aliseyyar@sosyalsiyaset.com

 

 

 

Makaleler ;

<<<Sosyal Siyaset Makaleleri

 

BAŞLANGICINDAN GÜNÜMÜZE REFAH DEVLETLERİNDE SOSYAL HARCAMALARIN ANALİZİ

 Doç. Dr. Süleyman ÖZDEMİR*

 

ÖZET

Gelişmiş Batı ülkelerinde ortaya çıkan ve gittikçe gelişen refah devletlerinin, neo–liberal düşüncenin önplana geçmesine kadar olan süreç içerisinde, genel ve sosyal harcamaları ve de harcamaların kaynağını oluşturan vergileri sürekli artırdığı, yoğun bir şekilde sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, konut, sosyal refah hizmetleri, transferler vb. gibi hizmetlere yöneldiği görülmektedir.

Devletin ekonomideki payının ve artan kamu harcamalarının özellikle 20. yüzyılla birlikte patladığı, II. Dünya Savaşı sonrasından küreselleşmenin başladığı döneme kadar (1945–1975) artış gösterdiği; ancak bu tarihten sonra ise, modern refah devletlerinde izlenen keynezyen politikalar neticesinde artan harcamaların artık bir sorun haline dönüştüğü ve devleti kriz içine soktuğu görülmektedir.

Krizin nedeni, yüksek toplam talep ve istihdam politikaları, yüksek vergi oranları, cömert sosyal refah devleti harcamaları ve artan devlet müdahaleleri olarak kabaca özetlenebilir. Refah devletinin genişleme olanağı bulduğu dönemden farklı olarak, 1970’lerin sonlarından itibaren devam eden bu süreçte, daha düşük ekonomik büyüme, daha yüksek işsizlik düzeyleri, artan bütçe açıkları ve de nüfusun yaşlanmasından kaynaklanan emeklilik ve sağlık bütçelerinin büyümesi vb. sorunlarla karşılaşılmıştır.

ABSTRACT

There has been observed that the welfare states which emerged and steadily developed in industrialized western countries have increased the general and social public expenditures and the taxes which are the basis for expenditures during the process until neo-liberal thought has become a dominant stream.

It has been lived a boom in the share of state in the economy and public expenditures in 20th century and that boom continued until the period from the end of Second World War to the beginning of globalization (1945–1975). However, beginning from that time, as a result of Keynesian policies which was followed by modern welfare states, increasing expenditures has turn into a problem and has put the state in crisis.

The causes of the crisis can be summarized mainly as high total demand and employment policies of Keynesian economy, high tax levels, generous social welfare state benefits and increased state interventions. The period which has been continuing after the second half of 1970s has witnessed some problems such as lower economic growth, higher unemployment levels, increased budget deficits, growing social security and health budgets as result of aging, as different from the expansion period of the welfare state.

GİRİŞ

1945–1975 yılları arasında, içinde gelişmiş ülkelerin yer aldığı bir grup ülke için (bunların tamamına yakını Avrupa ve Amerika kıtasında yer almaktadır) bir “Altın Çağ” yaşandığı, dünyanın bu iki bölgesinde gözlenen ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel vs. gelişmelerin etkisinin, dünyanın geri kalan bölgeleri ve ülkeleri üzerinde de etkili olduğu bilinmektedir. Özellikle, bu ülkelerdeki sosyal gelişimin temelinde, sürekli gelişen ve büyüyen bir ekonomi sayesinde artan kamu genel ve sosyal harcamaları yatmaktadır.

Gelişen ülkeler, elde ettikleri artı değerin önemli bir kısmını, genel ve sosyal harcamalarda kullanılmak üzere devlet aygıtına (merkezi ve yerel yönetime) tahsis etmiş, böylece o ülkelerde yaşayan insanlar, özellikle ekonomik ve sosyal açıdan insanlık tarihi boyunca hiç görülmediği kadar, belki de bundan sonra da hiç olmayacağı kadar muazzam bir gelişim süreci içinde yaşamış, devletin yarattığı son derece geniş refah olanakları sayesinde yüksek bir yaşam düzeyi elde edebilmiştir.

Bu makalenin konusu olan “sosyal harcamalar[1]", başta sosyal güvenlik programları, çeşitli sosyal refah hizmetleri ve sosyal yardımlara ayrılan fonlar sonucunda çok önemli miktarlara ulaşmıştır. Bu ülkelerde kamu harcamalarının GSMH’ya oranı ortalama olarak % 50’lere ulaşırken, sosyal harcamaların oranı ise GSMH’nın % 25’ini geçmiştir. Her iki rakam da, bu ülkelerin gelişmişliğini ve refah düzeyini göstermesi açısından çok önemlidir.

Çağdaş sosyal politikaların ve cömert harcamaları ile ünlenen refah devletlerinin gelişiminin temelinde yer alan birçok nedenden bahsedilebilir. Ancak, bunlardan en önemlisi, 1929 Dünya Bunalımı’nın ortaya çıkışı ve buna ilişkin çözüm arayışlarıdır[2]. Bu arayışlar bağlamında, eli açık bir devlet tipinin doğuşuna olanak sağlayan John Maynard Keynes’in ileri sürdüğü öneriler büyük kabul görmüş, onun görüşleri hızla hem ABD’de hem de İngiltere’de uygulanmaya başlanmış, böylece kapitalist sistemi krizden kurtaracak olan devlet müdahalesine dayalı Keynezyen ekonomi politikaları 1980’li yıllara kadar birçok ülkede uygulamada kalmıştır[3].

Kamu müdahaleleri yalnızca ekonomi alanında değil, sosyal, siyasal ve hukuksal alanlar başta olmak üzere tüm alanlarda kendisi çok ciddi şekilde hissettirmiştir. Kamu müdahalelerinin hem kapsam hem de içerik olarak giderek genişlemesi, beraberinde artan kamu harcamalarını getirmiştir. Keynezyen politikalar ve yüksek harcama düzeyleri, 1975’lerden sonra patlak veren başka bir krize kadar gelişimini düzenli olarak sürdürmüştür. Birinci kriz ile geniş kamu harcamalarına olanak tanıyan politikaların doğmasına karşın, ikinci kriz ile yüksek kamu harcamaları aleyhine bir cephe oluşmuş, mümkün olduğunca her tür harcamadan kaçınmanın yolları aranmaya başlanmıştır[4].

Büyük çapta harcamalarda bulunma ve cömertlikle eş anlamlı bir hale gelen refah devleti olgusu ile ilgili bu küçük girişin ardından “refah devleti” (welfare state)’nin ne olduğunu tanımlamak uygun olacaktır.

Aslında, çok sayıda tanım yapılmış olsa da, refah devletinin ne olduğu hususunda ortak bir tanım yoktur. Tanımlar, refah devletine minimum sorumluluk verenden (gereksinimlerin sadece minimum düzeyde karşılanması, minimum standartların sağlanması), refah devletine çok geniş bir faaliyet alanı (eğitim, konut, kişisel sosyal hizmetler vs.) tanıyana doğru farklılaşmaktadır. Refah devletleri, ulus–devletlerin ekonomik, kültürel ve tarihsel geleneklerine göre farklılıklar göstermektedir[5].

Bu çalışmada, sosyal politika alanında bir duayen olan Asa Briggs’in[6] refah devleti tanımı esas alınmaktadır. Buna göre refah devleti; “piyasa güçlerinin rolünü azaltmak amacıyla, bilinçli bir şekilde örgütlü kamu gücünün kullanıldığı bir devlet türüdür.” Briggs’e göre, refah devleti, üç alanda faal durumdadır: Birincisi, bireylere ve ailelere, minimum bir düzeyde gelir garantisi sağlamaktadır. İkincisi, kişilerin, belirli sosyal risklerin (hastalık, yaşlılık, işsizlik vb.) üstesinden gelmelerinde onlara yardımcı olmaktadır. Üçüncüsü ise, sosyal refah hizmetleri aracılığıyla, tüm vatandaşların en iyi yaşam standartlarına sahip olmalarını üstlenmektedir[7].

Daha da sadeleştirilirse, Asa Briggs’e göre, bir refah devleti şu üç şeyi gerçekleştirmelidir: Minimum gelir garantisi sağlamalı, güvencesizliği azaltmalı, herkese en iyi standartlara sahip olabilme hakkı vermelidir[8].

İfade etmek gerekir ki, herşeyden önce refah devleti denilince, olağanüstü büyüklükteki bir olgudan bahsedildiği bilinmelidir[9]. Örneğin, İngiltere’deki refah devleti incelendiğinde (İngiltere liberal refah modelini temsil eden bir ülkedir, daha ileri düzeyde refah devletleri de vardır), bu ülkede yüksek olan toplam kamu harcamalarının % 60’a yakın kısmının refah devleti tarafından sosyal amaçla kullanıldığı görülecektir. Kamu harcamalarının % 31’i sosyal güvenliğe, % 16’sı sağlığa ve % 12’si eğitime ayrılmaktadır[10].

Öte yandan, başta harcamaların düzeyi olmak üzere, zaman içerisinde değişen ilgi doğrultusunda refah devletlerinin birçok açıdan incelenmeye tabi tutulduğu, 1950’li ve 1960’lı yıllardan itibaren konu ile yayınların artmaya başladığı görülmektedir. Bu yayınlarda önceleri refah devletinin tarihsel kökenleri ve gelişimi üzerinde durulurken, dikkatler daha sonra tek tek ve karşılaştırmalı ülke uygulamalarına çevrilmiş, küreselleşme sonrasında ise, konu bambaşka yönleriyle (sorunlarıyla) ele alınır olmuştur. Belirtilmelidir ki, konunun en popüler olduğu, en çok çalışıldığı dönem, özellikle 1990’lı yıllar ve sonrasıdır.

1990 sonrasında, başta nüfusun yaşlanması ve Soğuk Savaş’ın sona ermesi, ekonominin krize girmesi gibi çeşitli sebeplerden dolayı, refah devleti ile ilgili konular gündemin, özellikle de politik gündemin ilk sıralarına yerleşmiş, refah devleti ile ilgili yeni çalışmalarda çığ gibi bir artış gözlenmiştir.

“Harcamalar” konusu, refah devleti ile ilgili çalışmalarda önemli bir parametredir. Hem refah devletlerinin gelişimleri incelenirken, hem refah devletlerinin sınıflandırması yapılırken, hem de refah devletlerinde ortaya çıkan krizlerin nedenleri belirtilirken, birçok faktör yanında en başta “genel kamu harcamaları” ve “sosyal kamu harcamaları” üzerinde durulmuştur.

Refah devletinin gelişimi incelenirken, konuya genellikle iki açıdan yaklaşılmıştır. İlk olarak, kurumsal gelişmeler dikkate alınmış, ikinci olarak ise bütçeden sosyal harcamalara ayrılan paylara bakılmıştır.

Refah devletlerini sosyal gelişmişlik düzeylerine göre sınıflandırmada da[11], başlangıçta genelde “sosyal refah harcamaları” dikkate alınmıştır. Daha sonraki dönemlerde ise, daha başka sınıflandırma göstergeleri de kullanılmıştır.

Son yıllarda gerçekleştirilen çalışmalarda ise temel nokta yüksek sosyal harcamalar ve ülke ekonomileri üzerindeki etkileridir. Küreselleşme sonrasının hakim politik ve ekonomik düşünce sistemi olan neo–liberalizm, II. Dünya Savaşı sonrasının refah devletini çok müsrif olmakla suçlamakta, artan harcamaların devletin rekabet gücü önünde engel olarak durduğunu, bunun da ülkelerin gelişimlerini ve refah düzeylerini olumsuz olarak etkilediğini belirtmektedir.

Refah devletlerinde özellikle II. Dünya Savaşı ertesinde yükselmeye başlayan, küreselleşme sonrasında ise durağanlaşan sosyal harcamalar düzeyinin seyri ile ilgili olan bu makale, konuyu üç başlık altında ele almayı planlamaktadır. Birinci başlıkta; sosyal harcamaların yükselmesine olanak tanıyan refah devletinin Altın Çağı (1945–1975) mercek altına yatırılmış, bu başlık altında hem harcamalardaki artışların, hem de bu artışların finansman aracı olan vergilerdeki artışların gerçekleşme seyri üzerinde durulmuştur. İkinci başlığın konusu, küreselleşme ve sonrasında azalma trendine giren harcamaların seyrinin analizine ayrılmıştır. Ancak burada, çeşitli baskılara ve izlenen politikalara rağmen, genel harcamalar nispeten düşerken, sosyal harcamaların beklenildiği ve konuşulduğu kadar azalmadığı, harcamaların kaynağı olan vergilerde ise düşüşün engellenemediği, bu nedenle devlet bütçelerindeki dengesizliğin daha da belirgin bir şekilde ortaya çıktığı üzerinde durulmuştur. Son bölüm ise, kamu harcamalarını kısmaya yönelik bazı arayışları incelemeye ayrılmıştır.

I. Büyüme (Refah) Dönemi: Refah Devletinin “Altın Çağı” (1945–1975)

Modern refah devletlerinin kökenleri 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarına dayanmakla birlikte, refah devleti bugün tartışılan şeklini büyük çapta ilk kez II. Dünya Savaşı sonrasında, yani 1950’ler ve 1960’larda kazanmıştır. Gerçekten, refah devletlerinin tam anlamıyla gelişimi, II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan “Altın Çağ”da (1945–1975 arası) mümkün olabilmiştir. Oluşturulan “Refah Devleti Sözleşmesi[12]” (Welfare State Agreement), şekilsel açıdan değişse bile, bütün OECD ülkelerinde ittifakla benimsenmiştir[13]. Dolayısıyla, özellikle 1960 ve 1970’li yıllar, refah devletinin nitelik olarak en belirginleştiği yılları ifade etmektedir. Bu dönemde, refah devletleri öyle gelişmiştir ki, başlangıçta hedeflenen amaçlar[14] da oldukça aşılmıştır[15].

II. Dünya Savaşı sonrası ile 1980’lerde dönüşümün başlamasına kadar olan bu devre, devlet müdahalesinin en yoğun olduğu ve hükümetlerin vergilendirme ve harcama faaliyetlerinin devasa boyutlara ulaştığı bir dönemdir. Bu dönemde sanayileşmiş ülkeler, refah devletini modernitenin önemli bir özelliği olarak kabul etmeye başlamış, refah devleti olabilme yolunda yarışa girişmiştir.

Bu dönem sonunda OECD ülkelerinde GSYİH içindeki hükümet genel harcamalarının % 30 (İsviçre) ile % 60 (İsveç) arasında dalgalandığı görülmektedir. Diğer yandan, ortalama sosyal harcamalar ise, 1960 yılında zengin demokrasilerde GSMH’nin % 10’undan az iken, 1980 yılına gelindiğinde bu rakam ikiye katlanmış ve GSMH’nin % 20’sine ulaşmış, 2000’li yıllarda ise % 25’e yaklaşmıştır (bkz.: Tablo 3 ve Tablo 7).

Refah devletinin gelişmesinin yaşandığı bu dönemin görünümü şu şekilde özetlenebilir: 1929 tarihli Büyük Buhran’ın ardından yaşanan yaygın korumacılık ve II. Dünya Savaşı’nda dünya piyasalarının tamamen yıkılışı sonrasında, birçok ülkede ulusal paranın serbest bir şekilde konvertibilitesi yok olmuş, sermaye transferleri sıkı kontrole tabi tutulmuş ve iç finans piyasaları katı bir şekilde düzenlenmiştir. Birçok ekonomik faaliyet, uluslararası rekabete karşı koruma altına alınmıştır. Yine birçok ülkede, hizmetler sektörü ve tarım koruma altına alınmıştır[16].

Bütün bunlara bakarak, II. Dünya Savaşı sonrası yıllarda ekonomilerin kapalı özelliğe sahip olduğu, ulus–devletlerin kendi ekonomik sınırlarını ve ulus–ötesi ekonomik ilişkilerini kontrol altında tutabildikleri görülmektedir. Polanyani’nin 1957’de yazdığı, gelişmiş sanayi toplumlarının “Büyük Dönüşümü[17]” başlamış bulunmaktadır. Bu dönemde, sınırlar üzerindeki kontrol gücü, ulusal çapta kurallar koyma gücüyle birleşmiştir. Vergiler artan oranlı hale getirilmiş, bu yolla kamu hizmetleri ve transferleri (gelirin yeniden dağıtımı) mümkün kılınmıştır. Ulusal sağlık sistemleri, herkese ücretsiz tıbbi bakım sağlar hale getirilmiş; ulusal sosyal yardım, işsizlik ödeneği, özürlülere yardım ve emeklilik sistemleri, ücret–dışı cömert gelirler sağlamaya başlamıştır. Bütün kapitalist demokrasiler tam istihdam, sosyal güvenlik ve egaliteryen (eşitlikçi) amaçlara yönelik politik eylemler içerisine girmişlerdir. Bu dönem boyunca, tüm gelişmiş ülkeler, refah amaçlarını yerine getirirken, kapitalist ulusal ekonomilerinin yaşamsallığını da tehlikeye atmamışlardır[18].

Refah devletinin bu döneminde, sosyo–ekonomik yapı 40–50 yıl öncesine göre tamamen değişmiştir. Bu dönemde ailenin yapısı değişmiş, kadın istihdamı artmış, genel olarak istihdam artmış, istihdamla birlikte işsizlik de yükselmiş, işgücü giderek daha yaşlı hale gelmiş, vergiler yükselmiş, kamu harcamaları artmış, mali açıklar sürekli hale gelmiştir[19].

Yine, bu dönemde refah devletinin gelir ve harcamaları arttıkça, eğitim, sağlık, konut, sosyal güvenlik, tam istihdam, gelir dağılımı gibi sosyal politika ve sosyal refah hizmetleri geliştikçe, refah devletinin kurumsallaşan bu hizmetleri, vatandaşlar tarafından “bir refah hakkı” olarak görülmeye başlanmış, vatandaşların devletten beklentileri sürekli artmıştır.

Farklı ülkeler ve refah devleti türleri için, harcamalardaki artışın arkasında değişik sebepler yer almaktadır[20]. Ancak, kamu sektöründeki gelişmenin açıklanması istenildiğinde, karma bir nedenler kümesine ihtiyaç duyulacağı anlaşılmaktadır[21]. Yine, bu dönemde refah devletinin gelişmesinde bazı uluslararası kuruluşların (BM, UÇÖ ve AB gibi) ve uluslararası belgelerin de önemli bir payı vardır[22].

Zaman içerisinde devletin görev ve fonksiyonlarının, dolayısıyla da harcamaların artışına zemin hazırlayan bütün bu hususlar bilimadamları tarafından teorileştirilmiştir. Geniş kesimler tarafından kabul gören bu teorilerin başlıcaları “Piyasa Başarısızlıkları Teorisi”, “Fonksiyonel Devlet Teorisi”, “Wagner Yasası”, “Peacock–Wiseman Sıçrama Hipotezi”, “Baumol’un Maliyet Hastalığı Hipotezi” ve “Aşırı Genişleme Hipotezi” olarak sıralanabilir[23].

İfade edilmesi gereken bir husus daha vardır. Şöyle ki, politik ve ekonomik rejimi ne olursa olsun, birçok ülkede hükümetler refah ekonomisi olma amacı gütmektedir. Doğu Avrupa’nın eski sosyalist ülkelerinde ve SSCB başta olmak üzere birçok komünist rejime sahip ülkede, devlet sosyal sigorta, sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, konut vb. ile ilgili önlemler alarak (politikalar ve kurumlar oluşturarak), refah devleti biçimini almış ve bu konuda önemli adımlar atmıştır. Ancak, demokratik bir hukuk devleti olmayan bu ülkelere, “sosyal hukuk devleti” denilmesine de olanak yoktur[24].

A. Refah Devleti Harcamalarının (Bütçenin) Büyümesi

Refah devletlerinin büyüyen bütçelerinin ele alındığı bu başlık altında, yalnızca gelişme ve serpilme dönemi içerisinde sürekli olarak artış gösteren kamu genel ve sosyal harcamaları ve vergiler yer almakta, kriz dönemine ilişkin inceleme ise, bir sonraki ana başlıkta ele alınmaktadır.

1. Genel Olarak Kamu Harcamalarının Artışı

Geçtiğimiz yüzyıldan itibaren, özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında, birçok ülkede milli gelir arttıkça[25], hem devletin genel harcamalarının artış gösterdiği, hem de sosyal refah devletinin hacminin genişlediği, sosyal refah hizmetlerine ayrılan payın arttığı bilinen bir olgudur.

Son 50 yılı aşkın bir süredir, özellikle gelişmiş dünyada kapitalizmin adaletsiz yönlerini törpülemek üzere kamu harcamalarının sürekli artırılmasının nedenleri arasında, geçmişte ortaya çıkan işçi hareketleri ve Sovyetler tehlikesi, yaşanan büyük ekonomik bunalımlar, iki büyük dünya savaşının ortaya çıkarttığı yıkımın doğurduğu sefalet gibi nedenler vardır. Bu yüzden, 20. yüzyılın başlarına kadar devam eden “ekonomide çok küçük bir devlet” anlayışı, yerini 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren “ekonomide giderek büyüyen bir devlet” anlayışına bırakmış, müdahaleci ve dengeleyici devlete duyulan gereksinim artmıştır.

Bütün bunların neticesinde, özellikle gelişmiş dünyada toplam devlet harcamalarının GSMH’ye oranı, 1960’ların başlarından 1980’lerin başlarına kadar düzgün bir şekilde artmıştır. En büyük artış, OPEC kaynaklı olan krizlerin yaşandığı 1970’li yılların ortaları ve sonlarında görülmüştür. 1980’lerin ortalarına gelindiğinde, artışın yavaşladığı, 1989’da ortaya çıkan uluslararası bir kriz ile trendin yine yükselişe geçtiği görülmüştür[26].

İleri düzeyde sanayileşmiş 18 ülke kamu harcamalarına bakıldığında, bu oran 1870’de % 10,5 ve I. Dünya Savaşı öncesinde ufak bir artışla % 11,9 iken, II. Dünya Savaşı öncesinde % 22,4’e, 1996 yılında ise % 45,8’e[27] kadar fırladığı görülmektedir[28]. İsveç gibi bazı ülkelerde kamu harcamalarının GSMH’ya oranı her zaman yüksek olmuş, neredeyse % 70’lere yaklaşmıştır. Genel olarak bu artış seyri 1990’ların ortasına kadar devam etmiş, bu tarihten sonra düşme eğilimi içerisine girmiştir. Benzer şekilde, aşağıdaki tablo ve açıklamalar da, artışın seyri hakkında açık bir bilgi vermektedir.

Tablo  SEQ Table \* ARABIC 1: OECD Ülkelerinde Kamu Harcamalarının GSYİH İçerisindeki Payı, (%)

Ülkeler

1960

1970

1980

1990

1995

2000*

ABD

27,8

31,6

31,8

35,2

34,9

32,2

Almanya

32,0

38,6

47,9

45,1

49,8

46,8

Danimarka

24,8

40,2

56,2

56,0

59,3

53,4

Fransa

34,6

38,5

46,1

49,8

54,3

53,6

Hollanda

33,7

45,5

54,9

54,1

51,3

47,7

İngiltere

32,6

38,8

43,0

41,8

44,4

41,1

İspanya

13,7

22,2

32,2

42,5

45,5

40,5

İsveç

31,1

43,3

60,1

59,1

65,6

58,5

İtalya

30,1

34,2

41,9

54,0

52,7

48,5

Yunanistan

17,4

22,4

33,1

48,2

48,3

41,2

Toplam OECD

28,8

32,3

37,1

39,4

41,2

39,5

Kaynak: Halis Yunus Ersöz, Sosyal Politika Perspektifinden Yerel Yönetimler: İngiltere, İsveç ve Türkiye Örneği, İstanbul: Filiz Kitabevi, 2004, s. 41.

* 2000 yılı verisi tahminidir.

2. Sosyal Harcamaların Artışı

Aynı şekilde, kamu sosyal harcamalarının GSMH’ye oranı da sürekli bir artış içerisinde olmuştur.

Milli gelir içinde refah devleti harcamalarına, yani sosyal refah harcamalarına ayrılan payın büyüklüğü, büyük oranda o ülkenin gelişmişlik derecesi ve vatandaşlarının refahı ile sosyal refah devleti anlayışına verdiği öneme bağlıdır[29]. Gerçekte, sosyal alana pay ayırmak demek, başka alanlara yapılacak yatırımlardan vazgeçmek demektir.

1945’lerden itibaren, değişen dünya zihniyeti doğrultusunda, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, hemen hemen her ülkede, bu gelişim süresince başta sosyal güvenlik ve sağlık harcamaları olmak üzere, sosyal harcamaların sürekli artış eğilimi gösterdiği bilinmektedir.

Neredeyse her ülkede, yaşlılık, malullük, ölüm, hastalık, analık ve iş kazaları–meslek hastalıkları sigortaları kurulmuştur[30]. Daha zengin ülkelerde ise, bunlara ek olarak, işsizlik sigortası ile aile yardımları da yer almıştır. Eğitim ve sağlık harcamaları[31] artmış, sosyal hizmetler hem kapsam, hem de kalite olarak çok gelişmiştir[32].

Özellikle 1960 yılında, neredeyse bütün Batı demokrasilerinde refah devleti harcamaları kanatlanmıştır[33]. OECD istatistiklerine göre, daha sonraki 20 yıl boyunca da sosyal refah amaçlı kamu harcamaları ikiye katlanmış, 21 OECD ülkesinde, GSMH’nin yüzdesi olarak 1960’daki % 12,3 düzeyinden 1980’de % 23,3’e tırmanmış; ABD’de de harcama düzeyi ikiye katlanarak % 9’dan % 18’e çıkmıştır[34]. 1980’li yıllarda artışın yavaşladığı görülmektedir; bunun nedeni, o tarihlerde yaşanan ekonomik durgunluklardır. Bu oran, daha yakın tarihlerde ise % 25’leri geçmiştir[35]. (Sosyal harcamalardaki artış trendi için, benzer verilere sahip aşağıdaki tablolara da bakınız).

Tablo  SEQ Table \* ARABIC 2: Sosyal Harcamaların GSYİH İçindeki Payı, 1962–1975, (%)

Ülkeler

1962

1963

1964

1965

1966

1967

1968

1969

1970

1971

1972

1973

1974

1975

Almanya

17,5

17,7

17,8

18,2

18,7

20,2

20,2

19,8

21,4

21,9

22,7

23,2

24,7

27,9

Belçika

15,5

15,7

14,9

16,3

16,5

16,9

17,8

18,7

18,5

18,9

20,3

20,5

21,6

24,4

Danimarka

19,4

20,6

21,0

20,8

24,5

27,6

Fransa

16,3

17,2

17,4

17,9

18,2

18,4

18,6

18,3

18,9

19,1

19,2

19,6

20,0

22,7

Hollanda

13,7

15,5

15,8

16,9

18,2

18,9

19,3

19,9

20,7

22,0

23,1

23,7

25,6

28,3

İngiltere

15,7

16,1

16,8

16,6

17,3

19,2

İrlanda

12,7

13,0

12,9

15,3

17,1

20,4

İtalya

14,3

15,1

15,5

17,4

18,1

17,8

18,9

18,9

18,8

20,2

21,7

21,0

22,6

23,7

Lüksemburg

15,7

16,0

16,2

17,1

17,6

19,3

18,8

17,7

16,0

17,8

18,2

16,9

16,3

23,9

Kaynak: Jürgen Kohl, “Trends and Problems in Postwar Public Expenditure Development in Western Europe and North America”, The Development of Welfare States in Europe and America, (Eds.: Peter Flora, Arnold J. Heidenheimer), 4th ed., New Jersey: Transaction Publishers, 1990, p. 319’dan aktaran Şermin Marangoz, “Refah Devleti: Gelişimi, Oluşumu, Modelleri ve Güncel Değişimler”, (Yayınlanmamış Yük. Lis. Tezi), İstanbul: İÜ SBE, 2001, s. 133.

Tablo  SEQ Table \* ARABIC 3: Kamu Sosyal Harcamalarının GSYİH İçindeki Payı, (%)

Ülkeler

1960

1975

1980

1990

ABD

7,3

14,5

13,4

14,6

Almanya

18,1

26,2

25,7

23,5

Danimarka

9,0

24,2

26,8

27,8

Fransa

13,4

17,7

22,5

26,5

Hollanda

11,7

29,6

28,3

28,8

İngiltere

10,2

15,6

16,4

22,3

İspanya

7,8

11,8

16,8

19,3

İsveç

10,8

21,2

25,9

33,1

İtalya

13,1