|
|
Agresif Tip: (Bkz. Pasif-Agresif Kişiler).
Akıl
Bozuklukları (Akıl Hastalıkları): Aklî ve(ya) ruhî yönden hasta olma
hâlleridir. // Hukukta medenî hakların kullanma şartlarından biri olan
mümeyyizliği (temyiz edebilme kabiliyeti: iyiyi kötüden ayırabilme)
kaldırıcı fizyolojik unsurlardan biri. // Düşünce, davranış ya da ruhî durum
değişiklikleri ile üzüntü ve(ya) işlev azalmasının birlikte görüldüğü
anormal sağlık durumudur. // Sebepleri: 1.) Hazırlayıcı Sebepler (Soya
çekim; Tipoloji; Yaş; Cinsellik; Irk, Gebelik; Çocukluk; Meslek uyuşmazlığı;
Stres; Mevsimler; Hapis hayatı; Savaşlar; Kötü hayat şartları vb.). 2.)
Meydana Çıkarıcı Sebepler (Enfeksiyon, vitaminsizlik, travma, frengi ve
beden hastalıkları gibi organik ve fizikî faktörler; Duygusal ve psiko-sosyal
faktörler). // Türleri: 1.) Nevrozlar. 2.) Psikozlar. // Yorum-Tespit:
Ruhsal bozukluk, davranış bozukluğu veya ruh hastalığı ifadeleriyle eş
anlamlı olarak kullanılan ve psiko-nevrotik reaksiyonlar, kişilik
bozuklukları ve kronik beyin sendromlarını kapsayan bu hastalığın klinik
belirtilerini ortaya koymak mümkündür. Ancak, akıl bozuklukları, belirli
süreli bir yardımla giderilebilecek hafif depresyon ya da anksiyete
atağından daha ciddî bir sağlık sorunudur. Tedavi edilebilir bazı akıl
bozuklukları, kişide travma meydana getiren bir olaydan hemen sonra ya da
ortalama altı hafta sonra ortaya çıkmaktadır. Deprem, sel baskını gibi tabiî
âfetlerden ya da iş kazası, ölümcül hastalık, trafik kazası, işten atılma,
saldırıya uğramak, tecavüz edilmek, işkence görmek gibi hayatımızın herhangi
bir döneminde karşılaşabildiğimiz ve hayatımızı derinden etkileyen olaylar
sonrasında depresyon ve akıl bozuklukları her yaşta görülebilir.
Akıl
Hastalıkları: (Bkz. Akıl Bozuklukları).
Akıl
Hastası (Ruhsal Özürlü; Ruh Hastası): Değişik sebeplerle ruhî ve aklî
özelliklerinde, hayatın gereklerine uyamayacak düzeyde devamlı olarak beceri
ve fonksiyon kaybı gösteren, normal dışı davranışlarda bulunan, birbirine
zıt düşünce ve fikirlerde, akıl ve mantıkla bağdaşmayan görüş beyanlarında
bulunan genelde değişik derecelerde bakıma muhtaç kişidir. // Ruh hastası
insanlar, genelde psiko nevrozlar (nevrotik hastalar) ve psikozlar (akıl
hastaları: şizofren; paranoit) olarak iki grupta incelenmektedir.
Akıl
Sağlığı Yönetimi: Akıl sağlığı sorunu olan işçinin, bu sorununun işçi ve
işveren üzerindeki etkilerini en aza indirmek ve bu tür bir sorun sebebiyle
işten kalan işçinin yeniden üretime kazandırılması için ilgili hizmetlerin,
kişilerin, tekniklerin ve malzemenin etkili bir biçimde kullanılması için
geliştirilen sistemdir.
Akıl ve Ruh
Sağlığı: Akıl-ruh hastalıklarının herhangi birisine yakalanmama
durumudur. // Akıl sağlığı, aklın üretken olması ve faydalı bilgiler ortaya
çıkarabilmesi, değişen şartlara uyum sağlayabilme becerisi ve kültürel
farklılıklardan kaynaklanan karşıtlıklarla başa çıkabilmek ile
değerlendirilen başarılı bir performans sergilemesiyle ortaya çıkan bir
durumdur. // Açıklama: Akıl sağlığından bahsedebilmek için, akıl-ruh
hastalığının olmaması, kendi başına yeterli değildir. Kişi; hayatının bütün
alanları ile aynı ölçüde başa çıkabiliyor ve bu alanlarda mesuliyet
üstlenebiliyor olmanın getirdiği bir iyilik hâli hissedebilmelidir. // Gerek
ferdî, gerekse toplumsal alanda akıl sağlığının korunması ve desteklenmesi,
sağlıklı bir psikolojik gelişmeye imkân sağladığı için, sosyal devletlerin
görevleri arasındadır. Akıl ve ruh sağlığının korunmasına yönelik
çalışmaların başında, kişinin özerkliğine önem verme, stres yapan etmenlere
karşı mücadele etme, akıl hastalıklarına yol açan risk etmenlerini belirleme
ve bunların etkisini azaltma, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı
yaygınlaştırma, sosyal hizmetler kapsamında manevî duygulara önem verme
gelmektedir.
Akıl:
Gözlemleyerek, düşünerek, tefekkür ederek, mukayese yaparak, hayal ederek,
eğitim alarak veya nasihat dinleyerek, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırt
edebilecek derecede elde edilen zihnî kabiliyetlerin ve anlama-kavrama
becerilerinin bütünüdr. // Arapça “ikal”, yani “bağlamak” kökünden gelen
akıl, soyut-somut şeylerle mantıkî, doğru, isabetli ve kabul edilebilir
bağlantı kurma becerisidir. // Akıl, zekâda olduğu gibi, biyolojik ve zihnî
işlem kapasitesinden ziyade, pratik hayatta zihnî faaliyette bulunma eğilimi
ve nesneler-fikirler arasında faydalı bağlantı kurma yeteneğidir. //
Aktivite
(Etkinlik): Kişi tarafından günlük normal hayatın akışında
gerçekleştirilen veya yerine getirilmesi gereken görev ya da performanstır.
// ICF’ye göre etkinlik, kişi tarafından bir faaliyet veya bir görevin
yerine getirilmesidir.
Aktivite
Alanı: Günlük normal hayatın akışını sürdürebilmek için, kişinin değişik
alanlarda ifa etmesi gereken görev ve faaliyetlerdir. // Faaliyet alanlarını
dört ana grupta tasnif etmek mümkündür: 1.) Beden Temizliği. 2.) Beslenme.
3.) Hareket Edebilirlik. 4.) Ev İdaresi.
Aktivite
Sınırlılıkları (Etkinlik Kısıtlılıkları): Günlük faaliyetleri yerine
getirirken, kişinin karşılaşabileceği zorluklar ve(ya) engellerdir.
Altmış Beş
(65) Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık
Bağlanması Hakkında Kanun: (Kamusal) Sosyal yardım kapsamında yardıma
muhtaç kişileri (yaşlıları ve özürlüleri) korumayı hedefleyen 1977 tarih ve
2022 sayılı kanundur.
Amâ:
(Bkz. Görme Özürlü).
Ativite
Kısıtlıkları: Kişinin performansını yerine getirmede karşılaştığı
güçlükleri ve sınırlamları ve(ya) kişinin sağlık şartları bağlamında
beklenen şekilde değişik aktiviteleri değişik derecelerde yerine
getirememesi hâlidir.
Ayrımcılık:
Belirli bir grubun üyelerinden, ötekiler tarafından elde edilebilen
kaynakları veya ödülleri esirgeyen faaliyetlerin bütünüdür. // Çoğu zaman
azınlık veya korunmaya muhtaç bir grubun (örn. özürlü gruplarının) üyelerine
karşı sergilenen âdil ve eşit olmayan davranışlardır.
Bakıcı: Bakıma muhtaç
kişiye evinde bakan genelde aile fertleri veya yakınlarından olan kişidir.
// Bakıma muhtaç kişilerin her türlü günlük bakımlarını üstlenen genelde
sertifikası olmayan amatör kişidir.
Bakım
Güvence Türleri: Genel anlamda bakım güvence türleri, sosyal güvenlik
kapsamında bakıma muhtaç kişilere bakım hizmet türleri çerçevesinde tanınmış
sosyal haklardır. // Bakım Yönetmeliği Tasarısı Taslağı anlamında bakım
güvence türleri, evde veya bakım merkezinde uygulanmak üzere Müdürlükçe
onaylanan ve bakım kuruluşlarınca (sosyal bakım elemanlarınca) yürütülen
“Evde Sosyal Bakım Destek Hizmetleri”, “Evde Kısmî Sosyal Bakım Hizmetleri
ve Paylaşımlı Bakım Ödeneği” ve(ya) “Bakım Merkezinde Sosyal Bakım
Hizmetleri”dir.
Bakım
Heyeti: Müracaatı yapılan yardıma ve bakıma muhtaç kişinin içinde
yaşadığı evde (veya kurumda) bakım teşhisine yönelik gözlemler yapmak ve
bakım raporu hazırlamak ile görevli kuruldur.
Bakım
Hizmet Türleri: Bakım güvencesi kapsamında kişi ve(ya) durum odaklı
olarak bireysel bakım plânı çerçevesinde evde veya bakım merkezinde
uygulanmak üzere Müdürlükçe onaylanan ve bakım kuruluşlarınca (sosyal bakım
elemanlarınca) sunulan “Hemşirelik Bakım Hizmetleri (Temel Bakım-Hasta
Bakıcılığı)”, “Psiko-Sosyal Destek Hizmetleri”, “Ev İdaresine Yönelik
Hizmetler” ve(ya) ihtiyaca binaen diğer hizmetlerdir. // Bakıma muhtaç
kişilerin gerek mekân itibariyle, gerekse şahsî özellikleri bağlamındaki
ihtiyaçlarına binaen bakım sektöründe şekillenen değişik hizmet
modelleridir. 1.) Evde Bakım (Mobil Bakım) 2.) Kurum Bakımı (Kurumsal
Bakım). 3.) Tıbbî Bakım. 4.) Sosyal Bakım. 5.) Manevî Bakım.
Bakım
Hizmetleri: Bakıma muhtaç kişilerin hayatlarını mümkün mertebe içinde
yaşadıkları sosyal çevrede sürdürülmesi ve sağlıklarının iyileştirilmesi
veya korunabilmesi maksadıyla bu işin meslekî eğitimini görmüş (uzman
bakıcı) veya bu alana yönelmiş kimselerce (bakıcı) belli bir sosyal program
dâhilinde verilen destek hizmetleridir.
Bakım İhtiyacı: (Bkz.
Bakıma Muhtaçlık).
Bakım
Kalitesi: Sosyal hizmetler alanında gerek evde, gerekse bakım merkezinde
yatan bakıma muhtaç kişilere yönelik uygulanan sosyal bakım hizmetlerinin
örgütsel yapı, teşkilat sistemi ve yönetim işlevi çerçevesinde memnuniyetin
bir ifadesi olarak elde edilen üstün başarı ve etkinliktir.
Bakım
Kuruluşu: Evde ve(ya) bakım merkezinde bakıma muhtaç kişilere sosyal
bakım hizmetleri sunmak üzere faaliyet göstermeye yetkili özel hukuk tüzel
kişilere veya gerçek kişilere veya sivil toplum kuruluşuna ait bir
kuruluştur.
Bakım
Merkezi: Her yaştaki bakıma muhtaç kişiye süreli veya sürekli olarak
kurumsal sosyal bakım hizmeti vermek üzere kurulan müstakil yatılı ve(ya)
gündüzlü merkezdir. (Bkz. Kurum Bakımı).
Bakım
Müracaatı: Sosyo-ekonomik yoksunluk içinde bulunan bir kişinin sosyal
bakım destek hizmetlerine ihtiyaç duyup duymadığının tespitinin yapılmasına
yönelik SHÇEK İl-İlçe Müdürlüğüne yapılan başvurudur.
Bakım
Ödeneği: Bakım güvence sistemlerinin (bakım sigortasının) uygulanmakta
olan ülkelerde evde veya kurumda sosyal bakım hizmetleri kapsamında meydana
gelen bakım giderlerinin kısmî veya bütünüyle telafisine yönelik olarak
bakıma muhtaç kişiye veya onun adına bakıcıya, uzman bakıcıya veya bakım
kuruluşuna verilen aylık paradır. // Bakıma muhtaçlık derecesine göre bakıma
muhtaç kişiye evinde veya bakım merkezinde sosyal bakım hizmetleri sunan
bakım kuruluşuna (sosyal bakım elemanına) her ay verilen paradır.
Bakım
Raporu: Müracaatı yapılan kişinin bakıma muhtaç olup olmadığının, bakıma
muhtaç ise bakıma muhtaçlık derececisinin ve bakım hizmet ve güvence
türlerinin belirlendiği, bakım heyeti tarafından hazırlanan bir rapordur.
Bakım
Sigortası: Bakıma muhtaçlık riskinden doğan bedenî-maddî-ruhî-manevî
zararların telâfisini sağlamak maksadıyla sosyal sigortalar sistemi (primli
sistem) içinde tesis edilen bir sigorta türüdür.
Bakım Uzmanı: Bakıma
muhtaç kişinin bakımını evde veya bakım yurdunda, genelde para karşılığı
üstlenen, bu konuda profesyonel bakım eğitimi almış bir uzmanıdır. //
Herhangi bir sosyal hizmet kuruluşunda plân ve program dâhilinde yürütülen
bakım hizmetlerinden sorumlu uzmandır. // Evde yaşayan bakıma muhtaçların
bakım ihtiyaçlarının giderilmesi maksadıyla herhangi bir sosyal hizmet
kuruluşundan belirli gün ve(ya) saatlerde bakıma muhtaçların içinde
yaşadıkları evlere gönderilen personeldir. (Bkz. Sosyal Bakım Elemanı).
Bakım ve
Rehabilitasyon Merkezi: Bakım ve rehabilitasyona muhtaç kişilerin
sürekli –geçici bakılması ve(ya) sosyal hayata yeniden kazandırılması için
açılmış özel veya kamuya ait yatılı sosyal hizmet kuruluşudur.
Bakım
Yönetimi: Sosyal bakım biliminin bir şubesi olarak bakım yönetimi,
sosyal bakım hizmetleri çerçevesinde oluşturulan örgütsel yapı ve örgütlenme
sistemi içinde bakıma muhtaç kişilerin bakımını, standart bakım modelleri
etrafında sistemli ve kaliteli bir şekilde temin etmeye yönelik örgütsel
yönetimdir.
Bakım:
Bakıma muhtaç kişilerin hayatlarını mümkün mertebe normal şartlar içinde
sürdürebilmeleri veya sağlıklarını koruyabilmeleri maksadıyla (genelde
amatörce) verilen bütün hizmet türleridir.
Bakıma
Muhtaç Hasta: İleri derecede kronik hastalığından dolayı sürekli olarak
sosyal (tıbbî) bakım hizmetlerine ihtiyaç duyan kişidir.
Bakıma
Muhtaç Kişi: Kronik hastalık, ileri yaşlılık ve(ya) ağır özürlülük
nedeniyle günlük hayatın alışılmış, tekrar eden dört aktivite alanına ait
temel gereklerini önemli ölçüde yerine getiremediği için, başkalarının
soysal bakım hizmetine ve desteğine sürekli olarak ihtiyaç duyan kişidir. //
Bedenî, zihnî ve ruhî hastalık veya özürlülük ve yaşlılık sonucunda sürekli
veya geçici olarak günlük hayatın alışılmış, tekrar eden gereklerini değişik
derecelerde yerine getiremeyen, regabilitasyon hizmeti alması gereken, evde
bakımı mümkün olmayan veya kendine bakamayacak durumda olan ve bu sebeple
başkalarının desteğine ihtiyaç duyan kişidir.
Bakıma
Muhtaç Özürlü: Ağır bir yaralanma, sakatlanma, doğuştan gelen veya daha
sonra ortaya çıkan herhangi bir özürlülükten dolayı, başkalarının değişik
derecelerde ve yoğunlukta genelde sürekli olarak bakımına ihtiyaç duyan
kişi.
Bakıma
Muhtaç Yaşlı: İleri yaşlılık sebebiyle sürekli olarak bakıma muhtaç hâle
gelmiş kişidir.
Bakıma Muhtaçlık (Bakım
İhtiyacı): Kişinin, kronik hastalık, ileri yaşlılık ve(ya) ağır
özürlülük gibi değişik bedensel, ruhsal ve zihinsel kısıtlamalar ve
engellerin sonucunda dört aktivite alanında (hareket edebilirlik; beden
temizliği; beslenme; ev idaresi) başkalarının sosyal bakımına ve desteğine
sürekli olarak ihtiyaç duymasıdır.
Bakıma
Muhtaçlık Derecesi: Değişik derecelerde ve yoğunlukta başkalarının
fizikî ve sosyal desteğine ihtiyaç duyma durumudur. // Günlük hayatın
alışılmış, tekrar eden dört aktivite alanına ait temel gereklerin yerine
getirilmesinde bakıma muhtaç kişinin başkalarının sosyal bakımına ve
desteğine değişik bağımlılık derecelerine göre ihtiyaç duymasıdır.
Bakıma Muhtaçlık Riski:
Kişinin, özürlülük, yaşlılık, hastalık veya malullük gibi sebeplerden ötürü
başkalarının fizikî ve sosyal bakımına sürekli olarak muhtaç hâle
gelebileceğini gösteren hayatî bir tehlikedir.
Beden
Fonksiyonu (Vücut İşlevleri): ICF’ye göre beden fonksiyonu, beden
sistemlerinin fizyolojik ve psikolojik işlevleridir.
Beden
Yapısı (Vücut Yapısı): Vücudun organ, kol ve bacaklar ve diğer bölümleri
gibi anatomik kısımlardır.
Bireysel
Bakım Plânı: Evde veya bakım merkezinde yaşayan bakıma muhtaç kişiye
verilecek standart ve sosyal bakım hizmetlerinin türünü, içeriğini ve
sıklığını detaylı anlatan, bakıma muhtaç kişinin ve(ya) aile fertlerinin
isteklerini de dikkate alınarak sorumlu sosyal bakım elemanı tarafından
hazırlanan, SHÇEK İl-İlçe Müdürlük tarafından onaylanan ve denetlenen yazılı
plândır.
Bütüncül
Özürlüler Politikası: Özürlüler politikasının, diğer alanlardaki
politikalarla (uygulamalarla) birlikte bir bütünlük ve ahenk içinde
yürütülmesidir. // Özürlülere yönelik uygulanmak istenen sosyal politika
esaslarının, sosyal politikanın genel hedeflerinin yanında özürlü
gruplarının bütün ihtiyaçlarını karşılayacak bir biçimde anlamlı bir
bütünlük içinde tasarlanmış olmasıdır. // Bütünlüğü esas alan özürlüler
politikasının temel esasları, şu unsurlardan ibaret olabilir: 1) Özürlüye,
kendine yeterli olması, toplumla kaynaşması, insan haysiyetine yaraşır hayat
şartlarına sahip olması konusunda kendisine imkânlar sağlamak. 2) Özürlünün
kendine karşı olan güvenin sağlanmasına, sakatlığı ile birlikte yaşamasına,
toplumun sosyal ve ekonomik hayatına katılmasına yardımcı olmak. 3)
Rehabilitasyon kapsamında başta tıbbî yardımlar olmak üzere meslekî,
psiko-sosyal ve manevî hizmetler sunmak, meslekî eğitim ve işe yerleştirme
bakımından, özürlülerin, özürlülükleri sebebiyle uğradıkları eşitsizliği
düzeltmek, fırsat eşitliği çerçevesinde kendilerine uygun çalışma ortamını
hazırlamak. 4) Yardıma ve bakıma muhtaç özürlülere yönelik sosyal güvenlik
ve sosyal bakım hizmetleri sistemini oluşturmak. 5.) Özürlülerin aleyhlerine
sonuç doğuracak ayrımcılığa karşı tedbirler almak. 6.) Özürlüğün önlenmesine
yönelik çok erken safhalarda koruyucu sağlık politikaları geliştirmek 7.)
İnsan onur ve haysiyetinin dokunulmazlığı temelinde, özürlülerin ve
özürlülüğün her türlü istismarına karşı müdahaleci politikalar geliştirmek.
8.) Özürlülükten doğan sosyal hakları, özürlülük sebebine bakılmaksızın eşit
muamele ve fırsat eşitliği ilkelerine göre garanti altına almak. 9.) Sosyal
faaliyet ve programları, devletin denetim ve gözetiminde, halkın gönüllü
katkı ve katılımı da sağlanarak, bir bütünlük içinde yürütmek (Toplum
Temelli Sosyal Politikalar). 10.) Yaşama hakkının kutsallığı ve
dokunamazlığı temelinde özürlü bebek doğurma durumlarında anne adaylarına
maddî ve manevî destek hizmetleri sunmak ve doğum sonrası için özürlü
çocuklara sosyal bakım hizmetleri sunmak.
Cinsel Sapma Toplumun din, adet, örf, ve ahlâkına ters düşen, sosyal
çevreyi genelde rahatsız eden veya onlara zarar veren sapık-anormal, gayrî
ahlâkî cinsel tutum, davranış, fiil ve faaliyetlerin bütünüdür. // Klinik
psikoloji açısından cinsel sapıklık, ruhî-ahlâkî bir hastalıktır ve bu
hastalığa yakalanan kişinin psiko-terapoytik yönden tedavi edilmesi
gerekmektedir. // Cinsel Sapma Türleri: 1.) Sadizim ve Mazoşizm. 2.)
Fetişizm. 3.) Nekrofili (Ölülerle cinsel temas). 4.) Pedofili (Çocuklara
cinsel taciz temayülü; Daha çok ileri yaştaki yetişkinler arasında çocuklara
karşı duyulan cinsel istek.). 5.) Sodomi (Hayvanlarla cinsel ilişki). 6.)
Teşhircilik (Daütteşhir, Utaçıcılık): Cinsel organını başkalarına gösterme
yoluyla doyum sağlamadır. 7.) Röntgencilik (Voyörizm): Başkalarının cinsel
ilişkilerini veya kendini teşhir edenleri seyretmekten haz alma). 8.)
Homoseksüellik ve Biseksüellik. 9.) Grup seks. 10.) Çıplak ibadet (Örn.:
Amerika’da cinsel özgürlük taraftarı bir grup (“Ademite”) “Cennet” adını
verdikleri gizli toplantılarda “çıplak ibadet” ederlerdi. Hollandalı ressam
Hieronymous Bosch (1450–1516) bazı tablolarında “Ademite” toplantılarından
manzaralar resmetmiştir.
Cinsel Şiddet: Bir fert tarafından, bir başkasına, karşı taraf
istemediğini açıkça beyân etmesine rağmen, cinsel nitelikteki fiillerin
yapılmasını ısrar etmedir. // İster özel, ister kamusal hayatta olsun, bir
insanın (çoğu kez kadının veya çocuğun) rızası dışında, çoğu zaman tehdit,
şantaj, şiddet veya cebir kullanılmak üzere, başkası-başkaları tarafından
insana (kadına; çocuğa) tek taraflı olarak uygulanmak istenen her türlü
sözlü-imalı-fiilî cinsel davranış eylemleridir. // Genellikle kadına yönelik
fizikî, cinsel, psikolojik veya iktisadî zarar ya da acıya yol açan-yol açma
ihtimali bulunan her türlü olumsuz davranış biçimidir. // Cinsel Taciz
Türleri: 1.) Çift anlamlı sözlerle kadın cinselliğinden ya da pornografik
dille cinsel ilişkilerden bahsetmek, "anlamlı" sözlerle şakalar yapmak veya
cinsel küfürde bulunmak (sözlü sarkıntılık). 2.) Dostça görünen ve/fakat
gayesi her halükarda belli olan istek dışı davetler. 3.) Muhatabının belirli
bölgelerine bilinçli olarak, beklenmedik bir anda ve belki de rahatsız edici
bir biçimde temas etmek ve ellemek (fiilî veya elle sarkıntılık). 4.)
Telefon veya mektup aracılığıyla sürekli olarak cinsel tekliflerde bulunmak.
5.) Cinsel isteklerinin yerine getirilmesi hâlinde, meslekî veya parasal
bazı avantajların verileceğini vaat etmek veya bu şekilde kişiyi kandırmak.
6.) Cinsel isteklerin arzu edildiği biçimde yerine getirilmemesi hâlinde,
kişiyi tehdit etmek (İşyerinde meslekî zararların doğacağını söylemek;
İşyerinden atılacağını beyan etmek; Ölümle tehdit etmek; İftira ile tehdit
etmek). 7.) Cinsel ilişki için, dolaylı-dolaysız olarak, şu veya bu şekilde,
sürekli olarak ve ısrarlı bir biçimde tekliflerden yılmamak. 8.) Zorla
Öpmek. 9.) Tecavüz etmek. 10.) Erkeğin, cinsel organlarını başkalarına
teşhir etmesi. 11). Cinsel emellerin gerçekleşmesi için, şiddete
başvurulması.
Çevresel
Engelleme: (Bkz. Sosyal ve Çevresel Engellilik).
Danışma
Hizmeti: Psiko-sosyal sorunlarla karşılaşan insanlara, sorunların
çözümünde yardımcı olmak ve gerekli bilgi ve çıkış yolları göstermek
maksadıyla verilen hizmetlerin bütünüdür.
Danışma
Merkezi: İnsanın sosyal ve özel hayatı içinde karşılaştığı sosyal
içerikli sorularının cevabını bulmak veya sorunlarının çözümünü aramak için
müracaat ettiği konuyla ilgili sosyal danışmanlardan meydana gelen bir
merkezdir.
Danışma:
Kişinin, kendisini ilgilendiren konularda doğruya ulaşmak veya yaklaşmak
maksadıyla bir başkası ile sosyal diyaloga geçmesi ve görüşüne başvurması
veya idarecinin, idare ettikleri insanların durumlarını ilgilendiren
konularda isabetli kararlar alabilmek gayesiyle yetkili kişilerle
(müşavirleri, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri; uzmanlar; bilim
adamları) fikir alış verisinde bulunmasıdır. // Gerek ailede, gerek çalışma
hayatında, gerek sosyal hayatta, gerekse devlet idaresinde bir karar almadan
önce, ilgili kişilerle bilgi alış verişinde bulunma ve doğru karar almadır.
// Herhangi bir problemin çözümü için, düşünce, bilgi ve yol sorma. //
Velilerin veya eğitimcilerin talebi üzerine okumakta güçlük çeken bir
çocuğun, okul psikologu tarafından incelenmeye alınmasıdır.
Danışman:
Ferdin kendi başına aşamayıp, çözüm bulamadığı herhangi bir psiko-sosyal
veya maddî konuda çözümsüzlüğe düşen kişiye söz konusu konuda danışmanlık
hizmeti verebilen uzman kişidir.
Danışmanlık
Psikolojisi: Kişinin daha etkin davranışlarla sosyal çevresine uyum
sağlaması maksadı ile kullanılan bilgi ve teknikleri ihtiva eden psikoloji
dalıdır.
Davranış
Ahlâkı: İyi, güzel ve adaletli olan davranışların bütünüdür. // Davranış
biçimlerinin, sosyal ahlâk esaslarına uygun olmasıdır. // Toplumun
beklentilerini yerine getiren, insanî hedeflerin özü olan, sağlıklı sosyal
münasebetleri ve sosyal gelişmeyi temin eden, toplum tarafından genel olarak
kabul görmüş sosyo-kültürel ve manevî değerlerin bütünüdür.
Davranış
Biçimleri: Bir sosyal hadisenin karşısında, kişinin takındığı tavır ve
tutumlardır. // Türleri: a) Grup Davranış: (Group behaviour): Bir kümedeki
üyelerin davranışlarının karşılıklı olarak birbirlerinkine uyarlanması ile
kümenin işleyen birlik olması soncu ortaya çıkan yığın davranışıdır. b)
Kitle Davranışı (Mass behaviour): Grupların veya kalabalıkların içindeki
insanların genelde daha önceden tam kestirilimeyen davranış veya eylemidir.
c) Açık Davranış (Overt behaviour): Dıştaki bir gözlemcinin kolayca müşahede
edebileceği bir davranış. d) Ortak Davranış (Collective behaviour): Bir
sosyal grup veya toplum üyelerinin tutum, duygu ve güdü birliğinden doğan
veya doğuyor görünen birleşil faaliyetleridir.
Davranış
Bilimleri (Etoloji): Toplum içinde veya tek fert olarak insan
davranışlarını, sosyolojik düşünce ve bir bütünlük içinde inceleyen sosyal
bilimlerdir. // Davranışların değişik boyutlarını konu edinen bilimlerdir.
// Dış müşahede (gözlem) ile tespit edilebilen tepki ve davranışların tümünü
ele alan psikolojik bilim dallarıdır. // Sosyal Psikoloji, Sosyoloji ve
Sosyal Antropoloji başta olmak üzere, insan ve hayvan davranışlarını
(Etoloji) farklı gayelerle, değişik vasıtalar kullanarak ve farklı
boyutlarıyla incelemeyi konu edinen bilimlerdir. // Temel Esasları: 1.)
Davranış Bilimleri; davranışları, determinizm (gerekircilik) çerçevesinde,
yani sebep-netice münasebetleri açısından ele alır. Bir başka ifadeyle,
davranışların meydana geliş şeklini, değişimini, sebeplerini ve devamını
inceler ve değerlendirir. 2.) Araştırmalarda bilimsel metotlar uygulanır
(gözlem, deney, görüşme, test, tümevarım, tümdengelim). 3.) Her bir bilim
dalı, insan davranışlarını, kendi hedeflerine uygun olarak ele alır ve
neticelendirir. Örn. a) Sosyoloji, insan davranışlarının sosyal
teşkilâtlanma biçimini inceler. b) Sosyal Psikoloji, tek bir insanın
davranışını, ruhî boyutuyla inceler. c) Sosyal Antropoloji ise, insan
davranışlarını, sosyal, kültürel ve coğrafî çevreyi de dikkate alarak,
günümüze kadar gelmiş geçmiş toplumların davranışları ile mukayese ederek
inceler.
Davranış
Bozukluğu: Sağlıklı bir biçimde sosyal münasebet kuramama, toplumsal
kurallara uyum sağlayamama, toplum içindeki tutum ve davranışların mantıklı
ve tutarlı olmaması ve genel olarak kişinin, değişik sebeplerden dolayı
toplum hayatında yeterince sosyalleşememesidir. // Sebepleri: 1.) Çocuklarda
görülen uyum ve davranış bozuklukları, çoğu kez ailenin yanlış tutum ve
terbiye metodundan kaynaklanmakta ve çocukların üzerinde olumsuz izler
bırakmaktadır. 2.) Dolayısıyla, ebeveynin ilgi, sevgi ve şefkatinden mahrum
olma, hissî yetersizlik, doyumsuzluk ve güvensizlik gibi ruhsal ve manevî
faktörler, çocukların bu duruma düşmesini sebebiyet vermektedir. Ebeveynin
çocuklara uyguladığı şiddet ise, çocukların uyumsuzluğunu pekiştirmekte ve
birçok ruhsal rahatsızlığa sebebiyet vermektedir. 3.) Uyum ve davranış
bozukluklarının sebepleri, bazen zihinsel özürlülük (zekâ geriliği) ve(ya)
ruhsal özürlülük (akıl hastalığı, psiko-nevroz) gibi önemli hastalıkların
belirtileridir. Ancak, bazen başka bir hastalık ve özürlülük durumu
olmaksızın, sadece uyum bozukluğu belirtisi olarak da ortaya çıkmaktadır.
4.) Psikanalistler, insanlardaki davranış bozukluklarını incelerken, onların
yekdiğerine üstünlük sağlama ve güçlü görünme isteklerini dikkat
etmişlerdir. Onlar, bedenî ve fizikî yetersizlikleri sebebiyle
hedefledikleri hâkimiyete ulaşamayan insanlarda oluşan aşağılık kompleksinin
davranış bozukluklarına yol açan en önemli faktör olduğunu söylemektedirler.
5.) Herhangi bir bedenî kusuru olmayan kimselerin de aslında kendine
yetmezlik duygusuna kapıldıkları da görülmektedir. Ayrıca, bedenî
kusurlarını ahlâkî ve manevî olgunlukla önemli ölçüde telâfi etmiş nice
huzurlu insanlar da vardır. Bunların davranışlarında hiçbir ciddî anormallik
de görülmemektedir. Dolayısıyla, davranış bozukluklarını sadece bedenî ve
nefsanî (duygusal) isteklerin doyuma ulaştırılmamasından kaynaklandığını
söylemek kendi başına yeterli değildir. // Tedavi Yöntemleri: Büyük çapta
olmayan ve daha çok fonksiyonel veya psikojen faktörlerin hâkim olduğu
davranış bozukluklarının bazılarının, psikoterapi ile iyileştirilmesi
mümkündür. Örn.: Psiko-Nevroz.
Davranış
Ekolleri: Davranışların hangi sebeplerden ötürü ortaya çıktığı konusunda
farklı psikolojik ve sosyo-kültürel görüşler ileri süren sosyal teoriler. //
Davranışların, (sosyologlara göre) ya sosyal yapıya (sosyal gruba) bağlı
olarak ya da (psikologlara göre) bireysel olarak ortaya çıktığını iddia eden
görüşlerdir. // Davranış İle İlgili Teoriler: 1.) Davranışlar, düşünce ve
irade ile oluşur. (Yapısal Psikoloji: Kitchner). 2.) Davranışlar, çevreye
uyumun bir fonksiyonudur. (Fonksiyonel Psikoloji: William James). 3.)
Davranışlar, bir sebebe değil, fizikî, ruhî, dahilî ve haricî etkilerin
sonucu oluşur. (Bütüncül-Gestalt Psikoloji). 4.) Davranışın, duygu, düşünme
ve tutumla âlâkası olup, çocukluk çağına dayanır. (Psikanaliz Ekol: Freud).
5.) Her insan, kendine özeldir. Bedenî özürlere bakılır, olaylar öncesi
durum davranışını etkiler. Kişinin özel hâline göre davranış açıklanabilir.
(Kişisel Psikoloji: Alfred Adler). 6.) Şuurdan ziyade davranışların kökü
olan sinir sistemi, organizmanın refleks ve tepkileri esastır.
(Davranışçılık ekolü: Weber, Wundt, Pavlow). 7.) Davranışlar, şuur altı,
müşterek şuur dışı etkilerle oluşur. (Ortak Bilinç Altı Psikoloji: Gustav
Jung). 8.) Anne, sosyal çevre ve toplumdan kopma, ölüm, dinî korkular
davranışı etkiler veya bunlardan kurtulma çabaları davranışı açıklar. (Otto
Rank ekolü). 9.) Değişen kültürün içinde bulunan toplum, davranışları
etkiler. (Değişen Kültür ekolü: Sullivan). 10.) Kaygı ve ondan kurtulma
çabası, davranışı ve gelişmeyi etkiler. Toplum ve kültür de davranışları
etkiler. (Temel kaygı ekolü: Karen Hormet).
Davranış
Kalıbı: Töre, örf, âdet, gelenek, görenek gibi toplumda geçerli bazı
değerlerin, sosyal hayatta etkin olması dolayısıyla genellikle alışkanlık
hâline gelmiş tek biçim sosyal faaliyetlerdir.
Davranış
Kültürü: Değerlerin ihtiva ettiği sosyo-kültürel ve manevî unsurların,
fert ve gruplar tarafından benimsenmeleri ve şuurlu davranışlarıyla bunları,
anlamlı ve güzel bir şekilde hayata yansıtmalarıdır.
Davranış
Sapması: Bir insanın veya sosyal grubun, sosyal değerlere aykırı biçimde
davranmasıdır. // Normal davranış kalıplarından sapmadır. // Davranışın kötü
ve adaletsiz olmasıdır.
Davranış
Tahmini: İnsan münasebetlerinin bir anlamda garantisi olan davranış
tahmini, kimin, ne zaman, nasıl davranacağını önceden az veya çok
kestirebilmek veya doğruya çok yakın olarak bilmektir. // Yorum: Davranış
tahmini güçlü olan bir insan, tanıdığı bir kişinin düşüncelerini ve muhtemel
davranışlarını önceden rahatlıkla tahmin edebilir. Genelde, kişilerin daha
önceki düşünce ve davranışları öğrenilerek, onlardan çıkarılacak neticelere
göre, gelecekteki davranışları tahmin edilebilir. // Tespit: İnsanın,
karşısındakinin düşünce ve davranışlarının dayandığı kaideleri, değerleri
değerlendirip, onu tanıması ve sosyal hadiseler karşısında tepkilerini
tahmin ederek, ona göre sosyal münasebetlerini kurması gerekmektedir.
Davranış
Tedavisi: Sosyal pedagoji çerçevesinde yeni bir öğrenme-öğretme süreci
ile daha önceden öğrenilmiş-öğretilmiş bazı olumsuz davranışların
değiştirilmesini hedefleyen bir sosyal tedavi yöntemidir. // Davranış
Terapisinin Alanları: 1.) Davranış bozukluğu sergileyen çocuk ve
yetişkinlere yönelik psiko-sosyal tedavi. 2.) Normal ve özürlü çocukların
öğretim ve meslekî eğitimlerinin iyileştirilmesine yönelik çalışmalar. 3.)
Uyuşturucu maddelerin, insanlar üzerindeki etkileri ve uyuşturucu müptelası
olanların tıbbî, psiko-sosyal rehabilitasyonu.
Davranış
Tıbbı: Sağlık ve hastalıkla ilgili bilgi ve tekniklerin geliştirilmesi
ve bütünleştirilmesi ve bu bilgi ve tekniklerin koruma, teşhis, tedavi ve
rehabilitasyon için kullanılmasıyla ilgili birlikte psikoloji, sosyoloji ve
sağlık eğitimi alanlarının bir araya geldiği çok disiplinli bir bilim
dalıdır. // Sağlığı inceleyen, ancak bunu yaparken de sağlık ve hastalıkla
ilgili bio-medikal ve davranışsal bilgiyi bütünleştiren, sağlık
psikolojisinin çok disiplinli bir çalışma alanıdır. // Davranış Tıbbı ve
Bio-Medikal Tıp Arasındaki Bağ: Davranışsal Tıp, Bio-medikal Tıp Modeline
bir tepki olarak gelişmiştir. Davranışsal Tıp, sadece tedaviye odaklanmaması
ve aynı zamanda koruma ve müdahale yöntemleri bakımından da geleneksel
bio-medikal yaklaşımdan ayrılmaktadır. // Davranışsal Tıbbın Gelişmesindeki
Faktörler: 1.) Sigarayı bırakamama gibi kronikleşmiş sorunlarda davranış
değiştirme tekniklerinin başarıyla uygulanması. 2.) Psikosomatik tıp
alanında yapılan çalışmaların, birçok hastalığın psikolojik faktörlerle
bağlantısı olduğunu ortaya koyması. 3.) Fizikî hastalıklarda, özellikle
davranış değiştirme teknikleri gibi psikolojik tedavilerin etkilerinin
ortaya çıkması. 4.) Hastalığın dağılımı ve belirleyicilerini inceleyen
epidemiolojik çalışmalarda, bazı hastalıklarda psikolojik ve sosyal
faktörlerin risk oluşturacağının tespiti. 5.) Hastalık tedavisinin
maliyetinin giderek artıyor olmasının, hastalıktan korunmada, psikolojik ve
sosyolojik faktörlerin neler olabileceğinin incelenmesine yol açmış olması.
Davranış:
Tutum; Gidiş; Hareket tarzı; Etkiye karşı tepki; Birine karşı takınılan
tavırdır. // Organizmanın, ilgili bütün organlarıyla uyarıcılara verdiği,
zihnî, hissî ve bedenî (hareketle ilgili) tepkilerin tümüdür. // Kişilerin,
belirli uyarımlara karşı gösterdikleri aktif veya pasif tepkilerin bütünüdür
(mimik, jest, sevinmek, gülmek, ağlamak, kızmak, bağırmak; sevmek). //
Sosyal hayatta birbiriyle alâkalı inanç ve değerlerin, sürekli bir
organizasyonudur. // Psikolojik anlamda insan, hayvan ve bitkilerin
gözlenebilir herhangi bir tepkisi veya faaliyetidir. // Yaratıkların, sosyal
hadiselerin ve çevre şartlarının karşısında takındıkları hâl ve
hareketleridir. // Etkilere karşı devamlı bir istidat ve tecrübelere göre
meydana gelen tepki ve gözlenebilen hareketlerdir. // Sosyolojide
davranışlar, sosyal faaliyetlerin psikolojik neticeleridir. // Davranışların
Özellikleri: 1.) Bazı davranışlar ölçülebilir (Örn.: Jest, mimik, kan
dolaşımı, gülmek vb.). 2.) Bazı davranışlar, sübjektif oldukları için,
doğrudan ölçülemezler (Örn.: Ağrı; Izdırap; Aşk; Kıskançlık; Nefret vb.).
3.) Bazı davranışlar, toplumdan topluma farklı olarak değerlendirilir.
Bazıları iyi (sosyal), bazıları ise kötü (asosyal) olarak kabul edilir. 4.)
Davranışlar, eğitim, terbiye ve sosyalleşme yolları ile nitelik kazanmaya
başlar. 5.) Davranışların başlaması, dış ve iç etkenlerle (uyarmalarla)
meydana gelmektedir. 6.) Davranışlar, sebepli, sürükleyici ve hedefe
yöneliktir.
Dezavantajlık: (Bkz. Sosyal Engellilik).
Engelli: Belli bir sosyal kesimin (özürlüler, yaşlılar, hastalar ve
dezavantajlı gruplar), sosyal, mimarî, ekonomik, kültürel ve(ya) tıbbî
düzenlemelerin ve imkânların yetersiz olmasından dolayı eşit şartlarda
toplum hayatına tam olarak katılamamalarıdır. // Engelliler, sosyal koruma
kapsamında bakım, rehabilitasyon, özel eğitim, danışmanlık ve rehberlik
hizmetleri, mimarî yapılarda ve açık alanlarda özel fizikî düzenlemelere
ihtiyaç duyarlar. // Her özürlü, gerek özürlülük boyutu ve derecesi, gerekse
çevresel düzenlemeler ve fırsatlar açısından mutlak anlamda bir engelli
değildir. Ancak ileri derecede bakıma muhtaç özürlü, engelli (Bkz. Özürlü).
Engellilik: Herhangi bir sosyal kesimin (özürlüler, yaşlılar,
hastalar ve genelde dezavantajlı gruplar) beden, zihin, duygu ve(ya)
ruhlarında karşılaştığı değişik sorunlar, fonksiyonel sınırlamalar
(yetersizlikler) sonucunda sosyal hayata yeterince uyum sağlayamaması,
günlük ihtiyaçlarının karşılanmasında güçlüklerle karşılaşmasıdır. //
Yetersizlik sebebi ile kişinin yaş, cinsiyet ve sosyo-kültürel faktörlere
bağlı olarak kişinin sosyal rolünü yerine getrimesinin engellenmesi
durumudur. // Toplum hayatında, başkalarıyla eşit düzeyde yer alma
fırsatlarının kaybedilmesi veya sınırlanmasıdır. // Dezavantajlı gruplara
yönelik sosyal politikikalar, engel teşkil eden unsurların bütününü değişik
yöntemlerle (eğitim-istihdam-tıbbî tedavi ve rehabilitasyon-sosyal
güvenlikte imkânlar ve fırsat eşitliğinin yanında pozitif ayrımcılık
alanında düzenlemler) ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.
Erken
Teşhis Hizmetleri: 0–6 yaş arası bebeklik, erekn çocukluk ve okul öncesi
döneminde meydana gelen veya meydana gelebilecek fizikî ve zihnî gelişim
geriliklerinin erken tanı edilerek, erken müdahale ile özrün önlenmesi ve
erken başlanan rehabilitasyon hizmetleridir.
Etkinlik
Kısıtlılıkları: (Bkz. Aktivite Sınırlıkları).
Etkinlik:
(Bkz. Aktivite)
Etoloji:
(Bkz. Davranış Bilimleri).
Evde Bakım
Hizmeti: (Uzman) bakcı tarafından ev içinde yürütülen kişi odaklı temel
(öz) bakım ve ev idaresine yönelik günlük hizmetlerdir.
Evde Sosyal
Bakım: Bakıma muhtaç kişiye, (bakım kuruluşuna bağlı olup olmadığına
bakılmaksızın) sosyal bakım elemanı tarafından bireysel bakım plânı
çerçevesinde sürekli olarak ev ortamında sunulan sosyal bakım hizmetleridir.
// Bakıma muhtaç kişilerin (yaşlılar, özürlüler, akut ve kronik hastalar)
içinde yaşadıkları, benimsedikleri ve
kendilerini rahat hissettikleri meskenlerde ve sosyal çevrede sosyal
bakımlarına yönelik bakıcı aile fertleri tarafından (dâhilî) veya sosyal
bakım hizmetleri sunan kurum ve kuruluşların profesyonel bakım uzmanları
veya sağlık ekibi tarafından (haricî) kısa veya uzun süreli olarak yürütülen
hizmetlerin bütünüdür.
Eve Yemek Götürme Hizmetleri:
Genelde evlerinde yalnız yaşayan yardıma ve(ya) bakıma muhtaç kişilere,
dışarıda hazırlanan yemeklerin, sıcak ve paketli hâlde günlük olarak
ulaştırılmasıdır.
Fobi Türleri: Tıp kitaplarında, değişik kültürlere ve toplumlara ait
700 civarında fobiden bahsedilmektedir. // Çok Bilinen Fobilerden Bazıları:
1.) Hastalık Fobisi: Hastalanmak ya da belirli bir hastalığa tutulma
düşüncesi karşısında duyulan aşırı korku. Örn.: Kalp Krizi Fobisi
(Cardiophobia) veya Kanser Fobisi (Carsinophobia) 2.) Yükseklik Fobisi
(Acrophobia). 3.) Kapalı ve Dar Yer Fobisi (Claustrophobia). 4.) Hayvan
Fobisi. Örn.: Örümcek Korkusu (Arachnephobia); Yılan Fobisi (Ophidiophobia);
Fare Fobisi (Musophobia). 5.) Açık Meydan (Alan) Fobisi (Agoraphobia): Alan,
park, sokak gibi açık yerlerden duyulan ürkeklik hastalığı. 6.) Ateş Fobisi:
Ateşe karşı duyulan aşırı korku. 7.) Kan Fobisi: Kana karşı duyulan aşırı
korku. 8.) Basit Fobi: Oldukça iyi belirlenmiş tek bir nesne ya da durumdan
gelen korkuyu tanımlar. Örn.: Köpekten korkma, yüksek yerlerden korkma. 9.)
Fırtına fobisi: Gök gürültüsü ve şimşeğe karşı duyulan hastalık
derecesindeki korku. 10.) Uçak Fobisi (Aviophobia). 12.) Ölüm Fobisi
(Necrophobia). 13.) Kaynana Fobisi (Penthereaphobia). 14.) Çirkinlik Fobisi
(Dysmorphophobia). 15.) homofobi: (homophobia): Kimi zaman biseksüeller de
dâhil olmak üzere, homoseksüellere (lezbiyenler ve gey erkekleri) karşı
duyulan korku. Bu korku, sosyal tecrit, medyada gösterilmeme, kişinin ait
olduğu topluluğu yok sayma, sözel ve bedensel baskı ve saldırıyı da
içermektedir. (Bkz. Sosyal Fobi).
Fobi: Korkunun patolojik şeklidir. // Nevroz (Psikasteni)
hastalıklarından bir tanesidir. // Çatışmalı fikirlerin korku hâline
gelmesidir. // Kişinin, gayri ihtiyarî veya irade zafiyetinin bir neticesi
olarak, izahı bazen mümkün olmayan sebeplerden dolayı bazı şeylere,
durumlara veya varlıklara karşı duyduğu mantık dışı şiddetli korku veya
ısrarlı bir saplantıdır. // Özellikleri: Fobilerin bazıları, insan nefesini
daraltır, kalp atışlarının düzenini bozabilir, kişiyi terletebilir veya
titretebilir. (Bkz. Nevroz).
Fonksiyonel
Bozukluk: ICF’ye göre fonksiyonel bozukluk, beden fonksiyonu (vücut
işlevleri) ve beden yapısında önemli bir kayıp veya aykırılık gibi
problemlerdir.
Fonksiyonel
Engellilik: (Bkz. Yetersizlik).
Fonksiyonellik: (Bkz. Fonksiyonluluk).
Fonksiyonluluk (Fonksiyonellik; İşlevsellik): ICF’ye göre
fonksiyonluluk, beden yapısında herhangi bir bozukluğun olmaması ve beden
fonksiyonunun (vücut işlevlerinin) sağlıklı olarak işlemesidir.
Geri
Zekâlı: (Bkz. Zihinsel Özürlü).
Görme
Özürlü (Kör; Amâ): Görme kabiliyetini bütünüyle veya kısmen yitiren
kişidir. // “Amâya Sorumluluk (Güçlük) Yoktur” (Kuran-ı Kerim; Fetih Suresi;
Ayet 17).
ICF: “International
Classification of Functioning, Disability and Health”: İşlevsellik,
Yetersizlik ve Sağlığın Uluslar Arası Sınıflandırılması. // Dünya Sağlık
Teşkilatı tarafından 2000 yılında özürlülük boyutlarının
sınıflandırılmasına, rehabilitasyon hizmetlerinin etkin bir şekilde
yürütebilmesine yönelik olarak geliştirilen, ICIDH-10 yerini alan biyolojik,
bireysel (psikolojik) ve sosyal bağlamda çok boyutlu bir tanımlama ve
kodlama sistemidir. // ICF, beş ana unsurdan ve bunların tezahürlerinden
ibarettir: 1.) Beden yapısı ve bundan doğan sakatlıklar. 2.) Beden
fonksiyonu ve bundan doğan fonksiyonel bozukluklar (disorder). 3.) Aktivite
(Hareket) durumu ve bundan doğan rahatsızlıklar. 4.) Sosyal katılım durumu
ve bundan doğan engellilik. 5.) Karmaşık faktörler (çevre, aile; kişi) ve
bundan doğan şahsî, ailevî ve çevresel sorunlar. // ICF ve ICIDH–10 arasında
üç önemli fark bulunmaktadır: 1.) Sakatlık (Impairment) yerine beden yapısı
ve fonksiyonu (Fonksiyonluluk veya İşlevsellik), 2.) Yetersizlik
(Disability) yerine aktivite, 3.) Sosyal ve Çevresel Engellilik yerine
sosyal katılım kavramları kullanılmaktadır. Böylece ICF modelinde özürlünün
eksik yönlerini belirlemekten ziyade mevcut potansiyelleri (güç kaynakları)
ve bu potansiyellerin sosyal ve çevresel boyutları vurgulanmaktadır.
ICIDH-10: “International Classification of Impairments, Disabilities
and Handicaps”: Sakatlıklar, Yetersizlikler ve Engelliklerin Uluslar Arası
Sınıflandırılması. // Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından 1980 yılında
özürlülük boyutlarının sınıflandırılmasına yönelik deneme maksadıyla
oluşturulan bir tanımlama ve kodlama sistemidir.
İçtimaî:
(Bkz. Sosyal)
İşitme
Özürlü (Sağır): Değişik derecelerde işitme kabiliyetini kaybeden
kişidir.
İşlevsellik: (Bkz. Fonksiyonluluk).
Kamu
Yardımı: (Bkz. Sosyal Yardım).
Katılım
Kısıtlılıkları: (Bkz. Sosyal Katılım Sınırlılıkları).
Kaynaştırma: Özel eğitime muhtaç fertlerin, normal eğitim alan akranları
ile birlikte ve öğretimlerini resmî ve okul öncesi ilöğretim, orta öğretim
ve yaygın eğitim kurumlarında sürdürmeleri esasına dayanan destek eğitim
hizmetlerinin sağlandığı özel eğitim uygulamalarıdır.
Kekeme:
(Bkz. Konuşma Özürlü).
Kısa Süreli
Kurumsal Bakım Hizmetleri: Evinde sosyal bakım hizmetleri gören bakıma
muhtaç kişinin, bakım muhtaçlık derecesi ve evde sosyal bakım hizmet ve
güvence türlerine göre senede belirli bir süre için yatılı bakım merkezine
alınması ve burada kendisine sosyal bakım hizmeti verilmesidir.
Konuşma
Özürlü (Kekeme): Değişik fizikî veya psikolojik sebeplerden dolayı
konuşmanın akışında ortaya çıkan aksaklıklar ve düzensizliklerden dolayı
insanlar arası sözlü münasebette kendini rahat ifade edemeyen kişidir.
Korumalı
İşyeri: (Bkz. Özürlüler Çalışma Atölyesi).
Kör:
(Bkz. Görme Özürlü).
Kronik
Hasta (Süreğen Hasta): Tıbbî tedavi ve rehabilitasyon görmesine rağmen
rahatsızlığından kurtulamayan (rahatsızlığın şiddetine göre belki de bakıma
muhtaç duruma düşen) hastadır.
Kronik
Hastalık (Süreğen Hastalık): Tıbbî tedavi ve rehabilitasyona rağmen
hastalığın, sakatlığın veya herhangi bir özrün giderilememesi sonucunda
rahatsızlığın süreklilik arz etmesidir.
Kurum
Bakımı: Herhangi bir sosyal hizmet kurumunun (bakım merkezinin) kendi
bünyesinde profesyonel olarak sosyal bakım hizmetleri vermesidir.
Manen:
(Bkz. Manevî).
Manevî
(Manen): Arapça bir sıfat olan
manevî kelimesi; duyu organları olmaksızın kalp (gönül) ile kavranıp bilinen
şeye ait olandır. // Maneviyatla ilgili olan. // Manaya ait. // Mana
cihetiyle. // Manaca. // Maddî olmayan. // Ruhanî. // Ruhca. // Mücerret
(Soyut). // İç varlık bakımından.
Manevî Bakım:
Manevî sosyal hizmetler kapsamında bakıma muhtaç
kişilere yönelik maneviyat odaklı bakım hizmetleridir. // Bakıma muhtaç
kişilerin maneviyatını (kişisel gelişimlerini, morallerini) güçlendirmeyi,
hayata bağlılıklarını artırmayı, iç (manevî) dünyalarıyla barışık
olmalarını, manevî sapmaları ve korkuları gidermeyi amaçlayan sosyal
nitelikli ve insan odaklı bakım hizmetleridir. // Manevî Bakım
Hizmetleri Sunan Elemanlara Düşen Görevler: 1.) Bakıma muhtaç kişinin,
hayatın anlamını ve amacını bulmasında yardımcı olmak. 2.) Hayatını gözden
geçirebilmesi için cesaret verici telkinlerde bulunmak. 3.) Sabırla ve
dikkatle dinlemek. 4.) Kişinin, inanç ihtiyaçlarını desteklemek ve
ibadetlerini yerine getirmede yardımcı olmak. 5.) Güven oluşturmak. 6.)
Manevî hastalıklarını ve huzursuzluklarını, endişelerini, kaygılarını ve
sapmalarını gidermek. 7.) Kişinin, sabır içinde şükretmesine yardımcı olmak.
Manevî Hastalık (Manevî Özürlülük): Nefsaniyete düşkünlükten ve buna
binaen ahlâkî-manevî suçlar (günahlar) işlemekten dolayı kişinin düşünce,
tutum ve davranışlardırındaki ahlâkî bozulmalardır. // Manevî zararların,
kişinin şahsiyeti ve yaşama tarzı üzerindeki olumsuz ve kalıcı etkileridir.
// Kalbe gelen yanlış itikat (inanç);
insanın doğruyu, gerçeği görmesine mâni olan perde; itikâdî bozukluk ve
düşüncedir. // Dünyâya ve haramlara düşkün olma; kibir ve riyâ gibi kalp
hastalıklarıdır.
Manevî Özürlülük: (Bkz. Manevî Hastalık).
Manevî Sosyal Hizmetler: Sosyal hizmet faaliyetlerinin, millî ve
manevî değerlere uygun bir biçimde uygulanmasıdır. // Sosyal hizmet
anlayışının ve uygulanmasının maneviyat odaklı olarak biçimlendirilmesidir.
// Hem mânen (ruhen), hem de madden insanın saadetini temin eden sosyal
hizmet uygulamalarıdır.
Maneviyat: Manaya, ruha ve
gönüle ait olan, inançla ilgili, maddî olmayan, maddî, zahirî olmayan, içe
ait, batınî gibi anlamlarına gelen manevî kelimesinin çoğuludur. //
Manevî-ruhî hayatla ilgili olandır. // Mana âlemine ait olanlardır. // Manaya,
inanca, gönüle, ruha ait olan şeylerin bütünüdür // İnsanın sahip olduğu tüm
duygu, düşünce ve dinî duyguların bütünüdür. // Dinden, imandan,
mukaddesattan gelen güç ve kuvvettir. // Maddî olmayan bütün manevî
varlıklar ve kavramlar (akıl, zekâ, bilgi, inanç, yetenek ve lezzet). //
Tabiat ve fizik ötesi konuları ele alan ilahî kökenli bilgilere dayanan
bilimdir. // Maddî varlıkların dışındaki diğer varlıkları ele alan
disiplindir. // Dünya gözüyle görülmeyen ve-fakat iç dünyamızla varlığına
inandığımız gaybî konulardır. // Vahiy kaynaklarından esinlenme sonucunda
inancı güçlendiren her türlü düşünce, yaklaşım ve faaliyetlerdir.
Mani: Nevroz (Psikasteni) hastalıklarından kabul edilen mani,
hastanın kötü olduğunu bildiği hâlde, irade eksikliğinden dolayı yapmaktan
kendisini bir türlü alamadığı dürtü ve davranışlardır. // Bazı Mani Türleri:
1.) Çalma Hastalığı (Kleptomani). 2.) Kelime Uydurma Hastalığı (Glassomani).
Maraz-ı
İçtimaiye: (Bkz. Sosyal Cinnetler).
Mecnun:
Kuran terminolojisi olan mecnun, aklı bozuk, dli ve kendisine cin gelmiş bir
kişdir. (Bkz. Zihinsel Özürlü).
Meslekî
Rehabilitasyon: Sakatlanmış bir kişinin uygun bir işte çalışabilmesini,
bu işte başarı sağlayabilecek meslekî rehberlik, meslekî eğitim, seçilen bir
işe yerleştirme, işyerinde uyum gibi meslekî hizmetlerle ilgili tedbirleri
gerektiren sürekli ve koordineli hizmetler bütünüdür. // Herhangi bir
mesleği olmayan, mesleğinde yetersiz olan veya meslek değiştirmek isteyen
özürlülerin emek piyasasında ihtiyaç duyulan ve özür grubuna uygun meslekte
yetiştirilerek, fizikî ve meslekî yönden mümkün olan en yüksek kapasiteye
ulaştırmalarını ve eğitim görüdkleri meslkete istihdamlarını sağlayan
hizmetlerin bütünüdür.
Nevroz (Psiko-Nevroz): Yunanca "neuron" (sinir) kökünden gelen
nevroz, hafif derecede olan akıl hastalıklarından birisidir. // Eldeki
teşhis imkânlarıyla gerek histoloji (doku ve hücreleri inceleyen bilim
dalı), gerekse anatomi (insan vücudunun şekil ve yapısını dış görünüşü
itibariyle inceleyen bilim dalı) alanında ilgili dokularda herhangi bir
değişiklik tespit edilememesine rağmen, kendini açığa vuran fonksiyon
bozukluklarıdır. // Sinir sisteminde organik bir bozukluk olmadığı halde,
ortaya çıkan psikolojik rahatsızlıktır. // Gerçekle bağlantısı kopmayan
ve/fakat kaygı düzeyi yüksek olan, insan münasebetlerinde çatışma eğilimleri
ile ortaya çıkan ruhî rahatsızlık hâlidir. // Fonksiyonel veya psikojen
faktörlerin hâkim olduğu, psiko-terapi veya ve psiko terapoytik destekle
genelde kolay iyileştirilebilen küçük çapta davranış bozukluklarıdır. //
Türleri: 1.) Nevrasteni: Sinir bitkinliği, yorgunluk, hâlsizlik, uykusuzluk,
kas ağrıları, mide şişkinliği, mide ağrısı ve kalp çarpıntılıarı gibi
değişik emareleri olan bir ruh hastalığıdır. 2.) Histeri. 3.) Psikasteni:
İrade kusuru ve endişeden dolayı ortaya çıkan bir hastalık. // Çeşitleri:
Obsesyon (Saplantı); Fobi; Mani.
Obsesif-Kompulsif Davranış Bozukluğu: Ayrıntılara dikkat, disiplinli
olma, hissî kontrol, azim, sabır ve nezaket gibi özellikleri olan, bununla
birlikte bazen aşırıya kaçan katılık, intizam, mükemmeliyetçilik, cimrilik,
kuralcılık, kararsızlık gibi uç noktalara ulaşan, bu sebepten dolayı da
sosyal çevreyi sıkıntılı durumlara iten psikolojik bir rahatsızlık. //
Değerlendirme: Obsesif-kompulsiv bozuklukta obsesyon, zorunlu düşünceleri,
kompulsiyon ise, zorunlu davranışları tanımlar. Obsesif kişiler, bu
özellikleri sebebiyle sürekli olarak dikkatli ve yoğun bir konsantrasyona
sahiptirler; bundan dolayı da teknik ve ayrıntılı işlerde başarılı olma
ihtimalleri yüksektir. Fakat yeni bilgiler veya haricî (dışsal) uyaranlar
sebebiyle kolayca dikkatleri dağılır, kesintiye uğrarlar ve bağımsızlık
duygularını yitirirler. Bu duruma giren bir kişi, kendini yönetme işi,
istemli seçim, gönüllü davranma, düşünüp taşınma gibi zihnî kapasitesini
kullanmakta acziyete düşer. Son özellik ise, obsesif-kompulsiv kişilerin
gerçeklik-hakikat duygularını yitirmiş olmaları veya dünya hakkındaki
suçlayıcı duygularıdır. // Sebepleri: 1.) Obsesif-Kompulsiv bozukluk, bazı
psiko-analistlere göre, obsesif ailelerin, çocuğun gelişiminin anal
döneminde uyguladıkları katı ve cezalandırıcı tuvalet eğitiminden
kaynaklandığını savunurlar. Buna göre, çocuk daha sonraki hayatında
dürtülerin, arzuların, duyguların aktarımında aşırı kontrol edici özellikler
taşıyan ve çatışma yaşamasına sebep olan bir "süper-ego" geliştirir. 2.)
Neo-psiko analistlere göre, bu ruhî hastalığın sebebi, kişinin diğer
insanlarla olan olumsuz ilişkileri ve fertlerin benlik saygılarının aşırı
derecede düşük olması ile yakından ilgilidir. 3.) Davranışçı teorisyenlere
bakıldığında, asıl sebep, kişide kalıcı bir özellik hâline gelen uyumsuz
davranışlar örüntüsüdür. 4.) Bio-sosyal öğrenme teorisi açısından, obsesif
bir kişi, yaptığı bir işteki titizliği ile en iyi biçimde tanımlanabilir. Bu
kişiler, çocuklarının bağımsızlık davranışlarını cezalandıran, aşırı
kontrolcü aileler tarafından yetiştirilirler. Bundan dolayı, çocuk asla ayrı
bir kimlik geliştiremez, dünyadaki her şeyi ailenin empoze ettiği bu katı
düzen ve disiplin içerisinde görür ve aşırı uyum içinde yaşar.
Obsesif-Kompulsif Kişi: Belirli inançlara veya saplantılara bağlı,
çoğu kez akılcı düşüncelerden ve fonksiyonel zihnî özelliklerden mahrum olan
insandır. // Otomatik Düşüncelerden Bazı Misaller: 1.) “Bu iş mükemmel
olmalı, başaramazsam ben hiçbir işe yaramam”: Bu tutumdan dolayı, bu
kişiler, sık sık depresyona girerler, çünkü mükemmel olabilmek, fevkalade
zor bir iştir. Mükemmel olmak, genelde her zaman ve her iş için mümkün
olmadığından, obsesifler sıklıkla düşük benlik saygısından yakınırlar ve
gelecekte de mükemmel olamama düşüncesi ile anksiyete, panik ve kaçınma
dertlerinden muzdarip olurlar. 2.) “Bu işi, kendi başıma yapmalıyım, aksi
taktirde hem eksik olur, hem de takdir alamam”: 3.) “Boş zamanlarımda gezmek
veya eğlenmek yerine daha üretken ve daha ciddî işler yapmalıyım.
Ciddiyetimden asla taviz vermemeliyim”. 4.) “Ne yapacağıma karar vermeden
önce çok ciddî bir biçimde düşünmeliyim yoksa hayatî bir hata yapabilirim”.
5.) “Bir kişi yanlış davrandıysa mutlaka en ağır biçimde
cezalandırılmalıdır”. 6.) “Bu eski çantayı saklamalıyım, kim bilir belki bir
gün ihtiyacım olabilir”. 7.) “Bir işi, doğru olduğundan emin olmak için,
gerektiğinde o işi birkaç kez tekrarlarım.". 8.) "Aman dikkat et; eğer bu
işi mükemmel yapamayacaksan, yapma daha iyi. Yoksa, sonuç berbat olur. El
âleme rezil olursun. Üstelik bir de herkesten eleştiri alırsın.” //
Etkileri: 1.) Aklî ve zihnî mahrumiyet (yoksunluk), kişilerde, uyumsuz
duygulara, anormal davranışlara ve fizyolojik tepkilere yol açmaktadır. 2.)
Obsesiflerde çeşitli psiko-somatik bozukluklar sık sık görülür. Yüksek
uyarılma ve anksiyete sebebiyle fizikî bir rahatsızlığın ortaya çıkması
kaçınılmazdır. Tansiyon, baş ağrısı, kabızlık ve ülser gibi problemlerden
sıklıkla yakınırlar. En sık başvurulan yakınma türü ise anksiyetedir. 3.)
Mükemmeliyetçilik, katılık ve davranışlarını yönlendiren "-meli, -malı"
türündeki düşünceleri, çeşitli anksiyete bozukluklarına zemin
hazırlamaktadır. Birçok obsesif hasta, performanslarının ve yaptıkları
işlerin iyi ve yeterli olup olmadığı konusunda sürekli olarak uzun uzun
düşünür ve üzüntü duyarlar. Bu durum yapacakları işler konusunda kararsızlık
duymalarına ve işi ertelemelerine sebep olur. Bu da kaçınılmaz olarak
anksiyetenin ortaya çıkmasına sebep teşkil eder. Yaşanan bu kronik
anksiyete, bir süre sonra paniğe dönüşebilir.
Obsesyon (Saplantı): Tasallut eden ve sürekli olarak rahatsız eden
bir fikir. // Bir kimsenin, kendini kurtaramadığı yanlış, yersiz ve saçma
düşüncedir. // Fikir noktasında bir takılmadır. // Şuura takılarak, korku ve
bunalım meydana getiren, kişinin gayretlerine karşın kurtulamadığı
düşüncedir. // Mantık hatalarından vazgeçememe hâlidir. // Herhangi bir
fikir veya davranışa karşı, dikkat, rikkat ve heyecan dürtülerinin bir
merkez etrafında toplanmasıdır. // Nevroz boyutuyla ileri derecede bir
saplantı, aynı türden anlamsız hareketleri yapmadan duramama hâli veya
davranış bozukluğudur (Örn.: Pencereyi açmadan önce sürekli olarak
sandalyelerin yerini değiştirmek; Belirli günlerin uğurlu olduğunu
düşünerek, o günlerde belirli işleri yapmak; Belirli konularda konuşurken,
belirli mimikleri sergilemek).
Ortopedik
Özürlü (Sakat): Değişik sebeplerden dolayı (hastalık ve kaza gibi)
fizikî (bedenî) yönden özürlü olan kişidir. El, kol, bacak gibi organlarında
arızası, noksanlığı veya her hangi bir bozukluğu olanlara sakat, topal veya
kötürüm tabirleri de kullanılmaktadır.
Ortopedik
Özürlülük: (Bkz. Sakatlık).
Özel Eğitim
(Özürlü Eğitimi): Yetişkin olsun veya olmasın özürlülerin eğitim
ihtiyaçlarını, özürlülük derecelerine ve özelliklerine uygun bir ortamda,
genelde özel olarak yetiştirilmiş sosyal pedagoglar tarafından etkili ve
verimli bir şekilde karşılamak maksadıyla, özel olarak geliştirilen eğitim
programları ve tekniklerinin bütünüdür.
Özel Eğitim
Kurumları: Değişik derecelerde ve boyutlarda özel eğitime muhtaç
kişilere özel eğitim hizmetleri veren resmî ve özel okul ve merkezlerdir.
Özel
Eğitime Muhtaç Çocuklar: Farklı zihnî özellikleri ve becerileri
sebebiyle özel eğitime ihtiyaç duyan çocuklar.
Özel
Eğitime Muhtaç Kişi: Çeşitli sebeplerden dolayı şahsî özellikleri ve
eğitim yeterlilikleri açısından akranlarından beklenilen ortalama zihnî
algılama düzeyinin altında olan kişidir.
ÖZİDA:
(Bkz. Özürlüler İdaresi Başkanlığı).
Özürlü
Eğitimi: (Bkz. Özel Eğitim).
Özürlü
Girişimci Kredisi: Çalışma gücünü en az % 40'ını kaybetmiş ve kendi
işini kurmak isteyen müteşebbis özürlülere, Halk Bankası tarafından düşük
faiz oranları üzerinden verilen kredidir.
Özürlü
Grupları: (Bkz. Özürlü Türleri).
Özürlü Hakları: Özürlülerin bütünüyle toplum hayatına
kazandırılmaları yönünde özürlülere tanınan sosyal, ekonomik ve kültürel
haklardır.
Özürlü
İstihdamı: Değişik yollarla ve yöntemlere (Örn. Özürlü Kota Sistemi;
Özürlüler Çalışma Atölyesi; Korumalı İşyeri) çalışabilir durumda olan
özürlerin, emek piyasasında veya kamu kurum ve kuruluşlarında sigortalı
olarak çalıştırılmalarına yönelik politikalardır.
Özürlü
Kimlik Kartı: Genelde belirli derecede özürlü olanlara, belirli sosyal,
kültürel ve ekonomik haklardan, daha kolay yararlanabilmelerini sağlamak
maksadıyla verilen bir belgedir.
Özürlü Kota
Sistemi: Özürlülerin, emek piyasasında çalışabilmelerini temin etmek
maksadıyla işverenlerin belirli oranda veya sayıda özürlü çalıştırma
mecburiyetine dayanan bir modeldir.
Özürlü
Türleri (Özürlü Grupları): Değişik sebeplerden dolayı özürlülüklerini
veya rahatsızlıklarını farklı biçimde yaşayan veya hisseden kişilerdir. //
Özürlülerin sakatlık, rahatsızlık veya engellilik tür ve konumlarına göre
belirli esaslar etrafında tasnif edilmesidir. Örn. Ortopedik Özürlü (Sakat);
Görme Özürlü (Kör); İşitme Özürlü (Sağır); Konuşma Özürlü (Kekeme); Zihinsel
Özürlü (Geri Zekâlı); Ruhsal Özürlü (Akıl Hastası):
Özürlü: “Doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza
sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli
derecelerde kaybetmesi nedeniyle normal yaşamın gereklerine uyamama
durumunda olup; korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek
hizmetlerine ihtiyacı olan kişi” (SHÇEK-Kanunu). (Bkz. Engelli).
Özürlüler
Çalışma Atölyesi (Korumalı İşyeri): İleri derecede veya birden fazla
özürlü olmalarından dolayı normal emek piyasasında iş bulmakta güçlük çeken
engelli özürlülere hem meslekî eğitim, hem de korumalı çalışma ve istihdam
imkânı sağlayan gerek işletmecilik gerekse ergonomi açısından özel olarak
yapılandırılmış bir işyeridir. // Özürlülerin durumlarına uygun meslekî
rehabilitasyon ve istihdam oluşturmak maksadıyla teknik ve malî yönden
devlet tarafından desteklenen işyeridir.
Özürlüler
Danışma Kurulu: Merkezî ve mahallî siyasî mekanizma çerçevesinde
özürlülerle ilgili alınacak kararlarda özürlülerin de görüş beyan
edebilecekleri ve kararları etkileyebilecekleri bir kuruldur.
Özürlüler
Fonu: Özürlü kota sistemine tâbi olduğu halde, yani özürlü çalıştırmak
mecburiyetinde olduğu halde özürlü çalıştırmayan işverenlerden, özürlülerin
meslekî rehabilitasyonunu ve(ya) uygun iş alanlarında (korumalı
işyerlerinde) istihdamını sağlamak maksadıyla çalıştırılmayan her bir özürlü
için genelde aylık alınan paralardan oluşan fon.
Özürlüler
İdaresi Başkanlığı (ÖZİDA): Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 54. Hükümeti
tarafından 571 sayılı kanun hükmünde bir kararname ile "Özürlülere yönelik
hizmetlerin düzenli, etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesini temin etmek
için, ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve
koordinasyonu sağlamak, özürlüler ile ilgili ulusal politikanın oluşmasına
yardımcı olmak, özürlülerin problemlerini tespit etmek ve bunların çözüm
yollarını araştırmak üzere" Başbakanlığa bağlı olarak 25.03.1997 tarihinde
ihdas edilmiş olan bir kurumdur.
Özürlüler
Politikası: Yetişkin olsun veya olmasın özürlülük kapsamında
değerlendirilen bütün insanlara yönelik olarak bilimsel anlamda tasarlanmış
uygulamaya dönük sosyal politika yöntemlerinin bütünüdür. (Bkz. Bütüncül
Özürlüler Politikası).
Özürlüler
Politikasının Kapsamı: Değişik alanlarda uygulanması gereken bütünsel
özürlüler politikasıdır. Örn.: 1.) Özürlülerin Sosyal Güvenliği. 2.)
Özürlülerin Ulaşılabilirliği. 3.) Özürlü dostu sosyal konut. 4.) Özürlülerin
meslekî rehabilitasyonu ve eğitimi. 5.) Özürlü dostu aktif istihdam
politikaları. 6.) Özürlülerin sosyal hayata tam katılım bağlamında
psiko-sosyal ve manevî rehabilitasyonu ve uyumu. 7.) Aile dostu özürlüler
politikası ya da özürlü dostu aile politikası.
Özürlüler
Rehabilitasyon Merkezi: Özürlülüğün olumsuz tezahürlerini ve etkilerini
özel tıbbî-teknik-pedagojik yardımlar ve destekler aracılığı ile
olabildiğince asgariye indirmeyi hedefleyen, özürlülerin, özürlülükleriyle
birlikte meslekî ve sosyal hayata mümkün mertebe geniş bir biçimde
katılabilmelerini sağlayan değişik alanlarda ihtisaslaşmış özel veya resmî
kurum ve kuruluşlardır.
Özürlülere
Uyarlanmış Yapılar: (Bkz. Ulaşılabilir Yapısal Çevre).
Özürlülerin Sosyal Güvenliği: Çalışan ve çalış(a)mayan özürlülere
gerek primli, gerekse primsiz sistem içinde tanınan sosyal güvenlik
haklarıdır.
Özürlülük
Boyutları: Özürlülüğün kişinini bedeni, bedenî fonksiyonu
(yeterlilik-yetersizlik anlamında) ve sosyal çevre üzerindeki değişik
derecelerdeki etkileridir. // Dünya Sağlık Teşkilatı, 1980’de geliştirdiği
ICIDH–10 kodlama sisteminde özürlülüğün boyutlarını üç ana kategoride
sınıflandırmaktadır: 1.) Sakatlık (Impairment). 2.) Fonksiyonel Engellilik
(Yetersizlik; Yetenek Bozukluğu) (Disability). 3.) Sosyal ve Çevresel
Engellilik (Sosyal Yetersizlik; Çevresel Engelleme veya Dezavantajlılık)
(Handicap).
Özürlülük
Grupları: (Bkz. Özürlülük Türleri).
Özürlülük
Ölçütü: Uluslar arası ölçütler göz önünde bulundurularak hazırlanan,
aktivite, aktivite kısıtlıklıkları, katılım, katılım kısıtlıkları, çevre ve
kişi odaklı faaliyetleri ihtiva eden ölçütlerdir.
Özürlülük
Riski: Herhangi bir sebepten dolayı insanın, her an ve her yerde özürlü
duruma gelebilme tehlikesidir.
Özürlülük
Türleri (Özürlülük Grupları): Değişik sebeplerden dolayı özürlülüklerini
veya rahatsızlıklarını farklı biçimde yaşayan veya hisseden kişilerin içinde
bulundukları özel durumdur. // Özürlülüğün farklı biçimlerinin ve
yansımalarının belirli esaslara göre tasnif edilmesidir. Örn. Ortopedik
Özürlülük (Sakatlık); Görme Özürlülüğü (Körlük); İşitme Özürlülüğü
(Sağırlık); Konuşma Özürlülüğü (Kekemelik); Zihinsel Özürlülük (Geri
Zekâlılık); Ruhsal Özürlülük (Ruh ve Akıl Hastalıkları: Paranoya; Şizofreni;
Nevroz); Davranış Bozukluğu: Manevî Özürlülük; Panik Bozukluk.
Özürlülük: Doğuştan veya sonradan herhangi bir sebeple bedenî, zihnî,
ruhî, hissî ve sosyal yeteneklerin, çeşitli derecelerde geçici veya sürekli
olarak kaybedilmesidir. (Bkz. Engellilik).
Panik Bozukluk: Herhangi bir sebep olmadan ortaya çıkan,
özellikle kalbin hızlı çarpması, nefes alamama, göğüs ağrısı, titreme,
terleme, baygınlık hissi, boğazda tıkanıklılık hissi, kontrolü yitirme ve
ölüm korkularının eşlik ettiği panik nöbetleri ile karakterize eden şiddetli
bir rahatsızlıktır. // Değerlendirme: Panik bozukluğu hastalığının genel
nüfus içerisinde yaygınlığı % 2–3 olarak bilinmektedir. Buna ek olarak panik
bozukluk teşhis kriterlerini karşılamadan erişkinlerin, % 4-5'inin panik
nöbeti geçirdiği tespit edilmiştir. Kadınlarda erkeklere göre iki misli daha
fazla görüldüğü ifade edilmektedir. Bu durum, genel olarak bunaltı
bozuklukları ve depresyonların kadınlarda daha çok görülmesinin, kadının hem
ruhi, hem de biyolojik açıdan daha fazla strese maruz kalması ile ilgilidir.
Panik Bozukluğu olan hastalar, yaşadıkları panik ataklar sebebiyle zamanla
hayatlarında bazı değişiklikler meydana gelir. Çok şiddetli ölüm korkusu
veya kontrolünü yitirme duygusu yaşadıklarından, hastanın elinde ve
iradesinde olmadan, düşünce ve davranışlarında aşırılıklar dikkati
çekmektedir. // Bazı Örnekler: 1.) Cenaze arabası, ambulans, itfaiye aracı
görünce, hastanelere gidince fenalaşma hissi. 2.) Uyumama, uykuda panikle
ölürüm diye uykusunu kaçırma. 3.) Tansiyon yükselecek, kalp krizi
geçirilecek veya felç kalınacak korkusu ile aşırı rejim-diyet uygulaması.
4.) Panik krizi yaşanır endişesiyle cinsel ilişkiden kaçma, sportif
aktiviteleri bırakma. 5.) Sürekli yanında birilerinin bulunmasını isteme,
yalnız kalamama, sokağa çıkamama, kalabalık ve kapalı yerlere girememe,
toplu taşıma vasıtalarına binememe. 6.) Camiye gidememe, veya en arka safta
namaz kılma alışkanlığı.
Panik: Gerçek veya muhtemel bir tehlikeden topluca kaçma
teşebbüsüdür. // İnsanların, bir tehdit, baskı veya korkulu bir durum ile
karşılaştıklarında ortaya aniden çıkan bir kitle davranışıdır.
Paranoit Kişilik: Hiçbir temele dayanmadığı halde, diğer insanlara
hatta en yakın akrabalarına dahî güvenmeme ve mütemadiyen şüphe etme eğilimi
gösteren bir kişilik yapısıdır.
Paranoit: Paranoya hastalığına yakalanan kişidir.
Paranoya: Aşırı şüpheciliğin hâkim olduğu, kuşku, vesvese,
güvensizlik, kıskançlık, aşırı alınganlık ve gurur gibi karakter
bozukluklarının yanı sıra yanlış yargı oluşturma, suçu başkasına atma,
sistemli sabuklamalara yol açan yorumlamalarda bulunma gibi hareketlerle
ortaya çıkan ve devamlılık gösteren bir psikoz, yani ruhî bir bozukluk
türüdür. // Özellikleri: Paranoya, genelde daha ileri yaşlarda ortaya
çıkmaktadır. Kişi eşinin kendisini aldattığını ya da yakınlarının onu
öldürmeye çalıştıklarını ileri sürebilmektedir. Hayatını bu gibi gerçek dışı
düşüncelere göre düzenlemeye başlayan ruh hastası, işi gücü bırakıp örneğin
bütün gün eşini takip edebilmektedir. Bu kişiler, evdekiler tarafından
tehdit altında bulunduğunu düşünebilirler. Bundan dolayı da, zehirlenmemek
için sürekli dışarıda yemeye başlarlar veya yemeklerini kendileri
pişirirler. Gerçek dışı tehlikelerden korunmak için silah taşımaya
başlayabilir. Bazı paranoid hastalar, haksızlığa uğradıkları inancıyla,
sürekli dava açarak, yıllarca mahkemelere gidip gelirler. Bazıları da,
kendilerini çok önemli bir devlet adamı, dinî lider, sanatçı, sporcu, yazar,
şair, peygamber zannedebilmektedir. Bu tür tuhaf düşünce ve inanışların
kaynağında öncelikle şiddetli bir istek ve arzu yer almaktadır.
Pasif-Agresif Kişiler: Meslekî ve sosyal alanlarda standartların
altında bir performans gösteren, herhangi bir konuda insanlarla doğrudan yüz
yüze gelerek sorunları çözmekten kaçınan, müzakerelerin ve fikir alış
verişin tehlikeli olabileceğine inanan, başkaları tarafından reddedilme ve
yanlış değerlendirilme endişesi sebebiyle atılgan davranışlardan kaçınan,
yüzleşmeyi başkaları tarafından kontrol edilme ve davranışlarına müdahale
olarak yorumlayan, istemediği bir işi yapması istendiğinde, bu isteğe
gücenme ve bu gücenmişliği, davranışlarla ifade edememekten dolayı pasif bir
biçimde işi engelleyen, iş ile ilgili sorular soran kişiye-kişilere kızan,
onların önerilerini önemsemeyen, göz ardı eden, sürekli olarak karamsar ve
kötümser bir ruh hali içerisinde olan, genelde hayata pesimist bir
pencereden bakan ve şahsiyet bozukluğu gibi özelliklerinden dolayı da
psiko-terapoytik açısından tedaviye ihtiyaç duyan insandır. // Belirleyici
Bazı Otomatik Düşünce Tarzları: 1.) "Bana bunu yapmamı hangi cüretle ifade
edebilirler". 2.) "Ben ne yapmak istersem, onu yaparım. Kimsenin emir kulu
değilim". 3.) "Yaptığım bu iş için kimse bana ödül vermiyor". 4.) "İnsanlar
beni kullanmak istiyor. Buna müsaade edemem". 5.) "Her şey ters gidiyor.
Hayat çekilmez. Neden bütün çabalarıma rağmen hiçbir şey benim istediğim
gibi gitmiyor ?". 6.) "İnsanlar bana daha çok saygı göstermeliler". 7.)
"İnsanlar hem beni anlamak istemiyor, hem de bana haksızlık yapıyorlar". 8.)
"İnsanlarla samimî olmak, onlara açılmak tehlikelidir". 9.) "Kurallar ve
yasaklar hep keyfî, bunlar beni rahatsız ediyor". // Pasif-Agresif ve
Agresif Tiplerin Mukayesesi: Agresif tip sinirlilik, kızgınlık ve tepinme
nöbetleri gibi reaksiyonları ve davranışları kapsarken, pasif-agresif tip
somurtma, inatçılık, ağırdan alma, yetersizlik ve engelleme gibi pasif
yollarla saldırganlığın gösterilmesini kapsar.
Pasif-Agresif Şahsiyet Bozukluğu: Meslekî Dıştan gelen herhangi bir
isteğe, engelleme ve tepki gösterme davranışlarıyla kendisini gösteren bir
davranış bozukluğudur. // Örnekler: İşi erteleme, kalitesiz iş yapma veya
unutma.
Patoloji: Hastalıkların ortaya çıkmasında etkin veya ihtimal
dahilinde olan faktörleri araştıran bir bilim dalıdır.
Paylaşımlı
Bakım Ödeneği: Müdürlükçe onaylanan evde sosyal bakım hizmetleri
kapsamında hem bakım kuruluşuna (sosyal bakım elemanına), hem de bakıma
muhtaç kişiye verilen aylık paradır.
Pozitif
Ayrımcılık: Fırsat eşitliğini sağlama ve sosyal hayata tam katılım
kapsamında toplumda özellikle özürlülük gibi özel durumları gereği sosyal
yönden korunması gereken dezavantajlı gruplara makul seviyede tanınan bazı
imtiyazlardır.
Psikasteni:
(Bkz. Nevroz).
Psikiyatri:
Davranış bozukluklarının, akıl ve ruh hastalıklarının yanında uyum ve
davranış bozukluklarının üzerinde araştırmalar yapan, bu tür hastalıkların
ve belirtilerin teşhisini koyan ve tedavileri ile ilgilenen bir tıp dalıdır.
// Ruh ve sinir hastalıklarından kaynaklanan rahatsızlıkların ve
uyumsuzlukları, koruyucu hekimlik ve ruh sağlığı programları çerçevesinde
önleme, ortaya çıkan aklî-ruhî ve psiko-sosyal rahatsızlıkları ve
hastalıkları tanımlama ve bunların tedavisiyle uğraşan bir uzmanlık dalıdır.
Psiko-Aktif
İlaçlar: İnsanın düşünce, his ve davranışlarını belirli ölçüde etkileyen
ilaçlardır.
Psiko-Analitik Teori: Freud’un insan davranışlarını izah etmek
maksadıyla geliştirdiği bir teoridir. // Bu teori, insanların mantıksız
dürtülerine karşı kendilerini korumaları için oluşturdukları içgüdü, şuur
dışı motivasyon ve benlik savunmasını açıklamaktadır.
Psiko-Analiz: Derin psikoloji alanında şuur altını çözmek için
geliştirilen bir yöntemdir. // Akıl ve ruh hastalıklarının sebeplerini
ortaya çıkartmaya ve bu tür hastalıkları tedavi etmeye yönelik bir metottur.
// Zihin ile ilgili bazı sinir bozukluklarını, hastalığa sebep olabilecek
şuur altı kaygıları, tasaları, arzuları veya geçmişte yaşananları şuur
üstüne çıkarıp inceleyerek tedavi etme yöntemidir. // Geniş manada
Psiko-Analiz, insan güdülerini, serbest çağrışım ve rüya tefsiri teknikleri
aracılığıyla belirlemek, nevrozları, yani ferdî davranışlardaki bunalımlı
ruhî-aklî durumları incelemek ve psikolojik rahatsızlıkları ortadan
kaldırmak maksadıyla Freud tarafından geliştirilmiş bir şahsiyet teorisidir.
// Görüşleri: 1.) Şahsiyetin temelinde, bilhassa cinsiyet ve saldırganlıkla
ilgili şuur altı güdülenmeler yatmaktadır. Buna göre şuur altı, insanın
özüdür. 2.) İnsanın şuur altını çözmek için üç kavramın bilinmesi
gerekmektedir: a) İd: İnsanın biyolojik hususiyetleri.; b) Ego: Şahsiyetin
zaman içinde gelişen yönü; c) Süper Ego: Şahsiyetin sosyal yanı.
Psiko-Drama: Hastaların, kendi sağlık sorunlarını, diğer hastalardan ve
terapistlerden oluşan katılımcı grubun huzurunda, rol almalarına, olayları
dilediği biçimde oynamalarına, olabildiğince içten dramatize etmelerine
dayanan ve boşalım göstermelerine imkân sağlayan bir grup psiko-terapisi
tekniğidir. // Açıklama: Psikodrama, ilk kez 1920’lerde Viyana’lı
psikiyatrist J. L. Moreno tarafından uygulanmıştır. Genellikle grubun
yabancı olmadığı veya hastanın hayatından kaynaklanan ve hissî açıdan yüklü
konular seçilir. Drama, katılanların hissî boşalma yaşamalarını, gerçek
hayatta benzer durumlarda ortaya çıkan sıhhî rahatsızlıklarını ve
huzursuzluklarını kontrol altında tutmayı öğrenmeleri sağlamaktadır.
Hastalıkların karşısında etkili ve sağlıklı tutum ve davranış kalıplarının
yerleşmesine yardımcı olan psikodrama, manevî sosyal hizmetler alanında
genel anlamda maneviyatın düzelmesinde, insan ilişkilerinin
iyileştirilmesinde ve işyerlerinde insan kaynakları eğitiminde de
kullanılmaktadır.
Psiko-Fizik: Ruhî olanla fizikî olan arasındaki münasebetleri, deneysiz
olarak inceleyen bilim dalıdır.
Psiko-Fizyolojik Bozukluklar: Psikolojik strese bir reaksiyon (tepki)
olarak ortaya çıkan ve bedenin muhtelif uzuvlarını olumsuz yönde etkileyen
bozukluklardır.
Psiko-Lengüistik Teori: İnsanların, doğuştan lisan öğrenme kabiliyetiyle
doğduğunu, insanın, dili konuşmak üzere doğumdan önce programlandığını ifade
eden bir teori. // Değerlendirme: Hangi sosyal çevrede ve şartlar altında
olursa olsun, dünyaya gelen çocuk, sosyal çevresinde konuşanlar olduğu
sürece, otomatikman konuşmayı öğrenir.
Psikolog:
Psikolojinin herhangi bir dalında derinliğine eğitim gören ve öğrendiği
bilgi ve becerileri belirli bir biçimde uygulayan uzman kişidir.
Psikoloji
(Ruh Bilimi): “Psyche” (ruh, nefes, zihin) ve “logos” (bilgi, düzenli
söz) kelimelerinden meydana gelen psikoloji, etimolojik olarak ruh bilgisi
veya bilimi anlamına gelmektedir. // İnsanın duygu ve düşünce dünyasını
belirleyen süreç ile insan davranışlarının ruhî kökenlerini, çeşitli
davranış kalıpları arasındaki çok yönlü münasebet ve bağlantıları inceleyen
disiplin. // Ruhun mahiyetini, dış ve iç duyuları, hayal, tasavvur, zekâ ve
akıl gibi melekeleri inceleyen bilim. // İnsanın ruhî yapısı, özellikleri ve
ruh yapısında meydana gelen değişimlerin, davranışlara yansıma biçimleriyle
ilgili araştırma, inceleme ve çözümlemeler yapmayı konu edinen pozitif bir
bilim dalıdır. // Tarihî Süreç İçinde Psikoloji: İlk dönemlerde aklın-ruhun
bilimi olarak tanımlanan psikoloji; sonraları aklın doğası konusundaki
felsefî sorunları ilgi alanının dışında bırakacak biçimde düşünmeyi de bir
davranış çeşidi olarak kabul eden bir tutum ve davranışlar bilimi olarak
tanımlanmaya başlanmıştır. Bugün artık görülmeyen bir cevher olarak kabul
edilen ruh, psikolojinin dışına itilmiştir. Modern psikolojinin konusu daha
çok insanın gözlenebilen faaliyetleri ve içinde bulunduğu duruma göre
yaptığı davranışlardır. // Psikolojinin Metotları: 1.) Müşahede. 2.)
Mülakat. 3.) Test. 4.) Deneysel Araştırma. 5.) Biyografi (Tek bir kişinin öz
geçmişi-hayat hikâyesi). 5.) Laboratuar (Günlük hayattaki deneylerin veya
yeni bir hadiseyi doğurabilecek değişkenlerin kontrol altında tutulması). //
Hedefleri: 1.) İnsan davranışlarının tanımını yapmak. 2.) Davranışların
sebeplerini çözmek. 3.) Davranışları anlamak ve açıklamak. 4.) Davranışları
tahminî olarak önceden kestirebilmek. 5.) Davranışları kontrol altında
tutabilmek.
Psikolojik
Danışma: Kendilerini ve başkalarını tanımada; hayatlarında önemli
kararlara varmada; hissî, sosyal ve meslekî problemlerini çözmede insanlara
sağlanan psikolojik yardım. // Problemli kişi (danışan) ile onun şahsî
problemlerinin çözümüne yardımcı olabilecek uzman kişi (danışman) arasında,
problemin çözümüne dönük olarak kişi-kişiye ve yüz-yüze cereyan eden bir
psiko-sosyal yardım oluşumu. // Açıklama: Psikolojik danışma, genellikle bir
okul, endüstri veya sosyal hizmet veren bir kurum ortamı içinde, “normal”
sayılan problemlerde kişiye yardım için uğraşırken, psikoterapi, kişilik
bozulmalarına yol açmış kaygı ve nörotik davranışların hâkim olduğu “normal
dışı” kişilik sorunları ile bir klinik ortamda ilgilenmektedir.
Psiko-Metri:
Ruhî-zihnî hareketleri ve hadiseleri ölçme tekniklerinin bütünüdür.
Psiko-Metrik Psikoloji: Psikolojik verilerin çözümlenmesi için, test,
ölçek ve istatistikî metot-teknikler geliştirme ve bu konularda araştırmalar
yapmakla ilgilenen psikoloji dalıdır.
Psiko-Motor Davranışlar: Duyu organlarının, zihin ve kasların
birlikte çalışması neticesinde ortaya çıkan davranışlardır.
Psiko-Nevroz: (Bkz. Nevroz).
Rehabilitasyon Merkezleri Türleri: Değişik özürlü gruplarının
ihtiyaçlarını isabetli bir biçimde karşılamak üzere kurulan özel veya kamuya
ait sosyal hizmet tesisleridir. // Çeşitleri: 1.) İşitme ve Konuşma
Özürlüler Rehabilitasyon Merkezleri: Doğuştan veya sonradan işitme ve
konuşma özürlü olanların işitme ve sözel iletişimlerine yönelik beceri ve
imkânlarını arttırarak kullanmalarını sağlama, bu şekilde toplumla
kaynaşmalarına yardımcı olma yönünde hizmet veren gündüzlü sosyal hizmet
kuruluşlarıdır. 2.) Ortopedik Özürlüler Rehabilitasyon Merkezleri: Bedensel
özürlülerin tıbbî tedavi ve rehabilitasyonu konusunda çalışmalar yapılan
gündüzlü ve(ya) yatılı sosyal hizmet kuruluşlarıdır.
Rehabilitasyon Merkezleri: Bedenî, zihnî ve(ya) ruhî rahatsızlığı
sebebiyle normal hayatın gereklerine uyamama durumunda olan kişilerin,
fonksiyon kayıplarını gidermek ve toplum içinde kendi kendilerine yeterli
olmalarını sağlayan beceriler kazandırmak veya bu becerileri kazanamayanlara
koruyucu sosyal bakım hizmetleri sunmak üzere tesis edilen sosyal hizmet
kuruluşlarıdır. // Rehabilitasyon maksatları istikametinde tıbbî, meslekî ve
psiko-sosyal rehabilitasyon hizmetlerinin tek tek veya bir bütün halinde,
interdisipliner bir modelde yataklı veya yataksız olarak verildiği resmî
veya özel kuruluşlardır.
Rehabilitasyon Türleri: Uygulama açısından en geniş perspektifi ile
birbirini tamamlayan rehabilitasyon çalışmalarıdır. Rehabilitasyon sürecinde
yer alan türler şunlardır: 1.) Tıbbî Rehabilitasyon. 2.) Meslekî
Rehabilitasyon. 3.) Sosyal Rehabilitasyon. 4.) Manevî Rehabilitasyon. 5.)
Toplum Temelli Rehabilitasyon.
Rehabilitasyon: Bedenen, aklen, ruhen (manen) sağlıksız ve problemli
olan kişilere yönelik yapılan tıbbî, meslekî, psiko-sosyal ve(ya) manevî
hizmetlerdir. // Doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık ya da kaza
sonucu beden ve ruh kabiliyetini çeşitli derecelerde kaybeden kişinin
sağlığını yeniden kazandırmak veya geriye kalan güç ve yeteneklerini
geliştirerek, fizikî, psikolojik (manevî), sosyal, ekonomik ve meslekî
yönden en yüksek kapasiteye eriştirebilmek için yapılan çalışmaların
bütünüdür.
Ruh Bilimi:
(Bkz. Psikoloji).
Ruh
Hastası: (Bkz. Akıl Hastası).
Ruhsal
Özürlü: (Bkz. Akıl Hastası).
Sağır:
(Bkz. İşitme Özürlü).
Sağlık
Kurulu Raporu: Sağlık kurulu tarafından özürlü kişiye özürlülük ölçütüne
göre özür durumunu gösteren belgedir.
Sakatlık (Ortopedik Özürlülük): ICIDH-10 kodlama sisteminde geçen
“Impairment” kavramının karşılığıdır. // İnsan yapı ve biçiminin fizikî
yönlerinde herhangi bir bozukluk veya eksiklik oluşturarak yine onun
bedensel yeteneklerini engelleyen veya bütünüyle kaldıran herhangi bir
bedenî özürlülük. // İç ve(ya) dış organlardan herhangi birisinin zarar
görmesi veya tahrip olmasıdır. // ICF kodlama sistemine göre sakatlık
(impairment), sağlık şartları ile ilgili vücut işlevleri veya yapılarında
görülen problemlerdir.
Sakatlık Aylığı: Sakat olarak
çalışan veya çalışmakta iken sakatlanan sigortalılara bağlanan yaşlılık
(emeklilik) aylığıdır.
Sakatlık
İndirimi: (29 Temmuz 1998 tarihli Resmi Gazetede Gelir Vergisi
Kanunu’nda, 01.01.1999 tarihten itibaren geçerli olmak üzere yapılan bir
değişikliğe göre) Türkiye'de ücretli olarak çalışan özürlülerin yanında
özürlü hizmet erbabı ile bakmakla mükellef olduğu özürlü kişi bulunan hizmet
erbabına, özürlü serbest meslek erbabı ile bakmakla mükellef olduğu özürlü
kişi bulunan serbest meslek erbabına, basit usûlde vergilendirilenlerden,
tüccar ve ücretli durumuna girmeksizin, imalat, tamirat ve küçük sanat
işleri ile uğraşan (Örn.: terzi, tamirci, marangoz) özürlülere tanınan vergi
indirimleridir. // 2003 tarih ve 4958 sayılı “Sosyal Sigortalar Kurumu
Kanunu”na Göre Yapılan Değişiklikler: Sigortalıların sakatlık indiriminden
dolayı erken emeklilikten yararlanmalarında sakatlık derecelerine göre
farklılık getirilmiş, bu bağlamda daha önce sakatlık indiriminden yararlanan
sigortalılar, yaşları ne olursa olsun, 15 yıl sigortalılık ve 3600 gün prim
ödeme gün sayısı ile yaşlılık aylığından yararlanmakta iken 1. 2. ve 3.
derece sakatlık durumlarına göre kademeli olarak yaşlılık aylığından
yararlanmalarına yönelik düzenleme yapılmıştır. Böylelikle %40 sakatlığı
olan bir sigortalı ile %80 sakatlığı olan sigortalının yaşlılık aylığından
faydalanma şartları değiştirilmiş, sigortalılık süresine göre bu
değişikliğin uygulanması geçiş sürecine bağlanmıştır. // Müracaat Şekli ve
İşlem Prosedürü: Vergi indiriminden istifade etme hakkına sahip olanlar,
Defterdarlık Gelir müdürlüklerine, Vergi Dairesi Müdürlüklerine veya Mal
Müdürlüklerine müracaat edebilirler. Bu Müdürlükler, özürlü ile ilgili
evrakı Maliye Bakanlığı-Merkez Sağlık Kuruluna gönderir. Özürlülük derecesi,
bu kurul tarafından incelendikten sonra bildiri, ücretlilerde işverene,
diğerlerinde ise bizzat müracaat edene gönderilir. // Vergi indiriminin
oranı, kurul tarafından tespit edilen çalışma gücü kaybının derecesine göre
belirlenmektedir. Çalışma gücü kaybı oranı, özürlülere, hastaneler
tarafından daha önceden verilmiş olan "Sağlık Kurulu Raporu"nda geçen
özürlülük oranı ile aynı olmayabilir. Dolayısıyla özürlüler bu durumda, özür
oranlarını farklı gösteren birden çok rapora sahip olabilmektedir. // 193
Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 31. maddesinde yer alan Sakatlık İndirimi
tutarları, Bakanlar Kurulu Kararı ile yeniden belirlendi. 19.12.2005 tarihli
ve 2005/9826 sayılı kararnamenin eki ile Çalışma gücünün %80’ini kaybetmiş
1. derece sakatlar için 440 YTL olan indirim 530 YTL, çalışma gücünün %
60’ını kaybetmiş 2. derece sakatlar için 220 YTL olan indirim 265 YTL,
çalışma gücünün % 40’ını kaybetmiş 3. derece sakatlar için 110 YTL olan
indirim 133 YTL olarak tespit edildi.
Sapık
Düşünce (Zihnî Sapma): Düşüncede ve fikirde, çoğu zaman anormal ve(ya)
olumsuz nitelikte olan sapmadır. // Zihnî hataya düşüren bâtıl fikirlerdir.
// Düşüncede Hak’tan bâtıla yöneliştir. Düşünce ve hislerin, hakikî
kaynaklarından bir başka nesneye aktarılmasıdır. // Sağlıklı olmayan,
itidalden uzak olan, hedefe varmada her yolu ve yöntemi mubah gören,
bilimde, araştırmada, iknada, konuşmada, sohbette, fikirde yalanı, iftirayı,
çarpıtmayı normal gören bütün düşüne akımlarıdır. // Toplumda çeşitlilik
içinde birlik, tanışma, kardeşlik, sosyal dayanışma yerine tecavüz, menfaat
çatışması, çarpışma, şiddet, ırk ve sınıf farkına dayanan düşüncedir. //
Tenkide tahammülsüzlük, kuvveti, hak, hakikat ve hikmette değil, maddî
vasıtalarda, mevkide, güçte ve parada gören düşüncedir. // Akıl melekesini
demagoji, savunma melekesini düşmanlık ve tecavüz, arzu ve ihtiyaçları
tatmin melekesini sefahat adına kullanan, binaenaleyh iffet, şecaat nedir
bilmeyen her türlü düşüncedir. // Türleri-Kaynakları-Neticeleri: 1.)
Safsata: Batıl ve yanlış kıyas. Doğru gibi görünen sapık sözler. 2.)
Sefahet: Budalalık ve hafif akıldan dolayı sosyal sapmalar. 3.) Sahafet:
Fikirde ve inançta olan bozukluk, zayıflık ve fesat. 4.) Nefsanî duygular,
ego tatmini, ben merkezli yaklaşım, gurur ve kibir. 5.) Yanlış
bilgilendirmeler veya yanlış algılamalar. 6.) İdeolojiler. 7.) Saplantılar.
Saplantı: (Bkz. Obsesyon).
Sapma: (Bkz. Sosyal Sapma; Zihnî Sapma).
Sefih:
Kuran terminolojisi olan sefih, hem dünyevî, hem de uhrevî manada
tasarruflarında isabet kaydedemeyen, budalalığa varan, maddî ve manevî
yönden hafif ve fkirsiz kişidir. (Bkz. Zihinsel Özürlü).
SHÇEK:
(Bkz. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu).
Sosyal
(Toplumsal; İçtimaî): Topluma ait, topluma bağlı, toplumla ilgili,
insanların toplum içinde ve birlikte yaşamaları ile ilgilidir. // Genelde,
bir alanda, belirli bir sürede ve belli bir insan topluluğuna yönelik olan
bu kelime, toplumdaki çeşitli sosyal sınıfların ve grupların birbirleriyle
entegre olmasını da ifade etmektedir. Bu anlamdaki sosyal, daha fazla
"birliktelik" veya "birlikte oluş" manalarına gelmektedir. // Açıklama: Çoğu
zaman ferdin kendisi de sosyal kriterlerin konusu olmaktadır. İnsanın,
zihnî, bedenî ve ruhî gelişmesi, maddî refah seviyesi, işi, mesleği, eğitimi
aile ve çalışma hayatındaki rolü ve statüsü bu kelime ile beraber
anılmaktadır. Örn.: Sosyal (sorumlu) insan, sosyal faaliyetlerde bulunan,
toplumun değerlerine saygı gösteren, toplum kaidelerine uyabilen, toplumun
bütün sosyal kesimleri ile barışık yaşayabilen kişidir. Genelde, birisi gibi
nasıl davranılacağını öğrenmek, örnek ve sosyal uyumlu bir insan olmak, bir
başka ifadeyle bir "socius" olma meziyeti, fıtrîdir, yani bu meziyet ona
Yaradan tarafından doğuştan verilmiştir. Bu gizli meziyet-güç, "sosyalite"
olarak da adlandırılabilir. Kişi, hayatının başından itibaren, başkalarıyla
münasebet kurma eğilimine sahip olduğu için, sosyaldir. Ancak, sergileyeceği
davranış farklılıkları, içinde yaşadığı, büyüdüğü toplum, aile eğitimi ve
kültürden kaynaklanacaktır. // “Toplumsal” ve “Sosyal” Kelimelerin Farklı
Anlamları: İkisinin arasındaki temel fark, sosyal olanın, bir ıslah-tedbir
gerektirmesi, toplumsal olanın ise ancak araştırma konusu oluşturmasıdır.
Örn. Fakirlik, sosyal sorundur ve sosyal siyaset ekseninde bu probleme bir
çare bulunması gerekmektedir. Hâlbuki sosyoloji, daha çok toplumsal
sorunları ve vakıaları ele almakta, toplumsal davranışa temel teşkil
edebilecek güçleri anlamaya çalışmakta ve belki de ıslah gerektiren bazı
sosyal sorunlara çözümler bulmaktan ziyade, sosyal sorunların sebeplerini
araştırmaktadır.
Sosyal
Ayrımcılık: Toplum hayatında ayrımcılık yapmama ilkesinin ihlal
edilmesidir. // Fertlerin veya sosyal grupların sosyal sınıf, ırk, din,
lisan, siyasî-felsefik görüş, etnik azınlık, özürlülük vb.
ayrılıklar-farklılıklar sebebiyle toplum içinde eştisiz işlem görmesidir. //
Toplum içinde yer alan bazı kişi ve(ya) grupların ayrımcılığa tâbi tutulması
ve bundan ötürü de haksızlığa (zulme) uğramasıdır.
|