ilk maarif nazırı ve Osmanlı sadrazamı Ahmet Vefik Paşa (1823–1891), bir devlet adamında şu vasıfları görmek ister. Buna göre siyasî bir lider, muteber olmalıdır. Yani, sözü geçen, itibar edilen biri olmalıdır. Mutedil, yani ölçülü, itidalli ve dengeli olmalıdır. Murtezim, yani hırslı olmaktan ziyade azimli ve gayretli olmalıdır. Mutlif, yani bağışlayabilen olmalıdır. Muvaffak, yani birçok alanda başarılı olmalıdır. Muvakkit, yani zamanı iyi ayarlayabilen biri olmalıdır. Muzaffer, yani üstün gelebilen ve başarabilen olmalıdır. Müceddid, yani yenilikçi olmalıdır. Müdebbir, yani ileriyi görebilmek için tedbirli olmalıdır. Müeyyid, yani disiplinli olmalıdır. Müfekkir, fikir yürüten ve derin düşünebilen olmalıdır. Müferrih, yani insanları ferahlatmak adına güler yüzlü ve tatlı dilli olmalıdır. Mültefit, yani iltifat eden, nazik ve kibar olmalıdır. Müeyyiz, yani iyiyi, kötüden ayırabilen akıl sahibi olmalıdır. Mümtaz, yani saygıdeğer şahsiyetli bir insan olmalıdır. Münevver, yani, nurlu ve hak yolda aydın ve kültürlü olmalıdır. Böyle üstün vasıfların hepsine birden sahip olan bir lider aklınıza geliyor mu?

Hz. Ömer’e Göre Bir Liderin Vasıfları

Hz. Ömer, liderlik makamına gelecek kişide bulunması gereken özellikleri şu şekilde açıklar: “Bu hilafet (liderlik) öyle bir şeydir ki ona, hırçın olmamak şartıyla sertlik, gevşek olmamak şartıyla yumuşaklık, israfçı olmamak şartıyla cömertlik ve cimri olmamak şartıyla tutumluluk gereklidir”. Bir liderde olması gereken bu dört temel idarî özelliği saydıktan sonra Hz. Ömer, şunları söyler: “Bu vasıflara da ancak o kimse sahip olabilir ki haksızlıklara göz yummaz, menfaat peşinde koşmaz, davranışlarında gösterişe benzer bir durum bulunmaz, ağzı ile tek bir kelime söylemez. Fakat azminde sebat eyler, kendi yakın ve yanlıları aleyhinde bile olsa hak ile hükmetmekten ayrılmaz”. Bu vasıfların hepsini hangi liderde görmek mümkün acaba?

Hz. Muhammed (sav) En Büyük Liderdir

Sosyal ve siyasî tarihin en büyük manevî lideri kimdi? Bu soruyu, Chicago üniversitesinde görevli Amerikan psikolog Jules Massemann, 1974 yılında Amerikan "Times" dergisi için cevaplamaya çalışır. Tarihin en büyük liderinde üç ana vasıf aranır. Aranan lider, liderliğini yaptığı kişilerin refahına yönelik gayretler göstermeli, kişilerin kendilerini güven içinde hissettikleri bir sosyal nizam kurmuş olmalı ve taraftarlarını bir inanç sistemi ileyetiştirip geliştirmiş olmalıdır. Massermann, objektif kıstaslara göre araştırmasını yapar ve hiç ummadığı bir sonuç elde eder: Bu ölçü ve şartlara en geniş çapta uyan, Hz. Muhammed (sav) olur. Dolayısıyla gelmiş geçmiş en büyük manevî lider, bizim Peygamberimizin olduğu bütün dünyaya ilan edilir. 1978 yılında astronom, matematikçi, avukat ve satranç şampiyonu olan Michael H. Hart da aynı sonuca varır. Tarihi en çok etkileyen 100 kişiyi araştırırken, içlerinden Peygamberimiz ilk sırayı alır. Şöyle tespitte bulunur Hart: "Muhammed´in (sav) tarihi en çok etkileyen kişi olarak kabul etmemizi gerektiren sebep, dünyevî ve uhrevî etki alanını birleştirmesidir."

Peygamberimizden İbretli Sözler

-         Adalet güzeldir. Fakat emirlerde (liderlerde) olursa daha güzeldir.

-         Üç kişi yolculuğa çıktıkları zaman aralarından birini lider yapsınlar.

-         Allah. Bir lider için hayır dilediği zaman ona, hayırlı, dürüst ve öğüt veren bir yardımcı verir. O yardımcı, başındaki lider, (Hakk'ı) unuttuğu zaman hatırlatır, yardım istediği zaman yardım eder.

-         Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz ve birbirinize gönüllü olarak muamele ediniz.

-         Bir idareci, ümmetimin idaresini üzerine alır da kendi şahsına iyi niyet besleyip gayret gösterdiği kadar onlar için de iyi niyet besleyip gayret göstermezse, Allah kıyamet günü onu yüzüstü cehenneme atar.

-         İdarecilerinizin en hayırlıları o kimselerdir ki, siz onları seversiniz, onlar da sizi sever. Siz onlara dua edersiniz, onlar da size dua eder. İdarecilerinizin en şerlileri ise o kimselerdir ki, siz onlardan nefret edersiniz, onlar da sizden. Siz onlara lânet okursunuz, onlar da size lânet okur.

 

 

Adapazarı Gazetesi              Sayı: 30          Tarih: 28.02. 2008                 Gün: Perşembe

Prof. Dr. Ali Seyyar                                                            HAYATA BAKIŞ

Güzel Ahlâkın Kaynağı: EDEP

Güzel ahlâklı olmayı veya güzel ahlâklı insanlarla beraber olmayı kim istemez ki? Pekiyi, bir insanın, güzel ahlâklı ve sosyal duyarlı olduğunu nerden anlayabilirsiniz? Güzel ahlâkın en büyük belirtisi kısaca edeptir. Yani, nezaket, zarafet, kibarlık, incelik, iyi tutum, takdir, güzel terbiye anlamlarına gelmektedir. Edep, nefsin eğitimi ve her konuda haddini bilmek ile belirgin hâle gelir. Edepli bir insan, maarifi (bilgiyi, kültürü) ve fazileti (erdemi) günlük hayatına yansıtmakla beraber, Yaratan’ın hatırı için mahlûkata merhamet eder ve gönülden sevgi gösterir. Dışa yansıması açısından edepli bir insan, konuştuğunda dilini kötü sözlerden, yalnız kaldığı zaman da kalbini kötü duygulardan korur. Kendisinden büyük olana saygı gösterir, küçük olana şefkatli davranır, kendisiyle aynı yaşlarda olanlarla da iyi geçinir.

Hz. Mevlâna’ya Göre Edep

Hz. Mevlana, veciz sözleriyle edebin bütün yönlerine işaret etmiştir. Buna göre edep, nefsini tanıyıp haddini bilmektir. Edep, kul olduğunu anlayıp Yüce Mevlâ’ya yönelmektir. Edep, kibri kırıp tavazuya sarılmaktır. Edep, fani dünyayı tanıyıp boş davaları bırakmaktır. Edep, Cenab-ı Hakk’ın ve varlıkların haklarını güzel korumaktır. Edep, haya ve vefa sahibi olmaktır. Edep, pişman olunacak şeyleri yapmamaktır. Edep, nihayetinde güzel ahlâkın zirvesidir. Güzel ahlâk ise, içiyle dışıyla doğru olmak ve bu doğruluk üzere yaşamaktır. Buna denge ve istikamet de diyebiliriz. Dengeli olmak, devamlı aynı güzel hâli korumaktır. Acı tatlı bütün hallerde istikametini bozmayan, dost ve düşmana karşı dürüstlükten ayrılmayan kimse dengeli insandır. Denge, insandaki akıl ve ahlâk seviyesini gösterir.

Edep Eğitiminin Aşamaları ve Yansımaları

Edep, öyle birden elde edilemez. Aşama aşama kişi, edep noktasında ilerleyebilir. İlk aşamada kişi, nefsini edeplendirmesi gerekir. Nefsin ıslahı, iffet, sabır, hakikate saygı, merhamet, hayâ, sevgi, inanç ve yumuşak davranma gibi erdemlerle mümkündür. İkinci aşama, dilin edeplendirilmesine yöneliktir. Kişi, dilini, sözlerini edeplendirmeli, edebiyat ve güzel hitabet alanında eğitim almalı ve toplumda kime karşı nasıl konuşması gerektiğini öğrenmelidir. Üçüncü aşamaya ulaşmak, davranışların edeplendirilmesi ile mümkündür. Davranışlarını, adâbı muâşerete (görgü kurallarına) uygun hâle getiren bir kişi, toplumun her kesimi tarafından sevilir. Bu aşamaları başarı ile geçen bir insan neden sevilir? Çünkü böyle bir kişinin işleri, hâl ve hareketleri hep güzeldir de onun için. Çünkü sevgisi, her şeyi sarar ve o şeyi sevimli yapar. Sevgisi ve dostluğu kadar, kızması ve kavgası da güzeldir. Çünkü kızması Hak içindir. Hakka her zaman boyun eğer. Hakkını ararken hak yemez. Kendisini savunurken, düşmanına haksızlık etmez. Niyeti gibi işi de sağlamdır. Gönlü gibi elbisesi de temizdir. Dostluğu gibi düşmanlığı da mertçedir. İyi-kötü diye insan seçmez, herkese karşı iyi davranır. Karşısındaki insanın davranış seviyesine göre değil, kendi terbiyesine göre muamele eder. Başkasından zarar görebilir, fakat başkasına zarar vermez. Birileri onu aldatabilir, fakat o kimseyi aldatamaz.

Edep Kelimesinden Türetilen Kavramlar ve Deyimler

Edep kelimesi, başka toplumlarda görülmeyecek kadar lisanımıza ve kültürümüze o kadar çok girmiş ki, sosyal hayatımızın ve medeniyetimizin vazgeçilmez bir parçası hâline gelmiştir. Bu da aslında toplumumuzun güzel ahlâk, dine bağlılık ve sosyal duyarlılık seviyesini yansıtması açısından önemli bir göstergedir. Hangi kelimeleri kullanıyorsak, biz o kelimelerin içerdiği dünyanın bir unsuruyuz. İşte size edep kelimesinden türeye bazı kavramlar: a) Tedip: Eğitim; Eğitme; Uslandırma; Adâb-ı insaniye ile terbiye; Kişiyi, bir konuda bilgilendirme; Eğitimle kazanılan durum; Ahlâk eğitimi. b) Edîp: Bir şeyin hakkında bilgilendirilmiş kişi; Terbiye görmüş ahlâklı kişi. Edebiyatçı. c) Edb: Davet etme; Hayret etme; Çok beğenme; Güzelliği, fazileti veya meziyeti dolayısıyla insanı şaşırtan, takdirini kazanan şey; İnsanları, takdire değer ve meziyet sayılan hususlara davet eden, bilgisizlik ve kötü davranışlardan alıkoyan şey. d) Edebiyat: Edep kültürü; Dilin edeplendirilmesi; Dil bilimlerinde eğitim; Lisâniyat. Lisana ait şairâne yazılmış eserler. e) Adâb-ı Muâşeret (Görgü Kuralları): Arapça “işret” kökünden türeyen muâşeret; “iyi ve uygun hayat yaşama, insanlarla ülfet etme, iyi, güzel ve hoş geçinme” gibi anlamlara gelen bir sosyal ahlâk terimidir. Muaşeret, "adâb" (edepler, usûller, terbiye kaideleri, davet) ile birlikte kullanıldığında, "zaman içinde oluşan, topluma mal olan, uyumlu yaşamanın gerektiği kurallar bütünü" veya “iyiye, güzele ve estetiğe davet etmek” anlamlarına gelir. Edep ile ilgili deyimlerimizden birkaç örnek: 1.) Edep etmek: Utanmak. 2.) Edebini takınmak: Terbiyeli olmak. 3.) Edeplenmek: Uslanmak, nazik ve terbiyeli olmak. 4.) Edep-erkân bilmek: Uyulması gereken yolu-yordamı bilmek, usûl bilmek, terbiyeli hareket etmek.

Edep İle İlgili Vecizeler

Haddizatında kim olmazsa edîp, feleğin sillesi eyler tedip. (Vehbi)

İnsanın bütün kaybı, her işin esası olan edebi kaybetmesinden kaynaklanmaktadır. Bu, hep böyledir, değişmez. Din ve dünya işlerinin hepsi edeple güzel olur. Edep olmadan hiç bir güzel iş ortaya çıkmaz. (Hucvirî)

Edepli ol can isen, Hakk’ı bil insan isen, Müştak-ı sultan isen, Var edep öğren, edep. (Kaygusuz Abdal)

 

Ocak 2008 Yazıları >>> - 2007 Yazıları >>>

Google