|
HADÎSLERDE SADAKA
KAVRAMI VE SOSYAL YARDIMLAŞMA
(Dr. Adem
DÖLEK)
Hadîslerde "sadaka" kavramı çok yönlü olarak ifade
edilmektedir. Hz. Peygamber'in (s.a.s.) "Her iyilik sadakadır" hadîsi bunun
en güzel örneklerindendir.
Hadîste geçen ve "iyilik" diye
tercüme ettiğimiz "ma'rûf" kelimesi, Allah'a itaat sayılan her şeyi, Allah'a
yakınlaşmayı, insanlara iyilik etmeyi, şeriatın yapmayı emrettiği bütün
iyilikleri, yasakladığı bütün kötülüklerden uzak kalmayı ifade eden ve
yüksek sıfatlan ihtiva eden çok kapsamlı ve muhtevalı bir kelimedir. Bu
itibarla insanın yaptığı her iyilik kendisine sadaka sevabı
kazandırmaktadır.
Biz bu çalışmamızda sadaka sevabı kazandıran iyilikleri
sınıflandırarak hadîslerden örnekler vermek suretiyle izah etmeye
çalışacağız. Ancak asıl konumuza geçmeden önce sadaka kelimesini ve bu
kelimenin ifade ettiği yardımlaşmanın kısımlannı açıklamakta fayda
görüyoruz.
Sadaka kelimesi ıstılâhî mânâ itibariyle "Allah nzâsı
için fakirlere verilen şeylerdir." Diğer bir ifade ile "Allah'a yakınlaşmak,
sevap ve mükafat umarak verilen şeylerdir." Yine, "Sadaka, maldan sırf Allah
için muhtaçlara temlik edilmek için çıkarılan vergidir. Bunda sıdk ve ihlâs
bir esas olduğu için sadaka denilmiştir" şeklinde tarif edilmektedir.
Sadaka iki çeşittir:
a)
Farz ve vacip olan sadaka,
b)
)Tatavvu (nafile) olan sadaka. Farz ve vacip olan
sadaka; bütün nevilerine şamil olmak üzere (Arazi zekâtı, hayvanların
zekâtı, ticaret ve nakit paraların zekâtı, maden ve mücevheratın zekâtı ve
fitır sadakası gibi) verilen zekâtlardır" Gerek Kur'ân-ı Kerîm'de gerekse
hadîs-i şeriflerde sadaka kelimesi ile, hem farz olan zekat hem de tatavvu
(nafile) olan sadaka kastedilmiştir. Ancak gördüğümüz kadar ile gerek
tefsirlerde gerekse meallerde sadaka kelimesinin tarifi yapılırken, "Nisab
miktarına sahih olan ve şer'an zengin sayılan insanların, muhtaçlara ve
fakirlere sırf Allah rızasını kazanmak için verdikleri (mal cinsinden)
şeylerdir" şeklinde ele alınmıştır.
Müslümanların içinde zengin olduğu gibi zengin olmayan
insanlar da vardır ve hep olagelmiştir. Hatta zenginler, fakirlerden daha
çoktur. Allah (cc) fakirlere zekatı farz kılmamış olmakla beraber her
Müslüman’ın iç aleminde daima bir takım hayırlar yapma arzusu vardır. Çünkü
Allah, insanı medeni olarak yaratmış ve herkesi hangi seviyede olursa olsun
bir takım şeylere muhtaç kılmıştır. Hal böyle olunca zengin bir Müslümanın,
"Ben her sene zekatımı veriyorum" diyerek zekatın dışında hayır yapmazlık
edemeyeceği gibi, şer'an zengin sayılmayan Müslümanlar da "Biz zengin
değiliz" diyerek, hayırdan ve hayırlı işler yapmaktan hiç bir zaman geri
kalamazlar. Zira yardımlaşma sadece mal ile değildir. Bir çok yardımlaşma
şekilleri vardır. Meselâ; "Malı olan malından sadaka versin, kuvveti olan
kuvvetinden, ilmi olan da ilminden tasaddukta bulunsun," rivayeti bunun en
güzel ifadesidir. Bu hakikat, Kur'ân-ı Kerîm'de en güzel şekilde "İnfâk"
kelimesiyle ifade edilmektedir. Bu kelime; farz, vacib ve mendub olan bütün
zekat ve sadaka şekillerini, yardımlaşma türlerinin hepsini ihtiva eden bir
kelimedir.
"Kendilerine nzık olarak verdiğimizden infak ederler"
ayetinden hareketle, Bedîüzzaman, infakta şu esaslara dikkat çeker:
1)
Sadakayı vermekte, kendisi muhtaç olacak şekilde
israfa gitmemesi,
2)
Birinden alıp, başkasına vermek suretiyle halkın
malından olmayıp, kendi malından olması,
3)
Minnetle in'âmın bozulmaması,
4)
Fakir olmak korkusuyla sadakanın terk edilmemesi,
5)
Sadakanın yalnız mala ve paraya münhasır olmadığı
bilinmesiyle ilim, fikir, kuvvet ve amel gibi şeylerde de muhtaç olanlara
sadakanın verilmesi,
6)
Sadakayı alan adam, o sadakayı sefahatte değil de
zaruri ihtiyaçları için sarf etmesi lazımdır.
Görüldüğü gibi Bedîüzzaman, beşinci maddede sadakanın,
sadece mala ve paraya münhasır olmadığını bilakis maddî şeylerde olduğu gibi
manevî şeylerde de olacağını ifade ederken Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in
hadîslerinde zikredilen sadaka şekillerini de kısaca özetlemiş olmaktadır.
Hayır ve hasenat yapmak isteyen her insan için maddi ve
malî durumu ne olursa olsun, iyilik yapmak, hayır işlemek ve sevap kazanmak,
Allah'ın rızasına nail olmak ve insanların yardımına koşmak, onların
muhabbetlerini elde etmek gibi hayır yollan o kadar çoktur ki, hiç kimse
"Ben hayır yapmak istiyorum, ancak imkanım yok, ne yapayım " şeklinde
mazeret beyan edemez.
Allah'a kul, Rasûlüne ümmet, Kur'an'a talebe, İslâm’a
hadim olan herkes , içinde bulunduğu imkanlar dahilinde sadaka verebilir.
Zira sadaka sevabı kazanabileceği ve herkesin kendi durumuna göre
yapabileceği yardımlaşma şekilleri vardır. Bunları Peygamber Efendimiz
(s.a.v.) hadîs-i şeriflerinde izah etmişler ve bunu bizzat göstererek en
güzel bir örnek ve rehber olmuşlardır.
Cenab-ı Hakk, Kur'ân-ı Kerîm'de bu hakikata bir çok
âyet-i kerimede öz olarak işaret etmiş ve emir buyurmuştur. Mesela; "Birr ve
takvada, birbirinizle yardımlasınız. Günah işlemekte ve haddi aşmak
hususunda yardımlaşmayınız" "Birr", güzel ahlak, Allah'ın emirlerini yapıp
yasakladıklarından uzak olmak, insanlara güler yüzle muamele etmek ve onlara
iyilikte bulunmak, itaat, lütuf, sıla-i rahm, ana-babaya iyilik ve ihsanda
bulunmak gibi bütün hayırları içine alan muhtevalı bir kelimedir. Cenab-ı
Hakk, başka bir âyette "Birr"i şu şekilde açıklamaktadır. "Birr (iyilik),
yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz değildir. Asıl "Birr" Allah 'a,
ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman edenin; sevdiği
mallardan akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalana, dilencilere ve köle
azat etmeye verenin, namazı kılanın, zekatı verenin, verdikleri sözleri
yerine getirenlerin, sıkıntı hastalık ve şiddet zamanında da sabredenlerin
yaptıktandır. Bunlar imanlarında sadık olanlardır. Allah'ın azabından
korunanlar da işte bunlardır." Peygamberimize "Birr"den sorulunca "Güzel
ahlaktır." diye cevap vermişlerdir.
İslâm’da maddi ve manevi olarak o kadar çok yardımlaşma
ve hayır yollan vardır ki, Ayni'nin (v.855) ifadesiyle "Hayır kapıları
çoktur. Allah'ın rızasına ulaştıran hayır yollan da sonsuzdur. Bir kapı
açılmadığı zaman diğer kapıya gitmek gerekir." Bize hayır kapılarını açan bu
yardımlaşmalardan;
Birincisi, şer'an zenginlerin her sene vermekle mükellef
oldukları zekattır.
İkincisi. Ramazan ayının sonuna yetişen ve aslî
ihtiyaçlarından başka en az nisab mikdan bir mala sahib her müslümana vacip
olan sadaka-ifıtır'dır.
Üçüncüsü, yine şer'an zengin sayılanların her sene kurban
keserek, kurban etinden fakirlere de vermek suretiyle yardım etmesidir.
Dördüncüsü, Karz-ı Hasen, yani Allah rızası için
yalnızca Allah'tan ecrini istemek niyetiyle ihtiyaç sahibi kişiye faizsiz
ödünç vermektir. Bu Kur'ân-ı Kerîm'de şu şekilde anlatılmaktadır: "O
kimsedir ki, Allah için güzel bir ödünç (karz-ı hasen) takdim etsin de Allah
ona karşılığını kat kat versin. Rızkı daraltan da Allah 'tır, bol veren de.
Yine O'na döndürüleceksiniz"
Beşincisi, bunların dışındaki yardımlaşma şekilleridir.
Bu da maddî ve manevî her türlü yardımlaşma nevilerini ihtiva etmektedir.
Bunlardan hadîs-i şeriflerden tespit edebildiklerimizi göstermeye
çalışacağız. Zikredeceğimiz bu yardımlaşmalar sayesinde her bir insan;
hâlis, samimi ve güzel bir niyet ile hayatının bütün safhalarında ve her
anında sadaka vermiş gibi sevap kazanabilir. Bütün ömür ağacını sadaka
meyveleri ile zinetlendirebilir. Yeter ki iradesini bu yolda kullansın ve
buna azmetsin. İşte o zaman "Yarın ölecekmiş gibi ahirete, hiç ölmeyecekmiş
gibi dünyaya çalış" sırrına ermiş olur.
Şimdi hadîslerde ifade edilen ve hayatın her anını ve
safhasını içine alan nafile sadaka ve yardımlaşma şekillerini, maddeler
halinde hadîslerden örnekler vererek zikretmeye çalışalım.
1. Kişinin Kendisi İçin Harcadığı Yardım:
Bu yardımdan insanın bizatihi kendisi için maddî
harcamaları ve manevi olarak yaptığı her türlü hayırlı şeyleri
kastetmekteyiz.
Bunları da kendi arasında kısımlara ayırabiliriz.
a)
Maddî bakımdan: Bir insanın günahlara ve haramlara
girmemek şartı ile zatî ihtiyaçtan için yaptığı bütün maddi harcamaları ve
masrafları kendisine sadaka sevabı kazandırır. Bu, Peygamber Efendimiz
(s.a.v.)'in şu hadîsinde ifade edilmektedir: "Nefsine yedirdiğin şey, senin
için sadakadır" Bir başka hadîste kişinin harcadığı en faziletli paralar
sayılırken "Allah yolunda yararlandığı vasıtası için harcadığı masraflar
olduğu " bildirilmiştir.
b)
Manevî bakımdan: Bunu da üç kısma ayırmak
mümkündür:
b l: Günahlardan uzak durmak: Bir müslümanın,
kendisini günahlardan ve kötülüklerden uzak tutması kendisine sadaka sevabı
kazandırır. Bunu şu hadîs bize anlatmaktadır: "Bir adam Rasûlullah'a gelerek
"Ey Allah'ın Rasûlü! hangi iş (amel) daha hayırlıdır?" der. Peygamberimiz,
"Allah'a iman ve Allah yolunda cihaddır" buyurur. Adam, "Bunu yapamazsa?"
der. Peygamberimiz de "Bir iş becerene yardım eder ve iş beceremeyenin işini
yapıverirsin "cevabını verir. Adam, "Bunu da yapamıyorsa?" deyince,
Peygamberimiz, "Nefsini serden alıkoy. Çünkü bu da sadakadır. Onunla
nefsinden tasaddukta bulunmuş olursun" der." Bir başka hadîste de Hz.
Peygamber (s.a.s.), "Her müslümanın sadaka vermesi gerekir" deyince ashab,
"Ey Allah 'in Rasûlü (sadaka verecek) bir şey bulamazsa (ne yapar)?" diye
sorarlar. Hz. Peygamber de; "Eli ile çalışır, kendisine faydalı olur ve
tasaddukta bulunur" der. "Bunu da bulamazsa?" diye sorarlar. "İşini
yapamayan ihtiyaç sahibine yardım eder", "Bunu da bulamazsa?" derler, Hz.
Peygamber de; "İyi işler yapar ve kendisini kötülüklerden alı kor, bu onun
nefsi için bir sadakadır"buyurur" Yine bir başka hadîste "...Ya Rasûlallah!
bazı amelleri yapmaya gücüm yetmezse bana ne tavsiye edersin?" diye soran
bir sahabiye Peygamberimiz "Kendini halka zarar vermekten alı korsun. Bu
senin için nefsin için verdiğin bir sadakadır"diye cevabını verir" Görüldüğü
gibi bir müslümanın hem kendi nefsine hem de başkalarına zarar vermekten
uzak durması o kişiye sadaka sevabı kazandırmaktadır. Bu durum İslâm’da
"takva" kelimesi ile ifade edilmektedir. Çünkü takva, Allah'ın yasakladığı
bütün hal ve hareketlerden sakınmaktır. Bunun içindir ki, Kur'ân-ı Kerîm'de
"Allah katında en üstün olanınız, takva bakımından en üstün olanınızdır"
buyurulmaktadır.
b 2: Nafile ibâdetler: Bir müslümanın yaptığı
nafile ibâdetler o kişiye sadaka sevabı kazandırmaktadır. Peygamberimiz
(s.a.v.) bu hakikati şu hadîslerinde ifade ederler: "Sahabe-i Kiram'dan
bazıları Hz. Peygambere "Ya Rasûlattah! Ehl-i servet olan zenginler (büyük
büyük) sevapları alıp gidiyorlar. Hem bizim gibi oruç tutuyorlar, hem de
artan mallan ile sadaka veriyorlar" deyince Peygamberimiz (s.a.v.) "Allah
Teala Hazretleri size tasadduk edecek bir şey vermemiş mi? (ki böyle
söylüyorsunuz.) - Her teşbihiniz sadakadır. - Her tekbiriniz sadakadır. -
Her tahmidiniz sadakadır. - Her tehliliniz sadakadır... " buyurmuştur." Bir
başka hadîste Hz. Peygamber şöyle ifade eder: "Ademoğlundan her bir insan üç
yüz altmış eklem üzerine yaratılmıştır. -Tekbir getiren,- Allaha hamd eden,
-Bir tevhid cümlesi söyleyen, -Allah’ı teşbih eden, -İstiğfar cümlesini
söylen, -İnsanların gelip geçtiği yoldan bir taşı, bir dikeni yahut bir
kemik parçasını kaldırıp atan, - Kötülüğe mani olan kimsenin, bu
iyiliklerinin sayısı üç yüz altmışa ulaştığı takdirde o kimse o gün nefsini
cehennemden azat etmiş olur"
Bir başka hadîste de üç yüz altmış kemik ve oymak üzerine yaratılan insanın,
kuşluk vakti kılacağı iki rekat kuşluk namazı, üç yüz altmış eklem ve
oymağın o günkü sadakası yerine geçeceği ifade edilerek, "Her azanın her gün
ki sadakasının yerini iki rekat kuşluk namazı karşılar' buyurmuştur. Cenab-ı
Hakk, Kur'ân-ı Kerîm'de kuşluk manasına gelen "ed-Duha" sûresinde "Duha
vaktine yemin olsun ki..." şeklinde kasemle başlaması, bu vakte dikkat
çekmektedir.
b 3: İzzet ve Şerefine Dokunanlara Hakkını Helâl
Etmek: İnsanın, her hangi bir maksatla kendisine yapılan haksızlıkları
ve zulmü affetmesi, izzet ve şerefini rencide eden davranışları bağışlaması
da sadaka sevabı kazandırır. Buna Hz. Peygamber'le birlikte savaşa katılmak
isteyen, ancak bineği olmadığı için bir kenara çekilip, ağlayarak Allah'a
dua eden Ulbe b. Zeyd'in (r.a.) şu kıssasını örnek gösterebiliriz. Ulbe b.
Zeyd, binek bulamadığı için geceleyin bir kenara çekilip ağlar ve o gece
namaz kıldıktan sonra "Ey Allah'ım! Sen cihadı emrettin ve insanları ona
teşvik ettin. Sonra bana cihada gitmek için bana bir mal vermedin. Rasûlünün
elinde beni bindirecek bir imkan yoktur. Malımda, canımda, namusumda bana
yapılan her zulmü, müslümanlar için helâl ettim" diyerek dua eder. Sonra
halkla beraber sabah namazına katılır. Hz. peygamber "bu gece sadaka veren
nerededir?" diye sorar, ancak kimse cevap vermez. Bunun üzerine Hz.
peygamber tekrar "bu gece sadaka veren kimse ayağa kalksın" deyince Ulbe,
ayağa kalkarak durumu kendisine anlatır. Hz. peygamber de "müjdeler olsun.
Canımı kudret elinde tutan Allah 'a yemin ederim ki, senin sadakan, kabul
edilen sadakalar arasına yazıldı" der.
Diğer bir rivayette de olay şöyle anlatılmaktadır: Hz. Peygamber
sahâbîlerini sadaka vermeye teşvik ettiğinde, Ulbe b. Zeyd'in yanında sadaka
verecek hiç bir şeyi yoktur. Ulbe, ayağa kalkarak "Ey Allah'ın rasûlü!
Sadaka vermeye teşvik ettin, ancak yanımda ırzımdan başka hiç bir şeyim yok.
Bana zulmedene (ona hakkımı helal etmek suretiyle) tasaddukta bulunuyorum."
der ve orada ayrılır. İkinci gün Hz. Peygamber, "Ulbe b. Zeyd nerede? Allah
Teâlâ onun sadakasını kabul etti." buyurmuştur.
2. Ailevî Yardımlaşma:
Ailevî yardımlaşmadan maksadımız; Müslüman bir kişinin
eşi ve çocukları için yaptığı bütün harcamalardır.
a)
Eşine ve Çocuklarına: Hz. Peygamber bir
hadîsinde, "Hanımına yedirdiğin senin için sadakadır..." buyurmuştur. Diğer
bir hadîste "Erkeğin sırf Allah 'in rızasını kazanmak ümidiyle ev halkına
yaptığı harcama onun sadakasıdır." Bir başka hadîste de "Veren el alan elden
daha hayırlıdır. Bakmak zorunda olduğundan başla. En hayırlı sadaka geçimi
üzerine olan varlıklara ayrılan sadakadır. El açmaktan sakınan kimseyi.
Allah, başkalanna muhtaç etmez." demektedir. Yine Peygamberimiz bir
hadîsinde Suraka b. Cu'm'a şöyle demiştir: "Sana en büyük sadakanın (ya da
büyük sadakalardan birisinin) hangisi olduğunu haber vereyim mi?" Suraka
"Evet, Ya Rasûlallah!" deyince, Peygamberimiz, "Boşanıp da senden başka
kendisini giydiren birisi olmayan kızın." buyurmuştur. Yani herhangi bir
sebeple boşanıp da geri babasının yanına dönen dul kadına babasının ona
bakması en büyük sadaka sevabı kazandıran hizmetlerden birisidir. Bu hadîs,
buna benzer vukua gelebilecek hâdiselerde alınacak tavrı göstermekte ve
böyle bir hastalığın tedavisi için güzel bir reçete sunmaktadır. Aynı
zamanda böyle birisinin sokağa atılmasıyla, meydana gelecek olan bir takım
huzursuzlukların ve kötülüklerin de önüne geçme yolunu bildirmektedir. Bir
başka hadîste de "Kişinin ehline yaptığı infak ve harcama o kişi için sadaka
yazılır. Kendisi ile namusunu koruduğu şey de sadakadır." buyurulmuştur.
Hatta kişinin hanımına mukarenette bulunmasının bile sadaka sevabı
kazandırdığını bildiren Rasûlullah'a ashab, "Ya Rasûlallah! birimiz
şehvetini kaza ederse yine mi sevap olur?" deyince Rasûlullah (s.a.v )
"Söyleyin, o kimse şehvetini haram yolla giderseydi, ona günah olmayacak
mıydı? İşte bunun gibi helal yol ile de şehvetini helal yolla giderirse
sevaba nail olur." diye ifade etmiştir.
b)
Ana – Babasına: Kur'ân-ı Kerîm'de Cenab-ı
Hakk, ana-babaya iyilik hususunda şöyle buyurur: "Ana-babaya iyilik edin.
Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ererlerse onlara
"öf bile deme. Onlan azarlama. Onlara çok güzel ve tatlı söz söyle. Onlara
acıyarak tevazu kanadını indir ve "Ya Rab, onlar beni çocukken nasıl terbiye
ettilerse sen de kendilerini öyle esirge," de" Bu ayet-i kerimede beş
surette ana-babaya iyilik edilmesi emredilmektedir: 1) Öf bile dememek, 2)
Onları azarlamamak, 3) Onlara güzel söz söylemek, 4) Onlara karşı mütevazi
olmak, 5) Onlar için hayır duada bulunmak. Daha bir çok ayet-i kerimede
ana-babaya itaat emredilmiştir. Peygamberimiz, cihada gitmek isteyen bir
sahabiye "Anan-baban hayatta mı?" deyince sahabi, "evet" der. Peygamberimiz
de "Git, onlara hizmet et" talimatını verir. Şayet ana-baba hayatta olmazsa
onlar namına tasaddukta bulunmak suretiyle hem onlara iyilik yapılmış
olunur, hem de tasaddukta bulunanın kendisi de sadaka sevabı kazanır. Buna
şu hadîs güzel bir örnektir: Sa'd b. Ubâde anlatıyor: "Ey Allah 'm Rasûlü!
annem vefat etti, onun adına yapacağım sadakanın hangisi daha faziletlidir?"
dedim. Peygamberimiz "Su" buyurdular. Bunun üzerine Sa'd bir kuyu kazar ve
"Bu kuyu Sa'd'ın annesi içindir" diyerek kuyuyu tasadduk eder.
Hadîste "su"yun zikredilmesi, o zaman da Arabistan'da en önemli
ihtiyaçlardan birisinin su olması itibariyle olabilir. Bu sebeple biz de
geçmişlerimiz için tasaddukta bulunacağımız zaman toplumun en zaruri
ihtiyaçlarını karşılayacak cinsten olmasına dikkat etmemiz gerekir. Bir
başka hadîste de "Bir adam (Rasûlüllaha gelerek), "Ey Allah'ın Rasûlü! annem
vefat etti Ben onun için tasaddukta bulunsam ona faydası olur mu?" diye
sorar. Rasûlüllah da "Evet" deyince, adam, "Benim bir meyveliğim var, siz
şahit olun ki onu annem için tasadduk ediyorum" der."
3-Akrabalar Arası Yardımlaşma:
Ailevî yardımlaşmalardan sonra, sıra biraz daha geniş
daire olan akrabaya gelmektedir. Dinimiz de bu konuda çokça teşvikte
bulunmuştur. Mesela, "Akrabaya, yoksullara, yolda kalmışa haklarını ver.
Malını da israf etme." buyurarak bu ayette ihtiyaç sahibi olanlara yardımda
bulunulması emredilirken önce akraba zikredilerek, bir insanın önce kendi
yakın akrabalarını ve hısımlarını gözetmesine dikkat çekilmiştir. İkinci bir
husus da yardımda bulunanın kendisinin yardıma muhtaç olacak kadar fazla
ileri gitmemesinin emredilmiş olmasıdır.
Bir diğer ayette de "Şüphesiz ki Allah adaleti, iyiliği
(özellikle de) akrabaya muhtaç oldukları şeyleri vermeyi emreder..."
buyurulmaktadır. Yine bir başka ayette, Allah'a ibadet ve ana-babaya
ittaatten sonra hemen üçüncü sırada akrabalara iyilik edilmesi emredilir.
Bir diğer ayette de "Onlar hangi şeyi nafaka vereceklerini sana sorarlar. De
ki, malda vereceğiniz şey (evveliyetle) ana-babanın, akrabaların,
yetimlerin, yoksulların ve yolcunun hakkıdır..." denilmektedir. Hiç şüphesiz
bu yardımların en güzeli manevi yardımdır. Bu da onların imanlarının
kurtulmasına çalışmaktır. Bu hakikata da şu ayet işaret etmektedir: "en
yakınlarını uyar.
Akrabaya yapılacak olan ikinci yardım da maddi
yardımlardır. Bu yardımlar küçük olsun büyük olsun yardım edene büyük
sevaplar kazandırmaktadır. Bunu "Akrabalar iyiliğe daha layıktır. Bu iyiliği
akrabaların fakirlerine yap." sözü çok güzel bir şekilde anlatmaktadır. Yine
bir hadîste de "En faziletli sadaka, kendisine buğz ve düşmanlık eden
akrabaya verilen sadakadır." buyurulmuştur. Ebû Hureyre anlatıyor: "Hz.
Peygamber buyurdu: "Veren el alan elden daha hayırlıdır. Vermek (yani
bakmak) zorunda olduğundan başla. En hayırlı sadaka geçimi üzerine olanlara
ayrılan sadakadır. El açmaktan sakınan kimseyi Allah, dilenmekten korur,
içinde bulunduğu duruma kanaat edenleri Allah başkalarına muhtaç etmez."
4-Kişi ve Toplum Açısından:
a)
Kişinin hizmetçisine ve işçisine yardımı:
Hz. Peygamber (s.a.s.) "Kişinin hizmetinde bulunana harcadığı sadakadır."
buyurmaktadır. Bu hadîs kişinin -esnaf ise- işçisinin ve hizmetçisinin
gönlünü hoş etmek için -aldığı ücret- dışında yapacağı bütün harcamaların
sadaka sevabı kazandıracağını bildirmekle birlikte bütün insanların gerek
amir gerek esnaf olsun hizmetinde ve raiyyetinde bulunanlara iyilik
yapmalarını ve ikramda bulunmalarını teşvik etmektedir.
b)
Hastayı ziyaret: Bir müslümanın, bir
hastayı ziyaret etmesi ona sadaka sevabı kazandırır. Bu konuda Hz. Peygamber
"Hastayı ziyaret etmen sadakadır." buyurmuştur.
c)
Cenazeye iştirak: Yine Peygamberimiz
(s.a.s.) "Cenazeye tabi olman sadakadır." buyurmuştur.
d)
Allah yolunda olanlara yardım: Bir
müslümanın din-i mübin-i İslâm’a hizmet edenlere yaptığı maddi ve manevi
yardımları ona sadaka sevabı kazandırmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.), "Bir
erkeğin harcadığı paraların en hayırlılarını sayarken, "Allah yolunda
yararlandığı vasıtasına harcadığı para ve Allah yolunda harcadığı paradır."
demektedir". Her insanın bizatihi Allah yolunda hizmet etme imkanı
olmayabilir. Ama vasıtası olan vasıtasını hizmet edenlere tahsis edebilir,
para yardımında bulunabilir.
e)
Yol göstermek: Hz. Peygamber (s.a.s.),
"Yolunu kaybeden yolcuya yolunu göstermen senin için sadaka yazılır."
buyurmuştur. Bu hadîste belirtilen "yol gösterme", yolunu kaybeden her hangi
bir yolcu için olduğu gibi hak yoldan sapan ve manevi yolunu kaybedenler
için de geçerlidir.
f)
Su ikramı: Rasûlullah (s.a.v.), bir
hadîsinde "Kovandan, mümin kardeşinin kovasına su boşaltıvermen senin için
sadakadır." buyurarak kuyudan su çekip, bir mü'min kardeşin kovasına su
boşaltmak gibi bir iyiliğin dahi küçük görülmemesini ifade ederken, buna
mümasil hizmetlerin yapılmasını da teşvik etmektedir. Bir hadîste de "Ecir
bakımından su'dan daha büyük bir sadaka yoktur." şeklinde ifade ederek "En
faziletli sadaka, su ikram etmektir." diyen Rasûlullah (s.a.v.), ihtiyaca en
güzel şekilde cevap verecek şeyin ikram edilmesine dikkat çekmiştir. Hz.
Aişe (r.anha) anlatıyor: "Ey Allah'ın Rasülü!" dedim, verilmemesi caiz
olmayan şey nedir?" " Su, tuz ve ateş!" buyurdular. Ben tekrar: "Ey Allah
'in Rasülü dedim. Evet suyu anladık öyledir, ama tuz ve ateş niye öyledir?"
dedim. Şu cevabı verdi: "Ey Humeyra! Kim (isteyene) ateş verirse, bu ateşin
pişirdiği herşeyi tasadduk etmiş gibi sevab kazanır! Kim de tuz verirse, o
da bu tuzun tatlandırdığı her şeyi tasadduk emiş gibi olur. Kim su bulunan
yerde bir müslümüna bir içimlik su içilirse sanki bir köle azat etmiş gibi
olur, suyun bulunmadığı yerde içilirse, onu ihya etmiş gibi olur." Bu
hadîslerde de görüldüğü üzere su, tuz, ateş vs. gibi şeyleri ikram etmek
dahi olsa hiç bir iyiliği küçümsememek gerekir.
g)
Tebessüm: Yine Hz. Peygamber "Mü'min
kardeşinin yüzüne tebessüm etmen senin için sadaka yazılır." buyurarak
Müslüman kardeşlerimizle karşılaştığımız zaman onlara karşı güler yüzlü
olmamıza dikkat çekmekte ve bu tebessümün müslümana sadaka sevabı
kazandırdığım belirtmektedir. Bunun içindir ki, Peygamberimiz, "Mü'min
kardeşini güler yüzle karşılamak bile olsa hiç bir iyiliği küçümseme'"
buyurmuştur. Çünkü Allah rızasına mazhar olan en küçük bir iyilik, Allah'ın
rızasına nail olmayan en büyük bir işten daha büyüktür. Yeter ki Allah kabul
etsin. İyilik edilen insan ister zengin olsun ister fakir olsun, fark etmez.
h)
Emâneti sahibine vermek: Rasûlullah
(s.a.v.) "Müslüman, emin bir vekilharç, kendine emanet edilen bir malı gönül
hoşluğu ile verdiği takdirde tasadduk edenlerden biri olur." buyurarak iki
şeye dikkat çekmektedir: - Müslüman emin olmalı, - Kendine emanet edilen her
hangi bir malı gerekli yere verirken, bu işi gönül rızası ile yapmalı. Bu
takdirde sadaka sevabı kazanır. Eğer gönül hoşnutluğu ile yapılmazsa, hatıra
binaen yapılırsa o zaman ihlas ve samimiyeti kaybeder. Bu sevaptan mahrum
kalabilir. Aynı zamanda bu hadîste Müslümanların birbirine yardımcı olmasına
da teşvik vardır.
i)
Borçluya mühlet vermek: Rasûlullah (s.a.s.)
"Kim bir borçluya mühlet verirse, (mühlet verdiği) her bir gün için sadaka
sevabı kazanır. Kim de borcunun vadesi geldikten sonra tehir ederse,
ertelediği müddetçe her geçen gün alacağı kadar sadaka yazılır." Bir başka
hadîste de "Bir Müslüman’a bir şeyi iki kere borç veren hiç bir Müslüman
yoktur ki, onun bu davranışı, o şeyi bir kere sadaka vermiş gibi sadaka
sevabı kazandırmış olmasın." buyurmuştur. Görüldüğü gibi bu hadîslerde
alacaklıyı gözetmek ve gerektiğinde ona ikinci defa mühlet vermenin bile
sadaka sevabı kazandıracağı haber verilmektedir. Ancak alacaklının böyle bir
niyeti de su-i istimal etmemesi gerekir.
j)
Ziraat:: Bir Müslüman meyvesinden ve
gölgesinden veya kendisinden istifade edebilecek bir ağaç diker ya da bir
bitki ekerse, onun için sadaka olur. Bunu Hz. Peygamber şu hadîsleriyle
ifade buyurmuştur. "Bir Müslüman, bir ağaç dikerse o ağaçtan yenilen, o kişi
için sadakadır. Her hangi bir kişi o ağaca zarar verirse yine diken kişi
için sadaka olur." . Diğer bir rivayette de "Bir Müslüman bir ağaç diker
veya bitki eker de ondan bir insan veya hayvan yahut kuş yese, kıyamet
gününe kadar o kişi için sadaka olur." Bedîuzzaman bunu şu şekilde izah
etmektedir: "...Eğer sen istirahat ve teneffüs vaktini ruhun rahatına,
kalbin teneffüsüne medar olan namaza sarf etsen, o vakit bereketli nafaka-i
dünyeviyye ile beraber senin nafaka-i uhreviyyene ve zad-ı ahiretine
ehemmiyetli bir menba olan iki maden-i manevi kazanırsın. Birinci maden;
bütün bağındaki yetiştirdiğin çiçekli olsun meyveli olsun her nebatın, her
ağacın tesbihatından güzel bir niyet ile bir hisse alıyorsun. İkinci maden;
hem bu bağdan çıkan mahlukattan kim yese -hayvan olsun, insan olsun, inek
olsun, sinek olsun, müşteri olsun, hırsız olsun- sana bir sadaka hükmüne
geçer. Fakat o şart ile ki, sen Rezzak-ı hakiki olan Allah namına ve izni
dairesinde tasarruf etsen ve O'nun malını O'nun mahlukatına veren bir
tevziat memuru nazarıyla kendine baksan..." Görüldüğü gibi halis bir niyetle
Allah'ın rızasını kazanmak için bütün canlıların istifadesi için ekilen-
dikilen her şeyden, o kişi sadaka sevabı kazanmaktadır. İster bu kendi
çocuk-çoluğunun rızkının temini olsun, isterse fisebilillah olsun fark
etmez. Çünkü her ikisinden de canlılar istifade etmektedir.
k)
Engelleri kaldırmak: Bir müslümanın
hedefine ve maksadına ulaşması için gelip geçtiği yerlerde bulunan engelleri
kaldırmak ve rahatsız edici şeyleri atmak, sadaka sevabı kazandırmaktadır.
Bu konuda Rasûlullah (s.a.v.) "Her müslümanın sadaka vermesi lazımdır"
deyince bir adam "Ya Rasûlallah! buna kim güç yetirebilir?" diye sorar. Hz.
Peygamber de "... Yoldan eziyet verici şeyi atman bile sadakadır.."
İnsanların geçtiği yollardan, eziyet verici şeyleri, maddî engelleri
kaldırmak sadaka olduğu gibi, Allah'a götüren yollardaki manevî engelleri de
ortadan kaldırmanın daha büyük sadaka olacağı kanaatındayız.
l)
Selâma karşılık vermek: Rasûlullah
(s.a.v.), bir müslümanın verdiği selama selâmla karşılık verilmesinin sadaka
sevabı kazandırdığını bildirmek için "Bir müslümanın, selamına karşılık
verilmesi sadakadır." buyurmuştur. Bir başka hadîste de "Nefsim yed-i
kudretinde olan Allah 'a yemin olsun ki, siz birbirinizi sevmedikçe hakiki
iman etmiş olamazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir
şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız." buyurmaktadır.
m)
Misafire ikram: Yine Resûlullah (s.a.v.),
misafire ikramda bulunmayı teşvik ederek, bu ikramın sadaka sevabı
kazandırdığım haber vermişlerdir."
n)
Hayır müesseseleri: İnsanların istifadesi
için yaptırılan ve hayırlı işlerde kullanılmak üzere inşa edilen bütün
müesseseler ve vakıflar, müesseseler ve vakfedenler için kıyamete kadar
arkalarından kedilerine sadaka sevabı kazandıran şeylerdir. Bunun için Hz.
Peygamber (s.a.v.), bu müesseselere "sadaka-i cariye" diyerek "İnsan öldüğü
zaman, amel defteri üç sebeple açık kalır. Bunlar; sadaka-i câriye veya
kendisinden faydalanılan ilim ve yahut arkasından kendisi için dua eden
salih evlat" buyurmuştur.
o)
İyi muamele: Bir müslümanın her hangi bir
sebepten dolayı maruz kaldığı kötülüğe karşı iyi muamelede bulunması onun
için sadaka yazılır. Peygamberimiz bunu şu hadîslerinde belirtmişlerdir:
"Sana kötü nazarla bakan bir adama senin iyi nazarla bakman sadakadır." Yine
bir başka hadîste "İnsanlara iyi muamele etmek sadakadır." Buyurarak,
Allah'a isyan edilmedikçe insanlara hüsn-ü muamelede bulunmanın ve onları
görüp gözetmenin kişiye sadaka sevabı kazandıracağını ifâde etmiştir.
p)
İyiliği tavsiye, kötülüğü yasaklama:
Rasûlullah (s.a.v.) bir çok hadîslerinde "Emr-i bi'l-maruf sadakadır. Nehy-i
ani'l-münker sadakadır." buyurmuş ve hayatı boyunca da bu vazifeyi en güzel
şekilde ifa etmiştir. Her zaman olduğu gibi, özellikle bu zamanda her
Müslüman, kendi seviyesine ve durumuna göre müspet hareketle bu vazifeyi
yapmakla mükelleftir. Bu kutsi vazife yapılırken, usûl de en az vazife kadar
önem arz etmektedir. Özellikle neyin, nerede, nasıl ve ne şekilde yapılması
gerektiğinin bilinmesi lâzımdır.
q)
Güzel söz: İnsanları doğruya, hidayete ve
hayırlı şeylere götüren, hayırlara vesile olan ve sevap kazandıran her söz
"kelime-i tayyibe" ile ifade edilmektedir. Kelime-i tayyibe; kelime-i tevhid,
tahmid, teşbih, Kur'an ve iman, inanç v.s. gibi bütün güzel mânâları ihtiva
etmektedir. İşte bunlara dair söylenen ve bunlarla yapılan bütün güzel
şeyler, kelime-i tayyibedir. Bunun içindir ki, Hz. Peygamber, "Kelime-i
tayyibe sadakadır." buyurarak, insanların hayır söylemelerini ve hayırlı
şeyleri konuşmalarına dikkat çekmiştir. Bu konuda İbnü Battal şöyle der:
"Güzel söz, hayırlı işlerin büyüklerindendir. Çünkü Cenab-ı Hakk, "İyilikle
kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle
arasında düşmanlık bulunan kimse sanki Iştından bir dost olur."
buyurmaktadır, diyerelc; kötülüğü önleme fiil ile olduğu gibi bazen söz ile
de olur." Eğer insan konuştuğunda zarar verecekse o zaman susması en
güzeldir. Bunun içindir ki "Dili muhafaza etmek, en faziletli sadakadır."
denmiştir. Yine meşhur bir darb-ı mesel vardır; "Söz söylemek gümüş ise
sükût altındır". Çünkü, her doğruyu bilmek haktır. Ama her doğruyu her yerde
söylemek doğru değildir.
r)
Vasıtaya bindirmek: Bir müslümanın, mü'min
kardeşine vasıtasına binerken veya eşya yükletirken yardım etmesi, o kişiye
sadaka sevabı kazandırmaktadır. Peygamber Efendimiz, "Bir kimseye,
vasıtasına binerken ya da yükünü yükletirken yardım etmen sadakadır."
buyurmuştur. Bu hadîsten hareketle, kişiyi vasıtasına bindirmede yardım
etmek, insana sadaka sevabı kazandımsa, vasıtası olanların da, vasıtası
olmayım veya yolda kalanı yahut buna benzer zor durumda kalanları kendi
vasıtalarına almak suretiyle yardımcı olmaları, daha çok sadaka sevabı
kazamaya vesile olacağı kanatadayız.
s)
Ayırım yapmamak: Rasûlullah (s.a.v.)
"Zengin ve fakire yaptığın her iyilik sadakadır." buyurarak zengin, fakir
her insanın muhtaç olduğu maddi ve manevi ihtiyaçları vardır. Bu sebeple bir
insanın hangi seviyede olursa olsun ona karşı iyilikte bulunulması
gerekliliğine dikkat çekmektedir.
t)
Dargınları barıştırmak: Rasûlullah
(s.a.v.), "Dargın olanların arasını bulup barıştırmak en faziletli
sadakalardandır." buyurarak, herhangi bir sebeple birbirlerine küsen iki
kişinin ya da iki grubun arasım düzeltip barıştırmak kişiye sadaka sevabı
kazandırdığını bildirir. Cenab-ı Hakk, bu durumu Kur'ân-ı Kerîmde şu şekilde
anlatmaktadır: "Mü 'minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin
arasını düzeltin ve Allah 'tan korkun ki esirgenesinîz." . Ayette de
görüldüğü gibi, iki mü'min birbirleri ile kavga ederlerse veya bir başka
sebeple birbirilerine küserlerse, onların arasının düzeltilmesi ve
banştırılması emredilmiştir.
6. İlim Öğrenmek ve Öğretmek:
Hz. Peygamber (s.a.v.) "En üstün, en faziletli sadaka,
müslüman bir kişinin ilim öğrenmesi sonra da o ilmi bir müslüman kardeşine
öğretmesidir." buyurarak müslümanlan hem ilme teşvik etmiş hem de ilim
öğrenmenin ve öğretmenin en faziletli işlerden olduğunu bildirmişlerdir. Bir
hadîste de "Bilmeyene ilim öğretmek, sadakadır." selinde ifade edilmiştir.
İlim ise okumakla elde edilir. Bunun için Kur'ân'ın ilk emri, "oku" emridir.
Ancak Kur'ân-ı Kerîm, neyin ve nasıl okunması gerektiğine de dikkat çekerek
"Rabbinin adıyla oku" buyurmuştur. Sunuda ifade edelim ki, okunanlara
Allah'ın ismiyle başlanması gerektiği kadar, okunanlarda Allah'ın isimlerini
okuyabilmek de çok önemlidir. Nice okuyanlar vardır ki, okuduğundan
habersizdir.
Netice
Buraya kadar ifade etmeye çalıştığımız sadaka şekilleri
ile, İslâm'daki hayır yollarının ne kadar çok olduğunu gösterme açısından
bir kaç numune zikrettik. Her bir müslüman, durumu ne olursa olsun, maddi ve
manevi olarak yardım elini uzatabileceği birisini bulabilir. Yine insan,
hangi makam ve mevkide bulunursa bulunsun kendisinden aşağı seviyede yardım
edebileceği insanlar olabilir. Çünkü içtimai hayatta hiç bir insan eşit
seviyede değildir. Bu sebeple herkesin; her hâl-u kârda yardım edebileceği
birisi vardır.
Zikrettiğimiz hadîslerde de görüldüğü üzere İslâm, madde
ve manadan oluşan bir hayat nizamıdır. Bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma
müessesesidir. Bir kaynaşma ve kardeş olma prensipleri mecmuasıdır. Bu
sebeple eğer biz Müslümanlar, gerçek manasıyla kendi benliğimize, kendi
fıtratımıza ve kendi kimliğimize dönebilirsek, kendi fıtratımıza uygun olan
İslâm'ın bu prensiplerine uyabilirsek ve onu bütün hallerimizde,
tavırlarımızda, yaşantımızda görebilirsek ve başkalarına gösterebilirsek,
kısaca biz, İslâm 'ı tam manasıyla yaşayabilirsek, işte o zaman, bu
insanlar, içinde bulundukları sefalet ve rezaletten kurtulacaklardır.
Neticede bu toplum ve bu İslâm ümmeti bir kere daha asr-ı saadetteki gibi
büyük bir saadete nail olacak, herkes kardeş olacak, herkes dost olacak,
herkes mutlu olacak ve bu dünya gül-gülistana dönecektir. İnşaallah... |