|
YAŞLILARIN
HAKLARINI GÖZETMEDE DİNİN ROLÜ
Doç. Dr. Ali Akpınar
a. Konunun Önemi
İnsan hayatı zorluklarla mücadele ile geçer. İnsan,
karşılaştığı zorluklarla baş edebildiği sürece gerçek anlamda vardır ve
mutludur.Zaten yaratılış bakımından insan, zorluklarla baş edebileceği bir
donanıma sahiptir.Nitekim Yüce Yaratıcı bir ayetinde, “Gerçekten Biz insanı
zorluklara dayanma/onlarla baş edebilme gücüne sahip olarak yarattık”
derken buna dikkat çekmiştir.
İnsanın, bu yaşam mücadelesinde karşılaşabileceği
zorlukları yenmesi için doğru ve yerinde çözümler üretmek kadar, önerilen bu
çözümlerin uygulamaya konması da önemlidir. Çünkü uygulama imkânı bulamayan
teorik bilgiler, yok olmakla karşı karşıyadırlar. Nitekim insanlık tarihinde
hayata geçirilemeyip teoride kalan nice değerli bilgi vardır.
İnsanla ilgili problemlerin çözümü için geliştirilen
önerilerin pratik hayata yansıtılmasında dinin yadsınamaz bir yeri vardır.
Çünkü din, insanların yalnız akıllarına değil; onların
vicdanlarına/gönüllerine de hitap eder.Onlara bu dünya kazanımları vaat
ettiği gibi, öteki dünya kazanımı da vaat eder.Dinin bu farklı yanı, insanda
tahrik edici bir misyon üslenerek insanlığın yararına yönelik önerilerinin
pratiğe geçmesinde çok önemli bir rol oynar.
İnsan hayatının en problemli/dertli dönemlerinden biri de
yaşlılık devresidir.Bütün dert ve tasalarına rağmen yaşlılık dönemi,hemen
her insanın arzuladığı bir dönemdir.İnsan başkalarına, yaşlılık döneminde,
çocukluk döneminden daha fazla muhtaçtır.Onların ilgisine, sevgisine,
saygısına, yardım ve desteğine muhtaçtır.İhtiyarların, fiziki besinler
kadar, hatta daha fazla muhtaç olduğu bu erdemlere işlerlik kazandıran
ise,bunların öncelikle dini
motiflerle birlikte sunulmasıdır. Bu nedenle yaşlıların haklarının korunması
ve onlara daha mutlu bir hayatın sağlanması için yaşlılar günü/haftası gibi
özel günler belirlenmesi, özel dernek ve kurumların kurulması kadar dinin
yaptırım gücünden faydalanmak da önemli ve gereklidir.
İnsan için, onun bu dünya ve öteki dünyada mutluluğu için
Yüce Yaratıcı tarafından dizayn edilmiş olan İslam dini, insan hayatının çok
önemli devresi olan yaşlılık olgusunu önemsemiş ve onu kapsamlı bir biçimde
ele almış; yaşlı insanların toplumdan kopmadan ve dışlanmadan, mutlu bir
şekilde yaşamlarını sürdürebilmeleri için pek çok öneri ve yönlendirmede
bulunmuştur.
İşte bu tebliğimizde dinin bu öneri ve yönlendirmelerine
yer vererek yaşlılık dönemi problemlerinin çözümüne işlerlik ve katkı
sağlamaya çalışacağız.
b. Yaşlıların
Toplumdaki Yeri
Sosyal bir varlık olan insan, hemcinsleriyle birlikte
yaşarken birbirine ihtiyaç duyar.Toplumda konumu ne olursa olsun her insana
ihtiyaç vardır.Bu konuya Kur’an şöyle deyinir : “Rızık bakımından Allah
kiminizi üstün kıldı..”
“Sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan
O’dur.”
“Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün
kıldık.”
Her insan , toplum binası içerisinde kendine bir yer bulur ve bir
boşluğa doldurur.Dolayısıyla toplum içerisinde aşırı ve ölçüsüz hareketlerde
bulunmayan her insan, hiçbir zaman dışlanmayı, yok sayılmayı, hak etmez.Suç
işleyenler bile, adalet ölçülerine göre cezalarını çektikten sonra, eski
itibar ve saygınlıklarına kavuşurlar.Dinimize göre her insan
değerlidir.Kur’an insanı, en şerefli, en güzel yaratılışta olan varlık, Yüce
Allah’ın kulu, O’nun muhatabı olarak tanımlar.İnsan, yeryüzünün
efendisi/halifesidir.Yeryüzü tüm güzellikleriyle onun emrine verilmiştir.Bu
yüzden insanın her dönemi değerlidir ve önemlidir.Cıvıl cıvıl hareketleriyle
çocuklar, nasıl toplumun neşe kaynakları ise; birikimleri, topluma
katkılarıyla, ağır başlı ve vakur duruşlarıyla ihtiyarlar da toplumun en
önemli bilgi ve tecrübe kaynaklarıdır.Kur’ân’da şöyle bir ayet vardır :
“Ey iman edenler! Size ‘meclislerde yer açın’
denildiğinde, yer açın ki Allah da size genişlik versin..”
Burada geçen meclislerden kastın Hz. Peygamberin Meclisi yahut savaş
meydanları yahut da tüm toplantı yerleri olduğu söylenmiştir.
Ayet, her Müslüman’ın İslam Toplumunda bir yerinin olduğuna da
işaret etmektedir.Seviyesi, konumu, cinsiyeti, yaşı, işi ne olursa olsun her
insanın toplumda dolduracağı bir yeri vardır.Bu yüzden hiç kimse
dışlanmamalıdır.Hatta bazen, sıradan bir insanın yaptığı işi, üst seviyedeki
insanlar yapamazlar.Nitekim bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Doğrusu güçlü
mümin, zayıf müminden daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir.Ama her
müminin de hayırlı/iyi bir tarafı vardır..”
Hadis, inananları her bakımdan güçlü ve donanımlı olmayan kimselerin
de toplumda yok sayılmaması ve onlara da değer verilmesi gerektiğine dikkat
çekmektedir.
İşte yaşlılar da toplumumuzda çok önemli boşlukları
dolduran kimselerdir. Onlar yaşlılık devresine erinceye kadar gösterdikleri
yararlılıklar ile topluma hizmet ettikleri gibi; yaşlandıktan sonra da
topluma faydalı olmaya devam edeceklerdir. Bu yüzden onları dışlayamayız,
yok sayamayız.. Onların tecrübe ve birikimleri gençlerin yolunu aydınlatacak
ve onlara güç verecektir.
c.
Kur’ân’ın Yaşlılık Olgusunu Ortaya Koyması ve Yaşlılara Karşı Yükümlülüklere
Dikkat Çekmesi
Yeryüzünün en üstün ve en donanımlı varlığı olan insan,
dünyaya gelirken ve dünyaya geldikten sonra pek çok evrelerden geçmiştir.
Onun geçirdiği bu evrelerin her biri, üzerinde derin düşünmeyi ve ibret
almayı gerektiren aşamalardır.Kur’ân-ı Kerim, insanın yaratılış evrelerine
şu şekilde dikkat çeker :
“Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz,
şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan
(aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvlar_ (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş
canlı et parçasından(uzuvlar_zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size
(kudretimizi) gösterelim. Ve dilediğimizi, belirlenmiş bir süreye kadar
rahimlerde bekletiriz; sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarırız. Sonra
güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütürüz).İçinizden kimi vefat eder;
yine içinizden kimi de ömrün en verimsiz çağına kadar götürülür; ta ki bilen
bir kimse olduktan sonra bir şey bilmez hale gelsin. Sen, yeryüzünü de
kupkuru ve ölü bir halde görürsün; fakat biz,üzerine yağmur indirdiğimizde
o, kıpırdanır, kabarır ve her çeşitten (veya çiftten) iç açıcı bitkiler
verir.”
“Allah sizi (önce) topraktan, sonra meniden yarattı.
Sonra sizi çiftler (erkek-dişi) kıldı.O’nun bilgisi olmadan hiçbir dişi ne
gebe kalır ne de doğurur.Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen
azaltılması da mutlaka bir kitaptadır.Şüphesiz bunlar, Allah’a kolaydır.”
Ayetler, insanın
yaratılışta geçirdiği aşamalara şu şekilde dikkat çekmektedir:
Doğmadan önceki evreler:
Toprak-nutfe (sperm)-alaka (embriyon)-cenin-
Doğumdan sonraki evreler:
Bebek-çocukluk-gençlik-olgunluk-yaşlılık-erzeli’l-ömür-ölüm.
Önce insanın aslının toprak olduğuna dikkat çekilmekte, daha sonra da
insanın cinsinin çoğalması için belirlenen Yüce Allah’ın yasası
doğrultusundaki evrelere vurgu yapılmaktadır.Bu açıklamalar bir yandan Yüce
Allah’ın yasası doğrultusundaki evrelere vurgu yapılmaktadır.Bu açıklamalar
bir yandan Yüce Allah’ın erişilmez kudretine işaret etmekte, bir yandan da
insanın aslında ne kadar aciz olduğunu belirtmektedir.Evet her şey O’nun
izniyle ve O’nun bilgisi dahilinde olmaktadır.O’nun her yaptığında sayısız
hikmet vardır.
Öte yandan insan hayatının evreleri, onun yetişmesi, eğitim ve değişimindeki
aşamalılık için de iyi bir örnektir. İnsan için, birbirinin devamı olan ve
birbirini tamamlayan bu evrelerin her birinin ayrı bir yeri ve önemi
vardır.Yine bu durum, dünya-ahiret hayatının evreleri için de iyi bir
numunedir.Acizken, güçlü kuvvetli olmak; güçlü kuvvetli iken zayıf
düşmek.Bir şey bilmezken bilgi sahibi olmak;bilirken bilmez olmak.Bu konuya
şu şekilde açıklık getirilmektedir:
“Sizi Allah yarattı;
sonra sizi vefat ettirecek. Daha önce bilgili iken hiçbir şeyi bilmez hale
gelsin diye sizden bazı kimseler ömrün en kötü çağına kadar yaşatılacak.
Şüphesiz ki Allah bilgilidir, kudretlidir.”
“Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından
kuvvet veren ve sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve ihtiyarlık veren,
Allah’tır. O dilediğini yaratır. O, hakkıyla bilendir,üstün kudret sahibidir.”
“Kime uzun ömür
verirsek biz onun gelişmesini tersine çeviririz. Hiç düşünmüyorlar mı?”
Yaratılışta tersine
çevrilmek, tekrar başa dönmek. Güçlü kuvvetli iken, aciz ve zayıf
olmak.Çocukluk çağına yeniden dönmek, hem de daha kötü bir durumda.Şöyle
ki,çocuk ihtiyaçlarını kendi karşılayamaz, yemeğini yiyemez, düşe kalka
yürür, çat pat konuşur.İhtiyar da öyle.Ama çocuğun acizlikleri sevgiyle
karşılanır, ihtiyarınkiler ise nefretle.Hiç düşündük mü, dedeler neden en
fazla torunlarını severler, en çok onlarla anlaşırlar.Çünkü ortak noktaları
ve benzerlikleri çoktur.
Dünya hayatı insana sevdirilmiştir. Her insan
dünyada uzun ömürlü olmak ister. Muammer/uzun ömürlü olma duygusu, insan
fıtratında bulunan tabii bir duygudur.Oysa önemli olan yıl olarak uzun süre
yaşamak değil,dolu dolu yaşamaktır.Bu yüzden eskiler,İslam’la
geçmeyen,cahiliye döneminde isyan ve günahlarla geçen yıllarını ömürlerinden
saymazlardı.İnsandaki bu eğilimi bir Kur’ân ayeti şöyle dile getirir.
“Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya karşı
insanların en düşkünü olarak bulursun. Putperestlerden her biri de arzular
ki, bin sene yaşasın. Oysa yaşatılması onu azaptan uzaklaştırmaz.Allah
onların yapmakta olduklarını eksiksiz görür.”
Uzun ömür sürmek, insanı aldatmamalıdır. Çünkü uzun yaşamak meziyet
değildir. Önemli olan, güzel hatıralar bırakarak yaşayabilmektir.Bu konudaki
ilahi uyarılar da şu şekilde gelmektedir:
“Evet, onları da, atalarını da barındırdık.
Nihayet ömür kendilerine (hiç bitmeyecek gibi) uzun geldi. Oysa onlar, bizim
gelip (kâfirlere ait) araziyi çevresinden eksilteceğimizi görmezler mi? Şu
halde, üstün gelen onlar mı?”
“Bilakis biz nice nesiller var ettik
de,onların üzerinden uzun zamanlar geçti.Sen, âyetlerimizi kendilerinden
okuyarak öğrenmek üzere Medyen halkı arasında oturmuş da değilsin; aksine
(onları sana) gönderen biziz..”
O halde önümüzde uzun yıllar gözükebilir, ama
bu durum bizi aldatmamalıdır. Yaşadığımız her anın kıymetini bilmeli ve en
iyi şekilde onu değerlendirmeliyiz. Unutmamalıyız ki,bizim için dün
geçmiştir.Yarına çıkacağımız ise kesin değildir.Bize düşen ise,hayatımızın
hangi devresinde olursak olalım, içerisinde bulunduğumuz zamanı en güzel bir
biçimde değerlendirmek ve dolu dolu yaşamaktır.
Tûlu ömür ve tûlu emel..İnsan yaşlandıkça
emelleri gençleşirmiş.Ne tûlu ömür, ne de tûlu emel bizleri
aldatmamalıdır.Nitekim bu gerçek, hadiste şu şekilde ifade edilmiş ve
dizelere dökülmüştür:
“Âdemoğlu yaşlandıkça şu iki şeyi gençleşir:
Mala ve uzun yaşamaya düşkünlük.”
d. Ana-Baba Ve Yaşlı Hakkı
Söz buraya gelmişken, bizim hayata gelme sebeplerimiz olan anne ve baba
hakkı üzerinde kısaca durmakta yarar olduğunu düşünüyoruz. Çünkü her anne
baba, birilerinin büyüğü olmakla, çocuklarına göre yaşlı konumundadırlar.
İnsanların en yakın oldukları ve en kolay ve en çok ilgi-sevgi ve saygı
gösterebilecekleri kişiler de ana-babalardır. Dolayısıyla yaşlılara saygı,
sevgi, bir anlamda ana-babaya sevgi, saygı ile başlar. Kutsal kitabımız,
ana-baba hakkı üzerinde de ısrarla durulur. Bu konudaki ayetlerden bir kaçı
şöyledir:
“Rabbin yalnızca kendisine kulluk ve ibadet
etmemiz, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Anne
babandan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, ‘Of’ bile deme,
onları azarlama, ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek merhamet
kanatlarını üzerlerine ger ve şöyle dua et: Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni
nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara rahmet et.”
“Biz, insana ana-babasına iyi davranmasını
tavsiye etmişizdir. Çünkü anası, onu sıkıntılara katlanarak taşımıştır.
Sütten ayrılması da iki yıl içerisinde olur.İşte bunun için, önce bana
şükret; sonra da ana-babana teşekkür et, diye öğüt vermişizdir.Dönüş ancak
banadır.Eğer onlar seni, hakkında bilgi sahibi olmayan bir konuda bana ortak
koşmaya zorlarlarsa, onlara itaat etme.Dünyada onlarla iyi geçin.Bana
yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size
yaptıklarınızı haber vereceğim.”
Ayetlerde, Yüce Allah kendisine ibadet ve
kulluk yapılmasını emrettikten hemen sonra, ana-babaya iyilik ve ihsanda
bulunmayı emretmektedir. Bu, ana-baba hakkının Allah hakkından hemen sonra
geldiğinin ve ne kadar önemli olduğunun açık göstergesidir.Yine ayetlerin
bize yüklediği görev, ana-babamıza öf bile dememiz, onları incitecek hiçbir
söz ve davranışta bulunmamamız; onlara sevgi, saygı ve ilgiyle yaklaşmamız
ve en önemlisi onlara dua etmemizdir.Hatta onlar Allah’a şirk koşan kimseler
olsalar ve bizi de müşrik olmaya zorlasalar bile, onlarla dünyada güzel
güzel geçinmemizdir.Nitekim Hz. İbrahim’den bize yadigar olarak Kur’ân’da
geçen ve Peygamberimizin tavsiyesiyle her namazın sonunda okuduğumuz duada
şöyle diyoruz: “Rabbimiz! Hesabın görüleceği günde beni, anamı-babamı ve tüm
inananları bağışla!”
e.
Hz. Peygamber’in Yaşlılık Olgusunu Ortaya Koyması ve Yaşlılara Karşı
Yükümlülüklere Dikkat Çekmesi
Dinin ikinci temel kaynağı olan Hz. Peygamber, toplumdaki
yaşlı insanlara bizzat gösterdiği ilgi, sevgi, saygı ve yardımlarıyla canlı
bir örnek olmuş; bunun yanında sözleriyle de çok anlamlı yönlendirmelerde
bulunmuştur.
Sığındıkları mağaranın kapısı, yuvarlanan bir
taşla kapanan üç adamın yaptıkları güzel şeyleri öne sürerek mağaradan
kurtuldukları anlatılan hadiste,
adamlardan birinin ana-babasına yaptığı hizmeti öne sürmesi ve onun akabinde
yaptığı dua ile kurtulması ne kadar dikkat çekicidir.
Peygamberimiz bir insan olarak kendisi
akrabaları başta olmak üzere ihtiyar ve düşkünlere büyük ilgi göstermiş,
onlara değer vermiş, onların yardımına koşmuş; her konuda olduğu gibi bu
konuda da en güzel örnekleri vermiştir. Kendisine ilk vahiy geldiğinde,
gördüğü manzara karşısında endişelenip korkuya kapılan Hz. Peygambere
vefakar ve fedakar eşi Hz. Hatice şunları söyleyerek onun peygamber olmadan
önceki ahlaki güzelliklerini özetlemiştir: “Sen rahat ol, üzülme.Allah’a
yemin ederim ki, Allah seni asla utandırmayacak, ele güne rezil
etmeyecektir.Çünkü sen, akrabalık bağlarını gözetirsin.Hep doğru
söylersin.Emanete hıyanet etmezsin.Sıkıntılara katlanmasını bilirsin,
güçsüzlerin elinden tutarsın.Misafir ağırlamayı seversin.Zor durumda kalan
mağdurların hakkını korumak için onlara yardım edersin.”
Ana-baba hakkı başta olmak üzere, yaşlılara
hürmet, onlara saygı ve ilgi duyma hakkında Peygamberimizden bize gelen
tavsiyelerden bir kaçı şöyledir:
Peygamberimize, insanlar içerisinde kendisine
iyi davranmaya en layık olanın kim olduğu sorulmuş, o cevabında üç kere
“Annen” buyurmuş, dördüncü soruluşta ise “Baban” diye cevap vermiştir.
Savaşa katılmak için kendisinden izin isteyen
Muaviye b. Cahime’ye, annen sağ mı, diye sormuş ve şöyle eklemiştir:
“Sözlerime dikkat et! Annenin ayağı dibinde otur. Çünkü cennet oradadır.
Annenin yanından ayrılma, çünkü cennet onun ayakları altındadır.”
Bir hadislerinde Peygamberimiz, “Ana-babaya
karşı gelme”yi Allah’a ortak koşmadan hemen sonra gelen büyük günahlar
içerisinde saymıştır.
“Ana ve babasının ihtiyarlık zamanlarında,
bunlardan birine yahut ikisine yetişip de, bunlara gereken hürmet ve
hizmette bulunarak Cennet’i hak edemeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün!
(Bu ifadeyi üç kere tekrar etmiştir.)
“Herhangi bir genç yaşlılığından dolayı bir ihtiyara hürmet ederse, Yüce
Allah da yaşlandığında ona hürmet edecek kimseler halkeder.”
“Küçüklerine şefkat göstermeyen, büyüklerine
değer ve saygı göstermeyen bizden değildir.”
“Saçı sakalı ağarmış yaşlı müslümana saygı gösterip ikram
etmek Allah’a saygıdandır.”
“Düşkünleri görüp gözetiniz, zira siz ancak düşkünleriniz
sayesinde yardım görür ve rızıklanırsınız.”
“Bereket, büyüklerinizin yanındadır.”
“Beli bükülmüş ihtiyarlar, süt emen bebekler, otlayan
hayvanlar olmasaydı başınıza büyük belalar gelirdi.”
Hadiste zayıf, bakıma, ilgiye muhtaç kimselere bakmaya, onların
sıkıntılarına katlanmaya teşvik var; ihtiyarlar için ise, ihtiyarlığı
kabullenmeye yönlendirme vardır. Gençleri ihtiyarlığa hazırlayan
yönlendirici bir hadiste de şöyle buyurulmuştur:
“Beş şeyden önce, şu beş şeyin kıymetini bilin: Ölümden
önce hayatın, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş zamanın,
ihtiyarlıktan önce gençliğin, fakirlikten önce zenginliğin..”
f. Yaşlılarla İlgili
Söylenenler
Ömür-İmâr-umre aynı kökten gelirler. Dilimizde ‘muammer
olasın’ ifadesi ‘ömürlü olasın’ anlamında kullanılır. İ’mâr, harabın
zıddıdır. Ömür de bedenin ruhla beraber hayat sürmesidir. Umre ise, ziyaret
demektir.
Aynı kökten türeyen bu üç kelime arasında sıkı bir bağlantı vardır. Şöyle
ki, ömür, mamur bir şekilde sürdürülürse anlamlıdır. Ziyaretler de insanı
onurlandıran güzelliklerdendir. Ziyaret edilen, kendisine değer verildiğini,
ziyaret edense, hemcinsine karşı erdemli bir davranışta bulunduğunu anlar.
Nitekim bir hadiste, ziyaret/akraba ziyareti arasında ilgi kurulmuştur.
Tûlu ömür (uzun ömür), her insanın özlemi; erzelil ömür (ömrün en zayıf
anları) ise çoğu insanın kaçınılmazıdır. Önemli olan güzelliklerle dolu bir
hayat sürüp, güzel bir sonla (Hüsn ü Hatime ile) hayata veda edebilmektedir.
Yaşlının bugün de kullanılan eski dildeki karşılığı
ihtiyardır. İhtiyar, seçme, seçkin olma, hür irade sahibi demektir.Yaşlılar
da fikir ve görüşleri ciddiye almaya değer seçkin ve itibarlı
büyüklerimizdir.Nitekim köy yönetimini sağlayanlar ihtiyar heyeti ve
muhtardır.Eskiden köy ve kırsal kesimlerde adliyeye olaylar intikal
etmezdi.Ufak tefek problemler yerinde ihtiyar heyeti ve muhtarlar tarafından
halledilir ve tatlıya bağlanırdı.İlçe ve illerde bile tecrübe ve birikim
sahibi ileri gelenlerden(ekabir) bir heyet, yönetimi hep olumlu ve güzel
şeylerle yönlendirir, pek çok problemin hallinde yöneticilere yardımcı
olurdu.Yani eskiden onlar daha aktiftiler.Bu hem o ihtiyarlarımızın
gayretkeşliğinden, hem de gençlerin onlara sahip çıkmalarından
kaynaklanmaktaydı.Onlar sorumluluklarının her zaman bilincinde idiler.Bana
ne, bizden geçti deyip boş vermiyorlardı.Gençler de onları bir değer kabul
edip sahipleniyorlardı.
Kur’ân’da yaşlı ve düşkünlere tanınan bir takım
kolaylıklardan bahseder ki bu durum, onların Yüce Allah’ın rahmetine diğer
insanlardan daha fazla mazhar olmuş insanlar olduğu anlamına gelir.
Sözgelimi yaşlılar, dışarıya çıktıklarında kalın-baba dış elbiselerini
almayabilirler. Bu konuda şöyle buyurulmuştur: “Bir nikah ümidi beslemeyen
yaşlı kadınların, ziynetleri teşhir etmeksizin, dış elbiselerini
çıkarmalarında bir sakınca yoktur.İffetli davranmaları kendileri için
elbette çok daha iyidir.Allah işitendir, bilendir.”
“Amaya güçlük yoktur,topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur..”
Yaşlıların en iyi tedavi yolu ilgi ve şefkat, en iyi
barınma yeri sıcak aile ortamıdır. Huzurevi, Darü’l-acüze vb.yerler bu
değerlerin dejenere olduğu toplumlarda alternatif olarak doğmuş yerlerdir.
Buralarda yaşlılara fiziki olarak ne kadar iyi de bakılsa, aile ortamında
var olan evlat-torun sevgi ve sıcak ilgisi olmaz.
Yaşlılığı kabullenmek, yaşlılığın değerini bilmek,
birikimlerinden yararlanmak ve başkalarını yararlandırabilmek mutlu
yaşamanın yoludur. O halde her biri bir ışık ve bir uyarı lambası olan ak
saçları boyama; her çizgisi bir anı satırı olan kırışıklıkları gidermeye ne
gerek var.
Hikaye olunur ki, bir evlat hasta anasını üç yıl sırtında
taşımış ve bir gün annesine, hakkını ödeyebildim mi, diye sormuş, annesi şu
cevabı vermiş: Ne gezer evladım.Sen beni sırtında taşıdın ama, yorulunca,
istirahat ve ihtiyaçların için yere indirdin.Bense seni dokuz ay, kendimden
hiç ayırmadan hep karnımda taşıdım ve besledim.Ben sana büyüyesin diye
bakardım.Sense bana çabuk öleyim diye bakıyorsun.
Yaşlılık, her insanın hem çok istediği, hem de hiç
istemediği bir dönemdir. Her insan,yaşlılığa doğru koşar.
Yaşlılık da sevgi gibidir, saklanmaz. (Thomas Dekker)
Yaşlılık, kimilerinde bilgelik, kimilerinde ise ölümü
gözleme dönemidir.
Yaşlılık, geçmişin muhasebesinin yapıldığı, tecrübe ve
birikimlerin yeni kuşaklara aktarıldığı, anılarla yaşanılan bereketli bir
dönemdir.
Gençler bile bilse, yaşlılar yapabilse..
Gençler ümitleriyle, ihtiyarlar hayal ve hatıralarıyla
yaşarlar..
Yüzü ışığa/gerçeğe yönelmiş olan insan her zaman gençtir
ve yaşar. İnsanın yaşı ruhunun gençliğine yahut ihtiyarlığına bağlıdır.
Hayatı dünya ve ahiret olarak görürsek,
ihtiyarlık hayatın sonu değildir. Yaşadığımız her an kendi hakkını ister.
Rüyaların yerini pişmanlık doldurduğu zaman
yaşlılık başlar.
Yaşlılar bize kanlarından kan veren,
canlarından can katanlardır.
Yaşlılık manen yükselme çağıdır.
Hiç kimse bir yıl daha fazla yaşayacağını
düşünmeyecek kadar yaşlı değildir. (Çiçero)
g. Öneriler
Yazımızı hem bugünün yaşlılarına, hem de yarının yaşlıları gençlere yönelik
bazı önerilerle bitirmek istiyoruz.
1.
İhtiyarlara Yönelik Öneriler
İhtiyarlarımız, yaşlılığı kabullenmeli, onu bir nimet
olarak görüp en güzel şekilde değerlendirmelidirler. Eli kalem tutanlar
anılarını yazmalıdırlar. Birikimlerini mezara gömmemelidirler.
Yaşlılığı, her şeyin bittiği dönem olarak görmemeli,
topluma yapabileceği çok şeyin olduğunun bilincinde aktif olarak hayatın
içerisinde yer almalıdırlar. Hayattan emekli olunmaz. Kur’ân “Bir işten
kurtulunca, başka bir işe davran”
buyurur.
İhtiyarlar, gençleri iyiye, güzele yönlendirerek onların
önünü açmalıdırlar.
İhtiyarlar, aile ve toplum içerisinde denetim görevini
layıkıyla yerine getirmelidirler.
Lüzumsuz konuşmalardan, etliye sütlüye gereksiz yere
karışmaktan ısrarla kaçınmalıdırlar. Onlar hep hayır söyleyen, ağzı dualı
kimseler olarak gençlere örnek olmalıdırlar.
2.
Gençlere Yönelik Öneriler
Gençlerimiz, gençliklerini en güzel bir şekilde
değerlendirip yapacakları güzelliklerle kendilerini yaşlılığa
hazırlamalıdırlar.
Kendilerinin de bir gün ihtiyarlayacağını, güçten
kuvvetten düşeceğini düşünüp ihtiyarlarımıza sevgi, saygı ve ilgiyi eksik
etmemelidirler.
İhtiyarlarımızın bilgi, görgü, tecrübe ve birikimlerinden
her zaman yararlanmasını bilmelidirler. Onları yalnızca işleri düşünce ya da
belirli günlerde hatırlamamalıdırlar.
İhtiyarlarımızdan duyup gördükleri olumsuz söz ve
davranışları, hayra yormalıdırlar. Kim bilir belki de onlar, gençlerin sahip
olmadıkları bilgi, görgü ve birikimleri nedeniyle olaylara müdahil olmak
istiyorlardır.
İhtiyarların düştükleri duruma bakıp ibret almalıdırlar.
İnsanın da tıpkı bir ağaç gibi fani olduğunu, bir gün sona yaklaşacağını hiç
unutmamalıdırlar.
Yaşlılar, evimizdeki cansız-antika süs eşyalarından çok
daha değerli, canlı, dua ve bereket kaynağı olan değerlerimizdir.
Yaşlılar evimizdeki cansız antika süs eşyalarından çok
daha değerli, canlı bereket kaynaklarımızdır. Onların duaları biz gençlere
haz ve hız verecektir.
Öyleyse insanımız muammer olsun, çok yaşasın, yaşlı
olsun, ama gözü yaşlı olmasın.
Tüm bu önerilere işlerlik kazandırabilmek için dini
söylem ve motiflerden yararlanılmalıdır. Yaşlı insanlara daha mutlu ve huzur
dolu bir hayatı sağlayabilmede toplum olarak büyük ihmal, duyarsızlık ve
eksiklikler içerisindeyiz.Bu boşluğun doldurulabilmesi için, camilerdeki
hutbe-vaaz gibi etkinlikler başta olmak üzere, çeşitli vesilelerle iletişim
organlarında düzenlenen dini programlarda bu konulara daha fazla yer
ayrılmalıdır.Bunun için de diğer konularda olduğu gibi bu konuda da dini iyi
bilen ve onun mesajlarını doğru bir biçimde insanlığa sunacak olan liyakatli
kimselere ve onların yapacakları kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Bkz. Taberi,Câmiu’l – Beyân, XXIX, 17-18.
Buhâri, Rikâk 5; Müslim, Zekat 115; Tirmizi, Zühd 28.
31 Lokman 14-15.Ayrıca bkz. 2 Bakara 83; 4 Nisâ 36; 6 Enam 151; 19
Meryem 14; 29 Ankebût 8; 46 Ahkâf 15-17
14 İbrahim 41. ayrıca bkz. 27 Neml 19; 46 Ahkâf 15; 71 Nûh 28.
Bkz.Buhâri, Enbiyâ 50;Buyu’ 98; İcâre 12; Hars 13; Edeb 5; Müslim,
Zikir 100; Ebû Davûd, Buyu’ 29
Aişe A. Bint Şâti,
Rasulullahın Annesi ve Hanımları, (Çeviren: İsmail
Kaya),Konya,1987,I,165(İbn Abdilberr,el-İstiab,III,1413).
Buhari, Şehadât 10,Eymân 16; Müslim, İman 143.
Müslim, Birr 8; Ahmed, II, 346; Müslim, Nevevi, Riyâzü’s-Sâlihin, I,
350.
Tirmizi, Birr 15; Ebû Dâvûd,
Edeb 58; Ahmed, I,257; Nevevi, Riyâzü’s-Sâlihin, I,387
Tirmizi, Cihad 24; Ebû Dâvûd, Cihad 70; Ahmed, V, 198; Nevevi,
Riyâzü’s-Sâlihin, I,314
Münâvi, Feyzü’l-Kadir, III,
220.
Aclûni, Keşfü’l-Hafâ ,II, 230.
Bkz.İsfehâni, el-Müfredât,
s, 518-519.
“Rızkının bol olmasını ve ömrünün uzamasını isteyen sıla-i rahimde
bulunsun.” Buhâri, edeb 11; Müslim, Birr 18,19; Ebû Davûd, Zekat
45.
|