|
Neye İmrenelim, Kime Özenelim ?
(Muhammed Emin Gül)
Tek başına fakirlik veya
zenginlik şeref değildir. Şeref, Allah için sabredilen fakirlikte ve hakkı
verilen zenginliktedir.
Güzelliğin kaynağı Yüce
Allah’tır ve O’nun yarattığı her şey güzeldir. Her şey O’ndan başlar, O’nda
biter. O’nun için olan hiçbir şey güzelliğini yitirmez. O’nun için olmayan
her şey çirkinleşir.
İnsanın
kalbi güzeli tercih eder. Sevgi gönülde başlar, saadet gönülde yaşanır,
şeref gönüldedir. Gönül nerede ise insan aslen oradadır. İnsanın kıymeti
gönülle, gönlün kıymeti sevdikleriyle ölçülür.
İnsanın niyetine göre
sonuçlar farklı olur. Hayatı acı veya tatlı yapan gönüldür. Zenginlik veya
fakirlik mala değil, gönüle bağlıdır.
Tek başına fakirlik veya
zenginlik şeref değildir. Şeref, Allah için sabredilen fakirlikte, hakkı
verilen zenginliktedir.
Erkek veya kadın olmak da
bir şeref değildir. Şerefli insan, gönlünü Ebedi Sevgili’ye veren, bu sevgi
ile ölen, dünyada olduğu gibi ahirette de sevinen kişidir.
HUZURUN VE BUNALIMIN
GERÇEK KAYNAĞI
İnsanın üzülmesi gereken
şey malının az olması veya hiç olmaması değil, gönlünde ilâhi sevgi ve güzel
niyetin bulunmayışıdır. İnsan gönlünde sakladığı niyete ve ortaya koyduğu
amele bakmalıdır. Niyeti ve ameli kötü olan kimseye fakirlik de, zenginlik
de beladır.
Kendinden başkasını
sevemeyen kibirli kimse, bey de olsa, köle de olsa, huzurdan mahrumdur.
Bütün dünyayı kendine az bulan, fakat başkasına bir ekmeği çok gören bencil
kimse, hangi mevkide olsa, zillet içindedir.
Günümüzde mutluluk parada
ve para ile gelecek itibarda aranmakta, herkes zengin olmak istemekte.
Parası az olanlar çok olanlara imrenmekte, her nimet zenginlikte görülmekte.
Eğer zenginlerin dünyanın en mutlu, en huzurlu, en merhametli, en cömert, en
adaletli, en edepli, en mütevazi kimseler olduğu; hepsinin devamlı zikir,
fikir, şükür, hayır ve hizmetle meşgul oldukları, Allah rızasını biricik
hedef haline getirdikleri ispat edilebilirse, herkesin onlara imrenmesi
gerekir.
Fakat bütün şerefi
midesine bağlı olan, Allah’a hiçbir hayırlı ameli yükselmeyen, haddini
bilmeyen, başı secdeye eğilmeyen, ölenden ibret, yaşayandan ders almayan,
önündeki alemi hiç düşünmeyen, her gün “yiyelim içelim kâm alalım dünyadan”
düsturuyla yaşayıp, yatıp-kalkan bir zenginin nesine imrenelim?
Asıl zengin, ahiret
pazarında geçerli sermayesi olan kimsedir. Orada geçerli tek sermaye de,
temiz kalp ile Allah rızası için yapılan güzel işlerdir.
DÜNYA FAKİRİ, AHİRET
ZENGİNİ
Dinimizde fakirlik övülmüş
ve fakirlerin sevilmesi emredilmiştir. Fakat bu fakirler, kalbi Allah’tan
gelene rıza gösteren, kimseye halinden şikayet etmeyen, verilirse alan,
verilmeyene göz dikmeyen, mal sahiplerine haset etmeyen, zenginlere
kızmayan, menfaat için dalkavukluk yapmayan, fakirlik halinden utanmayan,
bilakis peygamberlerin tercih ettiği bir hal olduğu için fakirlikle sevinen
ve Yüce Rabbi’ne karşı vazifelerini yerine getiren edepli fakirlerdir.
Onlar dünya fakiri, fakat
ahiret zenginidir. Onların ölümü güzel, hesabı kolay olur. Cennete
zenginlerden önce girerler. Gönülleri sevgi ile doludur. Herkese hayır dua
ederler. Kalpleri Allah ile hoşluk içindedir. Ellerinde olana kanaat
ederler. Şerefi malda değil, Yüce Mevlâ’da ararlar. İyi niyet ve ihlâsları
ile ilâhi rahmetin inmesine sebep olurlar. Duaları kabul edilir.
Bu fakirler herkes için en
güzel sermayedir. Onları seveni Yüce Allah sever. Onları memnun edenlerden
belalar savılır. Onlarla oturup kalkanların kalbi yumuşar; kibir, benlik ve
hasetten kurtulur. Allah Tealâ, Efendimiz s.a.v.’e bile böyle fakirlerle
oturmasını, gözünü gönlünü onlardan ayırmamasını emretmiştir. (Kehf, 28)
Bunların yanında, hem
dünyası hem ahireti perişan olan fakirler vardır. Bunlar, ilâhi takdire
kızan, Allah’a isyan eden, günahkâr zenginlere özenen, dünya için dinini
satan, mal aşkı ile yatıp kalkan kimselerdir. Bu halden Allah’a
sığınmalıdır. Çünkü onun az ötesi inkâr ve ateştir.
HAYIRLISI NE İSE...
Yüce Allah’tan her şeyin
hayırlısını istemelidir, Sonra hayır üzere kalmaya niyet etmelidir. Elden
gelen yapıldıktan sonra nasip olana rıza göstermelidir.
Şunu unutmamalıdır: bazı
insanların hayrı fakirliktedir. O zengin olsa azar, dengesini kaybeder;
dinini, imanını yitirir. Bazı insanların hayrı zenginliktedir, fakir düşse,
Allah’a isyan ve itiraz ile perişan olur. Bazı insanların hayrı
hastalıktadır. O, iyi olsa, ilk işi isyan ve zulüm olur. Bazılarının dinini
sıhhat korur. Bir hastalığa düşse bağırıp çağırmaya, kadere kızmaya, Allah’a
itiraza başlar.
Kullarının halini en iyi
bilen Yüce Allah, bizlere şu gerçeği hatırlatıyor:
“Eğer Allah bütün
kullarına bol rızık, imkanlar verseydi, hiç şüphesiz çokları yeryüzünde
azgınlık yapardı. Fakat Allah her şeyi dilediği bir ölçüye göre indirir. O,
kullarının halini en iyi bilen ve görendir.” (Şura, 27)
Bunun için Allah Rasülü
s.a.v.: “Az olup yeten mal, çok olup Allah’tan alıkoyan maldan hayırlıdır.”
(Ahmed, Ebu Ya’la) buyurmuştur.
Bu dünyada imrenilecek ve
özenilecek en kıymetli şey fakirlik veya zenginlik değil, her şeyi güzel
yapan Allah ile beraber olmuş ve huzur bulmuş gönüldür.
İnsan, o gönlü bir
ele geçirdi mi fakir olmuş, zengin olmuş fark etmez; her hali güzel olur. O
gönül erkek-kadın, genç-ihtiyar, köylü-şehirli, amir-memur her insana
lazımdır. O gönlün derdine düşenler dünyanın en akıllı insanlarıdır. |