|
Teknolojik Değişmeler, Çalışma İlişkileri ve
Yeni İstihdam Türleri
(Prof.
Dr. Toker DERELİ; İş-Güç; Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi;
Cilt: 3; Sayı: 2; 2001)
20. yüzyılın ikinci yarısı boyunca çalışma
ilişkileri belirleyen birçok faktör 1990'lardan bu yana önemli değişmelere
uğramıştır. Gerçekte, imalat endüstrilerinde yoğunlaşan bir istihdama,
istikrarlı ve güvenli bir kamu sektörüne ve güçlü bir sendika hareketine
dayanan 20. yüzyılın geleneksel endüstri ilişkileri 1960'larda ve 70'lerde
zirve noktasına ulaşmıştı. Ancak işsizlik 1980'lerin ortalarından başlayarak
1990'ların sonları itibariyle yükseldikçe, birçok ülkede sosyal koruma
sistemleri ve sendikalaşma zayıflamış, sendikal hareketle işverenler
arasındaki güç dengesi kesin biçimde işverenler lehinde değişmiştir (Dereli,
1997).
1990'larda yeni çalışma biçimlerinin
yaygınlaşması ile işçilerle işverenler arasındaki 20. yüzyılın sosyal
sözleşmesi de değişmeye başlamıştır. Fordist sistemlerde ve Keynesian
dönemde doğup gelişen "eski" sosyal sözleşme, işçinin çok çalışması,
yüksekçe performansı ve işletmeye bağlılığı, karşılığında iş güvencesi, adil
işlem ve yüksek bir statü ile ödüllendirilmesi beklentisini içermekteydi. Bu
ise, maddi açıdan işçinin iş ve gelir güvencesinin zaman içinde kıdeminin
artışı ile daha da güçleneceği ve bu sayede yükselen yaşam standardının ve
emeklilik için yaptığı tasarrufların kendisine mutlu ve güvenli bir hayat
sağlayacağı anlamına geliyordu. Bu olgu her ülkede ve tüm işçiler için
sözkonusu olmamışsa da Fordist sistemin benimsediği temel ideali temsil
etmiştir.
Teknolojik
Değişmeler
Günümüzde çalışma ilişkileri ve istihdamda
yaşanan değişmelerin sebepleri çeşitlidir. Bazı gözlemcilere göre, ürün
piyasalarının küreselleşmesi rekabet baskılarını arttırmış ve uluslararası
düzeyde daha ileri bir işbölümüne yol açmıştır. Birçok işletme işgücünü
küçülterek, geçici işçi ve taşeron kullanarak ve yalın yönetim sistemleri
uygulayarak esnekliği arttırmaya çalışmıştır. Hükümetlerin çoğu
kuralsızlaştırmayı teşvik eden neo-liberal ekonomi politikaları izlemiş,
bunun sonucu ise emek piyasası kurumlarının zayıflatılması olmuştur.
Toplum ve emek piyasaları üzerinde en önemli
etkiyi yaratan faktör ise, teknolojik değişim olmuştur. Gerçekte
küreselleşmenin asıl nedeni teknolojik değişimin hız ve hacminde yaşanan
artıştır. Kapitalin, malların, bilgi ve tüketim-yaşam biçimlerinin ulusal
sınırları serbestçe aşarak evrensel bir benzeşime yol açması anlamını
taşıyan "küreselleşme"nin baskın sebebi, uluslararası ticaretin artışı,
serbest piyasa ve neoliberal politikalar değil, iletişim ve bilişim
teknolojilerinde kaydedilen büyük ilerlemelerdir. Liberal politikalar ve
uluslararası ticaret geçmiş dönemlerde de zaman zaman egemen politika
olmuşlardı; ancak günümüzde teknolojik yeniliklerin hız ve büyüklüğünde
tarihin hiçbir döneminde rastlamadığımız ölçüdeki değişimler küreselleşmeyi
önlemez boyutlara ulaştırmıştır. Kuşkusuz 18. ve 19. yüzyılın sanayi devrimi
de tarım ve zanaatlara dayalı toplumların teknolojik alt yapısını büyük bir
dönüşüme uğratmıştı; fakat günümüz teknolojilerinin niteliği, çeşitliliği ve
değişim hızı yeni ve daha farklı bir oluşumdur. Bazı gözlemcilere göre mikro
elektroniğin, elektronik bilgi işlem sistemlerinin ve dijital iletişimin
patlaması, örneğin internet ve dünya çapında bir web sistemi çalışma
hayatını gerçek bir dönüşüme uğratmaktadır. Daha şimdiden bilgiye dayalı bir
ekonominin doğuşu ekonomik büyüme, ulusal rekabet gücü, çalışma
organizasyonları ve gereksinim duyulan vasıflar yönünden fevkalade önemli
sonuçlar doğurmuş bulunmaktadır.
Yeni İstihdam
Türleri
Yeni bin yılda çalışmanın niteliği hakkındaki
görüşler, ütopik uç ile pesimist uç üzerinde, iki kutupta yoğunlaşmış
görünmektedir, (Barley, 1996). Bazı görüşlere göre yeni bilgi çağında üretim
ve hizmet sektörlerinde rutin tipteki işler için işçi talebi az olacaktır;
yalnızca ileri derecede vasıflı teknisyenler ve yöneticiler için bir gelecek
vardır. Başka bazılarına göre ise, nüfusun önemli kesimleri için bugünkü
anlamı ile çalışma tamamen ortadan kalkacaktır (Aronowitz ve Cutler, 1998).
Ancak demografi, teknoloji, piyasaların yapısı ve örgüt ve istihdam
uygulamalarındaki değişmelere göre iş ve çalışmada meydana gelecek
değişmelerin daha yavaş ve parçalı olması mümkündür. Kuşkusuz, genel olarak
imalattaki işgücü sanayileşmiş Pazar ekonomilerinin çoğunda yüzde 25'in
altına düşmüş, hizmet sektöründeki istihdam ise yüzde 70'i aşmış, ayrıca son
birkaç on yılda işgücünde önemli sektörel değişmeler olmuştur. Öte yandan
tarımın ve imalât endüstrilerinin bünyesine hizmetlerin ve hizmet sektörünün
bünyesine de kısmen sanayinin katılması ile üç sektör arasında iç-içe
geçmeler olmaktadır. Bilindiği gibi, ekonomik değerin kaynağı tarım,
madencilik ve imalât gibi eski sektörlerden bilgi ve enformasyon
teknolojisi, vb. yeni alanlara kaymaktadır. Bu dönüşüm bilgi ve
enformasyonun önemli bir maliyete yol açmadan paylaşılmasını, işlenmesini ve
dünya çapında süratle nakledilmesini sağlayan yeni teknolojiler sayesinde
mümkün olmuştur. Ne var ki, ILO'un da belirttiği gibi, bu gelişmelere karşın
dünya işçilerinin üçte bir kadarı halen işsizdir ya da eksik istihdam
düzeylerinde çalışmaktadır.
Teknolojik değişimin ortaya çıkardığı yeni
istihdam alanları arasında, önemli miktarda ticari ve sosyal faaliyeti
fiziksel alandan interaktif, dijital ve açık standartları taşıyan, örneğin
internet, interaktif televizyon sistemleri, vb. içeren "network (şebeke)
devrimi" zikredilebilir. Elektronik ticaret, network devriminin yalnızca bir
yönüdür, fakat bu sayede daha önceleri belli iş tanımları olan ve çok
sayıdaki işçinin yaptığı işlerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaktadır. Ancak
elektronik ticaret belki daha az sayıda, fakat bilgisayar kullanımında ileri
derecede vasıflı iş görenler gerektirir. Avrupa Birliği'nin bir raporuna
göre (European Commission, Buildingi the Network Economy in Europe, 1998)
gelecek beş yıl içinde network ekonomisi Avrupa Birliğinde birçok yeni işler
yaratırken çok sayıda eski işin de yok olmasına neden olacak, bu arada
milyonlarca çalışanın da günlük yaşamını etkileyecektir. Buna karşın network
ekonomisinin endüstri ilişkileri boyutu henüz yeterince incelenmemiştir.
Oysa yeni enformasyon teknolojilerine (IT) tabi işgücü Avrupa emek
piyasasının en hızlı büyüyen sektörüdür ve her yeni dört işden biri bu
sektördedir. Bu alanda yeterli vasıfta işçi bulunamadığından işçi açığı
dönemsel (geçici) hizmet sözleşmeleri ve esnek çalışma biçimleriyle
kapatılmaya çalışılmakta, işverenlerde bu amaçla geçici işçi sağlayan
uluslararası istihdam kurumlarına başvurmaktadırlar.
Enformasyon teknolojisi ile ilgili ve
istihdam hacmi artan bir alan da telefon çağrı merkezleridir. Avrupa'da bu
alandaki istihdam yılda yüzde 20'nin üstünde bir hızla artmakla beraber bu
sektördeki işlerin kalitesi tartışma konusu olmaktadır. Özellikle çalışmanın
çoğunluğu, monotonluğu ve aşırı bir denetime tabi oluşu telefon çağrı
merkezlerinin eleştirilmesine neden olurken, bazı merkezlerdeki işlerin işçi
için daha ilginç hale getirilmesi için özel eğitim programları, müşterilerle
ilişkilerde daha fazla özerklik, vb. uygulamalara gidilmektedir. Ancak genel
olarak, işin yoğunluğu ve monotonluğu bu çeşit işlerde çalışanları
mutsuzluğa, tükenmeye (burnout) ve sonuçta devamsızlık ve işten ayrılmalara
itmektedir. Teknoloji birtakım işleri yok ederken hizmet sektöründe yeni
işler yaratmakta, bunun gibi geleneksel bazı üretim sektörlerinde örneğin
oto endüstrisinde çalışma biçimlerini de değiştirmektedir. 1990'ların
başlarında oto sektöründe yeni üretim kavramları uygulanmış, oysa 1990'ların
sonlarında ürün piyasalarında küresel rekabetin artışı ile baş gösteren
işsizlik Almanya'da Taylorizme geri dönüş hareketine neden olmuş, birçok
şirket standart ve kısa çalışma devreleri içeren klasik montaj hattı
teknolojilerini tekrar uygulamaya başlamışlardır. Ancak çeşitli Alman oto
şirketleri Japon tipi yalın üretimin temel ilkelerini kabul ederken, aynı
zamanda karar mekanizmasını ademi merkezileştirmişler ve işçilerin yönetime
katılımını teşvik etmişlerdir. Ancak bazı yazarlara göre "katılımcı
rasyonalizasyon" denilen bu yaklaşımın asıl amacı sendikaların yalın üretime
olan muhalefetini zayıflatmaktır (Roth, 1997).
Hizmet
Sözleşmesi Türlerinde Gelişmeler
Günümüzde önemli bir değişim de geleneksel
"belirsiz süreli" hizmet sözleşmeliden "belirli süreli", "dönemsel" ya da
"geçici" nitelikte hizmet sözleşmelerine doğru bir eğilimin ortaya
çıkışıdır. Bazı yazarlar, kısmi süreli (part-time) çalışma, geçici çalışma,
"ödünç iş ilişkisi", tele-çalışma ve alt-işveren (taşeron) uygulamaları gibi
çeşitli çalışma biçimlerini ifade etmek üzere atipik istihdam türleri
deyimini kullanmaktadır. Birçok hallerde de, çeşitli atipik sözleşme türleri
bir arada ya da iç-içe uygulanmaktadır. İşletmeler içinde giderek bir çeşit
kast sisteminin oluşmakta olduğu, "çekirdek" nitelikteki bir işgücünün
etrafına "periferik" bir işgücünden giderek daha çok yararlanma yoluna
gidildiği belirtilmektedir. Ancak burada ilginç bir yoruma göre geçici işçi
ve taşeron uygulamaları aslında sanayileşmeden önceki ve sanayileşmenin ilk
dönemlerindeki çalışma ilişkilerine bir çeşit dönüş anlamına gelmektedir (Cappeli,
1999). Gerçekten de gelişmekte olan ülkelerde işçilerin çoğu için devamlı
nitelikteki formel hizmet akitleri hâlâ istisnadır; sanayileşmiş piyasa
ekonomilerinde de belirsiz süreli hizmet sözleşmelerinin baskın ve yaygın
sözleşme türü halinde gelmesi ancak 2.dünya savasından sonra gerçekleşmiştir
(Lansbury, 2000).
Avrupa komisyonunun bir araştırmasına göre,
belirsiz süreli hizmet sözleşmelerinin günümüzde üzerinde durulması gereken
iki yönü vardır: Şöyle ki, 1-İşletmeler bir yandan piyasalardaki ve
teknolojideki değişmelere uyum sağlayabilmek amacıyla örgütlenme
biçimlerinde ileri derecede esnek olmak zorundadırlar; 2-Ancak çok çeşitli
fakat özel hizmet sözleşmeleri yolu ile standart çalışma ilişkisini
değiştirmeyi amaçlayan parçalı yaklaşımlar iş hukuklarını aşırı karmaşık
hale getirmektedir. Birçok işletme "network" ve "proje temelli" yeni
organizasyon biçimlerini denemekte, ancak bunlar farklı istihdam
düzenlemeleri gerektirmektedir. Bu nedenle esnek örgüt yapılarına ve yeni
işler yaratma olanağı sağlayacak akit türlerine olan potansiyel talebi
karşılamak amacı ile hukuksal ve kurumsal reformlara ihtiyaç duyulduğu
belirtilmektedir.
Atipik hizmet sözleşmelerinin artışına neden
olan sebeplere "talep" ve "arz" cephelerinden bakmak mümkündür. Talep
cephesinde işverenlerin üretim ihtiyaçlarına cevap vermek üzere işgücünü
genişletmek ya da daraltmak yani daha esnek olmak isteği yer alır. Sonuçta
emek sabit olmaktan çok değişken bir maliyet unsuru haline gelir.
Geçici ya da kısa dönemli hizmet akitleri
işverenlerin işletmede mevcut olmayan ya da yalnızca kısa bir süre için
ihtiyaç duydukları uzmanlık ve bilgiye ulaşabilmeleri olanağını sağlar. Arz
cephesinde ise kısa dönemli ya da geçici çalışmak isteyen ya da hizmetlerini
danışman ya da bağımsız olarak (eser sözleşmesi) sunmayı tercih eden
çalışanlar vardır. Devletler atipik çalışmayı destekleyici ya da
sınırlandırıcı yönde önemli bir rol oynayabilirler. Bu yüzden kısmen hükümet
politikalarına bağlı olarak atipik istihdamın gelişmesi farklı ülkelerde
değişik şekiller almıştır. Geçici (dönemsel) çalışanların özel istihdam
kurumları aracılığı ile işe alınmaları yaygınlaşmaktadır. Manpower ve Adecco
SA gibi dünya çapında çok büyük firmalar yanı sıra ulusal ve yerel düzeyde
faal olan kurumlar, hatta İnternet aracılığı ile "dönemsel işgören" temin
eden sanal kurumlar da vardır. Bazı ülkelerde özel istihdam kurumlarının
faaliyeti üzerindeki yasaklar devam etmekte ise de, trend liberalleşme
yönündedir. Nitekim Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) de 181 sayılı sözleşme
ile dönemsel işgören sağlayan özel istihdam kurumlarını da içeren
düzenlemeleriyle istihdam hizmetlerinin liberalleşmesine onay vermiş, ancak
koyduğu kurallarla iş arayanların sömürüleşmesine karşı önlemler getirmeye
çalışılmıştır. Dünyada özel istihdam kurumlarının iki ekstrem uçtan birine
yaklaştığı görülmektedir. Birinci uçta işgören bulma ve istihdam
danışmanlığını küresel düzeyde yapan ve müşterileriyle dönemli ilişkiler
kuran büyük kurumlar, öteki uçta ise istihdam hizmetlerini daha sınırlı
alanlarda veren marjinal istihdam kurumları yer almaktadır. İngiltere'de ise
bu iki uç arasında da çeşitli büyüklükte kurumlar mevcut bulunmaktadır. Öte
yandan kurma eğilimi vardır. Dönemsel istihdam sağlayan kurumların sayısı
gelişen ülkelerde de artış göstermektedir. Örneğin Taiwan'da son beş yıl
içinde "ödünç iş ilişkisi"ne dayalı çalışma önemli bir artış göstermiştir.
Genel olarak bu çeşit çalışmaya tabi işçilerin korunmasına ilişkin dört ana
soruna işaret edilmektedir.
1-Dönemsel (geçici) çalışanların çoğu yasal
haklarının neler olduğunu bilmemekte, hatta özellikle sendika desteğinin
zayıf olduğu hallerde bir istihdam ilişkisi içinde olup olmadıklarının bile
farkında bulunmamaktadır.
2-Dönemsel işçi sağlamaya yönelik üçlü ödünç
iş ilişkisini yasayla düzenlemek güçtür. Bilindiği gibi, bu ilişkide (a)
işçi, (b) istihdam hizmetlerini bir akitle sunan istihdam kurumu konumundaki
işveren ve (c) işçiyi talep eden işveren olmak üzere üç taraf vardır. Bu
üçlü ilişkide gerçek işvereni ve bu işverenin işçilere karşı
sorumluluklarını belirlemek sorunlar yaratabilmektedir.
3-Kendi hesabına çalışanlar, bağımsız
çalışanlar ve bireysel girişimciler gibi çeşitli kategoriler arasında ayırım
yapmak kavramsal güçlükler doğurabilmektedir.
4-Başka bir kişi ya da firmayla devamlı
nitelikte ilişki içeren ekonomik bağımlılık durumunda bulunan kendi hesabına
çalışanlar vardır. Sayılan bu çalışan türleri bazı ülkelerde belirlenip
korunmaları için bazı düzenlemeler yapılmışsa da diğer birçok ülkede bunun
henüz gerçekleştirilmediği görülmektedir (Lansbury, s.16)
Yönetim ve üretim tekniklerindeki
değişmelerin çalışanlar üzerindeki etkileri konusunda çeşitli araştırma ve
tartışmalar yapılmaktadır. Örneğin bir araştırmaya göre "bu yeni teknikler
sayesinde işletmeler daha verimli ve etkin hale gelmişlerse de, sonuçları
bazı işgören gurupları için olumlu olmamıştır. Bir araştırma gurubuna göre
yeni çalışma sistemleri iş görenlerin üretim süreçleri üzerindeki denetimini
arttırmıştır, fakat başka bazı araştırıcılara göre de bu teknikler katılımcı
yönetim, işçilere güç devri, takım çalışması gibi gösterişli isimler altında
gerekte çalışanların iş yoğunluğunu arttırmıştır (Ramsay, 1999). Yüksek
teknolojilerin işin niteliği ve vasıflar üzerindeki etkisini inceleyen bir
araştırma bilgi ve malzeme kullanımında otomasyon düşük vasıflı işlerde
vasıf düzeyini daha da düşürdüğünü, yüksek vasıflı işlerde vasıf düzeyini
ise yükselttiğini, ancak bunun ücret yapısı üzerinde etkisinin sınırlı
olduğunu göstermiştir (Brown ve Campbell, 2000). Teknolojik değişmeye
ilişkin eğitimi öngören bir toplu sözleşmenin etkileri üzerinde Danimarka'da
yapılan bir araştırma ise, olumlu sonuçların işletme düzeyinde sınırlı
kaldığını, bu nedenle işletme düzeyindeki eğitimin işkolu ve ulusal
düzeydeki eğitimle bütünleştirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur (Sorensen
ve Sommer, 2000)
Mevcut eğitim sistemlerinin bilgiye dayalı
bir ekonominin gerektirdiği yüksek vasıf ve yetenekleri kazandırmadaki
etkinliğini araştıran Lam; esnek uzmanlaşma, proje yönetimi ve
araştırma-geliştirme faaliyetlerinin işletmelerde gerekli vasıf ve
yeteneklerin devamlı değişimi yönünde etkiler yaptığı, bunun da eğitim
sistemlerinin yapısı üzerinde baskılar yarattığı sonucuna varmıştır. Bu
nedenle yüksek öğrenim kurumları ile işletmeler arasında etkin bir bilgi
akışını sağlamak için yeni mekanizmalara ihtiyaç duyulduğu belirtilmektedir.
SONUÇ
Teknolojik değişmelerin küresel ekonominin
koşulları ile birleşerek istihdam biçimlerini etkilemesi işçi ve işverenler
arasındaki ilişkilerin yeniden tanımlanmasını gerektirmektedir. Sanayileşmiş
piyasa ekonomilerinde 2. Dünya Savaşından sonra gelişen ve toplu pazarlığı
teşvik eden sosyal ortaklık kavramı son otuz yıldır zayıflama eğilimine
girmiştir. Dünya işçilerinin büyük bir çoğunluğu formel emek piyasalarının
ve sosyal koruma sistemlerinin dışında çalışmaktadır. Dünya ekonomisinde
artan rekabetin baskısı altında daha çok esneklik arayışı enformel sektörün
büyümesine neden olmakta, kısmen formel sektör içinde yer alan atipik ve
geçici çalışma enformel sektörde daha da acımasız koşulların doğuşuna neden
olmaktadır. Öte yandan işgücünün bazı kesimleri vasıflarına olan yüksek
talepten ötürü yüksek ücretler almakta ve tatminkar işlerde çalışmaktadır.
Bilgi çağında kazananlarla kaybedenler arasındaki açık büyümektedir. Bu
konuda bir yandan esnekliği sağlarken aynı zamanda sosyal koruma ve adaleti
gerçekleştirmeye çalışan ILO'nun çabaları uluslararası sözleşmeler yoluyla
yeni dengeler kurmaya çalışmaktadır. Kuşkusuz bu konuda her topluma
uygulanabilecek bir şablon bulunamaz; ancak 21. yüzyılda işçiler, işverenler
ve toplumun beklentilerini karşılayan yeni bir sosyal sözleşmeye ihtiyaç
vardır. Yeni teknolojilerin ve küreselleşmenin giderek daha fazla etkisinde
kalan ülkemizde de emek piyasalarının belirtilen gelişmelerin ışığında
yeniden düzenlenmesi gerekecektir.
KAYNAKÇA
- Aronwitz, S. ve Cutler, J. (1998), Post-Work:
The Wages of Cybernation, Routledge, New York.
- Barley, S.R. (1996), The New World of Work,
British-North American Research Committee, London.
- Brown, C.ve Campbell, B., Technological
Change, Training, and Job Tasks in a High-Tech Industry, IIRA Congress,
Tokyo 2000.
- Cappeli, P. (1999), The New Deal at Work,
Harvard Business School Press, Boston.
- Dereli, T., (1997), Bilgi Çağında Endüstri
İlişkileri, Değişim 1997 - European Commission (1998), Building a Network
Economy in Europe, Brussels.
- Lam, A., Skill Formation in The Knowledge-Based
- Lansbury, Russell D. (2000) Exploring Trends in Employment and New
Approaches to Work in The Twenty-Fist Century, IIRA Congress, Tokya 2000.
- Ramsay, H. (1996), Managing Skeptically: A
Critique of Organisational Fashion, S.Clegg ve G.Palmer, The Politics of
Management Knowledge, Sage Publications, London içinde.
- Roth, S. (1997), Germany: Labor's
Perspective on Lean Production, T.A.Kochan, R.D.Lansbury ve J.P.içinde.
- Sorensen, J.ve
Sommer, F. (2000), Technology and Market Forces, IIRA Congress, Tokyo 2000.
|