aliseyyar@sosyalsiyaset.com

 

 

 

Makaleler ;

<<<Sosyal İslam Makaleleri

Neye İmrenelim, Kime Özenelim ?

(Muhammed Emin Gül)

Tek başına fakirlik veya zenginlik şeref değildir. Şeref, Allah için sabredilen fakirlikte ve hakkı verilen zenginliktedir.

Güzelliğin kaynağı Yüce Allah’tır ve O’nun yarattığı her şey güzeldir.  Her şey O’ndan başlar, O’nda biter. O’nun için olan hiçbir şey güzelliğini yitirmez. O’nun için olmayan her şey çirkinleşir.

İnsanın kalbi güzeli tercih eder. Sevgi gönülde başlar, saadet gönülde yaşanır, şeref gönüldedir. Gönül nerede ise insan aslen oradadır. İnsanın kıymeti gönülle, gönlün kıymeti sevdikleriyle ölçülür.

İnsanın niyetine göre sonuçlar farklı olur. Hayatı acı veya tatlı yapan gönüldür. Zenginlik veya fakirlik mala değil, gönüle bağlıdır.

Tek başına fakirlik veya zenginlik şeref değildir. Şeref, Allah için sabredilen fakirlikte, hakkı verilen zenginliktedir.

Erkek veya kadın olmak da bir şeref değildir. Şerefli insan, gönlünü Ebedi Sevgili’ye veren, bu sevgi ile ölen, dünyada olduğu gibi ahirette de sevinen kişidir.

HUZURUN VE BUNALIMIN GERÇEK KAYNAĞI

İnsanın üzülmesi gereken şey malının az olması veya hiç olmaması değil, gönlünde ilâhi sevgi ve güzel niyetin bulunmayışıdır. İnsan gönlünde sakladığı niyete ve ortaya koyduğu amele bakmalıdır. Niyeti ve ameli kötü olan kimseye fakirlik de, zenginlik de beladır.

Kendinden başkasını sevemeyen kibirli kimse, bey de olsa, köle de olsa, huzurdan mahrumdur. Bütün dünyayı kendine az bulan, fakat başkasına bir ekmeği çok gören bencil kimse, hangi mevkide olsa, zillet içindedir.

Günümüzde mutluluk parada ve para ile gelecek itibarda aranmakta, herkes zengin olmak istemekte. Parası az olanlar çok olanlara imrenmekte, her nimet zenginlikte görülmekte. Eğer zenginlerin dünyanın en mutlu, en huzurlu, en merhametli, en cömert, en adaletli, en edepli, en mütevazi kimseler olduğu; hepsinin devamlı zikir, fikir, şükür, hayır ve hizmetle meşgul oldukları, Allah rızasını biricik hedef haline getirdikleri ispat edilebilirse, herkesin onlara imrenmesi gerekir.

Fakat bütün şerefi midesine bağlı olan, Allah’a hiçbir hayırlı ameli yükselmeyen, haddini bilmeyen, başı secdeye eğilmeyen, ölenden ibret, yaşayandan ders almayan, önündeki alemi hiç düşünmeyen, her gün “yiyelim içelim kâm alalım dünyadan” düsturuyla yaşayıp, yatıp-kalkan bir zenginin nesine imrenelim?

Asıl zengin, ahiret pazarında geçerli sermayesi olan kimsedir. Orada geçerli tek sermaye de, temiz kalp ile Allah rızası için yapılan güzel işlerdir.

DÜNYA FAKİRİ, AHİRET ZENGİNİ

Dinimizde fakirlik övülmüş ve fakirlerin sevilmesi emredilmiştir. Fakat bu fakirler, kalbi Allah’tan gelene rıza gösteren, kimseye halinden şikayet etmeyen, verilirse alan, verilmeyene göz dikmeyen, mal sahiplerine haset etmeyen, zenginlere kızmayan, menfaat için dalkavukluk yapmayan, fakirlik halinden utanmayan, bilakis peygamberlerin tercih ettiği bir hal olduğu için fakirlikle sevinen ve Yüce Rabbi’ne karşı vazifelerini yerine getiren edepli fakirlerdir.

Onlar dünya fakiri, fakat ahiret zenginidir. Onların ölümü güzel, hesabı kolay olur. Cennete zenginlerden önce girerler. Gönülleri sevgi ile doludur. Herkese hayır dua ederler. Kalpleri Allah ile hoşluk içindedir. Ellerinde olana kanaat ederler. Şerefi malda değil, Yüce Mevlâ’da ararlar. İyi niyet ve ihlâsları ile ilâhi rahmetin inmesine sebep olurlar. Duaları kabul edilir.

Bu fakirler herkes için en güzel sermayedir. Onları seveni Yüce Allah sever. Onları memnun edenlerden belalar savılır. Onlarla oturup kalkanların kalbi yumuşar; kibir, benlik ve hasetten kurtulur. Allah Tealâ, Efendimiz s.a.v.’e bile böyle fakirlerle oturmasını, gözünü gönlünü onlardan ayırmamasını emretmiştir. (Kehf, 28)

Bunların yanında, hem dünyası hem ahireti perişan olan fakirler vardır. Bunlar, ilâhi takdire kızan, Allah’a isyan eden, günahkâr zenginlere özenen, dünya için dinini satan, mal aşkı ile yatıp kalkan kimselerdir. Bu halden Allah’a sığınmalıdır. Çünkü onun az ötesi inkâr ve ateştir.

HAYIRLISI NE İSE...

Yüce Allah’tan her şeyin hayırlısını istemelidir, Sonra hayır üzere kalmaya niyet etmelidir. Elden gelen yapıldıktan sonra nasip olana rıza göstermelidir.

Şunu unutmamalıdır: bazı insanların hayrı fakirliktedir. O zengin olsa azar, dengesini kaybeder; dinini, imanını yitirir. Bazı insanların hayrı zenginliktedir, fakir düşse, Allah’a isyan ve itiraz ile perişan olur. Bazı insanların hayrı hastalıktadır. O, iyi olsa, ilk işi isyan ve zulüm olur. Bazılarının dinini sıhhat korur. Bir hastalığa düşse bağırıp çağırmaya, kadere kızmaya, Allah’a itiraza başlar.

Kullarının halini en iyi bilen Yüce Allah, bizlere şu gerçeği hatırlatıyor:

“Eğer Allah bütün kullarına bol rızık, imkanlar verseydi, hiç şüphesiz çokları yeryüzünde azgınlık yapardı. Fakat Allah her şeyi dilediği bir ölçüye göre indirir. O, kullarının halini en iyi bilen ve görendir.” (Şura, 27)

Bunun için Allah Rasülü s.a.v.: “Az olup yeten mal, çok olup Allah’tan alıkoyan maldan hayırlıdır.” (Ahmed, Ebu Ya’la) buyurmuştur.

Bu dünyada imrenilecek ve özenilecek en kıymetli şey fakirlik veya zenginlik değil, her şeyi güzel yapan Allah ile beraber olmuş ve huzur bulmuş gönüldür.

İnsan, o gönlü bir ele geçirdi mi fakir olmuş, zengin olmuş fark etmez; her hali güzel olur. O gönül erkek-kadın, genç-ihtiyar, köylü-şehirli, amir-memur her insana lazımdır. O gönlün derdine düşenler dünyanın en akıllı insanlarıdır.