|
En Son Güncel Haber ve Duyurular
Sayfa 1 - 2
12 Mayıs 2008 // Isparta
Ali Seyyar, Isparta’da Yerel
Özürlüler Politikalarının Temel Esaslarını Anlattı
Engelliler
Haftası münasebetiyle 12 Mayıs 2008’de Isparta’ya giden Prof.
Dr. Ali Seyyar, bedensel ve zihinsel engelli tüm dernek ve
eğitim kurumlarının iştirakiyle gerçekleştirilen “Engelliler
Yürüyüşü”ne katıldı. Düzenlenen “Engelliler Yürüyüşü”ne Vali
Şemsettin Uzun, İl Genel Meclisi Başkanı Fevzi Özdemir, Belediye
Başkanı Hasan Balaman, Sosyal Hizmet Derneği Başkanı Prof. Dr.
Mahmut Bülbül ve Milli Eğitim Müdürü Tacettin Yılmaz da katıldı.
Ali Seyyar, daha sonra
saat 14’00’de Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Engelliler
Araştırma ve Uygulama Merkezi (ENAR) tarafından düzenlenen
konferansa katıldı. Programın başlangıç kısmında Sosyal
Hizmetler Derneği Başkanı Profesör Dr. Mahmut Bülbül bir
açılış konuşmasını yaptı. Bülbül konuşmasında; 'Ülkemizde
toplumsal duyarlılığı arttırma adına bir çok çalışma yapılıyor.
Çoğumuz kendi üzerimize düşen görevlerin farkında değiliz.
Devlet İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye'de özürlülük
oranı %12.29. Isparta'da da sekiz on bin civarında desteklenmesi
gereken insan var. Günümüzde çok sayıda özel eğitim merkezleri,
rehabilitasyon merkezleri açılıyor ancak yetişmiş insan
sıkıntısı mevcut. Engelli insanları her zaman benimsemeli ve
maddi manevi yardımcı olmalıyız. Engelsiz bir yaşam için engel
siz olmayınız? diye konuştu.
Ardından Profesör Dr. Ali Seyyar, “Yerel Yönetimler ve
Özürlülük” (uygulamalar, sorunlar ve çözüm önerileri) konulu
bir konferans verdi. Seyyar, konuşmasında; 'Türkiye'de 1999
yılında ilk kez özürlüler şurası yapıldı. Şuraya, katılımcı
demokrasi adına sivil toplum örgütleri, devlet adamları, iş
adamları ve halk katılma imkânı buldu. Bu şurada problemler ve
çözüm önerileri dile getirilip sosyal baskı oluşturulmuştur.
2005 yılında ikinci şura düzenlendi. Hedef ve çözüm odaklı
sorunların yer aldığı şura devletin kanun çıkarmasında etkili
oldu. Çıkan özürlüler kanununda ilk kez korumalı iş yeri kavramı
tanımlanmıştır. Böylece tüm işyerleri, çalışanları içinde özürlü
çalışanda bulundurmak zorundadır. Ayrımcılık yapılmayan, fırsat
eşitliği olan, toplumsal hayata tam katılımın olduğu bir toplum
olmak zorundayız.' diye konuştu. Ali Seyyar, daha sonra bir
slayt gösterisi eşliğinde özürlü dostu aktif istihdam
politikaları kapsamında KORUMALI İŞYERİ yönetmeliğini tanıttı.
Konferansa Isparta Valisi Sayın Şemsettin Uzun, bazı
belediye başkanları, Isparta SHÇEK İl Müdürü, öğretim üyeleri ve
çok sayıda öğrenci katıldı. Program sonunda Ali Seyyar’a Isparta
Valisi Sayın Şemsettin Uzun tarafından günün hatırasına
bir plaket takdim edildi.
24 Mart 2008 //
Ali Seyyar, Özel FM - Hayatın Rengi Programında
“Zihinsel Özürlülerin Cinsel Eğitimi” ve “Sadaka Devleti”
Üzerinde Bir Söyleşide Bulundu
Hayatın Rengi (Konuk Prof Dr Ali Seyyar) Programcı: Mustafa
Öztürk
24/03/2008 - 11:50
Hit: 7
Programı Dinlemek İçin Tıklayınız:
http://www.ozelfm.net/medyaizle.php?haber_id=34878
08.04.2008 //Salı
Ali Seyyar, “Kutlu Doğum” Programına Katıldı

Hz. Muhammet’in doğum gününü içine
alan Kutlu Doğum Haftası, Sakarya Büyükşehir Belediyesi
tarafından düzenlenen geceyle kutlandı. AKM’de gerçekleştirilen
programda ilk olarak, Bağdagül Sanat Evi sanatçıları tarafından
Ebru Sergisi açıldı. Serginin açılışını Sakarya Büyükşehir
Belediyesi Başkanvekili İrfan Sezer
yaptı. Sergi açılışından sonra SAÜ Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Ali Seyyar ve Atatürk
Üniversitesi Öğretim Üyesi ve şair Prof.
Dr. Nurullah Genç tarafından ‘Şiir ve Hayat’ söyleşisi
gerçekleştirildi. Ali Seyyar, Hz.
Peygamberin hayatından ve bütün mahlûkata sergilediği merhamet
yaklaşımlarından örnekler gösterirken, şair
Nurullah Genç, Hz. Muhammet için
yazdığı “YAĞMUR” şiirini okudu. Gecede Adapazarı Tarihi Türk
Müziği Topluluğu da sahne aldı. Türk Müziği Topluluğu
sanatçıları birbirinden güzel ilahiler seslendirdi. Geceye
katılan izleyiciler duygu dolu anlar yaşadı.
Kaynak:
http://www.adapazari.bel.tr/haber.php?id=1139&uk=16&ak=44&uk2=24
http://www.sakaryaaktuel.com/sakarya/kutlu-dogum-gecesi-duzenlendi.html
04 Nisan 2008 // Cuma
“Sevilen
Çocuk Başarılı Olur”
Kaynarca’da öğrenci velilerine yönelik
gerçekleştirilen, “eğitimde anne babaya düşen görevler” konulu
konferansta salonu anneler doldurdu. Babalar ise ilçenin
haftalık cuma pazarında gezmeyi tercih etti.
Sakarya
Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Ali Seyyar Kaynarca’da öğrenci velilerine yönelik
olarak "Eğitimde Anne Babaya Düşen Görevler" konulu bir
konferans verdi.
İlçe Milli
Eğitim Müdürlüğü tarafından Belediye Düğün Salonu’nda düzenlenen
konferansa kadınlar ilgi gösterirken az sayıda erkeğin katılması
dikkat çekti. Seyyar’da konuşmasının başında kadınları
eğitime gösterdikleri ilgi nedeniyle kutladı. Taraklı’nın bir
köyünden Almanya’ya göç ettiklerini ve bu ülkede 25 yıl
yaşadığını söyleyen Seyyar Almanca bir öyküyü
kahramanlarına Türkçe isimler vererek anlattı.
“Kalbi kırılan
çocuk şiddet uygulandığında ömür boyu anne veya babaya kırık
kalır. İnsanın gelişimi ruh sağlığı için yaramazlıklarına rağmen
çocuklarımıza kötü davranmamalıyız” diyen Prof. Ali Seyyar
yaramazlıkların meraklı olmanın bir sonucu olduğunu vurguladı.
Hayatından verdiği örneklerle çocukların dövülmesindeki
yanlışlığa dikkat çeken Öğretim Üyesi, “Annesi tarafından
dövülen annesine, babasına, öğretmenine güven duymayan bir çocuk
başarılı olamaz. Çocukları cezalandırmak adına kurnazlık
sergileyen yollar aramayın. Onlara güvenin. Örneğin kendilerinin
giyinmesini izin verin” dedi.
Eğitimin
yalnızca masa başında oturarak sağlanamayacağını belirten Ali
Seyyar şöyle konuştu: “Eğitim birlikte düşünmektir. Biz
çocuklarımızın ödevleri hakkında konuşarak bir kültürü
yaşatmalıyız. Onları dinleyin ve özgüvenleri yerine gelsin.
Çocuklarımızla yük yüze aktif iletişim kurun. Her gün en az
yarım saat yüz yüze görüşmeyi ihmal etmeyin. Aşırı himayeci de
olmayın Ortalamayı bulun. Anne babası tarafından sevilen çocuk
hayatta başarılı olur.”
Konferansın
verildiği Belediye Düğün Salonu’nu dolduran öğrenci velisi
annelere karşın az sayıda babanın bulunmasını haftada bir gün
kurulan pazara bağlayan öğrenci velisi İbrahim Kara, “Arkadaşlar
Pazar da gezmeyi konferansa tercih ettiler” dedi. / Sedat Balta
Kaynak:
http://www.kaynarcahaber.com/detay.asp?hid=792
31 Mart 2008 //
Pazartesi
ALİ SEYYAR CİNNET OLAYLARINI
DEĞERLENDİRDİ
Haber:
Türkiye, politik gündemin geriliminden yakınırken, geçtiğimiz
hafta tüm kamuoyunun tüylerini ürperten aile içi cinnet vakaları
gündemi sarstı. Sadece 1 hafta içerisinde meydana gelen olaylar
arasındaki benzerlikler, tuhaflıklar, insanın kanını donduran
ayrıntılar, “Nereye gidiyoruz?”, “Bize ne oluyor?”, “Bu kadar mı
vahşi çocuklar yetiştiriyoruz?” sorularına ve okullarda verilen
eğitimin sorgulanmasına neden oldu. Son günlerde medyaya
yansıyan vahşi cinayet haberleri, Allah (CC) korkusundan yoksun,
tüm değerlerini kaybetmiş, yüksek öğrenim görmüş ancak manevi
moralitelerini kaybetmiş bir gençliğin içinde bulunduğu acı
duruma işaret ediyor. Yıllardır, din eğitiminin eksikliğinden,
çocuklardaki ahlaki ve manevi dejenerasyondan, İmam Hatiplerin
kapısına kilit vurulmasından, inandığı şekilde giyinerek
okumasına izin verilmeyen genç kızlardan bahsediliyor. Beşeri
bilimlerin yanı sıra moral değerleri yükseltecek, çocukların
içine Allah (CC) korkusu ve sevgisi aşılayacak, felsefi ve
ahlaki derinliği artıracak dini eğitime ve sosyal bilimlere de
öncelik verilmesi gerektiği ifade ediliyor. Psikologlar
genellikle, aile içi şiddet ve geçimsizliğin, anne ya da baba
yoksunluğu ve parçalanmış, sağlıklı olmayan aile yapısının,
çocuklarda saldırgan davranışlara neden olabileceğini
vurguluyor.
(Ahmet Zeki Gayberi; Milli Gazete)
Prof. Dr. Ali Seyyar, son dönemlerde
artan cinnet olaylarını, Milli Gazete’de yapılan bir röportajda
değerlendirdi.
Röportajı
Okumak İçin Tıklayınız>>>
22 Mart
2008
Ali Seyyar, “Korumalı
İşyeri” Projesini Tanıttı
Marmara Çalışanlar Federasyonu
tarafından organize edilen “Kurumsal Sosyal Sorumluluk – (KSS)
-Konferansı”, 22 Mart 2008 Cumartesi günü İstanbul Ticaret
Odası (İTO) ana sponsorluğu’nda gerçekleştirildi. Konferans, İTO
Meclis Salonu’nda 5 ana başlık altında ve 5 oturum şeklinde
yapıldı. Konferansın ardından Topkapı Eresin Otel’de düzenlenen
gala gecesinde Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) Projeleri
lansmanları yapılarak, başarılı projelerin sahiplerine ödül
verildi. Sürdürülebilir kalkınmanın önemli faktörlerinden biri
olarak kabul edilen “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” kavramının
Türkiye’de doğru şekilde hayata geçirilmesini amaçlayan
konferansta katılımcıların karşılıklı olarak yeni iş
bağlantıları kurmaları da hedeflendi. Konferansa 100’e yakın
üniversiteden akademisyenlerin yanı sıra, kamu sektöründen üst
düzey bürokratlar ve özel sektör yöneticileri katılacak.
Kurumsal Sosyal Sorumluluk Konferansı’na
Prof. Dr. Ali Seyyar, Sakarya Alternatif Yaşam Derneği için
hazırladığı “STK ve Özel Şirketler İşbirliği Çerçevesinde
Özürlü İstihdamına Yönelik Korumalı İşyeri Projesi”ni II.
oturumda bir sunumuyla tanıttı.
“Korumalı İşyeri” Projenin İçeriği
(Özet):
2005 tarih ve 5378 sayılı Özürlüler Kanunun 14.maddesine
istinaden hazırlanmış olan 30.05.2006 tarih ve (RG) 26183 sayılı
Korumalı İşyerleri Hakkında Yönetmeliğe göre gerçek ve tüzel
kişiler, normal işgücü piyasasına kazandırılmaları güç olan
özürlüler için meslekî rehabilitasyon ve istihdam oluşturmak
amacıyla korumalı işyeri açabilirler.
Çalışan sayısının büyükşehir belediye sınırları içinde en az 30,
büyükşehir belediye sınırları dışında en az 15 olduğu ve
çalışanlarının yüzde 75’ini özürlülerin oluşturduğu korumalı
işyeri, İŞKUR il müdürlüğünün onayı ile açılabilmektedir.
STK’ların (vakıf senedi veya dernek tüzüğünde) amaçları arasında
eğitim ve üretim faaliyetlerinin yer alması durumunda, STK’ların
inisiyatifi ile bu gibi korumalı işyerlerinin açılması ve
işletilmesi söz konusudur. Özellikle emek piyasasında iş
bulamayan ve-fakat çalışmak isteyen özürlü işgücünün istihdamı,
onların sosyal hayata katılımı açısından son derece önemlidir.
Korumalı işyerinde, gerek burada istihdam edilecek işyeri
yöneticisi, eğitici personel, özürlü ve diğer personelin SSK
primlerinin hazine tarafından ödenmesi gibi devletçe tasarlanan
malî desteğinin yanında gerekli teknik desteklerin de
sağlandığını düşünecek olursak, sosyal proje üretmek isteyen
STK’lar için özellikle personel ve işletme maliyetleri açısından
bir avantajdır. STK öncülüğünde oluşturulan bir korumalı işyeri,
tercih edeceği üretim biçimine göre (montaj işçiliği) çoğu zaman
özel sektörde faaliyet gösteren işletmelerle bir sosyal partner
(paydaş) olarak işbirliği yapmak durumundadır.
STK’nın himayesinde ve organizasyonu altında açılan bir korumalı
işyeri, aynı zamanda özel işletmelerin de sosyal sorumluluk
üstlenmelerine vesile olmaktadır. Haddizatında özürlülerin
istihdamı için korumalı işyerlerinin oluşturulması sosyal
sorumluluk açısından STK’lardan çok şirketleri yakından
ilgilendirmelidir. Ancak bu sosyal sorumluluk bilincinin özel
sektörde de geliştirilmesi, dolaylı olarak STK’ların
girişimciliği ile de sağlanabilir.
Ortak (STK ve İşletme) kurumsal sosyal sorumluluk kapsamında
değerlendirilmesi gereken projemiz, özürlü işgücüne uygun bir
biçimde özel olarak düzenlenmiş olan korumalı işyerinin fizikî,
sosyal ve meslekî özelliklerin (değerlendirme bölümü, üretim
bölümü, sosyal servis) yanında projenin sürdürülebilirliği
açısından işletmelerle (şirketlerle) yapılan protokoller
çerçevesinde üretim, istihdam, yatırım, stok, dağıtım ve
pazarlama (üretilen malları satın alınması) gibi işletmecilik
faaliyetlerini de tanıtmaktadır.
Projenin Alt Başlıkları:
-
Korumalı İşyeri Nedir?
-
Türkiye’de Korumalı İşyeri Nasıl Tanımlanmaktadır?
-
Türkiye’de Korumalı İşyeri Nasıl Açılır?
-
Başvuru İçin İşverenden İstenecek Belgeler
-
Korumalı İşyerinde Çalıştırılacak Personelin (Özürlüler;
İşyeri Yöneticisi; Eğitici Personel) Nitelikleri
-
Korumalı İşyeri Açma Projesinin Güçlü ve Zayıf Tarafları
-
Korumalı İşyeri Açma Projesini Avantajlı Hâle Getiren
Yeni Gelişmeler (Tasarı Hâlindeki Kanunî Düzenlemeler)
-
Sosyal Sorumluluk Açısından STK’lara Düşen Görev
14-16 Mart 2008
ALİ SEYYAR
1.
ULUSLARARASI SAĞLIK TURİZMİ KONGRESİ’NE KATILDI
Sağlık turizmi hizmeti veren kurum ve
kuruluşların işleyişinin, standardizasyonunun
belirlenmesinde, yurt içi ve yurt dışı araştırma, geliştirme ve
çalışmalar yapma hedefini güden Salık
Turizmi Geliştirme Derneği tarafından Antalya’da
düzenlenen I. Uluslar arası Sağlık
Turizmi Kongresine katılan
Prof. Dr. Ali Seyyar, “Yaşlıların
ve Engellilerin Sağlık Turizmindeki Yeri” hakkında
bir sunumda bulundu. Ali Seyyar,
sağlık turizminin çeşitlendirilmesi için, bakıma muhtaç olan
veya kendi kendine yeterli olan yaşlılara
ve özürlülere bakım merkezleri veya tatil köyleri gibi
projelerin hayata geçirilmesinin önemine işaret etti. AB
müzakere sürecini izleyerek, sağlık turizmi imkânların yaşlı ve
özürlülere dönük olarak planlanması gereği üzerinde duran
Ali Seyyar,
turizm şirketlerinin bu özel pazara hazır olmalarını ve bunu bir
fırsat olarak görmeleri gerektiğini söyledi. “Sorunları erken
fark edenler ve çözüm odaklı yatırım yapanlar, uluslar arası
turizm alanında da rekabetçi bir konuma gelebilir” diye
Seyyar,
sağlık turizmine ayrılan kaynakların belirli bir kesiminin
özürlü ve yaşlılara ayrılması gerektiğini savundu.
Türkiye'de
turizm etkinliklerinin bütün bir yıla yaygınlaştırılmasının
mümkün olduğunu ifade eden Sağlık
Turizmini Geliştirme Derneği Başkanı
Dr. Dursun Aydın ise bunun sağlık
ve kongre turizmi gibi alternatif turizm dallarının
geliştirilmesine bağlı olduğunu kaydetti. Sağlık turizmi
denilince akla tedavi hizmeti, termal turizm, hasta ve yaşlı
bakım hizmetleri geldiğini anlatan Aydın, Türkiye'nin
imkânlarının, dünyada bu konuda söz sahibi olan Tayvan, Singapur
ve Malezya gibi ülkelerden daha iyi durumda olduğunun altını
çizdi.
Açılış Konuşmasına Katılanlar:
|
Sağlık
Turizmi Hakkında |
Sn. Dr.
Aycan AKTAŞ, Sağlık
Turizmi Platformu |
|
Dernek
Hakkında |
Sn. Dr.
Dursun AYDIN,
Dernek Başkanı |
|
Açılış
Konuşması |
Sn.
Başaran ULUSOY,
TURSAB Başkanı |
|
Açılış
Konuşması |
Sn.
Prof. Dr. M. Zeki Karagülle
Kongre Başkanı |
|
Açılış
Konuşması |
Sn.
Prof. Dr. Necdet ÜNÜVAR
Bütçe Plan Komisyon Üyesi |
|
Açılış
Konuşması |
Sn.
Prof. Dr. Cevdet ERDÖL
Sağlık ve Sosyal İşleri
Komisyon Başk. |
|
Açılış
Konuşması |
Sn.
Prof. Dr. Nihat TOSUN,
T.C. Sağlık Bakanlığı Müsteşar
Yrd. |
|
Açılış
Konuşması |
Sn.
Alâaddin YÜKSEL,
Antalya Valisi |
|
Açılış
Konuşması |
Sn.
İsmet YILMAZ, T.C.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı |
|
Sayın
Bakanın Konuşması |
Sn.
Eşref VAİZ, K. K.
T. C. Sağlık Bakanı |
|
Sayın
Bakanın Konuşması |
Sn.
Prof. Dr. Recep AKDAĞ,
T.C. Sağlık Bakanı |
|
SAĞLIK TURİZMİ AÇISINDAN YAŞLI TURİZMİ; 2.GÜN; (6.
OTURUM) |
|
|
Oturum
Başkanı:
Prof.
Dr. Ali SEYYAR |
|
|
14:00-14:10 |
Dünyada
Yaşlılık ve Yaşlıların Beklentileri |
Yrd.
Doç. Dr. Ümit ATEŞKAN,
Atatürk Eğt. ve Araş. Hast.
Geriatri Bölümü |
|
14:10-14:20 |
Yaşlı ve
Engelli Turizminin Sahil Turizmine Yansımaları |
Kamil
YÜCEORAL, Emekli
Turizm Bakanlığı Müsteşarı |
|
14:20-14:30 |
Avrupa’da Yaşlı Bakımı ve Bakım Maliyetleri |
Dr.
Kemal AYDIN, Türk
Hollanda Sağlık Vakfı |
|
14:50-15:00 |
Yaşlıların ve Engellilerin Sağlık Turizmindeki Yeri |
Prof.
Dr. Ali SEYYAR,
Sakarya Üni. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri
Bölümü |
|
15:00-15:10 |
Dünyada
Stress ve Yaşlı Turizminin Önemi |
Louis
MINSTER,
Araştırmacı, MALTA |
Daha Fazla Bilgi İçin Bkz.:
http://www.saglikturder.org/index.html
BASIN’DA SAĞLIK TURİZMİ KONGRESİ
"SAĞLIK TURİZMİNDEN 10 MİLYAR DOLAR
KAZANABİLİRİZ"
Sağlık Bakanı Recep
Akdağ, dünya nüfusunun hızla yaşlandığını belirterek,
"Türkiye, yaşlı ve engelli bakımını açısından son derece önemli
bir konuma sahip. Genç ve dinamik bir nüfusa sahip olan ülkemiz,
bu alanda dünyada önemli bir açığı kapatabilir" dedi. Bakan
Akdağ, Sağlık Meslek Liseleri ve Meslek Yüksek Okulları'nın
müfredatlarında yapılacak düzenlemelerle hasta ve yaşlı bakımı
alanında kalifiye eleman yetiştirilmesinin sağlanacağını
bildirdi. Ülke nüfusunun önemli bir kısmını 28 yaşın altındaki
gençlerin oluşturduğuna dikkat çeken Akdağ, "Bu insanlardan
yararlanmalıyız. Ülkemizin sahip olduğu kültürel altyapı,
misafirperverliğimiz, yaratılanı yaratandan ötürü hoş gören
anlayışımız bize sağlık turizmi alanında çok büyük avantajlar
sağlamaktadır. Dünya nüfusu hızla yaşlanıyor. Genç bir nüfusa
sahip olan Türkiye tüm dünyaya gönlünü açmış durumdadır" diye
konuştu.
Sağlık Turizmini
Geliştirme Derneği tarafından Antalya'da düzenlenen '1.
Uluslararası Sağlık Turizmi Kongresi' sağlık ve turizm sektörü
temsilcilerinin katılımıyla başladı. Sağlık turizmi konusunun
her boyutuyla ele alınacağı kongrenin açılışına katılan Sağlık
Bakanı Recep Akdağ, günümüzde artık insanların başka ülkelerde
de doktor seçme özgürlüğünü kullanmak istediklerini söyledi.
Hükümet olarak son beş yıl içerisinde sağlık alanında çok ciddi
bir dönüşüm programı uyguladıklarını belirten Akdağ, şöyle
konuştu: "Son yıllarda özel sektör Türkiye'de sağlık alanında
çok büyük yatırımlar yaptı. Ülkemizde verilen tıbbi hizmet
Avrupa'daki akranlarının seviyesine ulaşmış durumdadır. Ülkemize
artık tedavi olmak amacı ile yurtdışından çok miktarda hasta
gelmektedir. Bakanlık olarak bize düşen özel sektörün önünü
açarak gerekli yasal düzenlemeleri yapmaktır."
Türkiye'nin; doğal güzellikleri, iklimi,
kültür zenginlikleri ve coğrafik konumuyla gerçek bir turizm
cenneti olduğunu ifade eden Sağlık
Turizmini Geliştirme Derneği Başkanı Dr. Dursun Aydın da
turizm faaliyetlerimizin deniz-kum-güneş üçgeninde 3-4 aya
sıkışmasından yakındı.
Sağlık turizminin alternatif turizmin önemli
bir dalı olduğuna işaret eden Aydın, şöyle devam etti:
"Ülkemizdeki turizm faaliyetleri, tüm ülkeye ve 12 aya yayılması
gerekmektedir. Bu bağlamda, alternatif turizmin geliştirilmesi
zorunludur. Sağlık turizmi; alternatif turizmin önemli bir
dalıdır. Çünkü dünyada yaşlı nüfus ve kronik hastalıklar
artmakta, buna paralel olarak tedavi maliyetleri de
yükselmektedir. Sağlık turizmi alanında ülkemizin, elinde büyük
bir potansiyel bulunmasına rağmen, bu pazardan ancak yüzde 1'in
altında pay alıyor."
Aydın, Türkiye'deki hastaneler, termaller ve yaylaların
yurtdışında özellikle Ortadoğu ve Körfez ülkelerinde tanıtıldığı
takdirde, ekonomiye yıllık ortalama 10 milyar dolar girdi
sağlanabileceğini kaydederek, bu bölgelerden özellikle kaplıca,
estetik cerrahi, organ nakli, diş tedavisi, tüp bebek ve fizik
tedavi bölümlerine çok büyük bir talep geldiğini aktardı.
Türkiye Seyahat
Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy ise
SPA ve termalin, kongre ve kültür turizminin yanında önemli bir
alternatif turizm çeşidi olduğunu dile getirdi. Ulusoy, 500
milyon dolarlık yatırımın sağlık turizmine önemli katkı
sağlayacağını vurguladı.
Sağlık Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı Nihat Tosun da dünyada son yıllarda
yaşanan gelişmeler neticesinde sağlık turizmi alanında
Türkiye'nin ön plana çıktığını söylerken TBMM Sağlık İşleri
Komisyonu Başkanı Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl de yaptığı
konuşmada, "Son birkaç yıl içinde hükümetin aldığı kararlar
neticesinde çok fazla sayıda hasta ülkemize gelmeye başlamıştır"
dedi.
Toplantıya katılan
Antalya Valisi Alaaddin Yüksel, önümüzdeki yıllarda dünya
genelinde 1,5 milyar insanın seyahat edeceğine dikkat çekerek,
bu endüstriden alınan payın artırılması gerektiğini kaydetti.
Yüksel, spor, kongre ve sağlık turizminin alternatif turizm
alanları olduğunu sözlerine ekledi.
http://www.bizimantalya.com/saglik_turizmi_tartisiliyor-7597.html
SAĞLIK TURİZMİ ANTALYA’DA TARTIŞILIYOR
Antalya’da 14-17 Mart tarihleri arasında
düzenlenecek 1. Sağlık Turizmi Kongresi’nde
sektörün gelişmesi için atılabilecek adımlar tartışılacak.
Sağlık Turizmini
Geliştirme Derneği Başkanı Dr. Dursun Aydın, düzenlediği
basın toplantısında, ülkede turizm sezonunun 4 aya
sıkıştırılması nedeniyle ekonomik yönden yeterli kazanç elde
edilemediğini söyledi. Türkiye’de turizm etkinliklerinin bütün
bir yıla yaygınlaştırılmasının mümkün olduğunu ifade eden Aydın,
bunun sağlık ve kongre turizmi gibi alternatif turizm dallarının
geliştirilmesine bağlı olduğunu kaydetti. Sağlık turizmi
denilince akla tedavi hizmeti, termal turizm, hasta ve yaşlı
bakım hizmetleri geldiğini anlatan Aydın, Türkiye’nin
imkânlarının, dünyada bu konuda söz sahibi olan Tayvan, Singapur
ve Malezya gibi ülkelerden daha iyi durumda olduğunun altını
çizdi.
Sağlık turizminin hem tedavi ve hem de tatil
yönlerinin birlikte ele alınıp geliştirilmesi gerektiğini
belirten Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Dünyada sağlık turizm
alanında dönen 100 milyar dolarlık cironun yarısından fazlasını
Uzak Doğu ülkeleri alıyor. Büyük bir potansiyel olmasına rağmen
Türkiye bu pazardan yüzde 1’in altında pay alıyor. Eğer tedavi
hizmeti, termal turizm ile hasta ve yaşlı bakım hizmetleri bir
arada paket olarak düşünülüp pazarlanırsa, bizimle hiç bir ülke
rekabet edemez. 2-3 yıl içinde dünyadaki turizm potansiyelinden
yüzde 10’luk payı alıp, 10 milyar dolar kazanabiliriz."
Gereken atılımın yapılabilmesi için teşvik
imkanları ve alt yapının geliştirilmesi ve iyi bir planlama
yapılması gerektiğini kaydeden Aydın, bunun için de devlet, özel
sağlık sektörü ve turizmcilerin bir araya gelmesinin önemine
işaret etti. Bu amaçla Antalya’da 14-17 Mart tarihleri arasında
1. Sağlık Turizmi Kongresi’nin düzenleneceğini bildiren Aydın,
uluslararası kongreye hükümet yetkililerinin yanı sıra yerli ve
yabancı yatırımcılar, sigorta şirketleri ve sağlık alanından
yetkililerin katılacağını söyledi.
Yabancı yatırımcıların Türkiye’ye ilgisinin
büyük olduğunu kaydeden Aydın, Türkiye’de yabancı doktorların
çalışmasına imkân tanıyan düzenlemenin yasalaşmasının sağlık
turizminin gelişmesine büyük katkı sağlayacağını savundu. Bir
soru üzerine, yabancı doktorların Türkiye’de çalışabilmesinin
sağlık turizmiyle yakından ilgisi bulunduğunu ifade eden Aydın,
bir çok yabancı yatırımcının kendi doktorunu getirebilmesi
koşuluyla Türkiye’de yatırım yapmak istediğini söyledi. Aydın,
"Yabancı doktorların Türkiye’de çalışabilmesi için yasa çıkarsa,
bir yıl içinde birçok yabancı yatırımcı ilk kazmayı vurur" diye
konuştu.
Son yıllarda getirilen düzenlemeyle
yatırımcılara teşvik için 50 yıllığına ücretsiz arsa tahsisi de
sağlandığını anlatan Aydın, özellikle Arap sermayesinin
Türkiye’de yatırıma sıcak baktığını belirtti. Aydın, 1 Şubat’ta
yürürlüğe giren güzellik salonlarıyla ilgili yönetmelikle sağlık
kuruluşu adı altında faaliyet gösterecek termal tesislerde
doktor çalıştırılmasının da zorunlu hale getirildiğini söyledi.
(Kaynak: Dünya Gazetesi)
www.dunyagazetesi.com
03 Mart 2008
Ali Seyyar, “Canda Özür Olmaz” (AKRA FM’) Programına Konuk
Oluyor
“Canda Özür Olmaz”, engellilerin sorunlarını gündeme taşıyıp
çözüm önerileri sunmayı amaçlıyor. Engelliler üzerine
çalışmalarıyla tanınan Mustafa Öztürk’ün hazırlayıp sunduğu
programda; engellilerin eğitimi ve istihdamı, engellilerin
kanuni hakları, engellilerle iletişim yöntemleri, engellilerin
bakımı ve rehabilitasyonu, engellilerin toplumla bütünleşmesinin
önündeki sorunlar masaya yatırılıyor.
Programda engellilerin hayatlarını kolaylaştıracak bilgilere de
yer veriliyor. Canda Özür Olmaz, Salı saat 14.10’da, Pazar ise
saatler 19.00’u gösterdiğinde AKRA FM’de diğergâm dinleyicilerle
buluşuyor.
Programın Sesli Arşivi İçin Tıklayınız
http://www.akradyo.net/radyo.asp?p=anaframe.asp#
“Canda
Özür Olmaz”, Program Yapımcı Mustafa Öztürk Hakkında:
01.03.1962 Ağrı'nın Taşlıçay
ilçesinde doğdu. Çocukluk yılları Ağrı'da gençlik
yılları(1979'dan itibaren) Sakarya'da geçti Mustafa ÖZTÜRK
İşletme eğitimi aldı.
Toplumda özürlü bilincinin oluşmasına katkı sağlamak
amacıyla Canda Özür olmaz 1-2 Hayatın Rengi,1-2 kitapları (Canda
Özür Olmaz 2 ve Hayatın Rengi 2,görme engelliler için sesli
kitap olarak hazırlanmıştır.) yayınlanmıştır. Ayrıca "BİZANTİON"(
5.yy İstanbul) adlı sanat tarihi kitabının da yazarıdır.
Gazete ve dergilerde çeşitli makaleleri yayınlanan
Mustafa Öztürk, aynı zamanda toplumda özürlü bilincinin
oluşmasına katkı yapmayı amaçlayan "CANDA ÖZÜR OLMAZ" ve sanat
kültür edebiyat içerikli "HAYATIN RENGİ" Radyo programlarını
hazırlayıp sunmaktadır.(103,2 Özelfm'de)
Kişisel
web sitesi:
http://www.mustafaozturk.com.tr
28 Şubat 2008
Ali Seyyar’dan
RADİKAL ve MİLLİYET Gazetelerine Cevap
Ali Seyyar, halkın doğru bilgilendirilmesi
ve bilinçlendirilmesi adına bilimsel duyarlılığın ve sosyal
sorumluluğun bir gereği olarak RADİKAL ve MİLLİYET gazetelerinde
26.02.2007 tarihinde “ENGELLİLERE (DEVLETTEN)
'MİLLİ SEKS' TAVSİYELERİ” başlığı
altında verilen haberin yol açtığı mahzurları ve yanlış
anlamaları bertaraf etmek adına 27.02.2007 tarihinde CİHAN AJANS
vasıtasıyla cevap vermiştir. Ali Seyyar, kutsal ve manevî bir
anlam taşıdığına inandığı “MİLLΔ kelimesini “SEKS” kelimesi ile
birlikte hiçbir surette kullanmadığını, “Millî Seks” tabirinin
RADİKAL tarafından uydurulduğunu beyan etmektedir.
Ali Seyyar, haber konusu olan makalesinin
zihinsel özürlülerin cinsel eğitimine yönelik öneriler kısmında
basınla ilgili olarak şunları tavsiye etmektedir:
“Medya, sosyal sorumluluk anlayışı
içerisinde, millî kültürümüze ve toplumsal değerlere ters
düşmeyecek tarzda ailenin önemine vurgu yaparak (özel) cinsel
eğitime destek vermelidir”.
Ali Seyyar, RADİKAL ve MİLLİYET
gazetelerinin, “zihinsel özürlülerin cinsel eğitimi” gibi çok
hassas bir konuda sosyal sorumluluk bilinci içinde hareket
etmediklerine inanmaktadır. Yazara ait olmayan “MİLLÎ SEKS” gibi
bir başlığın atılmasıyla, hem yazarın fikrî emeğine saygısızlık
gösterilmiş, manevî şahsiyeti rencide edilmiş, hem de konu
saptırılarak, halkın yanlış anlamasına yol açmıştır.
Ali Seyyar, konunun iyi anlaşılması
bakımından, basında çıkan haberlerin yanında haber konusu olan
makalenin bütünü bu sitede yer vermektedir.
* * *
ENGELLİLERE 'MİLLİ SEKS'
TAVSİYELERİ
(Radikal)
DEVLETTEN 'MİLLİ SEKS'
TAVSİYELERİ
(Milliyet)
Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu üyesinden engellilere
cinsellikle ilgili öğütler: Fizyolojik ve psikolojik sağlığınız
için gusül abdesti alın. Cinsel yaşamınızı milli kültüre uydurun
ANKARA - Başbakanlık Özürlüler Yüksek
Kurulu üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar'ın 'Özürlülere
Adanmış Sosyal Politika Yazıları' isimli kitabında
birbirinden ilginç 'bilgiler'
veriliyor. Seyyar kitabında zihinsel özürlülerin
'dinin gereği olarak' gusül abdesti almalarının fizyolojik ve
psikolojik sağlıklarına 'son derece
önemli katkılar sağlayacağını' ve
'kişinin gusletmeyi bir vazife olarak algılaması halinde şehvani
duyguların kontrol altına alınması'nın kolaylaşacağını
savunuyor. Ayrıca cinsel ihtiyaçların giderilmesine yönelik
yöntemlerden sadece 'milli kültürümüze uygun olanları'
tavsiye ediyor.
Kasım 2003 tarihinden beri Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu
üyesi olan Prof. Dr. Seyyar'ın, 'Özürlülere Adanmış Sosyal
Politika Yazıları' kitabındaki 'Türkiye'de Zihinsel Özürlüler ve
Cinsel Eğitim' başlıklı makalede özetle şu görüşlere yer
veriliyor:
"Uyku halinde veya uyanıkken iradi olarak cinsi zevk vererek
veya alarak şehvetle meninin gelmesi durumunda zihinsel
özürlünün cünüp duruma düştüğünü bilmesinde fayda vardır. Bu
durumda kişinin, dinin bir gereği olarak bir an önce cünüplükten
kurtulması, yani gusletmesi (boy abdesti alması) gerekmektedir.
Gusül insanın fizyolojik ve psikolojik sağlığına son derece
önemli katkılar sağlamaktadır. Cünüplüğün vücutta getireceği
yorgunluk ve gevşeklik gusülle giderilmektedir. Bunun sebebi,
kan dolaşımının boy abdesti sayesinde düzene girmesidir. Diğer
taraftan kişinin gusletmeyi bir vazife olarak algılaması halinde
şehvani duyguların kontrol altına alınması (cinsel disiplin) da
kolaylaşmaktadır."
'Evlilik dışı ilişki psikoloji bozar'
Prof. Dr. Seyyar'ın kitabında dikkat çektiği konulardan biri de
evlilik dışı ilişkiler:
"Evlilik dışı veya birden fazla değişik kişilerle kurulan cinsel
ilişkiler, cinsel hayatın manevi ve estetik boyutunu zedelediği
gibi, kişiler arası sevgi ve şefkat ilişkisinin gelişmesini de
önlemektedir. Dolayısı ile aile yuvası atmosferinden uzak olan
bu gibi ilişkiler, kişilerin fıtri, psiko-sosyal gelişmelerini
de engellemektedir. Hangi gerekçe ile savunulursa savunulsun,
evlilik öncesi veya sonrası için teşvik edilen özgürleştirilmiş
cinsel hayat, hem toplumsal ahengi bozmakta, hem de fuhşun
yayılmasına yol açmaktadır. Evlenmeye aday zihinsel özürlüler
kuracakları yuvada başarılı olabilmeleri için mümkün mertebe
(zihinsel) özürlü olmayan kişilerle veya bedensel özürlülerle
evlendirilmelidir."
Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu üyesi Prof. Dr. Seyyar
kitabında milli seks vurgusu da yaptı: "Hangi sosyal gruba
yönelik olarsa olusun cinsel ihtiyaçların giderilmesine yönelik
yöntemlerden sadece milli kültürümüze ve medeniyetimize uygun
olanlar tavsiye edilmelidir. Dolayısı ile toplumsal
değerlerimizin de öngördüğü aile modelinin bugünün imkânları ve
ihtiyaçları ile uyumlu örneğini oluşturmaya ve geliştirmeye
yönelik sosyal politikalara ağırlık verilmelidir."
TARIK IŞIK: (26/02/2008 Radikal Gazetesi; Milliyet Online)
* * *
ZİHİNSEL
ÖZÜRLÜLER MAKALESİ ÇARPITILDI
Özürlüler ile ilgili önemli
çalışmalarıyla tanınan ve 20'nin üzerinde kitabı bulunan Sakarya
Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar, zihinsel
özürlüleri cinsel istismardan korumaya yönelik 3 yıl önce
yazdığı bir makale, bazı gazeteler tarafından son günlerdeki
tartışmalara alet edilerek çaptırıldı. Bakıma muhtaç özürlülerin
sosyal güvence kapsamına alınmasında 2005 yılında Özürlüler
Kanunu'nun çıkmasında akademik katkıları olan Seyyar'ın
Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu Üyesi kimliğini ön plana
çıkartan gazeteler, yazıyı saptırarak 'Devletten seks
tavsiyeleri', 'Milli seks önerileri' başlığı altında
verdi. Bilimsel bir çalışmanın manipüle
edilerek bu şekilde gündeme getirilmesinden büyük üzüntü
duyduğunu belirten Seyyar, 3 yıl önce yazdığı 'Özürlülere
Adanmış Sosyal Politika Yazıları' isimli kitabında,
bahsedilen tabirleri kesinlikle kullanmadığını söyledi.
3 yıl boyunca konuya ilişkin herhangi bir bilimsel
itirazın olmadığı, makalenin mevcut konjonktür ikliminde gündeme
getirilmesinin manidar olduğunun altını çizen Sayar, şöyle
konuştu:
"Magazin jargonu ile halkta infial oluşturma gayesi güden
haberde bilimsel bir makalenin bütüncül izahları yerine, kısmen
yapılan alıntılarla sansasyonel bir başlık atılmıştır. Bu tarz
bir çarpıtma ve başlıkla, devletin kurumlarını hedef alacak bir
malzeme halinde sulandırarak haber yapılması, bilime,
özürlülere, ailelerine, devletin kurumlarına ve şahsıma yapılmış
bir hakaret niteliği taşımaktadır. Son dönemlerde provakatif
çıkışlar yapmak isteyen bir takım çevrelerin, 'bulanık suda
balık avlama' amacının malzemesi yapılmak istenen makaleme
maksatlı yakıştırmalarla gündeme taşınırken, milli
kültürümüz, medeniyetimiz, toplumsal değerlerimiz gibi atıfta
bulunduğumuz değerler de hafife alınmıştır. Genel olarak
özürlülerimiz ve ailelerimiz açısından ele alındığında haberde
işleniş biçimi ile çarpıtılan konulara ne kadar uzak bilinçsiz
ve aşağılayıcı olduğu ortaya çıkmaktadır."
Özürlüler Yüksek Kurulu ve
Özürlüler İdaresi Başkanlığı'nca kendisine bu konuyla ilgili
herhangi bir makale veya çalışma talebi olmadığını dile getiren
Seyyar, bahse konu makale, 3 yıl önce tamamen bilimsel bir sonuç
olarak kaleme aldığını hatırlattı. Zihinsel özürlülere yönelik
cinsel istismarla ilgili her gün basında haberlerin yer aldığına
dikkat çeken Seyyar, makalesinde, bunun önüne geçilmesi için
bazı tavsiyelerin yer aldığını vurguladı.
Seyyar "Özürlülükte kontrol
edilemeyen davranışları kontrol altına almak, aklın, bilimin ve
vicdanın kabulleri doğrultusunda bir takım telkinlerle ve
ısrarlı tekrarlarla sağlamak, hem özürlünün sosyal adaptasyonu,
hem kişisel yetilerin geliştirilmesi, hem de aile ve çevrenin
anti sosyal ve psikolojik sıkıntılardan kurtulması açısından çok
önemlidir. Bu telkinler dini içerikli olabilir, örfi olabilir
veya bilimsel bir bulguya dayanabilir. Burada dikkate alınması
gereken husus, özürlüye yararlı olabilecek bir bireysel ve
sosyal davranışın kazandırılmasıdır." şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Ali
seyyar, özürlülerin yaşadığı cinsel sorunlar ve ailelerinin
yaşamış olduğu cinsel odaklı sorunların çözümünde geleneksel
kazanımların hiçe sayan, bilimsel çalışmaları yok sayan ve
esasen bu dezavantajlı kesimi kullanarak maksatlı hareket eden
haberleri kınadığını sözlerine ekledi.
(27 Şubat 2008, Çarşamba Cihan Ajans ve
ZAMAN On Line; Adapazarı Gazetesi; 28.02.08)
* * *
Haber Konusu Olan
Makalenin Tam Metni İçin Tıklayınız:
03-04 Kasım 2007
Sosyal Bilimci Ali
Seyyar, Din Hizmetleri Sempozyumu’na Katıldı

T.C.
BAŞBAKANLIK; DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI tarafından düzenlenen
“I. Din Hizmetleri Sempozyumu”na sosyal ve manevî bilimlerle
ilgili iki interdisipliner tebliğ ile katılan Prof. Dr. Ali
Seyyar, sosyal hizmet alanında bakıma muhtaç özürlülere dönük
manevî bakım hizmetinin önemini anlattı.. Isparta Üniversitesi;
İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Saadettin Özdemir
ile birlikte sunulan diğer tebliğde İlahiyat Fakültelerinde
“Manevî Sosyal Hizmetler Bölümleri”nin açılmasının gereği
üzerinde duruldu.
Ali Seyyar’ın Makaleleri Okumak İçin
Tıklayınız:
Seyyar, Ali; Bakıma
Muhtaç Özürlülere Dönük Manevî Bakım Uygulamaları; Diyanet
İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Dairesi; I. Din Hizmetleri
Sempozyumu (Bugünü ve Geleceği); Ankara-Kızılcahamam; 03-04
Kasım 2007.
Seyyar, Ali;
Özdemir; Saadettin; “AB Sürecinde Türkiye’de Dinî Sosyal
Hizmetlerin Önemi (Türkiye-Almanya-Örneği); Diyanet İşleri
Başkanlığı Din Hizmetleri Dairesi; I. Din Hizmetleri Sempozyumu
(Bugünü ve Geleceği); Ankara-Kızılcahamam; 03-04 Kasım 2007.

Din Hizmetleri Sempozyumu’na Katılan Üyeler, Topluca Bir Hatıra
Fotoğraf Çektiler
SEMPOZYUMUN
GEREKÇESİ
Türkiye’de din hizmetlerinin tarihî süreçte büyük aşamalardan
geçerek bugünlere geldiği bilinmektedir. Değişen dünyamızda
kullanılan geleneksel yöntemlerin yeni imkanları da kullanarak,
geliştirilmesi, hizmetlerin hızlı, etkin bir şekilde mümkün olan
en geniş alana yayılması zarureti açıktır. Diyanet İşleri
Başkanlığı, personel, altyapı ve yasal görevleri itibariyle
Türkiye’de din hizmeti sunan yegane kurumdur. Mevcut insan
kaynakları ve alt yapısıyla din hizmetlerini tüm
vatandaşlarımızın beklentilerini karşılayabilecek seviyede
sunabilme ve bu konuda diğer İslam ülkelerine örneklik teşkil
etme potansiyeline sahiptir. Bu amaçla periyodik olarak
yapılacak bilimsel etkinlikler, bir taraftan Diyanet İşleri
Başkanlığının mevcut potansiyelini daha da güçlendirirken öte
yandan ana hizmet alanlarına da yeni açılımlar ve önemli
katkılar sağlayacaktır.
SEMPOZYUMUN
AMACI
1) Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülen din
hizmetlerinin, organizasyonu, personel durumu, metotları,
uygulamaları ve sonuçları açısından bir değerlendirmesini
yapmak,
2) Din hizmeti kavramının ülkemizde ve dünyada ifade ettiği
anlamlar ve bu ad altında yapılan faaliyetlerin mukayeseli bir
karşılaştırmasını yapmak,
3) Ülkemizde yaşanmakta olan sosyal değişimler neticesinde
oluşan yeni toplumsal yapıya uygun hangi hizmetlerin yapılması
gerektiği konusunda akademik çevrelerin görüşlerini almak,
4) Pratik din hizmetleri alanında mevcut teknik gelişmelerden
yararlanma yolları konusunda yeni öneriler geliştirmek,
5) Diyanet İşleri Başkanlığının yeni toplumsal taleplere
vereceği cevapları üretmede takip edeceği politikalara ışık
tutacak önerilerin ortaya çıkmasını sağlamak,
6) Din hizmetleri alanında yaşanan sorunların ortaya konulması
ve tartışılmasını sağlamak.
SEMPOZYUM İLE
İLGİLİ HABERLER
Din eğitimi konusunu önyargısız tartışalım
Bardakoğlu, din eğitimi konusunun her şeyden önce ön yargısız
bir şekilde tartışmaya açılması gerektiğini söyledi

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, sempozyumda 100'e yakın
bilim adamının biraraya geleceğini söyledi
ASLIHAN A. KARATAŞ/ANKARA
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, toplumun din eğitimi
ihtiyacının tam olarak karşılanamadığına dikkat çekerek, “Bu
konuda ilk yapılacak şey din eğitimi ihtiyacının nasıl
karşılanması gerektiğini tartışmaktır. Din eğitimi konusuna
önyargısız olarak yaklaşmalı, tartışmalı ve her türlü fikre açık
olmalıyız” dedi. 1. Din Hizmetleri Sempozyumu'na katılan Diyanet
İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Başkanlığın din kurumu değil ,
sadece din hizmetleri verdiğini belirterek, “Hızla değişen bir
toplumda yaşıyoruz. Eskiden gördüğümüz ve devraldığımız
geleneklerle din hizmetlerini sürdürmek yerine, yeni yüzyılın
ihtiyaçlarına göre insanlarımıza yeni usüllerle, iletişim
araçlarıyla din hizmetini sunmak durumundayız” dedi.
DİN HEPİMİZİ
İLGİLENDİRİR
Bardakoğlu,
din eğitimi konusuyla ilgili bir soru üzerine Anayasa'nın 24.
maddesinin din eğitimi konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı'na
verdiği görevi hatırlatarak, bu görevin cami hizmetleri ve
Kur'an kursları kanallarıyla yerine getirildiğini söyledi. Din
eğitimi ihtiyacını karşılayan başka bir kurumun olmayışına
dikkat çeken Bardakoğlu, şöyle konuştu: “Toplumun din eğitimi
ihtiyacını bir realite olarak görüp, bunun nasıl karşılanması
gerektiğini tartışmak gerekir. Ön yargısız olarak, kimseyi itham
etmeden, mahkum etmeden.” Tartışmaların kurumları yıpratmadan
yapılması gerektiğini ifade eden Bardakoğlu, dinin herkesin
ortak bağı olduğunu sözlerine ekledi. Bardakoğlu, Kur'an
kurslarındaki 12 yaş sınırıyla ilgili bir soru üzerine ise, “
Yaş 15 olsun ya da 10 olsun diyenler olabilir. Biz de toplumun
tartışmasından istifade ederiz. Bu konuda kararı verecek olan
Diyanet İşleri değil, siyasi iradedir, yasama organıdır. Biz ise
sadece görüşlerimizi paylaşırız” dedi.
04.11.2007 Yeni Şafak
Bardakoğlu: Din eğitimi
tartışılmalı
Diyanet İşleri Başkanı Ali
Bardakoğlu, Kızılcahamam Patalya Otel'de gerçekleşen 1.Din
Hizmetleri Sempozyumu'nun açılışına katıldı.
Gazetecilerin sorularını da
yanıtlayan Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, yaz kuran
kurslarındaki yaş sınırı dahil, din eğitimi ile ilgili her türlü
konunun toplumun tüm kesimleri tarafından ön yargılardan uzak
bir şekilde tartışılması gerektiğini söyledi. Diyanet İşleri
Başkanlığı dışında toplumun din eğitimi ihtiyacını karşılayan
başka bir kurum bulunmadığının altını çizen Bardakoğlu, bu
anlamda verilen hizmetin ise yeterli olmadığını söyledi.
"Diyanet İşleri Başkanlığı din kurumu
değil, din hizmeti kurumudur." diyen Bardakoğlu, amaçlarının
topluma din hizmetini en iyi şekilde vermek olduğunu söyledi.
Sempozyuma 100'ün
üzerinde bilim insanı katılacağını, 75 tebliğin tartışılacağını
belirten Bardakoğlu, verilen din hizmetinin masaya
yatırılacağını aktardı.
Bardakoğlu, "Topluma daha iyi, etkin, kuşatıcı, güler yüzlü din
hizmetini nasıl sunarızı tartışacağız" diye konuştu.
Din eğitiminin de Diyanet İşleri
Başkanlığı'nın görev alanına girdiğine dikkat çeken Bardakoğlu,
bu çerçevede camilerdeki vaaz ve hutbeler ile yaz Kur'an
Kurslarına değindi. Yaz Kuran Kursları'na yaklaşık 1.5 milyon
çocuğun katıldığını belirten Bardakoğlu, "Çocuklarımız buralarda
sadece Kuran öğrenmiyor. İyi insan, iyi evlat, iyi komşu, iyi
vatandaş olmayı da öğreniyor. Ama bu faaliyetlerin toplumun din
eğitimi ihtiyacının tamamını karşıladığını söyleyemeyiz. Şu anda
toplumun din eğitimi ihtiyacını karşılayan başka bir kurum da
yok." şeklinde konuştu.
Toplumun din eğitimi ihtiyacının bir
realite, sosyal olgu olarak kabul edilmesi gerektiğini
vurgulayan Bardakoğlu, "Bunun nasıl karşılanması gerektiğini
tartışmalıyız. Din eğitimi konusuna ön yargısız olarak
yaklaşmalı, her türlü fikre açık olmalıyız." dedi.
"Din eğitimi nasıl olmalı?" sorusuna
cevap aranması gerektiğini dile getiren Bardakoğlu, "Kimse
kimseyi itham etmeden, hiçbir kurum mahkum edilmeden sağlıklı
bir tartışma ortamı oluşturmalıyız. Kurumları yıpratmadan, ön
yargıların esiri olmadan tartışmalıyız. Din hepimizin ortak payı
ve değeridir." ifadesini kullandı.
Din konusunun toplumu oluşturan her
ferdi yakından ilgilendirdiğinin altını çizen Bardakoğlu,
"Toplumu din eğitimine karşı ve taraf olanlar diye iki kutuplu
düşünürsek, gösterirsek olayı anlamamış oluruz. İnsanların
bireysel olarak dinin şurasıda ya da burasında yer alması önemli
değil." dedi.
Bardakoğlu, bir gazetecinin
"Avrupa'da din eğitimi anaokulundan başlıyor. Türkiye'de yaz
Kuran kurslarında 12 yaş sınırı var" şeklindeki sözleri üzerine
ise, "Din eğitimini kimler almalı, nerede almalı, nasıl almalı?.
Bu önyargısız tartışılsın. Mesela (Bu sınırlar gereklidir)
diyenler olabilir, (gerekli değil) diyenler olabilir. Yaş sınırı
12 değil de 15 olsun, ya da 10 olsun diyenler olabilir. Toplum
tartışır. Biz de bu tartışmalardan ayrı ayrı istifade ederiz.
Ayrıca bu konuda karar verecek olan Diyanet İşleri Başkanlığı
değildir. Siyasi iradedir, yasama organıdır. Bize görüş
sorarlarsa bizde o konuda toplumun ortak taleplerini ve o
konudaki ihtiyaçlarını ifade ederiz. Biz kişisel
kanaatlerimizden ziyade, toplumun genel ihtiyaçlarını ve
sorunlarını aktarırız." diye konuştu.
Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı
Teşkilat Yasası'nın 2008 yılında çıkmış olacağını ümit ettiğini
söyledi. "Biz yasamanın da, siyasetin de dışındayız." diyen
Bardakoğlu, ilgili mercilerin yasaya son şeklini vereceğini
kendilerinin de konuyla ilgili görüşlerini bildireceklerini
aktardı.
CİHAN
05 Ekim 2007 Cuma

ALİ SEYYAR, Samanyolu TV “İftar
Zamanı” programında REHA YEPREM’in konuğu oldu
Reha Yeprem’in
misafiri olarak İFTAR ZAMANI
programına katılan Prof. Dr. Ali Seyyar,
bakıma muhtaç özürlü ve yaşlıların sosyal haklarına vurgu
yaparak, sosyal ve manevî bakımın önemine işaret etti.
ŞEFKATLİ ELLER YAYINLARI’ndan
çıkan yeni kitaplarının da tanıtıldığı programda
Ali Seyyar, maneviyatın bakıma
muhtaç kişilerin mutluluğu için önemli bir kaynak olduğunu ve
bundan dolayı da manevî sosyal hizmetlerin kurumsallaşması ve
yaygınlaşmasının gerektiğinin altını çizdi.
04 Ekim 2007
Perşembe

Ali Seyyar, Karamürsel’de Özürlülere Moral Dağıttı
ENGELLİLER VE AİLELERİNE Karamürsel Müftülüğü, Karamürsel Din
Görevlileri Derneği ve Özel Ailem Rehabilitasyon Merkezince
İftar Verildi
Ramazan ayının son günleri iftar
proğramlarıda yoğunluk kazanıyor. Bazı iftarlar var ki bir başka
lezzet akıyor. Sadece yemeği değil mutluluğu ve hüznü bölüşmek,
ulaşılmazlara ulaşmak, engellilerle buluşmak ramazanın ruhunu,
inceliğini yaşatıyor. Dün gece Belediye Karamürsel Belediye
Kültür merkezinde yapılan iftar programı da birçok güzelliği ve
özelliği ile anılacak bir etkinlikti. Karamürsel Müftülüğü,
Karamürsel Din Görevlileri Derneği ve Özel Ailem Rehabilitasyon
merkezince düzenlenen “Engelli ve Ailelerine İftar programı”
beklenenin üzerinde bir katılımla gerçekleşti. Özel Ailem
Rehabilitasyon Merkezi öğrenci ve velileri, İşitme engelliler
Okulu öğrencileri, Gazanfer bilge çocuk yuvası öğrencileri,
Karamürsel ve çevresinde ikamet eden
her sınıf engellinin buluştuğu iftar programına ayrıca özürlüler
ile ilgili çalışmaları ile tanınan, Başbakanlık Özürlüler
İdaresi Başkanlığı Kurum danışmanı, Sakarya Üniv. Öğretim
üyelerinden Prof. Dr. Ali SEYYAR da onur konuğu olarak
katıldı.
Prof. Dr. Ali SEYYAR Anlamlı Bir
Konuşma
Karamürsel müftüsü Abdülcelil
ÇAKAR’ın hoş geldiniz konuşmasından sonra, kendisine ayrılan
kısa zaman içinde dolu dolu mesajlar veren
Prof. Dr. Ali SEYYAR
ilgiyle dinlendi. Konuşmasında
“ Sosyal ve bilimsel ilimlerin gözüyle özürlü dezavantajlıdır.
Fakat İslâmiyetin perspektifinde ise özürlüler en avantajlıdır.
Engelli, hasta, yaşlı ve fakir kimseler manen daha zengin ve
Rableriyle bağlantılıdırlar. Engellilere tavsiyem 4 T kuralını
uygulamalarıdır. Bunlar Tevekkül, Tahammül, Teslimiyet ve
Teşekkürdür” dedi. Özürlüler ile ilgili sosyal politika ve
sosyal güvenlik bağlamında akademik çalışmalar yapan Ali SEYYAR
konuşmasına şöyle devam etti “Din yolunda her türlü sıkıntı ve
meşakkate katlanmada öncü olan Sahabelerin hastalık ve bedensel
özürlerine de aktif sabır gösterdiklerini temel alarak, ayrıca
peygamberimizin özürlülere yaklaşımı ile ilgili ilahi mesajlar
aldığını dile getirdi. Peygamberimiz özürlülere ile şakalaşmış,
onların sosyal hayata katılımlarını sağlayan kolaylıklar
getirmiş, mesleki anlamda ve istihdam boyutuyla yeni imkânlar
sağlamıştır. Mesela Hz. Abdullah’a hem Müezzinlik hem de
yöneticilik görevi vermiştir. Bacağından sakat olan Hz Muaz bin
Cebel, bizzat peygamberimiz tarafından yemen valisi olarak tayin
edilmiştir’’ dedi. Konuşmasına Peygamber efendimizin şefkat
politikalarından örnekler sunan Ali SEYYAR davete duyduğu
memnuniyeti dile getirerek organizasyon sahiplerine ve özellikle
katılımcılara teşekkür etti.
İftara 300 civarında davetli katıldı. (Karamürsel Yerel Basın;
haberler.bizden@hotmail.com)
23 Eylül 2007 Pazar
Ali Seyyar, ZAMAN Gazetesine Konuk Oldu….
(23 Eylül
2007-Zaman Gazetesi-Pazar Eki-Gündem; Sayı 43)

Özürlü sahabilerin kitabı yazıldı
Ali Seyyar: “Peygamberimiz engelli sahabilere
pozitif ayrımcılık uygulamıştı”
H.SALİH ZENGİN
Bugüne
değin sahabilerin hayatına ilişkin birçok kitap okumuş ve
onlarla ilgili pek çok kıssa dinlemiş olabilirsiniz. Ancak
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas) döneminde yaşayarak O’nu gören
ve sohbetlerinde bulunan sahabilerden bir kısmı var ki diğer
sahabilerden oldukça farklı.
Hatta bir
kısmı Peygamberimiz’i ‘görememişler’ bile. Bu sahabilerin diğer
sahabilerden fizikî olarak farklılıkları ortopedik ve görme
özürlü olmalarına dayanıyor. Prof. Dr.
Ali Seyyar, biri hanım olmak üzere 28 engelli sahâbinin
hayatını ve Peygamberimiz’in onlara yaklaşım biçimini “Yıldızlar
Engel Tanımaz-Bedensel Özürlü Sahâbilerin Hayatı” isimli
kitabında bir araya getirdi.
“Peygamberimiz’in vefatına yakın en az yüz binin üzerinde sahabi
yaşıyordu. Bugün olduğu gibi o dönemde de toplumun %10’u özürlü
ise, en az on bin tane özürlü sahabi vardı. Peygamberimiz
özürlülere pozitif ayrımcılık uygulayan ilk kişidir” diyen
Seyyar, Peygamberimiz’in engelli
sahabilerle şakalaştığını, onlara özel bir şefkat ve ilgi
gösterdiğini söylüyor. Peygamberimiz’in ve sahabilerin
hayatından az bilinen bir kesit daha böylece aydınlanmış
oluyor...
Yıldızlar engel tanımaz
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas) döneminde yaşayarak Allah
Rasûlü’nü gören, O’nun mübarek atmosferine girerek sohbetlerinde
bulunan iman ehli kimselere sahabi deniyor malumunuz. Birçoğumuz
sahabilerin hikâyelerini dinleyerek ve hayat tarzlarını
kendimize örnek alarak büyüdük. Peygamberimiz’in güneşinden
istifade ederek O’ndan aldıkları manevi feyzle, insanlar içinde
Allah’a manen en yakın olma üstünlüğünü elde eden sahabiler için
de bir grup var ki, onlardan çoğumuz haberdar bile değiliz. Bu
sahabilerin diğer sahabilerden fiziki olarak farklılıkları
ortopedik ve görme özürlü olmaları… Sakarya Üniversitesi öğretim
üyelerinden Prof. Dr. Ali Seyyar,
bugüne değin pek işlenmeyen bu konuyu
Aşiyan Yayınların’dan çıkan “Yıldızlar Engel
Tanımaz-Bedensel Özürlü Sahabilerin Hayatı” isimli kitapta
topladı. Birisi hanım olmak üzere toplam 28 ortopedik ve görme
engelli sahabiyi anlatan kitap, Peygamberimiz’in özel ihtiyaç
sahibi insanlara gösterdiği şefkat ve ilginin boyutunu da ortaya
koyuyor.
Özürlülerle
ilgili sosyal politika ve sosyal güvenlik bağlamında akademik
araştırmalar yapan Ali Seyyar’ın
çalışması, Türkiye’de bakıma muhtaç insanlara kurumsal sosyal ve
manevi bakım hizmetlerini akademik ve mesleki bir zeminde sunan
‘Şefkatli Eller Yayınları’nın
bir parçası. Seyyar’ın bu yayınevi
arasından çıkmış Bakım Terimleri, Sosyal Bakım ve
Sosyal Hizmetlerde Manevî Bakım isimli üç kitabı var.
Çalışmaları sırasında engellilikle baş edebilmede en
sağlam stratejileri sahabilerin geliştirdiğini gören Seyyar, din
yolunda her türlü sıkıntı ve meşakkate katlanmada öncü olan
sahabilerin, hastalıklara ve bedensel özürlerine aktif sabır
göstermelerini baz alarak özürlü sahabilerin hayatına eğilmiş.
Hz.
Muhammed’den özürlülere pozitif ayrımcılık
Peygamberimiz’in, özürlü sahabilerine nasıl davranması ve
davranmaması gerektiği hususunda yeri geldiğinde Cenab-ı Hak’tan
ilahî mesajlar ve hatta ikazlar aldığını söyleyen
Prof. Dr. Seyyar, Efendimiz’in
özürlü sahabilere özel bir ilgi gösterdiğini kaydediyor. Abese
Sûresi’nde geçen görme özürlü Hz.
Abdullah İbn-i Ümmü Mektûm olayının Peygamberimiz’in
özürlülere davranışı noktasında bugünün tabiriyle pozitif
ayrımcılık ilkesine göre yeniden şekillenmiş olduğunu ifade eden
Seyyar, şunları söylüyor: “Peygamberimiz ileri gelen müşriklere
tebliğde bulunuyordu. Bu esnada Hz. Abdullah, belki de farkına
varmadan tam toplantının arasına girer ve Peygamberimiz’den
ısrarla nasihat talep eder. Peygamberimiz’in yüzünü hafifçe
buruşturması üzerine hemen ihtar ayetleri gelir. Bu ayetlerden
sonra Peygamberimiz her zamankinden daha çok özürlülere
iltifatta ve ikramda bulunmuş, onlarla şakalaşmış, onların
sosyal hayata katılımlarını sağlayan kolaylıklar getirmiş,
meslekî anlamda ve istihdam boyutuyla yeni imkânlar sağlamıştır.
Mesela Hz. Abdullah’a hem müezzinlik hem de yöneticilik görevi
vermiştir. Bacağından sakat olan Hz.
Muaz bin Cebel, bizzat Peygamberimiz tarafından Yemen
valisi olarak tayin edilmiştir.”
Peygamberimiz’in, toplum içinde hiçbir sosyal statüye sahip
olmayan ve horlanan özürlüleri, şefkat politikalarıyla bu
durumdan kurtardığına dikkat çeken Seyyar, bu sosyal değişimin
toplumsal konsensüs ve sosyal dayanışma ile sağlanabileceğini
ifade ediyor. Seyyar’ın işaret
ettiği gibi Peygamberimiz de bu konuda sosyal pedagojik
yöntemler kullanarak, özürlülerin toplumsal rehabilitasyon
sürecini hızlandırmıştır. Mesela Efendimiz’in bazı bedenî
kusurları olduğu için, toplum içinde bulunmaktan tedirgin olan
ve bu yüzden çölde yaşamayı tercih eden Zahir isminde bir
sahabiye çölden bazı bitkileri toplayıp, Medine pazarında
beraberce pazarlamayı önermesi ilginçtir. Pazardaki
alışverişlerde Zahir’e yardımcı olan Peygamberimiz etrafına da
“Zahir bizim çölümüzdür, biz de onun şehriyiz” diyerek sürekli
iltifatlarda bulunmuştur.
Kaç bin
özürlü sahabî vardı?
Kitapta yer
alanların dışında birçok özürlü sahabinin varlığını tespit eden
Ali Seyyar, verilen bilgilerin
yetersiz olduğunu görünce sadece geniş malumat olanları derleyip
toplamış. Peki Efendimiz döneminde yaşayan bedensel özürlü
sahabinin sayısı ne kadardı? Prof. Dr.
Seyyar, şu an hemen hemen her toplumda özürlülerin
oranının yüzde 10 olduğunu hesaba katarak, “Peygamberimiz’in
vefatına doğru, yüz binin üzerinde sahabi yaşadığına göre,
bunlardan en az on bininin özürlü olduğunu tahmin edebiliriz.”
diyor.
Hayatlarını
araştırdığı 27 engelli sahabiden kısa boyu ve ince bacakları ile
dikkatleri çeken Hz. Abdullah bin Mesud’un
kendisini çok etkilediğini söyleyen Ali
Seyyar, kutsal topraklara yaptığı ziyaret esnasında da
onu rüyada görme şerefine nail olduğunu zikrediyor. “Hatta bu
kitabın yazılması, buna da bağlanabilir. Hayatını incelediğimde
ona karşı hayranlığım daha da arttı. O, bünyesinin tüm
çelimsizliğine rağmen Kureyş müşriklerinin bulunduğu Kâbe’ye
gitmiş ve orada alenî olarak Kur’an okumuştur. Büyük işkence
gören İbn-i Mes’ud, iyileşir
iyileşmez tüm uyarılara rağmen yine aynı kahramanlığı
göstermiştir.” diyen Seyyar,
hepimizin çeşitli sebeplerle özürlü olabileceğini, önemli olanın
özürlülük imtihanı karşısında nasıl bir tavır göstermemiz
gerektiği noktasında düğümlendiğini ortaya koyuyor. Kitabın
amacı da bu zaten. Peygamberimiz’in sünnetinden ayrılmayan
bedensel özürlü sahabiler hepimiz için iyi bir model. İşte
kitapta yer alan somut bir örnek daha: “Son nefesine kadar
bedenine giren müzmin bir hastalıkla yatalak ve bakıma muhtaç
halde 30 yıl yaşayan Hz. İmran bin
Hüseyin, “Nasıl dayanıyorsun bu acılara?” diyen
arkadaşına, “Benim için sağlık ve hastalıktan hangisi Allah’ın
hoşuna giderse, benim hoşuma giden de odur! Otuz yıldır kendimde
büyük bir huzur buldum.” diyebiliyordu. Bu sabır sayesinde Hz.
İmran öyle manevî makamlara erişecekti ki, meleklerin
tesbihlerini işitir hâle gelecekti. Melekler de, teselli olsun
diye kendisine her gün selam getirecekti.
Zihinsel
engelli sahabi var mıydı?
Prof. Dr. Ali Seyyar,
normal şartlarda her toplumda her çeşit özürlü
bulunabileceğinden hareketle ‘Zihinsel engelli sahabi var mı?’
sorusunun cevabını da aramış. Bir yandan da böyle düşünmek,
acaba sahabilere saygısızlık olur mu kaygılarını da taşımış
kalbinde. Sonunda davranış ve şakalarıyla her zaman sorun
oluşturan ama yine de Peygamberimiz tarafından kollanan
enteresan bir sahabiye rastlamış:
Nuayman İbni Amr. Gerisini
Seyyar’dan dinleyelim: “Bir keresinde bir bedevi mescidin
önüne devesini bırakır. Özel durumu herkesçe malum olan
Nuayman’a birkaç sahabi, şöyle bir teklif getirir: “Sen şu
deveyi kesiversen de onu yesek! Et yemeyi çok özledik. Nasılsa
Resulullah onun bedelini öder”. Nuayman, bu sözlerden hemen
etkilenerek deveyi keser. Bedevi dışarı çıkınca kıyameti
koparır. Peygamberimiz durumu anlar ve Nuayman’ı bir hendeğin
içinde gizlenmiş olarak bulur. Onu hendekten çıkarır ve “Bunu
niçin yaptın” yerine “Bu yaptığını sana yaptıran nedir?” der.
Nuayman da kendini savunurcasına, “Benim yerimi sana gösterenler
var ya, ey Allah’ın Rasulü! İşte onlar bu işi bana yaptırdılar.”
der. Peygamberimiz onun yüzündeki tozlarını hem siler hem de
tebessüm ederek onun gönlünü alır ve bedevinin devesinin
bedelini öder.”
Peygamberimiz özürlü sahabilerle şakalaştı mı?
“Bedenî
kusurları yüzünden çölde yaşamayı seçen
Zahir isimli sahabi, Medine pazarında Peygamberimiz’i bir
köşede beklerken, Peygamberimiz ona arkadan yaklaşır ve
gözlerini kapatarak şakalaşır. Peygamberimiz’in o güne kadar hiç
kimseye bu denli mesafesiz davranmadığını gören etraftaki
Müslümanlar, bu ilginç manzarayı seyrederler. Kâinatın efendisi,
bunu fırsat bilerek, çevreye yüksek sesle: “Bir kölem var.
Satıyorum. Onu benden kim alır?” diye şakasını sürdürür. Zahir,
“Ey Allah’ın elçisi, beş para etmez bir sakat köleyi kim satır
alır?” deyince şaka bu andan itibaren biter. Peygamberimiz bütün
ciddiyetiyle kendilerini sarmış olan kalabalığa seslenerek,
şöyle der: “Ya Zahir, and olsun ki Allah ve Allah’ın Rasûlü
katında senin değerin paha biçilmez! Bunun için biz de seni
seviyoruz.”
Savaşta
kolunu kaybeden hanım sahabi kimdi?
Nesibe Hanım,
Uhud muharebesinde cephe arkası hemşirelik hizmetleri yapan bir
sahabiydi. Ama Peygamberimiz’in müşkül durumunu görünce kadın
haliyle onu korumaya koşmuş ve müşriklerle çarpışırken birkaç
yerinden yara almıştı. Medine’ye döndükten sonra aldığı ağır
yaranın tedavisi bir yılda ancak kapatılmış, Peygamberimiz de
onu sık sık ziyaret etmiş, ona iltifatta ve özel dualarda
bulunmuştur. Nesibe Hanım, Hz. Ebû
Bekir zamanında ileri yaşına rağmen Yemame savaşına aktif
olarak katılmış, bu kez on iki yerinden yara alarak bir kolunu
kaybetmiştir. Ordu Medine’ye döndüğünde, Hz. Ebû Bekir bu
kahraman hanımı ziyaret etmiş ve ona beytül maldan maaş
ödenmiştir.
18.04.2007-19.04.2007
“Mahalle Afet
Gönüllüleri' 7 Yıldır Oluşturulamadı
Sakarya
Üniversitesi (SAÜ) İktisadi ve İdari bilimler Fakültesi öğretim
üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar,
deprem sonrası ilk müdahalede çok önemli olan 'Mahalle Afet
Gönüllüleri'nin' Sakarya'da 7 yıldır oluşturulamadığını söyledi.
Türkiye'de
bütüncül afet yönetimine yönelik ilk adımın İçişleri Bakanlığı
2001 yılında onayladığı 'Mahalle Afet Destek Projesi' ile
atıldığı bilgisini veren Seyyar, bu proje yerel yönetimlerin
desteği ile valiliklere bağlı il sivil savunma müdürlüklerinin
çatısı altında hayata geçirilmesinin planlandığını ifade etti.
Projeyle ''Mahalle Afet Gönüllüleri"
ismi altında sivillerden oluşan bir kurtarma ekibinin
oluşturulmasının öngörüldüğünü kaydeden Seyyar,
"Afetin hemen ardından mahallede ilk
müdahaleyi yapabilecek düzeyde 18-55 yaşları arasında yaklaşık
50 gönüllü, profesyonel ekiplere yardımcı ve destekçi olması
yönünde eğitilmekte ve gerekli ekiplerle donatılmaktadır. Ne
yazık ki bu sistem Adapazarı'nda kurulamamıştır" dedi.
Belediyesi'nin afet ve acil durumlarda etkin müdahale
hizmetlerinde bulunmak istiyorsa, kendisine bağlı olan itfaiye
ile sivil savunma, sağlık ve kolluk kuvvetleri ile sıkı bir
işbirliği içinde olması gerektiğini anlatan Seyyar şöyle
konuştu: "Sadece bir merkezin
bulunması, afetten sorumlu bütün kurum ve kuruluşlar arasındaki
koordinasyonu kolaylaştıracağı gibi, çok başlılık, idarî
zafiyetler ve yetki karmaşasına da son verece
Prof.
Seyyar, 'Sosyal
Politikalar Dergisi'nde yaptığı değerlendirmede,
Adapazarı için hayati önem taşıyan bir konuya dikkat çekti. Ekim
ayı itibariyle İstanbul'da 36, İzmit'te 17, Yalova'da 5 ve
İzmir'de 1 mahallede Afet Yönetim Sistemi oluşturulurken,
depremde en çok hasarı alan Adapazarı'nda bu sistemin hayata
geçirilemediğini dile getiren Seyyar, bunu büyük bir eksiklik
olduğunu kaydetti. Genelde afet, özelde deprem tehlikelerini de
dikkate alan sivil destekli bütüncül afet yönetim organizasyonun
oluşturulmasının bir deprem bölgesi olan Adapazarı için
kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Seyyar,
"Ancak Adapazarı'nda henüz ne bütüncül, ne de sivil destekli bir
afet yönetimi modeli oluşturulmuştur. Adapazarı, fizikî ve
sosyal alanda yeniden inşa edilirken, Büyükşehir Belediyesi'nin
proje kapsamında olan 'Afet Eğitim ve Koordinasyon Merkezi' ve
'Mahalle Afet Yönetim Sistemi' gibi çalışmalar, Marmara
depreminin üzerinden 7 yıl geçmesine rağmen halen
tamamlanmamıştır." şeklinde
konuştu.
"Deprem Halkın Gündeminden Düştü"
Seyyar, afet olgusunun halkın gündeminden düştüğünü belirterek,
bunun toplumun acı veren felaketleri hatırlamak istememesi
şeklinde değerlendirilebileceğini, ancak başta yerel yönetimler
olmak üzere, sosyal ve siyasî sorumluluk taşıyan her kurum ve
kuruluş, afet yönetimini esas alan çalışmalardaki rolünü
unutmamaları gerektiğini hatırlattı. Adapazarı Büyükşehir ktir."
"Psikolojik Destek Verecek Gönüller de Oluşturulmalı"
Ali
Seyyar, afet psikolojisi ekseninde psikolojik destek verecek
Mahalle Hizmet Gönüllüleri de oluşturulması gerektiğini
vurgulayarak, "Afet durumlarında
mağdurlara insanî ve sosyal hizmet sunmaya hazır meslek
elemanların başında psikologlar, sosyologlar, ilahiyatçılar, din
görevlileri, manevî terapistler, eğitimciler, çocuk gelişim ve
sosyal hizmet uzmanları gelmektedir. Olağanüstü durumlarda
mağdurların travma sonrası stres bozukluğundan kaynaklanan
değişik negatif tavır ve tepkilerinin (kızgınlık, asi olma,
isyan, içine kapılma, ümitsizlik vb.) giderilmesi, manevî
dünyalarıyla barışık ve topluma yeniden adapte olmaları için,
her mahallede değişik sosyal mesleklerden oluşan gönüllü ekipler
oluşturulmalıdır. Depremzedelerin psikolojik, manevî ve sosyal
rehabilitasyonlarıyla ilgilenecek bu ekip, afet psikolojisi,
rehberlik ve rehabilitasyon konularında teorik ve pratik eğitim
aldıktan sonra entegreli bir şekilde mahalle afet kurullarında
yer almalıdır." şeklinde konuştu.
KAYNAKLAR:
a)
“Mahalle Afet
Gönüllüleri' 7 Yıldır Oluşturulamadı”:
www.sakaryarehberim.com/others/haber.php?xnumber2=4636 - 114k –
b)
“7 Yıldan Bu Yana
Oluşturulması Gereken Mahalle Afet Gönüllülerinden Eser Yok: Yan
Gelip Yatıyoruz” (Sakarya Yeni Haber; 18.04.2007)
c) “Mahalle Afet
Gönüllüleri 7 Yıldır Oluşturulamadı” (Sakarya Halk; 18.04.2007).
d) “Afet
Gönüllüleri Oluşturulmadı: SAÜ İİBF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali
Seyyar, Deprem Sonrası İlk Müdahalede Çok Önemli Olan Mahalle
Afet Gönüllülerinin Sakarya’da 7 Yıldır Oluşturulamadığını
Söyledi” (Yeni Sakarya; 18.04.2007)
e) Duran Savaş; “Depremden Sonra Gündeme
Gelen ‘Âfet Gönüllüleri’ 7 Yıldır Oluşturulamadı”; Zaman
Gazetesi; 19.04.2007, s.23.
NOT 1:
Prof. Dr. Ali Seyyar’ın konu ile ilgili makalesinin tam
metnini okumak için bkz.:
Seyyar, Ali; “SOSYAL POLİTİKA ODAKLI AFET YÖNETİMİ AÇISINDAN
ADAPAZARI’NIN DURUMU” Sosyal Politikalar Dergisi; 2. Sayı; 2007;
ss. 111-114.
NOT 2:
Mahalle Afet Destek Projesi (MADP)
ve Mahalle Afet Gönüllüleri
(MAG) hakkında daha fazla bilgi için bkz:
http://www.mag.org.tr/tur/index.asp
26 Mart 2007 -
Prof. Dr. Ali Seyyar, Haftalık AKSİYON Dergisinde depremin yol
açtığı psikolojik ve ekonomik sorunlara sosyal politika
ekseninde bir açıklama getirdi.
SAKARYA’DA SAVCI DEPREMİ
İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş’un
“Depremden sonra Sakarya’da tefecilik, sahte fatura
ve uyuşturucu parası ile geçinen bedavacı bir
toplumu oluştu.” sözleri Sakarya’da nasıl
karşılandı? |
 |
17Ağustos 1999
depreminin merkez üssü Gölcük’tü; ama Sakarya’daki yıkım da
hemen hemen o boyutlardaydı. Nitekim resmî rakamlara göre Gölcük
dahil bütün Kocaeli genelinde ölü sayısı 9 bin 477 iken,
Sakarya’da 3 bin 891’di. Bu sebeple Sakarya, deprem travmasını
uzun süre yaşayan yerlerden biri oldu.
Son günlerde bir
başka olay gözleri yeniden Sakarya’ya ve 17 Ağustos depremine
çevirdi. Sakarya Emniyeti; tefecilik, sahte fatura ve uyuşturucu
ticareti yapmakla suçlanan bir gruba operasyon yapınca, bu dava
prosedür gereği İstanbul’a geldi. Çünkü bu organize suçlara
İstanbul’daki ağır ceza mahkemesi bakıyor. İşte bu davayı açan
İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş, 2 Mart 2007
tarihli iddianamesinde aynen şunları yazdı: “Bu şekildeki
suçların Sakarya ve civarında oluşmasının sebepleri
düşündürücüdür. Ülkemizin en verimli arazilerine sahip olan
Sakarya ilinde son yıllarda üretim ve çalışma gittikçe
azalmaktadır. Özellikle 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999
depremlerinden sonra insanlar adeta çalışmayı terketmişler, kamu
kurum ve kuruluşları ile dış devletlerden deprem yardımı adı
altında uzun süre yapılan aynî ve nakdî yardımlar nedeniyle
çalışmadan ve üretmeden hızla tüketen bir toplum
oluşturmuşlardır.”
Savcı Okumuş’un bu
tespitini gözlemlemek üzere Sakarya’ya gittik. Emniyet
yetkilileri, Sakaryalı işadamları, Sakarya Üniversitesi’nden
öğretim üyeleri ve yerel gazeteciler ile yaptığımız görüşmelerde
iki farklı olgu ile karşılaştık. Hem savcının tespitini
doğrulayan bazı olaylar var, hem de mafyanın kökünün kazandığı,
bir tek faili meçhul dosyanın kalmadığı yeni bir şehir...
Aslında Sakarya’daki
son gelişmelerin en önemli aktörü il emniyet müdürü Mustafa
Aydın. 1999’da bir süre Ankara’da Emniyet İstihbarat Dairesi
Başkanı olarak görev yapan Aydın, 2002’den beri Sakarya Emniyet
Müdürü. “İstihbaratçı” kökenli bir polis müdürü olan Aydın,
Sakarya’dan önce üç yıl görev yaptığı Samsun’da da organize suç
gruplarının üzerine şiddetle gitmesiyle tanındı. Hatta Samsun’da
iken bu sebeple zamanın koalisyon ortağı bir partinin
milletvekilleri ile takıştı. İşte böyle bir profil çizen Aydın,
Sakarya’ya gelince bu sefer buradaki grupları zapturapt altına
almış. Sakarya Emniyeti’nde görüştüğümüz Aydın, önümüzdeki 1
Nisan günü itibariyle 38 yıllık polislik mesleğini noktalayıp
emekli oluyor. Geride mafyanın artık olmadığı, en azından
sindiği bir Sakarya bırakarak…
Bir yetkili,
“Aslında Aydın’ın Samsun’da çökerttiği gruplar
Sakarya’dakilerden daha güçlü, üst seviyede politik ilişkileri
olan şebekelerdi. Sakarya’dakiler göz önündeki sokak mafyası
olunca bu kadar ilgi çekti.” diyor. Peki, Sakarya’da Aydın ne
yapmış? Beş yıl içinde burada “kıskaç”, “makas”, “tünel”,
“perçin”, “atlas”, “şafak”, “kelebek” isimleri verilen
operasyonlar olmuş. Esnaf odaları, fırıncılar odası başkanları,
mafya olarak bilinen grupların elebaşları başta olmak üzere pek
çok yerel güç odağı gözaltına alınmış, bunların bir kısmı
cezaevine girmiş. Sakaryalı bir gazeteci, “Burada bazı oda
başkanları Emniyet dinler korkusuyla hâlâ cep telefonu
kullanmıyor.” bilgisini veriyor.
|