|
BAŞLANGICINDAN GÜNÜMÜZE REFAH DEVLETLERİNDE SOSYAL
HARCAMALARIN ANALİZİ
Doç. Dr. Süleyman ÖZDEMİR
ÖZET
Gelişmiş Batı ülkelerinde ortaya
çıkan ve gittikçe gelişen refah devletlerinin, neo–liberal düşüncenin
önplana geçmesine kadar olan süreç içerisinde, genel ve sosyal harcamaları
ve de harcamaların kaynağını oluşturan vergileri sürekli artırdığı, yoğun
bir şekilde sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, konut, sosyal refah hizmetleri,
transferler vb. gibi hizmetlere yöneldiği görülmektedir.
Devletin ekonomideki payının ve
artan kamu harcamalarının özellikle 20. yüzyılla birlikte patladığı, II.
Dünya Savaşı sonrasından küreselleşmenin başladığı döneme kadar (1945–1975)
artış gösterdiği; ancak bu tarihten sonra ise, modern refah devletlerinde
izlenen keynezyen politikalar neticesinde artan harcamaların artık bir sorun
haline dönüştüğü ve devleti kriz içine soktuğu görülmektedir.
Krizin nedeni, yüksek toplam talep
ve istihdam politikaları, yüksek vergi oranları, cömert sosyal refah devleti
harcamaları ve artan devlet müdahaleleri olarak kabaca özetlenebilir. Refah
devletinin genişleme olanağı bulduğu dönemden farklı olarak, 1970’lerin
sonlarından itibaren devam eden bu süreçte, daha düşük ekonomik büyüme, daha
yüksek işsizlik düzeyleri, artan bütçe açıkları ve de nüfusun yaşlanmasından
kaynaklanan emeklilik ve sağlık bütçelerinin büyümesi vb. sorunlarla
karşılaşılmıştır.
ABSTRACT
There
has been observed that the welfare states which emerged and steadily
developed in industrialized western countries have increased the general and
social public expenditures and the taxes which are the basis for
expenditures during the process until neo-liberal thought has become a
dominant stream.
It has
been lived a boom in the share of state in the economy and public
expenditures in 20th century and that boom continued until the period from
the end of Second World War to the beginning of globalization (1945–1975).
However, beginning from that time, as a result of Keynesian policies which
was followed by modern welfare states, increasing expenditures has turn into
a problem and has put the state in crisis.
The
causes of the crisis can be summarized mainly as high total demand and
employment policies of Keynesian economy, high tax levels, generous social
welfare state benefits and increased state interventions. The period which
has been continuing after the second half of 1970s has witnessed some
problems such as lower economic growth, higher unemployment levels,
increased budget deficits, growing social security and health budgets as
result of aging, as different from the expansion period of the welfare
state.
GİRİŞ
1945–1975 yılları arasında, içinde
gelişmiş ülkelerin yer aldığı bir grup ülke için (bunların tamamına yakını
Avrupa ve Amerika kıtasında yer almaktadır) bir “Altın Çağ” yaşandığı,
dünyanın bu iki bölgesinde gözlenen ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel vs.
gelişmelerin etkisinin, dünyanın geri kalan bölgeleri ve ülkeleri üzerinde
de etkili olduğu bilinmektedir. Özellikle, bu ülkelerdeki sosyal gelişimin
temelinde, sürekli gelişen ve büyüyen bir ekonomi sayesinde artan kamu genel
ve sosyal harcamaları yatmaktadır.
Gelişen ülkeler, elde ettikleri artı
değerin önemli bir kısmını, genel ve sosyal harcamalarda kullanılmak üzere
devlet aygıtına (merkezi ve yerel yönetime) tahsis etmiş, böylece o
ülkelerde yaşayan insanlar, özellikle ekonomik ve sosyal açıdan insanlık
tarihi boyunca hiç görülmediği kadar, belki de bundan sonra da hiç
olmayacağı kadar muazzam bir gelişim süreci içinde yaşamış, devletin
yarattığı son derece geniş refah olanakları sayesinde yüksek bir yaşam
düzeyi elde edebilmiştir.
Bu makalenin konusu olan “sosyal
harcamalar",
başta sosyal güvenlik programları, çeşitli sosyal refah hizmetleri ve sosyal
yardımlara ayrılan fonlar sonucunda çok önemli miktarlara ulaşmıştır. Bu
ülkelerde kamu harcamalarının GSMH’ya oranı ortalama olarak % 50’lere
ulaşırken, sosyal harcamaların oranı ise GSMH’nın % 25’ini geçmiştir. Her
iki rakam da, bu ülkelerin gelişmişliğini ve refah düzeyini göstermesi
açısından çok önemlidir.
Çağdaş sosyal politikaların ve
cömert harcamaları ile ünlenen refah devletlerinin gelişiminin temelinde yer
alan birçok nedenden bahsedilebilir. Ancak, bunlardan en önemlisi, 1929
Dünya Bunalımı’nın ortaya çıkışı ve buna ilişkin çözüm arayışlarıdır.
Bu arayışlar bağlamında, eli açık bir devlet tipinin doğuşuna olanak
sağlayan John Maynard Keynes’in ileri sürdüğü öneriler büyük kabul görmüş,
onun görüşleri hızla hem ABD’de hem de İngiltere’de uygulanmaya başlanmış,
böylece kapitalist sistemi krizden kurtaracak olan devlet müdahalesine
dayalı Keynezyen ekonomi politikaları 1980’li yıllara kadar birçok ülkede
uygulamada kalmıştır.
Kamu müdahaleleri yalnızca ekonomi
alanında değil, sosyal, siyasal ve hukuksal alanlar başta olmak üzere tüm
alanlarda kendisi çok ciddi şekilde hissettirmiştir. Kamu müdahalelerinin
hem kapsam hem de içerik olarak giderek genişlemesi, beraberinde artan kamu
harcamalarını getirmiştir. Keynezyen politikalar ve yüksek harcama
düzeyleri, 1975’lerden sonra patlak veren başka bir krize kadar gelişimini
düzenli olarak sürdürmüştür. Birinci kriz ile geniş kamu harcamalarına
olanak tanıyan politikaların doğmasına karşın, ikinci kriz ile yüksek kamu
harcamaları aleyhine bir cephe oluşmuş, mümkün olduğunca her tür harcamadan
kaçınmanın yolları aranmaya başlanmıştır.
Büyük çapta harcamalarda bulunma ve
cömertlikle eş anlamlı bir hale gelen refah devleti olgusu ile ilgili bu
küçük girişin ardından “refah devleti” (welfare state)’nin ne olduğunu
tanımlamak uygun olacaktır.
Aslında, çok sayıda tanım yapılmış
olsa da, refah devletinin ne olduğu hususunda ortak bir tanım yoktur.
Tanımlar, refah devletine minimum sorumluluk verenden (gereksinimlerin
sadece minimum düzeyde karşılanması, minimum standartların sağlanması),
refah devletine çok geniş bir faaliyet alanı (eğitim, konut, kişisel sosyal
hizmetler vs.) tanıyana doğru farklılaşmaktadır. Refah devletleri,
ulus–devletlerin ekonomik, kültürel ve tarihsel geleneklerine göre
farklılıklar göstermektedir.
Bu çalışmada, sosyal politika
alanında bir duayen olan Asa Briggs’in
refah devleti tanımı esas alınmaktadır. Buna göre refah devleti; “piyasa
güçlerinin rolünü azaltmak amacıyla, bilinçli bir şekilde örgütlü kamu
gücünün kullanıldığı bir devlet türüdür.” Briggs’e göre, refah devleti, üç
alanda faal durumdadır: Birincisi, bireylere ve ailelere, minimum bir
düzeyde gelir garantisi sağlamaktadır. İkincisi, kişilerin, belirli sosyal
risklerin (hastalık, yaşlılık, işsizlik vb.) üstesinden gelmelerinde onlara
yardımcı olmaktadır. Üçüncüsü ise, sosyal refah hizmetleri aracılığıyla, tüm
vatandaşların en iyi yaşam standartlarına sahip olmalarını üstlenmektedir.
Daha da sadeleştirilirse, Asa
Briggs’e göre, bir refah devleti şu üç şeyi gerçekleştirmelidir: Minimum
gelir garantisi sağlamalı, güvencesizliği azaltmalı, herkese en iyi
standartlara sahip olabilme hakkı vermelidir.
İfade etmek gerekir ki, herşeyden
önce refah devleti denilince, olağanüstü büyüklükteki bir olgudan
bahsedildiği bilinmelidir.
Örneğin, İngiltere’deki refah devleti incelendiğinde (İngiltere liberal
refah modelini temsil eden bir ülkedir, daha ileri düzeyde refah devletleri
de vardır), bu ülkede yüksek olan toplam kamu harcamalarının % 60’a yakın
kısmının refah devleti tarafından sosyal amaçla kullanıldığı görülecektir.
Kamu harcamalarının % 31’i sosyal güvenliğe, % 16’sı sağlığa ve % 12’si
eğitime ayrılmaktadır.
Öte yandan, başta harcamaların
düzeyi olmak üzere, zaman içerisinde değişen ilgi doğrultusunda refah
devletlerinin birçok açıdan incelenmeye tabi tutulduğu, 1950’li ve 1960’lı
yıllardan itibaren konu ile yayınların artmaya başladığı görülmektedir. Bu
yayınlarda önceleri refah devletinin tarihsel kökenleri ve gelişimi üzerinde
durulurken, dikkatler daha sonra tek tek ve karşılaştırmalı ülke
uygulamalarına çevrilmiş, küreselleşme sonrasında ise, konu bambaşka
yönleriyle (sorunlarıyla) ele alınır olmuştur. Belirtilmelidir ki, konunun
en popüler olduğu, en çok çalışıldığı dönem, özellikle 1990’lı yıllar ve
sonrasıdır.
1990 sonrasında, başta nüfusun
yaşlanması ve Soğuk Savaş’ın sona ermesi, ekonominin krize girmesi gibi
çeşitli sebeplerden dolayı, refah devleti ile ilgili konular gündemin,
özellikle de politik gündemin ilk sıralarına yerleşmiş, refah devleti ile
ilgili yeni çalışmalarda çığ gibi bir artış gözlenmiştir.
“Harcamalar” konusu, refah devleti
ile ilgili çalışmalarda önemli bir parametredir. Hem refah devletlerinin
gelişimleri incelenirken, hem refah devletlerinin sınıflandırması
yapılırken, hem de refah devletlerinde ortaya çıkan krizlerin nedenleri
belirtilirken, birçok faktör yanında en başta “genel kamu harcamaları” ve
“sosyal kamu harcamaları” üzerinde durulmuştur.
Refah devletinin gelişimi
incelenirken, konuya genellikle iki açıdan yaklaşılmıştır. İlk olarak,
kurumsal gelişmeler dikkate alınmış, ikinci olarak ise bütçeden sosyal
harcamalara ayrılan paylara bakılmıştır.
Refah devletlerini sosyal
gelişmişlik düzeylerine göre sınıflandırmada da,
başlangıçta genelde “sosyal refah harcamaları” dikkate alınmıştır. Daha
sonraki dönemlerde ise, daha başka sınıflandırma göstergeleri de
kullanılmıştır.
Son yıllarda gerçekleştirilen
çalışmalarda ise temel nokta yüksek sosyal harcamalar ve ülke ekonomileri
üzerindeki etkileridir. Küreselleşme sonrasının hakim politik ve ekonomik
düşünce sistemi olan neo–liberalizm, II. Dünya Savaşı sonrasının refah
devletini çok müsrif olmakla suçlamakta, artan harcamaların devletin rekabet
gücü önünde engel olarak durduğunu, bunun da ülkelerin gelişimlerini ve
refah düzeylerini olumsuz olarak etkilediğini belirtmektedir.
Refah devletlerinde özellikle II.
Dünya Savaşı ertesinde yükselmeye başlayan, küreselleşme sonrasında ise
durağanlaşan sosyal harcamalar düzeyinin seyri ile ilgili olan bu makale,
konuyu üç başlık altında ele almayı planlamaktadır. Birinci başlıkta; sosyal
harcamaların yükselmesine olanak tanıyan refah devletinin Altın Çağı
(1945–1975) mercek altına yatırılmış, bu başlık altında hem harcamalardaki
artışların, hem de bu artışların finansman aracı olan vergilerdeki
artışların gerçekleşme seyri üzerinde durulmuştur. İkinci başlığın konusu,
küreselleşme ve sonrasında azalma trendine giren harcamaların seyrinin
analizine ayrılmıştır. Ancak burada, çeşitli baskılara ve izlenen
politikalara rağmen, genel harcamalar nispeten düşerken, sosyal harcamaların
beklenildiği ve konuşulduğu kadar azalmadığı, harcamaların kaynağı olan
vergilerde ise düşüşün engellenemediği, bu nedenle devlet bütçelerindeki
dengesizliğin daha da belirgin bir şekilde ortaya çıktığı üzerinde
durulmuştur. Son bölüm ise, kamu harcamalarını kısmaya yönelik bazı
arayışları incelemeye ayrılmıştır.
Modern refah devletlerinin kökenleri
19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarına dayanmakla birlikte, refah
devleti bugün tartışılan şeklini büyük çapta ilk kez II. Dünya Savaşı
sonrasında, yani 1950’ler ve 1960’larda kazanmıştır. Gerçekten, refah
devletlerinin tam anlamıyla gelişimi, II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan
“Altın Çağ”da (1945–1975 arası) mümkün olabilmiştir. Oluşturulan “Refah
Devleti Sözleşmesi”
(Welfare State Agreement), şekilsel açıdan değişse bile, bütün OECD
ülkelerinde ittifakla benimsenmiştir.
Dolayısıyla, özellikle 1960 ve 1970’li yıllar, refah devletinin nitelik
olarak en belirginleştiği yılları ifade etmektedir. Bu dönemde, refah
devletleri öyle gelişmiştir ki, başlangıçta hedeflenen amaçlar
da oldukça aşılmıştır.
II. Dünya Savaşı sonrası ile
1980’lerde dönüşümün başlamasına kadar olan bu devre, devlet müdahalesinin
en yoğun olduğu ve hükümetlerin vergilendirme ve harcama faaliyetlerinin
devasa boyutlara ulaştığı bir dönemdir. Bu dönemde sanayileşmiş ülkeler,
refah devletini modernitenin önemli bir özelliği olarak kabul etmeye
başlamış, refah devleti olabilme yolunda yarışa girişmiştir.
Bu dönem sonunda OECD ülkelerinde
GSYİH içindeki hükümet genel harcamalarının % 30 (İsviçre) ile % 60 (İsveç)
arasında dalgalandığı görülmektedir. Diğer yandan, ortalama sosyal
harcamalar ise, 1960 yılında zengin demokrasilerde GSMH’nin % 10’undan az
iken, 1980 yılına gelindiğinde bu rakam ikiye katlanmış ve GSMH’nin %
20’sine ulaşmış, 2000’li yıllarda ise % 25’e yaklaşmıştır (bkz.: Tablo 3 ve
Tablo 7).
Refah devletinin gelişmesinin
yaşandığı bu dönemin görünümü şu şekilde özetlenebilir: 1929 tarihli Büyük
Buhran’ın ardından yaşanan yaygın korumacılık ve II. Dünya Savaşı’nda dünya
piyasalarının tamamen yıkılışı sonrasında, birçok ülkede ulusal paranın
serbest bir şekilde konvertibilitesi yok olmuş, sermaye transferleri sıkı
kontrole tabi tutulmuş ve iç finans piyasaları katı bir şekilde
düzenlenmiştir. Birçok ekonomik faaliyet, uluslararası rekabete karşı koruma
altına alınmıştır. Yine birçok ülkede, hizmetler sektörü ve tarım koruma
altına alınmıştır.
Bütün bunlara bakarak, II. Dünya
Savaşı sonrası yıllarda ekonomilerin kapalı özelliğe sahip olduğu,
ulus–devletlerin kendi ekonomik sınırlarını ve ulus–ötesi ekonomik
ilişkilerini kontrol altında tutabildikleri görülmektedir. Polanyani’nin
1957’de yazdığı, gelişmiş sanayi toplumlarının “Büyük Dönüşümü”
başlamış bulunmaktadır. Bu dönemde, sınırlar üzerindeki kontrol gücü, ulusal
çapta kurallar koyma gücüyle birleşmiştir. Vergiler artan oranlı hale
getirilmiş, bu yolla kamu hizmetleri ve transferleri (gelirin yeniden
dağıtımı) mümkün kılınmıştır. Ulusal sağlık sistemleri, herkese ücretsiz
tıbbi bakım sağlar hale getirilmiş; ulusal sosyal yardım, işsizlik ödeneği,
özürlülere yardım ve emeklilik sistemleri, ücret–dışı cömert gelirler
sağlamaya başlamıştır. Bütün kapitalist demokrasiler tam istihdam, sosyal
güvenlik ve egaliteryen (eşitlikçi) amaçlara yönelik politik eylemler
içerisine girmişlerdir. Bu dönem boyunca, tüm gelişmiş ülkeler, refah
amaçlarını yerine getirirken, kapitalist ulusal ekonomilerinin
yaşamsallığını da tehlikeye atmamışlardır.
Refah devletinin bu döneminde,
sosyo–ekonomik yapı 40–50 yıl öncesine göre tamamen değişmiştir. Bu dönemde
ailenin yapısı değişmiş, kadın istihdamı artmış, genel olarak istihdam
artmış, istihdamla birlikte işsizlik de yükselmiş, işgücü giderek daha yaşlı
hale gelmiş, vergiler yükselmiş, kamu harcamaları artmış, mali açıklar
sürekli hale gelmiştir.
Yine, bu dönemde refah devletinin
gelir ve harcamaları arttıkça, eğitim, sağlık, konut, sosyal güvenlik, tam
istihdam, gelir dağılımı gibi sosyal politika ve sosyal refah hizmetleri
geliştikçe, refah devletinin kurumsallaşan bu hizmetleri, vatandaşlar
tarafından “bir refah hakkı” olarak görülmeye başlanmış, vatandaşların
devletten beklentileri sürekli artmıştır.
Farklı ülkeler ve refah devleti
türleri için, harcamalardaki artışın arkasında değişik sebepler yer
almaktadır.
Ancak, kamu sektöründeki gelişmenin açıklanması istenildiğinde, karma bir
nedenler kümesine ihtiyaç duyulacağı anlaşılmaktadır.
Yine, bu dönemde refah devletinin gelişmesinde bazı uluslararası
kuruluşların (BM, UÇÖ ve AB gibi) ve uluslararası belgelerin de önemli bir
payı vardır.
Zaman içerisinde devletin görev ve
fonksiyonlarının, dolayısıyla da harcamaların artışına zemin hazırlayan
bütün bu hususlar bilimadamları tarafından teorileştirilmiştir. Geniş
kesimler tarafından kabul gören bu teorilerin başlıcaları “Piyasa
Başarısızlıkları Teorisi”, “Fonksiyonel Devlet Teorisi”, “Wagner Yasası”,
“Peacock–Wiseman Sıçrama Hipotezi”, “Baumol’un Maliyet Hastalığı Hipotezi”
ve “Aşırı Genişleme Hipotezi” olarak sıralanabilir.
İfade edilmesi gereken bir husus
daha vardır. Şöyle ki, politik ve ekonomik rejimi ne olursa olsun, birçok
ülkede hükümetler refah ekonomisi olma amacı gütmektedir. Doğu Avrupa’nın
eski sosyalist ülkelerinde ve SSCB başta olmak üzere birçok komünist rejime
sahip ülkede, devlet sosyal sigorta, sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, konut
vb. ile ilgili önlemler alarak (politikalar ve kurumlar oluşturarak), refah
devleti biçimini almış ve bu konuda önemli adımlar atmıştır. Ancak,
demokratik bir hukuk devleti olmayan bu ülkelere, “sosyal hukuk devleti”
denilmesine de olanak yoktur.
1. Genel Olarak Kamu Harcamalarının Artışı
Son 50 yılı aşkın bir süredir,
özellikle gelişmiş dünyada kapitalizmin adaletsiz yönlerini törpülemek üzere
kamu harcamalarının sürekli artırılmasının nedenleri arasında, geçmişte
ortaya çıkan işçi hareketleri ve Sovyetler tehlikesi, yaşanan büyük ekonomik
bunalımlar, iki büyük dünya savaşının ortaya çıkarttığı yıkımın doğurduğu
sefalet gibi nedenler vardır. Bu yüzden, 20. yüzyılın başlarına kadar devam
eden “ekonomide çok küçük bir devlet” anlayışı, yerini 20. yüzyılın ikinci
yarısından itibaren “ekonomide giderek büyüyen bir devlet” anlayışına
bırakmış, müdahaleci ve dengeleyici devlete duyulan gereksinim artmıştır.
Bütün bunların neticesinde,
özellikle gelişmiş dünyada toplam devlet harcamalarının GSMH’ye oranı,
1960’ların başlarından 1980’lerin başlarına kadar düzgün bir şekilde
artmıştır. En büyük artış, OPEC kaynaklı olan krizlerin yaşandığı 1970’li
yılların ortaları ve sonlarında görülmüştür. 1980’lerin ortalarına
gelindiğinde, artışın yavaşladığı, 1989’da ortaya çıkan uluslararası bir
kriz ile trendin yine yükselişe geçtiği görülmüştür.
İleri düzeyde sanayileşmiş 18 ülke
kamu harcamalarına bakıldığında, bu oran 1870’de % 10,5 ve I. Dünya Savaşı
öncesinde ufak bir artışla % 11,9 iken, II. Dünya Savaşı öncesinde % 22,4’e,
1996 yılında ise % 45,8’e
kadar fırladığı görülmektedir.
İsveç gibi bazı ülkelerde kamu harcamalarının GSMH’ya oranı her zaman yüksek
olmuş, neredeyse % 70’lere yaklaşmıştır. Genel olarak bu artış seyri
1990’ların ortasına kadar devam etmiş, bu tarihten sonra düşme eğilimi
içerisine girmiştir. Benzer şekilde, aşağıdaki tablo ve açıklamalar da,
artışın seyri hakkında açık bir bilgi vermektedir.
Tablo
SEQ Table \* ARABIC 1: OECD Ülkelerinde Kamu Harcamalarının GSYİH
İçerisindeki Payı, (%)
|
Ülkeler |
1960 |
1970 |
1980 |
1990 |
1995 |
2000* |
|
ABD |
27,8 |
31,6 |
31,8 |
35,2 |
34,9 |
32,2 |
|
Almanya |
32,0 |
38,6 |
47,9 |
45,1 |
49,8 |
46,8 |
|
Danimarka |
24,8 |
40,2 |
56,2 |
56,0 |
59,3 |
53,4 |
|
Fransa |
34,6 |
38,5 |
46,1 |
49,8 |
54,3 |
53,6 |
|
Hollanda |
33,7 |
45,5 |
54,9 |
54,1 |
51,3 |
47,7 |
|
İngiltere |
32,6 |
38,8 |
43,0 |
41,8 |
44,4 |
41,1 |
|
İspanya |
13,7 |
22,2 |
32,2 |
42,5 |
45,5 |
40,5 |
|
İsveç |
31,1 |
43,3 |
60,1 |
59,1 |
65,6 |
58,5 |
|
İtalya |
30,1 |
34,2 |
41,9 |
54,0 |
52,7 |
48,5 |
|
Yunanistan |
17,4 |
22,4 |
33,1 |
48,2 |
48,3 |
41,2 |
|
Toplam OECD |
28,8 |
32,3 |
37,1 |
39,4 |
41,2 |
39,5 |
Kaynak: Halis Yunus Ersöz,
Sosyal Politika Perspektifinden Yerel Yönetimler: İngiltere, İsveç ve
Türkiye Örneği, İstanbul: Filiz Kitabevi, 2004, s. 41.
* 2000 yılı verisi
tahminidir.
2. Sosyal Harcamaların Artışı
Aynı şekilde, kamu sosyal
harcamalarının GSMH’ye oranı da sürekli bir artış içerisinde olmuştur.
1945’lerden itibaren, değişen dünya
zihniyeti doğrultusunda, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, hemen hemen her
ülkede, bu gelişim süresince başta sosyal güvenlik ve sağlık harcamaları
olmak üzere, sosyal harcamaların sürekli artış eğilimi gösterdiği
bilinmektedir.
Özellikle 1960 yılında, neredeyse
bütün Batı demokrasilerinde refah devleti harcamaları kanatlanmıştır.
OECD istatistiklerine göre, daha sonraki 20 yıl boyunca da sosyal refah
amaçlı kamu harcamaları ikiye katlanmış, 21 OECD ülkesinde, GSMH’nin yüzdesi
olarak 1960’daki % 12,3 düzeyinden 1980’de % 23,3’e tırmanmış; ABD’de de
harcama düzeyi ikiye katlanarak % 9’dan % 18’e çıkmıştır.
1980’li yıllarda artışın yavaşladığı görülmektedir; bunun nedeni, o
tarihlerde yaşanan ekonomik durgunluklardır. Bu oran, daha yakın tarihlerde
ise % 25’leri geçmiştir.
(Sosyal harcamalardaki artış trendi için, benzer verilere sahip aşağıdaki
tablolara da bakınız).
Tablo
SEQ Table \* ARABIC 2: Sosyal Harcamaların GSYİH İçindeki Payı, 1962–1975,
(%)
|
Ülkeler |
1962 |
1963 |
1964 |
1965 |
1966 |
1967 |
1968 |
1969 |
1970 |
1971 |
1972 |
1973 |
1974 |
1975 |
|
Almanya |
17,5 |
17,7 |
17,8 |
18,2 |
18,7 |
20,2 |
20,2 |
19,8 |
21,4 |
21,9 |
22,7 |
23,2 |
24,7 |
27,9 |
|
Belçika |
15,5 |
15,7 |
14,9 |
16,3 |
16,5 |
16,9 |
17,8 |
18,7 |
18,5 |
18,9 |
20,3 |
20,5 |
21,6 |
24,4 |
|
Danimarka |
– |
– |
– |
– |
– |
– |
– |
– |
19,4 |
20,6 |
21,0 |
20,8 |
24,5 |
27,6 |
|
Fransa |
16,3 |
17,2 |
17,4 |
17,9 |
18,2 |
18,4 |
18,6 |
18,3 |
18,9 |
19,1 |
19,2 |
19,6 |
20,0 |
22,7 |
|
Hollanda |
13,7 |
15,5 |
15,8 |
16,9 |
18,2 |
18,9 |
19,3 |
19,9 |
20,7 |
22,0 |
23,1 |
23,7 |
25,6 |
28,3 |
|
İngiltere |
– |
– |
– |
– |
– |
– |
– |
– |
15,7 |
16,1 |
16,8 |
16,6 |
17,3 |
19,2 |
|
İrlanda |
– |
– |
– |
– |
– |
– |
– |
– |
12,7 |
13,0 |
12,9 |
15,3 |
17,1 |
20,4 |
|
İtalya |
14,3 |
15,1 |
15,5 |
17,4 |
18,1 |
17,8 |
18,9 |
18,9 |
18,8 |
20,2 |
21,7 |
21,0 |
22,6 |
23,7 |
|
Lüksemburg |
15,7 |
16,0 |
16,2 |
17,1 |
17,6 |
19,3 |
18,8 |
17,7 |
16,0 |
17,8 |
18,2 |
16,9 |
16,3 |
23,9 |
Kaynak: Jürgen Kohl,
“Trends and Problems in Postwar Public Expenditure Development in Western
Europe and North America”, The Development of Welfare States in Europe
and America, (Eds.: Peter Flora, Arnold J. Heidenheimer), 4th ed., New
Jersey: Transaction Publishers, 1990, p. 319’dan aktaran Şermin Marangoz,
“Refah Devleti: Gelişimi, Oluşumu, Modelleri ve Güncel Değişimler”,
(Yayınlanmamış Yük. Lis. Tezi), İstanbul: İÜ SBE, 2001, s. 133.
Tablo
SEQ Table \* ARABIC 3: Kamu Sosyal Harcamalarının GSYİH İçindeki Payı, (%)
|
Ülkeler |
1960 |
1975 |
1980 |
1990 |
|
ABD |
7,3 |
14,5 |
13,4 |
14,6 |
|
Almanya |
18,1 |
26,2 |
25,7 |
23,5 |
|
Danimarka |
9,0 |
24,2 |
26,8 |
27,8 |
|
Fransa |
13,4 |
17,7 |
22,5 |
26,5 |
|
Hollanda |
11,7 |
29,6 |
28,3 |
28,8 |
|
İngiltere |
10,2 |
15,6 |
16,4 |
22,3 |
|
İspanya |
7,8 |
11,8 |
16,8 |
19,3 |
|
İsveç |
10,8 |
21,2 |
25,9 |
33,1 |
|
İtalya |
13,1 |
| |