Öğrencilerim İçin Sınav Soruları ve Duyurular




aliseyyar@sosyalsiyaset.com

 

 

En Son Güncel Haber ve Duyurular

Sayfa 1 - 2

 

 

 

12 Mayıs 2008 // Isparta

Ali Seyyar, Isparta’da Yerel Özürlüler Politikalarının Temel Esaslarını Anlattı

Engelliler Haftası münasebetiyle 12 Mayıs 2008’de Isparta’ya giden Prof. Dr. Ali Seyyar, bedensel ve zihinsel engelli tüm dernek ve eğitim kurumlarının iştirakiyle gerçekleştirilen “Engelliler Yürüyüşü”ne katıldı. Düzenlenen “Engelliler Yürüyüşü”ne Vali Şemsettin Uzun, İl Genel Meclisi Başkanı Fevzi Özdemir, Belediye Başkanı Hasan Balaman, Sosyal Hizmet Derneği Başkanı Prof. Dr. Mahmut Bülbül ve Milli Eğitim Müdürü Tacettin Yılmaz da katıldı.

Ali Seyyar, daha sonra saat 14’00’de Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Engelliler Araştırma ve Uygulama Merkezi (ENAR) tarafından düzenlenen konferansa katıldı. Programın başlangıç kısmında Sosyal Hizmetler Derneği Başkanı Profesör Dr. Mahmut Bülbül bir açılış konuşmasını yaptı. Bülbül konuşmasında; 'Ülkemizde toplumsal duyarlılığı arttırma adına bir çok çalışma yapılıyor. Çoğumuz kendi üzerimize düşen görevlerin farkında değiliz. Devlet İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye'de özürlülük oranı %12.29. Isparta'da da sekiz on bin civarında desteklenmesi gereken insan var. Günümüzde çok sayıda özel eğitim merkezleri, rehabilitasyon merkezleri açılıyor ancak yetişmiş insan sıkıntısı mevcut. Engelli insanları her zaman benimsemeli ve maddi manevi yardımcı olmalıyız. Engelsiz bir yaşam için engel siz olmayınız? diye konuştu.

Ardından Profesör Dr. Ali Seyyar, “Yerel Yönetimler ve Özürlülük” (uygulamalar, sorunlar ve çözüm önerileri) konulu bir konferans verdi. Seyyar, konuşmasında; 'Türkiye'de 1999 yılında ilk kez özürlüler şurası yapıldı. Şuraya, katılımcı demokrasi adına sivil toplum örgütleri, devlet adamları, iş adamları ve halk katılma imkânı buldu. Bu şurada problemler ve çözüm önerileri dile getirilip sosyal baskı oluşturulmuştur. 2005 yılında ikinci şura düzenlendi. Hedef ve çözüm odaklı sorunların yer aldığı şura devletin kanun çıkarmasında etkili oldu. Çıkan özürlüler kanununda ilk kez korumalı iş yeri kavramı tanımlanmıştır. Böylece tüm işyerleri, çalışanları içinde özürlü çalışanda bulundurmak zorundadır. Ayrımcılık yapılmayan, fırsat eşitliği olan, toplumsal hayata tam katılımın olduğu bir toplum olmak zorundayız.' diye konuştu. Ali Seyyar, daha sonra bir slayt gösterisi eşliğinde özürlü dostu aktif istihdam politikaları kapsamında KORUMALI İŞYERİ yönetmeliğini tanıttı.

Konferansa Isparta Valisi Sayın Şemsettin Uzun, bazı belediye başkanları, Isparta SHÇEK İl Müdürü, öğretim üyeleri ve çok sayıda öğrenci katıldı. Program sonunda Ali Seyyar’a Isparta Valisi Sayın Şemsettin Uzun tarafından günün hatırasına bir plaket takdim edildi.


 

24 Mart 2008 //

Ali Seyyar, Özel FM - Hayatın Rengi Programında “Zihinsel Özürlülerin Cinsel Eğitimi” ve “Sadaka Devleti” Üzerinde Bir Söyleşide Bulundu

Hayatın Rengi (Konuk Prof Dr Ali Seyyar) Programcı: Mustafa Öztürk
24/03/2008 - 11:50
Hit: 7
Programı Dinlemek İçin Tıklayınız:
http://www.ozelfm.net/medyaizle.php?haber_id=34878



08.04.2008 //Salı

Ali Seyyar, “Kutlu Doğum” Programına Katıldı

Hz. Muhammet’in doğum gününü içine alan Kutlu Doğum Haftası, Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen geceyle kutlandı. AKM’de gerçekleştirilen programda ilk olarak, Bağdagül Sanat Evi sanatçıları tarafından Ebru Sergisi açıldı. Serginin açılışını Sakarya Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili İrfan Sezer yaptı. Sergi açılışından sonra SAÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar ve Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi ve şair Prof. Dr. Nurullah Genç tarafından ‘Şiir ve Hayat’ söyleşisi gerçekleştirildi. Ali Seyyar, Hz. Peygamberin hayatından ve bütün mahlûkata sergilediği merhamet yaklaşımlarından örnekler gösterirken, şair Nurullah Genç, Hz. Muhammet için yazdığı “YAĞMUR” şiirini okudu. Gecede Adapazarı Tarihi Türk Müziği Topluluğu da sahne aldı. Türk Müziği Topluluğu sanatçıları birbirinden güzel ilahiler seslendirdi. Geceye katılan izleyiciler duygu dolu anlar yaşadı.

Kaynak:

http://www.adapazari.bel.tr/haber.php?id=1139&uk=16&ak=44&uk2=24
http://www.sakaryaaktuel.com/sakarya/kutlu-dogum-gecesi-duzenlendi.html

 


04 Nisan 2008 // Cuma

“Sevilen Çocuk Başarılı Olur”

 

 Kaynarca’da öğrenci velilerine yönelik gerçekleştirilen, “eğitimde anne babaya düşen görevler” konulu konferansta salonu anneler doldurdu. Babalar ise ilçenin haftalık cuma pazarında gezmeyi tercih etti.

 

Sakarya Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar Kaynarca’da öğrenci velilerine yönelik olarak "Eğitimde Anne Babaya Düşen Görevler" konulu bir konferans verdi.

 İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Belediye Düğün Salonu’nda düzenlenen konferansa kadınlar ilgi gösterirken az sayıda erkeğin katılması dikkat çekti. Seyyar’da konuşmasının başında kadınları eğitime gösterdikleri ilgi nedeniyle kutladı. Taraklı’nın bir köyünden Almanya’ya göç ettiklerini ve bu ülkede 25 yıl yaşadığını söyleyen Seyyar Almanca bir öyküyü kahramanlarına Türkçe isimler vererek anlattı.

“Kalbi kırılan çocuk şiddet uygulandığında ömür boyu anne veya babaya kırık kalır. İnsanın gelişimi ruh sağlığı için yaramazlıklarına rağmen çocuklarımıza kötü davranmamalıyız” diyen Prof. Ali Seyyar yaramazlıkların meraklı olmanın bir sonucu olduğunu vurguladı. Hayatından verdiği örneklerle çocukların dövülmesindeki yanlışlığa dikkat çeken Öğretim Üyesi, “Annesi tarafından dövülen annesine, babasına, öğretmenine güven duymayan bir çocuk başarılı olamaz. Çocukları cezalandırmak adına kurnazlık sergileyen yollar aramayın. Onlara güvenin. Örneğin kendilerinin giyinmesini izin verin” dedi.

Eğitimin yalnızca masa başında oturarak sağlanamayacağını belirten Ali Seyyar şöyle konuştu: “Eğitim birlikte düşünmektir. Biz çocuklarımızın ödevleri hakkında konuşarak bir kültürü yaşatmalıyız. Onları dinleyin ve özgüvenleri yerine gelsin. Çocuklarımızla yük yüze aktif iletişim kurun. Her gün en az yarım saat yüz yüze görüşmeyi ihmal etmeyin. Aşırı himayeci de olmayın Ortalamayı bulun. Anne babası tarafından sevilen çocuk hayatta başarılı olur.”

Konferansın verildiği Belediye Düğün Salonu’nu dolduran öğrenci velisi annelere karşın az sayıda babanın bulunmasını haftada bir gün kurulan pazara bağlayan öğrenci velisi İbrahim Kara, “Arkadaşlar Pazar da gezmeyi konferansa tercih ettiler” dedi. / Sedat Balta

Kaynak: http://www.kaynarcahaber.com/detay.asp?hid=792


 

31 Mart 2008 // Pazartesi

 

ALİ SEYYAR CİNNET OLAYLARINI DEĞERLENDİRDİ

 

Haber: Türkiye, politik gündemin geriliminden yakınırken, geçtiğimiz hafta tüm kamuoyunun tüylerini ürperten aile içi cinnet vakaları gündemi sarstı. Sadece 1 hafta içerisinde meydana gelen olaylar arasındaki benzerlikler, tuhaflıklar, insanın kanını donduran ayrıntılar, “Nereye gidiyoruz?”, “Bize ne oluyor?”, “Bu kadar mı vahşi çocuklar yetiştiriyoruz?” sorularına ve okullarda verilen eğitimin sorgulanmasına neden oldu. Son günlerde medyaya yansıyan vahşi cinayet haberleri, Allah (CC) korkusundan yoksun, tüm değerlerini kaybetmiş, yüksek öğrenim görmüş ancak manevi moralitelerini kaybetmiş bir gençliğin içinde bulunduğu acı duruma işaret ediyor.  Yıllardır, din eğitiminin eksikliğinden, çocuklardaki ahlaki ve manevi dejenerasyondan, İmam Hatiplerin kapısına kilit vurulmasından, inandığı şekilde giyinerek okumasına izin verilmeyen genç kızlardan bahsediliyor. Beşeri bilimlerin yanı sıra moral değerleri yükseltecek, çocukların içine Allah (CC) korkusu ve sevgisi aşılayacak, felsefi ve ahlaki derinliği artıracak dini eğitime ve sosyal bilimlere de öncelik verilmesi gerektiği ifade ediliyor. Psikologlar genellikle, aile içi şiddet ve geçimsizliğin, anne ya da baba yoksunluğu ve parçalanmış, sağlıklı olmayan aile yapısının, çocuklarda saldırgan davranışlara neden olabileceğini vurguluyor.

(Ahmet Zeki Gayberi; Milli Gazete)

 

Prof. Dr. Ali Seyyar, son dönemlerde artan cinnet olaylarını, Milli Gazete’de yapılan bir röportajda değerlendirdi.

Röportajı Okumak İçin Tıklayınız>>>


22 Mart 2008

 

Ali Seyyar, “Korumalı İşyeri” Projesini Tanıttı

Marmara Çalışanlar Federasyonu tarafından organize edilen “Kurumsal Sosyal Sorumluluk – (KSS) -Konferansı”, 22 Mart 2008 Cumartesi günü İstanbul Ticaret Odası (İTO) ana sponsorluğu’nda gerçekleştirildi. Konferans, İTO Meclis Salonu’nda 5 ana başlık altında ve 5 oturum şeklinde yapıldı. Konferansın ardından Topkapı Eresin Otel’de düzenlenen gala gecesinde Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) Projeleri lansmanları yapılarak, başarılı projelerin sahiplerine ödül verildi. Sürdürülebilir kalkınmanın önemli faktörlerinden biri olarak kabul edilen “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” kavramının Türkiye’de doğru şekilde hayata geçirilmesini amaçlayan konferansta katılımcıların karşılıklı olarak yeni iş bağlantıları kurmaları da hedeflendi. Konferansa 100’e yakın üniversiteden akademisyenlerin yanı sıra,  kamu sektöründen üst düzey bürokratlar ve özel sektör yöneticileri katılacak.

Kurumsal Sosyal Sorumluluk Konferansı’na Prof. Dr. Ali Seyyar, Sakarya Alternatif Yaşam Derneği için hazırladığı “STK ve Özel Şirketler İşbirliği Çerçevesinde Özürlü İstihdamına Yönelik Korumalı İşyeri Projesi”ni II. oturumda bir sunumuyla tanıttı.

“Korumalı İşyeri” Projenin İçeriği (Özet):

2005 tarih ve 5378 sayılı Özürlüler Kanunun 14.maddesine istinaden hazırlanmış olan 30.05.2006 tarih ve (RG) 26183 sayılı Korumalı İşyerleri Hakkında Yönetmeliğe göre gerçek ve tüzel kişiler, normal işgücü piyasasına kazandırılmaları güç olan özürlüler için meslekî rehabilitasyon ve istihdam oluşturmak amacıyla korumalı işyeri açabilirler.

Çalışan sayısının büyükşehir belediye sınırları içinde en az 30, büyükşehir belediye sınırları dışında en az 15 olduğu ve çalışanlarının yüzde 75’ini özürlülerin oluşturduğu korumalı işyeri, İŞKUR il müdürlüğünün onayı ile açılabilmektedir.

STK’ların (vakıf senedi veya dernek tüzüğünde) amaçları arasında eğitim ve üretim faaliyetlerinin yer alması durumunda, STK’ların inisiyatifi ile bu gibi korumalı işyerlerinin açılması ve işletilmesi söz konusudur. Özellikle emek piyasasında iş bulamayan ve-fakat çalışmak isteyen özürlü işgücünün istihdamı, onların sosyal hayata katılımı açısından son derece önemlidir.

Korumalı işyerinde, gerek burada istihdam edilecek işyeri yöneticisi, eğitici personel, özürlü ve diğer personelin SSK primlerinin hazine tarafından ödenmesi gibi devletçe tasarlanan malî desteğinin yanında gerekli teknik desteklerin de sağlandığını düşünecek olursak, sosyal proje üretmek isteyen STK’lar için özellikle personel ve işletme maliyetleri açısından bir avantajdır. STK öncülüğünde oluşturulan bir korumalı işyeri, tercih edeceği üretim biçimine göre (montaj işçiliği) çoğu zaman özel sektörde faaliyet gösteren işletmelerle bir sosyal partner (paydaş) olarak işbirliği yapmak durumundadır.

STK’nın himayesinde ve organizasyonu altında açılan bir korumalı işyeri, aynı zamanda özel işletmelerin de sosyal sorumluluk üstlenmelerine vesile olmaktadır. Haddizatında özürlülerin istihdamı için korumalı işyerlerinin oluşturulması sosyal sorumluluk açısından STK’lardan çok şirketleri yakından ilgilendirmelidir. Ancak bu sosyal sorumluluk bilincinin özel sektörde de geliştirilmesi, dolaylı olarak STK’ların girişimciliği ile de sağlanabilir.

Ortak (STK ve İşletme) kurumsal sosyal sorumluluk kapsamında değerlendirilmesi gereken projemiz, özürlü işgücüne uygun bir biçimde özel olarak düzenlenmiş olan korumalı işyerinin fizikî, sosyal ve meslekî özelliklerin (değerlendirme bölümü, üretim bölümü, sosyal servis) yanında projenin sürdürülebilirliği açısından işletmelerle (şirketlerle) yapılan protokoller çerçevesinde üretim, istihdam, yatırım, stok, dağıtım ve pazarlama (üretilen malları satın alınması) gibi işletmecilik faaliyetlerini de tanıtmaktadır.

Projenin Alt Başlıkları:

-         Korumalı İşyeri Nedir?

-         Türkiye’de Korumalı İşyeri Nasıl Tanımlanmaktadır?

-         Türkiye’de Korumalı İşyeri Nasıl Açılır?

-         Başvuru İçin İşverenden İstenecek Belgeler

-         Korumalı İşyerinde Çalıştırılacak Personelin (Özürlüler; İşyeri Yöneticisi; Eğitici Personel) Nitelikleri

-         Korumalı İşyeri Açma Projesinin Güçlü ve Zayıf Tarafları

-         Korumalı İşyeri Açma Projesini Avantajlı Hâle Getiren Yeni Gelişmeler (Tasarı Hâlindeki Kanunî Düzenlemeler)

-         Sosyal Sorumluluk Açısından STK’lara Düşen Görev

 


 

14-16 Mart 2008

 

 

ALİ SEYYAR

1. ULUSLARARASI SAĞLIK TURİZMİ KONGRESİ’NE KATILDI

 

Sağlık turizmi hizmeti veren kurum ve kuruluşların işleyişinin, standardizasyonunun belirlenmesinde, yurt içi ve yurt dışı araştırma, geliştirme ve çalışmalar yapma hedefini güden Salık Turizmi Geliştirme Derneği tarafından Antalya’da düzenlenen I. Uluslar arası Sağlık Turizmi Kongresine katılan Prof. Dr. Ali Seyyar, “Yaşlıların ve Engellilerin Sağlık Turizmindeki Yeri” hakkında bir sunumda bulundu. Ali Seyyar, sağlık turizminin çeşitlendirilmesi için, bakıma muhtaç olan veya kendi kendine yeterli olan yaşlılara ve özürlülere bakım merkezleri veya tatil köyleri gibi projelerin hayata geçirilmesinin önemine işaret etti. AB müzakere sürecini izleyerek, sağlık turizmi imkânların yaşlı ve özürlülere dönük olarak planlanması gereği üzerinde duran Ali Seyyar, turizm şirketlerinin bu özel pazara hazır olmalarını ve bunu bir fırsat olarak görmeleri gerektiğini söyledi. “Sorunları erken fark edenler ve çözüm odaklı yatırım yapanlar, uluslar arası turizm alanında da rekabetçi bir konuma gelebilir” diye Seyyar, sağlık turizmine ayrılan kaynakların belirli bir kesiminin özürlü ve yaşlılara ayrılması gerektiğini savundu.

Türkiye'de turizm etkinliklerinin bütün bir yıla yaygınlaştırılmasının mümkün olduğunu ifade eden Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği Başkanı Dr. Dursun Aydın ise bunun sağlık ve kongre turizmi gibi alternatif turizm dallarının geliştirilmesine bağlı olduğunu kaydetti. Sağlık turizmi denilince akla tedavi hizmeti, termal turizm, hasta ve yaşlı bakım hizmetleri geldiğini anlatan Aydın, Türkiye'nin imkânlarının, dünyada bu konuda söz sahibi olan Tayvan, Singapur ve Malezya gibi ülkelerden daha iyi durumda olduğunun altını çizdi.

 

Açılış Konuşmasına Katılanlar:

 

Sağlık Turizmi Hakkında

Sn. Dr. Aycan AKTAŞ, Sağlık Turizmi Platformu

Dernek Hakkında

Sn. Dr. Dursun AYDIN, Dernek Başkanı

Açılış Konuşması 

Sn. Başaran ULUSOY, TURSAB Başkanı

Açılış Konuşması 

Sn. Prof. Dr. M. Zeki Karagülle  Kongre Başkanı

Açılış Konuşması 

Sn. Prof. Dr. Necdet ÜNÜVAR Bütçe Plan Komisyon Üyesi

Açılış Konuşması 

Sn. Prof. Dr. Cevdet ERDÖL Sağlık ve Sosyal İşleri Komisyon Başk.

Açılış Konuşması 

Sn. Prof. Dr. Nihat TOSUN, T.C. Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yrd.

Açılış Konuşması 

Sn. Alâaddin YÜKSEL, Antalya Valisi

Açılış Konuşması 

Sn. İsmet YILMAZ, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı

Sayın Bakanın Konuşması 

Sn. Eşref VAİZ, K. K. T. C. Sağlık Bakanı

Sayın Bakanın Konuşması 

Sn. Prof. Dr. Recep AKDAĞ, T.C. Sağlık Bakanı

 

 

 

SAĞLIK TURİZMİ AÇISINDAN YAŞLI TURİZMİ; 2.GÜN; (6. OTURUM)

 

Oturum Başkanı:

Prof. Dr. Ali SEYYAR

 

14:00-14:10

Dünyada Yaşlılık ve Yaşlıların Beklentileri

Yrd. Doç. Dr. Ümit ATEŞKAN, Atatürk Eğt. ve Araş. Hast. Geriatri Bölümü

14:10-14:20

Yaşlı ve Engelli Turizminin Sahil Turizmine Yansımaları

Kamil YÜCEORAL, Emekli Turizm Bakanlığı Müsteşarı

14:20-14:30

Avrupa’da Yaşlı Bakımı ve Bakım Maliyetleri

Dr. Kemal AYDIN, Türk Hollanda Sağlık Vakfı

14:50-15:00

Yaşlıların ve Engellilerin Sağlık Turizmindeki Yeri

Prof. Dr. Ali SEYYAR, Sakarya Üni. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü

15:00-15:10

Dünyada Stress ve Yaşlı Turizminin Önemi

Louis MINSTER, Araştırmacı, MALTA

 

Daha Fazla Bilgi İçin Bkz.:

http://www.saglikturder.org/index.html

 

 

BASIN’DA SAĞLIK TURİZMİ KONGRESİ

 

"SAĞLIK TURİZMİNDEN 10 MİLYAR DOLAR KAZANABİLİRİZ"

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, dünya nüfusunun hızla yaşlandığını belirterek, "Türkiye, yaşlı ve engelli bakımını açısından son derece önemli bir konuma sahip. Genç ve dinamik bir nüfusa sahip olan ülkemiz, bu alanda dünyada önemli bir açığı kapatabilir" dedi. Bakan Akdağ, Sağlık Meslek Liseleri ve Meslek Yüksek Okulları'nın müfredatlarında yapılacak düzenlemelerle hasta ve yaşlı bakımı alanında kalifiye eleman yetiştirilmesinin sağlanacağını bildirdi. Ülke nüfusunun önemli bir kısmını 28 yaşın altındaki gençlerin oluşturduğuna dikkat çeken Akdağ, "Bu insanlardan yararlanmalıyız. Ülkemizin sahip olduğu kültürel altyapı, misafirperverliğimiz, yaratılanı yaratandan ötürü hoş gören anlayışımız bize sağlık turizmi alanında çok büyük avantajlar sağlamaktadır. Dünya nüfusu hızla yaşlanıyor. Genç bir nüfusa sahip olan Türkiye tüm dünyaya gönlünü açmış durumdadır" diye konuştu.

Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği tarafından Antalya'da düzenlenen '1. Uluslararası Sağlık Turizmi Kongresi' sağlık ve turizm sektörü temsilcilerinin katılımıyla başladı. Sağlık turizmi konusunun her boyutuyla ele alınacağı kongrenin açılışına katılan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, günümüzde artık insanların başka ülkelerde de doktor seçme özgürlüğünü kullanmak istediklerini söyledi. Hükümet olarak son beş yıl içerisinde sağlık alanında çok ciddi bir dönüşüm programı uyguladıklarını belirten Akdağ, şöyle konuştu: "Son yıllarda özel sektör Türkiye'de sağlık alanında çok büyük yatırımlar yaptı. Ülkemizde verilen tıbbi hizmet Avrupa'daki akranlarının seviyesine ulaşmış durumdadır. Ülkemize artık tedavi olmak amacı ile yurtdışından çok miktarda hasta gelmektedir. Bakanlık olarak bize düşen özel sektörün önünü açarak gerekli yasal düzenlemeleri yapmaktır."

Türkiye'nin; doğal güzellikleri, iklimi, kültür zenginlikleri ve coğrafik konumuyla gerçek bir turizm cenneti olduğunu ifade eden Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği Başkanı Dr. Dursun Aydın da turizm faaliyetlerimizin deniz-kum-güneş üçgeninde 3-4 aya sıkışmasından yakındı.

Sağlık turizminin alternatif turizmin önemli bir dalı olduğuna işaret eden Aydın, şöyle devam etti: "Ülkemizdeki turizm faaliyetleri, tüm ülkeye ve 12 aya yayılması gerekmektedir. Bu bağlamda, alternatif turizmin geliştirilmesi zorunludur. Sağlık turizmi; alternatif turizmin önemli bir dalıdır. Çünkü dünyada yaşlı nüfus ve kronik hastalıklar artmakta, buna paralel olarak tedavi maliyetleri de yükselmektedir. Sağlık turizmi alanında ülkemizin, elinde büyük bir potansiyel bulunmasına rağmen, bu pazardan ancak yüzde 1'in altında pay alıyor."
Aydın, Türkiye'deki hastaneler, termaller ve yaylaların yurtdışında özellikle Ortadoğu ve Körfez ülkelerinde tanıtıldığı takdirde, ekonomiye yıllık ortalama 10 milyar dolar girdi sağlanabileceğini kaydederek, bu bölgelerden özellikle kaplıca, estetik cerrahi, organ nakli, diş tedavisi, tüp bebek ve fizik tedavi bölümlerine çok büyük bir talep geldiğini aktardı.

Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy ise SPA ve termalin, kongre ve kültür turizminin yanında önemli bir alternatif turizm çeşidi olduğunu dile getirdi. Ulusoy, 500 milyon dolarlık yatırımın sağlık turizmine önemli katkı sağlayacağını vurguladı.

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Nihat Tosun da dünyada son yıllarda yaşanan gelişmeler neticesinde sağlık turizmi alanında Türkiye'nin ön plana çıktığını söylerken TBMM Sağlık İşleri Komisyonu Başkanı Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl de yaptığı konuşmada, "Son birkaç yıl içinde hükümetin aldığı kararlar neticesinde çok fazla sayıda hasta ülkemize gelmeye başlamıştır" dedi.

Toplantıya katılan Antalya Valisi Alaaddin Yüksel, önümüzdeki yıllarda dünya genelinde 1,5 milyar insanın seyahat edeceğine dikkat çekerek, bu endüstriden alınan payın artırılması gerektiğini kaydetti. Yüksel, spor, kongre ve sağlık turizminin alternatif turizm alanları olduğunu sözlerine ekledi. http://www.bizimantalya.com/saglik_turizmi_tartisiliyor-7597.html

 

 

SAĞLIK TURİZMİ ANTALYA’DA TARTIŞILIYOR

 

Antalya’da 14-17 Mart tarihleri arasında düzenlenecek 1. Sağlık Turizmi Kongresi’nde sektörün gelişmesi için atılabilecek adımlar tartışılacak.

Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği Başkanı Dr. Dursun Aydın, düzenlediği basın toplantısında, ülkede turizm sezonunun 4 aya sıkıştırılması nedeniyle ekonomik yönden yeterli kazanç elde edilemediğini söyledi. Türkiye’de turizm etkinliklerinin bütün bir yıla yaygınlaştırılmasının mümkün olduğunu ifade eden Aydın, bunun sağlık ve kongre turizmi gibi alternatif turizm dallarının geliştirilmesine bağlı olduğunu kaydetti. Sağlık turizmi denilince akla tedavi hizmeti, termal turizm, hasta ve yaşlı bakım hizmetleri geldiğini anlatan Aydın, Türkiye’nin imkânlarının, dünyada bu konuda söz sahibi olan Tayvan, Singapur ve Malezya gibi ülkelerden daha iyi durumda olduğunun altını çizdi.

Sağlık turizminin hem tedavi ve hem de tatil yönlerinin birlikte ele alınıp geliştirilmesi gerektiğini belirten Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Dünyada sağlık turizm alanında dönen 100 milyar dolarlık cironun yarısından fazlasını Uzak Doğu ülkeleri alıyor. Büyük bir potansiyel olmasına rağmen Türkiye bu pazardan yüzde 1’in altında pay alıyor. Eğer tedavi hizmeti, termal turizm ile hasta ve yaşlı bakım hizmetleri bir arada paket olarak düşünülüp pazarlanırsa, bizimle hiç bir ülke rekabet edemez. 2-3 yıl içinde dünyadaki turizm potansiyelinden yüzde 10’luk payı alıp, 10 milyar dolar kazanabiliriz."

Gereken atılımın yapılabilmesi için teşvik imkanları ve alt yapının geliştirilmesi ve iyi bir planlama yapılması gerektiğini kaydeden Aydın, bunun için de devlet, özel sağlık sektörü ve turizmcilerin bir araya gelmesinin önemine işaret etti. Bu amaçla Antalya’da 14-17 Mart tarihleri arasında 1. Sağlık Turizmi Kongresi’nin düzenleneceğini bildiren Aydın, uluslararası kongreye hükümet yetkililerinin yanı sıra yerli ve yabancı yatırımcılar, sigorta şirketleri ve sağlık alanından yetkililerin katılacağını söyledi.

Yabancı yatırımcıların Türkiye’ye ilgisinin büyük olduğunu kaydeden Aydın, Türkiye’de yabancı doktorların çalışmasına imkân tanıyan düzenlemenin yasalaşmasının sağlık turizminin gelişmesine büyük katkı sağlayacağını savundu. Bir soru üzerine, yabancı doktorların Türkiye’de çalışabilmesinin sağlık turizmiyle yakından ilgisi bulunduğunu ifade eden Aydın, bir çok yabancı yatırımcının kendi doktorunu getirebilmesi koşuluyla Türkiye’de yatırım yapmak istediğini söyledi. Aydın, "Yabancı doktorların Türkiye’de çalışabilmesi için yasa çıkarsa, bir yıl içinde birçok yabancı yatırımcı ilk kazmayı vurur" diye konuştu.

Son yıllarda getirilen düzenlemeyle yatırımcılara teşvik için 50 yıllığına ücretsiz arsa tahsisi de sağlandığını anlatan Aydın, özellikle Arap sermayesinin Türkiye’de yatırıma sıcak baktığını belirtti. Aydın, 1 Şubat’ta yürürlüğe giren güzellik salonlarıyla ilgili yönetmelikle sağlık kuruluşu adı altında faaliyet gösterecek termal tesislerde doktor çalıştırılmasının da zorunlu hale getirildiğini söyledi. (Kaynak: Dünya Gazetesi) www.dunyagazetesi.com


 

03 Mart 2008

Ali Seyyar, “Canda Özür Olmaz” (AKRA FM’) Programına Konuk Oluyor

 

“Canda Özür Olmaz”, engellilerin sorunlarını gündeme taşıyıp çözüm önerileri sunmayı amaçlıyor. Engelliler üzerine çalışmalarıyla tanınan Mustafa Öztürk’ün hazırlayıp sunduğu programda; engellilerin eğitimi ve istihdamı, engellilerin kanuni hakları, engellilerle iletişim yöntemleri, engellilerin bakımı ve rehabilitasyonu, engellilerin toplumla bütünleşmesinin önündeki sorunlar masaya yatırılıyor.
Programda engellilerin hayatlarını kolaylaştıracak bilgilere de yer veriliyor. Canda Özür Olmaz, Salı saat 14.10’da, Pazar ise saatler 19.00’u gösterdiğinde AKRA FM’de diğergâm dinleyicilerle buluşuyor.
 

Programın Sesli Arşivi İçin Tıklayınız
http://www.akradyo.net/radyo.asp?p=anaframe.asp#
 

“Canda Özür Olmaz”, Program Yapımcı Mustafa Öztürk Hakkında:

 

01.03.1962 Ağrı'nın Taşlıçay ilçesinde doğdu. Çocukluk yılları Ağrı'da gençlik yılları(1979'dan itibaren) Sakarya'da geçti Mustafa ÖZTÜRK İşletme eğitimi aldı.
       Toplumda özürlü bilincinin oluşmasına katkı sağlamak amacıyla Canda Özür olmaz 1-2 Hayatın Rengi,1-2 kitapları (Canda Özür Olmaz 2 ve Hayatın Rengi 2,görme engelliler için sesli kitap olarak hazırlanmıştır.) yayınlanmıştır. Ayrıca "BİZANTİON"( 5.yy İstanbul) adlı sanat tarihi kitabının da yazarıdır.
        Gazete ve dergilerde çeşitli makaleleri yayınlanan Mustafa Öztürk, aynı zamanda toplumda özürlü bilincinin oluşmasına katkı yapmayı amaçlayan "CANDA ÖZÜR OLMAZ" ve sanat kültür edebiyat içerikli "HAYATIN RENGİ" Radyo programlarını hazırlayıp sunmaktadır.(103,2 Özelfm'de)

 

Kişisel web sitesi:

http://www.mustafaozturk.com.tr

 

 


 

28 Şubat 2008

Ali Seyyar’dan RADİKAL ve MİLLİYET Gazetelerine Cevap

Ali Seyyar, halkın doğru bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi adına bilimsel duyarlılığın ve sosyal sorumluluğun bir gereği olarak RADİKAL ve MİLLİYET gazetelerinde 26.02.2007 tarihinde “ENGELLİLERE (DEVLETTEN) 'MİLLİ SEKS' TAVSİYELERİ” başlığı altında verilen haberin yol açtığı mahzurları ve yanlış anlamaları bertaraf etmek adına 27.02.2007 tarihinde CİHAN AJANS vasıtasıyla cevap vermiştir. Ali Seyyar, kutsal ve manevî bir anlam taşıdığına inandığı “MİLLΔ kelimesini “SEKS” kelimesi ile birlikte hiçbir surette kullanmadığını, “Millî Seks” tabirinin RADİKAL tarafından uydurulduğunu beyan etmektedir.

Ali Seyyar, haber konusu olan makalesinin zihinsel özürlülerin cinsel eğitimine yönelik öneriler kısmında basınla ilgili olarak şunları tavsiye etmektedir: “Medya, sosyal sorumluluk anlayışı içerisinde, millî kültürümüze ve toplumsal değerlere ters düşmeyecek tarzda ailenin önemine vurgu yaparak (özel) cinsel eğitime destek vermelidir”.

Ali Seyyar, RADİKAL ve MİLLİYET gazetelerinin, “zihinsel özürlülerin cinsel eğitimi” gibi çok hassas bir konuda sosyal sorumluluk bilinci içinde hareket etmediklerine inanmaktadır. Yazara ait olmayan “MİLLÎ SEKS” gibi bir başlığın atılmasıyla, hem yazarın fikrî emeğine saygısızlık gösterilmiş, manevî şahsiyeti rencide edilmiş, hem de konu saptırılarak, halkın yanlış anlamasına yol açmıştır.

Ali Seyyar, konunun iyi anlaşılması bakımından, basında çıkan haberlerin yanında haber konusu olan makalenin bütünü bu sitede yer vermektedir.

 

 

* * *

 

 

ENGELLİLERE 'MİLLİ SEKS' TAVSİYELERİ

(Radikal)

 

DEVLETTEN 'MİLLİ SEKS' TAVSİYELERİ

(Milliyet)

Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu üyesinden engellilere cinsellikle ilgili öğütler: Fizyolojik ve psikolojik sağlığınız için gusül abdesti alın. Cinsel yaşamınızı milli kültüre uydurun

ANKARA - Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar'ın 'Özürlülere Adanmış Sosyal Politika Yazıları' isimli kitabında birbirinden ilginç 'bilgiler' veriliyor. Seyyar kitabında zihinsel özürlülerin 'dinin gereği olarak' gusül abdesti almalarının fizyolojik ve psikolojik sağlıklarına 'son derece önemli katkılar sağlayacağını' ve 'kişinin gusletmeyi bir vazife olarak algılaması halinde şehvani duyguların kontrol altına alınması'nın kolaylaşacağını savunuyor. Ayrıca cinsel ihtiyaçların giderilmesine yönelik yöntemlerden sadece 'milli kültürümüze uygun olanları' tavsiye ediyor.
Kasım 2003 tarihinden beri Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu üyesi olan Prof. Dr. Seyyar'ın, 'Özürlülere Adanmış Sosyal Politika Yazıları' kitabındaki 'Türkiye'de Zihinsel Özürlüler ve Cinsel Eğitim' başlıklı makalede özetle şu görüşlere yer veriliyor:
"Uyku halinde veya uyanıkken iradi olarak cinsi zevk vererek veya alarak şehvetle meninin gelmesi durumunda zihinsel özürlünün cünüp duruma düştüğünü bilmesinde fayda vardır. Bu durumda kişinin, dinin bir gereği olarak bir an önce cünüplükten kurtulması, yani gusletmesi (boy abdesti alması) gerekmektedir. Gusül insanın fizyolojik ve psikolojik sağlığına son derece önemli katkılar sağlamaktadır. Cünüplüğün vücutta getireceği yorgunluk ve gevşeklik gusülle giderilmektedir. Bunun sebebi, kan dolaşımının boy abdesti sayesinde düzene girmesidir. Diğer taraftan kişinin gusletmeyi bir vazife olarak algılaması halinde şehvani duyguların kontrol altına alınması (cinsel disiplin) da kolaylaşmaktadır."

'Evlilik dışı ilişki psikoloji bozar'
Prof. Dr. Seyyar'ın kitabında dikkat çektiği konulardan biri de evlilik dışı ilişkiler:
"Evlilik dışı veya birden fazla değişik kişilerle kurulan cinsel ilişkiler, cinsel hayatın manevi ve estetik boyutunu zedelediği gibi, kişiler arası sevgi ve şefkat ilişkisinin gelişmesini de önlemektedir. Dolayısı ile aile yuvası atmosferinden uzak olan bu gibi ilişkiler, kişilerin fıtri, psiko-sosyal gelişmelerini de engellemektedir. Hangi gerekçe ile savunulursa savunulsun, evlilik öncesi veya sonrası için teşvik edilen özgürleştirilmiş cinsel hayat, hem toplumsal ahengi bozmakta, hem de fuhşun yayılmasına yol açmaktadır. Evlenmeye aday zihinsel özürlüler kuracakları yuvada başarılı olabilmeleri için mümkün mertebe (zihinsel) özürlü olmayan kişilerle veya bedensel özürlülerle evlendirilmelidir."
Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu üyesi Prof. Dr. Seyyar kitabında milli seks vurgusu da yaptı: "Hangi sosyal gruba yönelik olarsa olusun cinsel ihtiyaçların giderilmesine yönelik yöntemlerden sadece milli kültürümüze ve medeniyetimize uygun olanlar tavsiye edilmelidir. Dolayısı ile toplumsal değerlerimizin de öngördüğü aile modelinin bugünün imkânları ve ihtiyaçları ile uyumlu örneğini oluşturmaya ve geliştirmeye yönelik sosyal politikalara ağırlık verilmelidir." TARIK IŞIK: (26/02/2008 Radikal Gazetesi; Milliyet Online)

 

* * *

 

ZİHİNSEL ÖZÜRLÜLER MAKALESİ ÇARPITILDI

Özürlüler ile ilgili önemli çalışmalarıyla tanınan ve 20'nin üzerinde kitabı bulunan Sakarya Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar, zihinsel özürlüleri cinsel istismardan korumaya yönelik 3 yıl önce yazdığı bir makale, bazı gazeteler tarafından son günlerdeki tartışmalara alet edilerek çaptırıldı. Bakıma muhtaç özürlülerin sosyal güvence kapsamına alınmasında 2005 yılında Özürlüler Kanunu'nun çıkmasında akademik katkıları olan Seyyar'ın Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu Üyesi kimliğini ön plana çıkartan gazeteler, yazıyı saptırarak 'Devletten seks tavsiyeleri', 'Milli seks önerileri' başlığı altında verdi. Bilimsel bir çalışmanın manipüle edilerek bu şekilde gündeme getirilmesinden büyük üzüntü duyduğunu belirten Seyyar, 3 yıl önce yazdığı 'Özürlülere Adanmış Sosyal Politika Yazıları' isimli kitabında, bahsedilen tabirleri kesinlikle kullanmadığını söyledi. 3 yıl boyunca konuya ilişkin herhangi bir bilimsel itirazın olmadığı, makalenin mevcut konjonktür ikliminde gündeme getirilmesinin manidar olduğunun altını çizen Sayar, şöyle konuştu:

"Magazin jargonu ile halkta infial oluşturma gayesi güden haberde bilimsel bir makalenin bütüncül izahları yerine, kısmen yapılan alıntılarla sansasyonel bir başlık atılmıştır. Bu tarz bir çarpıtma ve başlıkla, devletin kurumlarını hedef alacak bir malzeme halinde sulandırarak haber yapılması, bilime, özürlülere, ailelerine, devletin kurumlarına ve şahsıma yapılmış bir hakaret niteliği taşımaktadır. Son dönemlerde provakatif çıkışlar yapmak isteyen bir takım çevrelerin, 'bulanık suda balık avlama' amacının malzemesi yapılmak istenen makaleme maksatlı yakıştırmalarla gündeme taşınırken, milli kültürümüz, medeniyetimiz, toplumsal değerlerimiz gibi atıfta bulunduğumuz değerler de hafife alınmıştır. Genel olarak özürlülerimiz ve ailelerimiz açısından ele alındığında haberde işleniş biçimi ile çarpıtılan konulara ne kadar uzak bilinçsiz ve aşağılayıcı olduğu ortaya çıkmaktadır."

Özürlüler Yüksek Kurulu ve Özürlüler İdaresi Başkanlığı'nca kendisine bu konuyla ilgili herhangi bir makale veya çalışma talebi olmadığını dile getiren Seyyar, bahse konu makale, 3 yıl önce tamamen bilimsel bir sonuç olarak kaleme aldığını hatırlattı. Zihinsel özürlülere yönelik cinsel istismarla ilgili her gün basında haberlerin yer aldığına dikkat çeken Seyyar, makalesinde, bunun önüne geçilmesi için bazı tavsiyelerin yer aldığını vurguladı.

Seyyar "Özürlülükte kontrol edilemeyen davranışları kontrol altına almak, aklın, bilimin ve vicdanın kabulleri doğrultusunda bir takım telkinlerle ve ısrarlı tekrarlarla sağlamak, hem özürlünün sosyal adaptasyonu, hem kişisel yetilerin geliştirilmesi, hem de aile ve çevrenin anti sosyal ve psikolojik sıkıntılardan kurtulması açısından çok önemlidir. Bu telkinler dini içerikli olabilir, örfi olabilir veya bilimsel bir bulguya dayanabilir. Burada dikkate alınması gereken husus, özürlüye yararlı olabilecek bir bireysel ve sosyal davranışın kazandırılmasıdır." şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Ali seyyar, özürlülerin yaşadığı cinsel sorunlar ve ailelerinin yaşamış olduğu cinsel odaklı sorunların çözümünde geleneksel kazanımların hiçe sayan, bilimsel çalışmaları yok sayan ve esasen bu dezavantajlı kesimi kullanarak maksatlı hareket eden haberleri kınadığını sözlerine ekledi.

(27 Şubat 2008, Çarşamba Cihan Ajans ve ZAMAN On Line; Adapazarı Gazetesi; 28.02.08)

* * *

 Haber Konusu Olan Makalenin Tam Metni İçin Tıklayınız:


 

 

03-04 Kasım 2007

Sosyal Bilimci Ali Seyyar, Din Hizmetleri Sempozyumu’na Katıldı
 
T.C. BAŞBAKANLIK; DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI tarafından düzenlenen  “I. Din Hizmetleri Sempozyumu”na sosyal ve manevî bilimlerle ilgili iki interdisipliner tebliğ ile katılan Prof. Dr. Ali Seyyar, sosyal hizmet alanında bakıma muhtaç özürlülere dönük manevî bakım hizmetinin önemini anlattı.. Isparta Üniversitesi; İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Saadettin Özdemir ile birlikte sunulan diğer tebliğde İlahiyat Fakültelerinde “Manevî Sosyal Hizmetler Bölümleri”nin açılmasının gereği üzerinde duruldu.

Ali Seyyar’ın Makaleleri Okumak İçin Tıklayınız:

Seyyar, Ali; Bakıma Muhtaç Özürlülere Dönük Manevî Bakım Uygulamaları; Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Dairesi; I. Din Hizmetleri Sempozyumu (Bugünü ve Geleceği); Ankara-Kızılcahamam; 03-04 Kasım 2007.

 

Seyyar, Ali; Özdemir; Saadettin; “AB Sürecinde Türkiye’de Dinî Sosyal Hizmetlerin Önemi (Türkiye-Almanya-Örneği); Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Dairesi;  I. Din Hizmetleri Sempozyumu (Bugünü ve Geleceği); Ankara-Kızılcahamam; 03-04 Kasım 2007.

 

Din Hizmetleri Sempozyumu’na Katılan Üyeler, Topluca Bir Hatıra Fotoğraf Çektiler

 

SEMPOZYUMUN GEREKÇESİ
Türkiye’de din hizmetlerinin tarihî süreçte büyük aşamalardan geçerek bugünlere geldiği bilinmektedir. Değişen dünyamızda kullanılan geleneksel yöntemlerin yeni imkanları da kullanarak, geliştirilmesi, hizmetlerin hızlı, etkin bir şekilde mümkün olan en geniş alana yayılması zarureti açıktır. Diyanet İşleri Başkanlığı, personel, altyapı ve yasal görevleri itibariyle Türkiye’de din hizmeti sunan yegane kurumdur. Mevcut insan kaynakları ve alt yapısıyla din hizmetlerini tüm vatandaşlarımızın beklentilerini karşılayabilecek seviyede sunabilme ve bu konuda diğer İslam ülkelerine örneklik teşkil etme potansiyeline sahiptir. Bu amaçla periyodik olarak yapılacak bilimsel etkinlikler, bir taraftan Diyanet İşleri Başkanlığının mevcut potansiyelini daha da güçlendirirken öte yandan ana hizmet alanlarına da yeni açılımlar ve önemli katkılar sağlayacaktır.
SEMPOZYUMUN AMACI
1) Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülen din hizmetlerinin, organizasyonu, personel durumu, metotları, uygulamaları ve sonuçları açısından bir değerlendirmesini yapmak,
2) Din hizmeti kavramının ülkemizde ve dünyada ifade ettiği anlamlar ve bu ad altında yapılan faaliyetlerin mukayeseli bir karşılaştırmasını yapmak,
3) Ülkemizde yaşanmakta olan sosyal değişimler neticesinde oluşan yeni toplumsal yapıya uygun hangi hizmetlerin yapılması gerektiği konusunda akademik çevrelerin görüşlerini almak,
4) Pratik din hizmetleri alanında mevcut teknik gelişmelerden yararlanma yolları konusunda yeni öneriler geliştirmek,
5) Diyanet İşleri Başkanlığının yeni toplumsal taleplere vereceği cevapları üretmede takip edeceği politikalara ışık tutacak önerilerin ortaya çıkmasını sağlamak,
6) Din hizmetleri alanında yaşanan sorunların ortaya konulması ve tartışılmasını sağlamak.

 

SEMPOZYUM İLE İLGİLİ HABERLER

 

 

Din eğitimi konusunu önyargısız tartışalım

Bardakoğlu, din eğitimi konusunun her şeyden önce ön yargısız bir şekilde tartışmaya açılması gerektiğini söyledi

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, sempozyumda 100'e yakın bilim adamının biraraya geleceğini söyledi

ASLIHAN A. KARATAŞ/ANKARA
Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, toplumun din eğitimi ihtiyacının tam olarak karşılanamadığına dikkat çekerek, “Bu konuda ilk yapılacak şey din eğitimi ihtiyacının nasıl karşılanması gerektiğini tartışmaktır. Din eğitimi konusuna önyargısız olarak yaklaşmalı, tartışmalı ve her türlü fikre açık olmalıyız” dedi. 1. Din Hizmetleri Sempozyumu'na katılan Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Başkanlığın din kurumu değil , sadece din hizmetleri verdiğini belirterek, “Hızla değişen bir toplumda yaşıyoruz. Eskiden gördüğümüz ve devraldığımız geleneklerle din hizmetlerini sürdürmek yerine, yeni yüzyılın ihtiyaçlarına göre insanlarımıza yeni usüllerle, iletişim araçlarıyla din hizmetini sunmak durumundayız” dedi.

DİN HEPİMİZİ İLGİLENDİRİR

Bardakoğlu, din eğitimi konusuyla ilgili bir soru üzerine Anayasa'nın 24. maddesinin din eğitimi konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı'na verdiği görevi hatırlatarak, bu görevin cami hizmetleri ve Kur'an kursları kanallarıyla yerine getirildiğini söyledi. Din eğitimi ihtiyacını karşılayan başka bir kurumun olmayışına dikkat çeken Bardakoğlu, şöyle konuştu: “Toplumun din eğitimi ihtiyacını bir realite olarak görüp, bunun nasıl karşılanması gerektiğini tartışmak gerekir. Ön yargısız olarak, kimseyi itham etmeden, mahkum etmeden.” Tartışmaların kurumları yıpratmadan yapılması gerektiğini ifade eden Bardakoğlu, dinin herkesin ortak bağı olduğunu sözlerine ekledi. Bardakoğlu, Kur'an kurslarındaki 12 yaş sınırıyla ilgili bir soru üzerine ise, “ Yaş 15 olsun ya da 10 olsun diyenler olabilir. Biz de toplumun tartışmasından istifade ederiz. Bu konuda kararı verecek olan Diyanet İşleri değil, siyasi iradedir, yasama organıdır. Biz ise sadece görüşlerimizi paylaşırız” dedi.

04.11.2007 Yeni Şafak

 

Bardakoğlu: Din eğitimi tartışılmalı

 

Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Kızılcahamam Patalya Otel'de gerçekleşen 1.Din Hizmetleri Sempozyumu'nun açılışına katıldı.

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, yaz kuran kurslarındaki yaş sınırı dahil, din eğitimi ile ilgili her türlü konunun toplumun tüm kesimleri tarafından ön yargılardan uzak bir şekilde tartışılması gerektiğini söyledi. Diyanet İşleri Başkanlığı dışında toplumun din eğitimi ihtiyacını karşılayan başka bir kurum bulunmadığının altını çizen Bardakoğlu, bu anlamda verilen hizmetin ise yeterli olmadığını söyledi.

"Diyanet İşleri Başkanlığı din kurumu değil, din hizmeti kurumudur." diyen Bardakoğlu, amaçlarının topluma din hizmetini en iyi şekilde vermek olduğunu söyledi.
Sempozyuma 100'ün üzerinde bilim insanı katılacağını, 75 tebliğin tartışılacağını belirten Bardakoğlu, verilen din hizmetinin masaya yatırılacağını aktardı. Bardakoğlu, "Topluma daha iyi, etkin, kuşatıcı, güler yüzlü din hizmetini nasıl sunarızı tartışacağız" diye konuştu.

Din eğitiminin de Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görev alanına girdiğine dikkat çeken Bardakoğlu, bu çerçevede camilerdeki vaaz ve hutbeler ile yaz Kur'an Kurslarına değindi. Yaz Kuran Kursları'na yaklaşık 1.5 milyon çocuğun katıldığını belirten Bardakoğlu, "Çocuklarımız buralarda sadece Kuran öğrenmiyor. İyi insan, iyi evlat, iyi komşu, iyi vatandaş olmayı da öğreniyor. Ama bu faaliyetlerin toplumun din eğitimi ihtiyacının tamamını karşıladığını söyleyemeyiz. Şu anda toplumun din eğitimi ihtiyacını karşılayan başka bir kurum da yok." şeklinde konuştu.

Toplumun din eğitimi ihtiyacının bir realite, sosyal olgu olarak kabul edilmesi gerektiğini vurgulayan Bardakoğlu, "Bunun nasıl karşılanması gerektiğini tartışmalıyız. Din eğitimi konusuna ön yargısız olarak yaklaşmalı, her türlü fikre açık olmalıyız." dedi.

"Din eğitimi nasıl olmalı?" sorusuna cevap aranması gerektiğini dile getiren Bardakoğlu, "Kimse kimseyi itham etmeden, hiçbir kurum mahkum edilmeden sağlıklı bir tartışma ortamı oluşturmalıyız. Kurumları yıpratmadan, ön yargıların esiri olmadan tartışmalıyız. Din hepimizin ortak payı ve değeridir." ifadesini kullandı.

Din konusunun toplumu oluşturan her ferdi yakından ilgilendirdiğinin altını çizen Bardakoğlu, "Toplumu din eğitimine karşı ve taraf olanlar diye iki kutuplu düşünürsek, gösterirsek olayı anlamamış oluruz. İnsanların bireysel olarak dinin şurasıda ya da burasında yer alması önemli değil." dedi.

Bardakoğlu, bir gazetecinin "Avrupa'da din eğitimi anaokulundan başlıyor. Türkiye'de yaz Kuran kurslarında 12 yaş sınırı var" şeklindeki sözleri üzerine ise, "Din eğitimini kimler almalı, nerede almalı, nasıl almalı?. Bu önyargısız tartışılsın. Mesela (Bu sınırlar gereklidir) diyenler olabilir, (gerekli değil) diyenler olabilir. Yaş sınırı 12 değil de 15 olsun, ya da 10 olsun diyenler olabilir. Toplum tartışır. Biz de bu tartışmalardan ayrı ayrı istifade ederiz. Ayrıca bu konuda karar verecek olan Diyanet İşleri Başkanlığı değildir. Siyasi iradedir, yasama organıdır. Bize görüş sorarlarsa bizde o konuda toplumun ortak taleplerini ve o konudaki ihtiyaçlarını ifade ederiz. Biz kişisel kanaatlerimizden ziyade, toplumun genel ihtiyaçlarını ve sorunlarını aktarırız." diye konuştu.

Bardakoğlu, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Yasası'nın 2008 yılında çıkmış olacağını ümit ettiğini söyledi. "Biz yasamanın da, siyasetin de dışındayız." diyen Bardakoğlu, ilgili mercilerin yasaya son şeklini vereceğini kendilerinin de konuyla ilgili görüşlerini bildireceklerini aktardı.

CİHAN


 

 

05 Ekim 2007 Cuma

ALİ SEYYAR, Samanyolu TV “İftar Zamanı” programında REHA YEPREM’in konuğu oldu

Reha Yeprem’in misafiri olarak İFTAR ZAMANI programına katılan Prof. Dr. Ali Seyyar, bakıma muhtaç özürlü ve yaşlıların sosyal haklarına vurgu yaparak, sosyal ve manevî bakımın önemine işaret etti. ŞEFKATLİ ELLER YAYINLARI’ndan çıkan yeni kitaplarının da tanıtıldığı programda Ali Seyyar, maneviyatın bakıma muhtaç kişilerin mutluluğu için önemli bir kaynak olduğunu ve bundan dolayı da manevî sosyal hizmetlerin kurumsallaşması ve yaygınlaşmasının gerektiğinin altını çizdi.


04 Ekim 2007 Perşembe

Ali Seyyar, Karamürsel’de Özürlülere Moral Dağıttı

ENGELLİLER VE AİLELERİNE Karamürsel Müftülüğü, Karamürsel Din Görevlileri Derneği ve Özel Ailem Rehabilitasyon Merkezince İftar Verildi

Ramazan ayının son günleri iftar proğramlarıda yoğunluk kazanıyor. Bazı iftarlar var ki bir başka lezzet akıyor. Sadece yemeği değil mutluluğu ve hüznü bölüşmek, ulaşılmazlara ulaşmak, engellilerle buluşmak ramazanın ruhunu, inceliğini yaşatıyor. Dün gece Belediye Karamürsel Belediye Kültür merkezinde yapılan iftar programı da birçok güzelliği ve özelliği ile anılacak bir etkinlikti. Karamürsel Müftülüğü, Karamürsel Din Görevlileri Derneği ve Özel Ailem Rehabilitasyon merkezince düzenlenen “Engelli ve Ailelerine İftar programı” beklenenin üzerinde bir katılımla gerçekleşti. Özel Ailem Rehabilitasyon Merkezi öğrenci ve velileri, İşitme engelliler Okulu öğrencileri, Gazanfer bilge çocuk yuvası öğrencileri, Karamürsel ve çevresinde ikamet eden her sınıf engellinin buluştuğu iftar programına ayrıca özürlüler ile ilgili çalışmaları ile tanınan, Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı Kurum danışmanı, Sakarya Üniv. Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ali SEYYAR da onur konuğu olarak katıldı.

Prof. Dr. Ali SEYYAR Anlamlı Bir Konuşma

Karamürsel müftüsü Abdülcelil ÇAKAR’ın hoş geldiniz konuşmasından sonra, kendisine ayrılan kısa zaman içinde dolu dolu mesajlar veren Prof. Dr. Ali SEYYAR ilgiyle dinlendi. Konuşmasında “ Sosyal ve bilimsel ilimlerin gözüyle özürlü dezavantajlıdır. Fakat İslâmiyetin perspektifinde ise özürlüler en avantajlıdır. Engelli, hasta, yaşlı ve fakir kimseler manen daha zengin ve Rableriyle bağlantılıdırlar. Engellilere tavsiyem 4 T kuralını uygulamalarıdır. Bunlar Tevekkül, Tahammül, Teslimiyet ve Teşekkürdür” dedi. Özürlüler ile ilgili sosyal politika ve sosyal güvenlik bağlamında akademik çalışmalar yapan Ali SEYYAR konuşmasına şöyle devam etti “Din yolunda her türlü sıkıntı ve meşakkate katlanmada öncü olan Sahabelerin hastalık ve bedensel özürlerine de aktif sabır gösterdiklerini temel alarak, ayrıca peygamberimizin özürlülere yaklaşımı ile ilgili ilahi mesajlar aldığını dile getirdi. Peygamberimiz özürlülere ile şakalaşmış, onların sosyal hayata katılımlarını sağlayan kolaylıklar getirmiş, mesleki anlamda ve istihdam boyutuyla yeni imkânlar sağlamıştır. Mesela Hz. Abdullah’a hem Müezzinlik hem de yöneticilik görevi vermiştir. Bacağından sakat olan Hz Muaz bin Cebel, bizzat peygamberimiz tarafından yemen valisi olarak tayin edilmiştir’’ dedi. Konuşmasına Peygamber efendimizin şefkat politikalarından örnekler sunan Ali SEYYAR davete duyduğu memnuniyeti dile getirerek organizasyon sahiplerine ve özellikle katılımcılara teşekkür etti. İftara 300 civarında davetli katıldı. (Karamürsel Yerel Basın; haberler.bizden@hotmail.com)


 

23 Eylül 2007 Pazar

Ali Seyyar, ZAMAN Gazetesine Konuk Oldu….

(23 Eylül 2007-Zaman Gazetesi-Pazar Eki-Gündem; Sayı 43)

Özürlü sahabilerin kitabı yazıldı

Ali Seyyar: “Peygamberimiz engelli sahabilere pozitif ayrımcılık uygulamıştı”

 

H.SALİH ZENGİN

Bugüne değin sahabilerin hayatına ilişkin birçok kitap okumuş ve onlarla ilgili pek çok kıssa dinlemiş olabilirsiniz. Ancak Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas) döneminde yaşayarak O’nu gören ve sohbetlerinde bulunan sahabilerden bir kısmı var ki diğer sahabilerden oldukça farklı.

Hatta bir kısmı Peygamberimiz’i ‘görememişler’ bile. Bu sahabilerin diğer sahabilerden fizikî olarak farklılıkları ortopedik ve görme özürlü olmalarına dayanıyor. Prof. Dr. Ali Seyyar, biri hanım olmak üzere 28 engelli sahâbinin hayatını ve Peygamberimiz’in onlara yaklaşım biçimini “Yıldızlar Engel Tanımaz-Bedensel Özürlü Sahâbilerin Hayatı” isimli kitabında bir araya getirdi.

“Peygamberimiz’in vefatına yakın en az yüz binin üzerinde sahabi yaşıyordu. Bugün olduğu gibi o dönemde de toplumun %10’u özürlü ise, en az on bin tane özürlü sahabi vardı. Peygamberimiz özürlülere pozitif ayrımcılık uygulayan ilk kişidir” diyen Seyyar, Peygamberimiz’in engelli sahabilerle şakalaştığını, onlara özel bir şefkat ve ilgi gösterdiğini söylüyor. Peygamberimiz’in ve sahabilerin hayatından az bilinen bir kesit daha böylece aydınlanmış oluyor...

Yıldızlar engel tanımaz

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sas) döneminde yaşayarak Allah Rasûlü’nü gören, O’nun mübarek atmosferine girerek sohbetlerinde bulunan iman ehli kimselere sahabi deniyor malumunuz. Birçoğumuz sahabilerin hikâyelerini dinleyerek ve hayat tarzlarını kendimize örnek alarak büyüdük. Peygamberimiz’in güneşinden istifade ederek O’ndan aldıkları manevi feyzle, insanlar içinde Allah’a manen en yakın olma üstünlüğünü elde eden sahabiler için de bir grup var ki, onlardan çoğumuz haberdar bile değiliz. Bu sahabilerin diğer sahabilerden fiziki olarak farklılıkları ortopedik ve görme özürlü olmaları… Sakarya Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ali Seyyar, bugüne değin pek işlenmeyen bu konuyu Aşiyan Yayınların’dan çıkan “Yıldızlar Engel Tanımaz-Bedensel Özürlü Sahabilerin Hayatı” isimli kitapta topladı. Birisi hanım olmak üzere toplam 28 ortopedik ve görme engelli sahabiyi anlatan kitap, Peygamberimiz’in özel ihtiyaç sahibi insanlara gösterdiği şefkat ve ilginin boyutunu da ortaya koyuyor.

Özürlülerle ilgili sosyal politika ve sosyal güvenlik bağlamında akademik araştırmalar yapan Ali Seyyar’ın çalışması, Türkiye’de bakıma muhtaç insanlara kurumsal sosyal ve manevi bakım hizmetlerini akademik ve mesleki bir zeminde sunan ‘Şefkatli Eller Yayınları’nın bir parçası. Seyyar’ın bu yayınevi arasından çıkmış Bakım Terimleri, Sosyal Bakım ve Sosyal Hizmetlerde Manevî Bakım isimli üç kitabı var. Çalışmaları sırasında engellilikle baş edebilmede en sağlam stratejileri sahabilerin geliştirdiğini gören Seyyar, din yolunda her türlü sıkıntı ve meşakkate katlanmada öncü olan sahabilerin, hastalıklara ve bedensel özürlerine aktif sabır göstermelerini baz alarak özürlü sahabilerin hayatına eğilmiş.

Hz. Muhammed’den özürlülere pozitif ayrımcılık

Peygamberimiz’in, özürlü sahabilerine nasıl davranması ve davranmaması gerektiği hususunda yeri geldiğinde Cenab-ı Hak’tan ilahî mesajlar ve hatta ikazlar aldığını söyleyen Prof. Dr. Seyyar, Efendimiz’in özürlü sahabilere özel bir ilgi gösterdiğini kaydediyor. Abese Sûresi’nde geçen görme özürlü Hz. Abdullah İbn-i Ümmü Mektûm olayının Peygamberimiz’in özürlülere davranışı noktasında bugünün tabiriyle pozitif ayrımcılık ilkesine göre yeniden şekillenmiş olduğunu ifade eden Seyyar, şunları söylüyor: “Peygamberimiz ileri gelen müşriklere tebliğde bulunuyordu. Bu esnada Hz. Abdullah, belki de farkına varmadan tam toplantının arasına girer ve Peygamberimiz’den ısrarla nasihat talep eder. Peygamberimiz’in yüzünü hafifçe buruşturması üzerine hemen ihtar ayetleri gelir. Bu ayetlerden sonra Peygamberimiz her zamankinden daha çok özürlülere iltifatta ve ikramda bulunmuş, onlarla şakalaşmış, onların sosyal hayata katılımlarını sağlayan kolaylıklar getirmiş, meslekî anlamda ve istihdam boyutuyla yeni imkânlar sağlamıştır. Mesela Hz. Abdullah’a hem müezzinlik hem de yöneticilik görevi vermiştir. Bacağından sakat olan Hz. Muaz bin Cebel, bizzat Peygamberimiz tarafından Yemen valisi olarak tayin edilmiştir.”

Peygamberimiz’in, toplum içinde hiçbir sosyal statüye sahip olmayan ve horlanan özürlüleri, şefkat politikalarıyla bu durumdan kurtardığına dikkat çeken Seyyar, bu sosyal değişimin toplumsal konsensüs ve sosyal dayanışma ile sağlanabileceğini ifade ediyor. Seyyar’ın işaret ettiği gibi Peygamberimiz de bu konuda sosyal pedagojik yöntemler kullanarak, özürlülerin toplumsal rehabilitasyon sürecini hızlandırmıştır. Mesela Efendimiz’in bazı bedenî kusurları olduğu için, toplum içinde bulunmaktan tedirgin olan ve bu yüzden çölde yaşamayı tercih eden Zahir isminde bir sahabiye çölden bazı bitkileri toplayıp, Medine pazarında beraberce pazarlamayı önermesi ilginçtir. Pazardaki alışverişlerde Zahir’e yardımcı olan Peygamberimiz etrafına da “Zahir bizim çölümüzdür, biz de onun şehriyiz” diyerek sürekli iltifatlarda bulunmuştur.

Kaç bin özürlü sahabî vardı?

Kitapta yer alanların dışında birçok özürlü sahabinin varlığını tespit eden Ali Seyyar, verilen bilgilerin yetersiz olduğunu görünce sadece geniş malumat olanları derleyip toplamış. Peki Efendimiz döneminde yaşayan bedensel özürlü sahabinin sayısı ne kadardı? Prof. Dr. Seyyar, şu an hemen hemen her toplumda özürlülerin oranının yüzde 10 olduğunu hesaba katarak, “Peygamberimiz’in vefatına doğru, yüz binin üzerinde sahabi yaşadığına göre, bunlardan en az on bininin özürlü olduğunu tahmin edebiliriz.” diyor.

Hayatlarını araştırdığı 27 engelli sahabiden kısa boyu ve ince bacakları ile dikkatleri çeken Hz. Abdullah bin Mesud’un kendisini çok etkilediğini söyleyen Ali Seyyar, kutsal topraklara yaptığı ziyaret esnasında da onu rüyada görme şerefine nail olduğunu zikrediyor. “Hatta bu kitabın yazılması, buna da bağlanabilir. Hayatını incelediğimde ona karşı hayranlığım daha da arttı. O, bünyesinin tüm çelimsizliğine rağmen Kureyş müşriklerinin bulunduğu Kâbe’ye gitmiş ve orada alenî olarak Kur’an okumuştur. Büyük işkence gören İbn-i Mes’ud, iyileşir iyileşmez tüm uyarılara rağmen yine aynı kahramanlığı göstermiştir.” diyen Seyyar, hepimizin çeşitli sebeplerle özürlü olabileceğini, önemli olanın özürlülük imtihanı karşısında nasıl bir tavır göstermemiz gerektiği noktasında düğümlendiğini ortaya koyuyor. Kitabın amacı da bu zaten. Peygamberimiz’in sünnetinden ayrılmayan bedensel özürlü sahabiler hepimiz için iyi bir model. İşte kitapta yer alan somut bir örnek daha: “Son nefesine kadar bedenine giren müzmin bir hastalıkla yatalak ve bakıma muhtaç halde 30 yıl yaşayan Hz. İmran bin Hüseyin, “Nasıl dayanıyorsun bu acılara?” diyen arkadaşına, “Benim için sağlık ve hastalıktan hangisi Allah’ın hoşuna giderse, benim hoşuma giden de odur! Otuz yıldır kendimde büyük bir huzur buldum.” diyebiliyordu. Bu sabır sayesinde Hz. İmran öyle manevî makamlara erişecekti ki, meleklerin tesbihlerini işitir hâle gelecekti. Melekler de, teselli olsun diye kendisine her gün selam getirecekti.

Zihinsel engelli sahabi var mıydı?

Prof. Dr. Ali Seyyar, normal şartlarda her toplumda her çeşit özürlü bulunabileceğinden hareketle ‘Zihinsel engelli sahabi var mı?’ sorusunun cevabını da aramış. Bir yandan da böyle düşünmek, acaba sahabilere saygısızlık olur mu kaygılarını da taşımış kalbinde. Sonunda davranış ve şakalarıyla her zaman sorun oluşturan ama yine de Peygamberimiz tarafından kollanan enteresan bir sahabiye rastlamış: Nuayman İbni Amr. Gerisini Seyyar’dan dinleyelim: “Bir keresinde bir bedevi mescidin önüne devesini bırakır. Özel durumu herkesçe malum olan Nuayman’a birkaç sahabi, şöyle bir teklif getirir: “Sen şu deveyi kesiversen de onu yesek! Et yemeyi çok özledik. Nasılsa Resulullah onun bedelini öder”. Nuayman, bu sözlerden hemen etkilenerek deveyi keser. Bedevi dışarı çıkınca kıyameti koparır. Peygamberimiz durumu anlar ve Nuayman’ı bir hendeğin içinde gizlenmiş olarak bulur. Onu hendekten çıkarır ve “Bunu niçin yaptın” yerine “Bu yaptığını sana yaptıran nedir?” der. Nuayman da kendini savunurcasına, “Benim yerimi sana gösterenler var ya, ey Allah’ın Rasulü! İşte onlar bu işi bana yaptırdılar.” der. Peygamberimiz onun yüzündeki tozlarını hem siler hem de tebessüm ederek onun gönlünü alır ve bedevinin devesinin bedelini öder.”

Peygamberimiz özürlü sahabilerle şakalaştı mı?

“Bedenî kusurları yüzünden çölde yaşamayı seçen Zahir isimli sahabi, Medine pazarında Peygamberimiz’i bir köşede beklerken, Peygamberimiz ona arkadan yaklaşır ve gözlerini kapatarak şakalaşır. Peygamberimiz’in o güne kadar hiç kimseye bu denli mesafesiz davranmadığını gören etraftaki Müslümanlar, bu ilginç manzarayı seyrederler. Kâinatın efendisi, bunu fırsat bilerek, çevreye yüksek sesle: “Bir kölem var. Satıyorum. Onu benden kim alır?” diye şakasını sürdürür. Zahir, “Ey Allah’ın elçisi, beş para etmez bir sakat köleyi kim satır alır?” deyince şaka bu andan itibaren biter. Peygamberimiz bütün ciddiyetiyle kendilerini sarmış olan kalabalığa seslenerek, şöyle der: “Ya Zahir, and olsun ki Allah ve Allah’ın Rasûlü katında senin değerin paha biçilmez! Bunun için biz de seni seviyoruz.”

Savaşta kolunu kaybeden hanım sahabi kimdi?

Nesibe Hanım, Uhud muharebesinde cephe arkası hemşirelik hizmetleri yapan bir sahabiydi. Ama Peygamberimiz’in müşkül durumunu görünce kadın haliyle onu korumaya koşmuş ve müşriklerle çarpışırken birkaç yerinden yara almıştı. Medine’ye döndükten sonra aldığı ağır yaranın tedavisi bir yılda ancak kapatılmış, Peygamberimiz de onu sık sık ziyaret etmiş, ona iltifatta ve özel dualarda bulunmuştur. Nesibe Hanım, Hz. Ebû Bekir zamanında ileri yaşına rağmen Yemame savaşına aktif olarak katılmış, bu kez on iki yerinden yara alarak bir kolunu kaybetmiştir. Ordu Medine’ye döndüğünde, Hz. Ebû Bekir bu kahraman hanımı ziyaret etmiş ve ona beytül maldan maaş ödenmiştir.


 

18.04.2007-19.04.2007

“Mahalle Afet Gönüllüleri' 7 Yıldır Oluşturulamadı

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) İktisadi ve İdari bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar, deprem sonrası ilk müdahalede çok önemli olan 'Mahalle Afet Gönüllüleri'nin' Sakarya'da 7 yıldır oluşturulamadığını söyledi.

Türkiye'de bütüncül afet yönetimine yönelik ilk adımın İçişleri Bakanlığı 2001 yılında onayladığı 'Mahalle Afet Destek Projesi' ile atıldığı bilgisini veren Seyyar, bu proje yerel yönetimlerin desteği ile valiliklere bağlı il sivil savunma müdürlüklerinin çatısı altında hayata geçirilmesinin planlandığını ifade etti. Projeyle ''Mahalle Afet Gönüllüleri" ismi altında sivillerden oluşan bir kurtarma ekibinin oluşturulmasının öngörüldüğünü kaydeden Seyyar, "Afetin hemen ardından mahallede ilk müdahaleyi yapabilecek düzeyde 18-55 yaşları arasında yaklaşık 50 gönüllü, profesyonel ekiplere yardımcı ve destekçi olması yönünde eğitilmekte ve gerekli ekiplerle donatılmaktadır. Ne yazık ki bu sistem Adapazarı'nda kurulamamıştır" dedi.

Belediyesi'nin afet ve acil durumlarda etkin müdahale hizmetlerinde bulunmak istiyorsa, kendisine bağlı olan itfaiye ile sivil savunma, sağlık ve kolluk kuvvetleri ile sıkı bir işbirliği içinde olması gerektiğini anlatan Seyyar şöyle konuştu: "Sadece bir merkezin bulunması, afetten sorumlu bütün kurum ve kuruluşlar arasındaki koordinasyonu kolaylaştıracağı gibi, çok başlılık, idarî zafiyetler ve yetki karmaşasına da son verece

Prof. Seyyar, 'Sosyal Politikalar Dergisi'nde yaptığı değerlendirmede, Adapazarı için hayati önem taşıyan bir konuya dikkat çekti. Ekim ayı itibariyle İstanbul'da 36, İzmit'te 17, Yalova'da 5 ve İzmir'de 1 mahallede Afet Yönetim Sistemi oluşturulurken, depremde en çok hasarı alan Adapazarı'nda bu sistemin hayata geçirilemediğini dile getiren Seyyar, bunu büyük bir eksiklik olduğunu kaydetti. Genelde afet, özelde deprem tehlikelerini de dikkate alan sivil destekli bütüncül afet yönetim organizasyonun oluşturulmasının bir deprem bölgesi olan Adapazarı için kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Seyyar, "Ancak Adapazarı'nda henüz ne bütüncül, ne de sivil destekli bir afet yönetimi modeli oluşturulmuştur. Adapazarı, fizikî ve sosyal alanda yeniden inşa edilirken, Büyükşehir Belediyesi'nin proje kapsamında olan 'Afet Eğitim ve Koordinasyon Merkezi' ve 'Mahalle Afet Yönetim Sistemi' gibi çalışmalar, Marmara depreminin üzerinden 7 yıl geçmesine rağmen halen tamamlanmamıştır." şeklinde konuştu.

"Deprem Halkın Gündeminden Düştü"

Seyyar, afet olgusunun halkın gündeminden düştüğünü belirterek, bunun toplumun acı veren felaketleri hatırlamak istememesi şeklinde değerlendirilebileceğini, ancak başta yerel yönetimler olmak üzere, sosyal ve siyasî sorumluluk taşıyan her kurum ve kuruluş, afet yönetimini esas alan çalışmalardaki rolünü unutmamaları gerektiğini hatırlattı. Adapazarı Büyükşehir ktir."

"Psikolojik Destek Verecek Gönüller de Oluşturulmalı"

Ali Seyyar, afet psikolojisi ekseninde psikolojik destek verecek Mahalle Hizmet Gönüllüleri de oluşturulması gerektiğini vurgulayarak, "Afet durumlarında mağdurlara insanî ve sosyal hizmet sunmaya hazır meslek elemanların başında psikologlar, sosyologlar, ilahiyatçılar, din görevlileri, manevî terapistler, eğitimciler, çocuk gelişim ve sosyal hizmet uzmanları gelmektedir. Olağanüstü durumlarda mağdurların travma sonrası stres bozukluğundan kaynaklanan değişik negatif tavır ve tepkilerinin (kızgınlık, asi olma, isyan, içine kapılma, ümitsizlik vb.) giderilmesi, manevî dünyalarıyla barışık ve topluma yeniden adapte olmaları için, her mahallede değişik sosyal mesleklerden oluşan gönüllü ekipler oluşturulmalıdır. Depremzedelerin psikolojik, manevî ve sosyal rehabilitasyonlarıyla ilgilenecek bu ekip, afet psikolojisi, rehberlik ve rehabilitasyon konularında teorik ve pratik eğitim aldıktan sonra entegreli bir şekilde mahalle afet kurullarında yer almalıdır." şeklinde konuştu.

KAYNAKLAR:

a) “Mahalle Afet Gönüllüleri' 7 Yıldır Oluşturulamadı”: www.sakaryarehberim.com/others/haber.php?xnumber2=4636 - 114k –

b) “7 Yıldan Bu Yana Oluşturulması Gereken Mahalle Afet Gönüllülerinden Eser Yok: Yan Gelip Yatıyoruz” (Sakarya Yeni Haber; 18.04.2007)

c) “Mahalle Afet Gönüllüleri 7 Yıldır Oluşturulamadı” (Sakarya Halk; 18.04.2007).

d) “Afet Gönüllüleri Oluşturulmadı: SAÜ İİBF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Seyyar, Deprem Sonrası İlk Müdahalede Çok Önemli Olan Mahalle Afet Gönüllülerinin Sakarya’da 7 Yıldır Oluşturulamadığını Söyledi” (Yeni Sakarya; 18.04.2007)

e) Duran Savaş; “Depremden Sonra Gündeme Gelen ‘Âfet Gönüllüleri’ 7 Yıldır Oluşturulamadı”; Zaman Gazetesi; 19.04.2007, s.23.

NOT 1:

Prof. Dr. Ali Seyyar’ın konu ile ilgili makalesinin tam metnini okumak için bkz.:

Seyyar, Ali; “SOSYAL POLİTİKA ODAKLI AFET YÖNETİMİ AÇISINDAN ADAPAZARI’NIN DURUMU” Sosyal Politikalar Dergisi; 2. Sayı; 2007; ss. 111-114.

NOT 2:

 Mahalle Afet Destek Projesi (MADP) ve Mahalle Afet Gönüllüleri (MAG) hakkında daha fazla bilgi için bkz:

 http://www.mag.org.tr/tur/index.asp


 26 Mart 2007 - Prof. Dr. Ali Seyyar, Haftalık AKSİYON Dergisinde depremin yol açtığı psikolojik ve ekonomik sorunlara sosyal politika ekseninde bir açıklama getirdi.

SAKARYA’DA SAVCI DEPREMİ

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş’un “Depremden sonra Sakarya’da tefecilik, sahte fatura ve uyuşturucu parası ile geçinen bedavacı bir toplumu oluştu.” sözleri Sakarya’da nasıl karşılandı?

 

17Ağustos 1999 depreminin merkez üssü Gölcük’tü; ama Sakarya’daki yıkım da hemen hemen o boyutlardaydı. Nitekim resmî rakamlara göre Gölcük dahil bütün Kocaeli genelinde ölü sayısı 9 bin 477 iken, Sakarya’da 3 bin 891’di. Bu sebeple Sakarya, deprem travmasını uzun süre yaşayan yerlerden biri oldu.

Son günlerde bir başka olay gözleri yeniden Sakarya’ya ve 17 Ağustos depremine çevirdi. Sakarya Emniyeti; tefecilik, sahte fatura ve uyuşturucu ticareti yapmakla suçlanan bir gruba operasyon yapınca, bu dava prosedür gereği İstanbul’a geldi. Çünkü bu organize suçlara İstanbul’daki ağır ceza mahkemesi bakıyor. İşte bu davayı açan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş, 2 Mart 2007 tarihli iddianamesinde aynen şunları yazdı: “Bu şekildeki suçların Sakarya ve civarında oluşmasının sebepleri düşündürücüdür. Ülkemizin en verimli arazilerine sahip olan Sakarya ilinde son yıllarda üretim ve çalışma gittikçe azalmaktadır. Özellikle 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerinden sonra insanlar adeta çalışmayı terketmişler, kamu kurum ve kuruluşları ile dış devletlerden deprem yardımı adı altında uzun süre yapılan aynî ve nakdî yardımlar nedeniyle çalışmadan ve üretmeden hızla tüketen bir toplum oluşturmuşlardır.”

Savcı Okumuş’un bu tespitini gözlemlemek üzere Sakarya’ya gittik. Emniyet yetkilileri, Sakaryalı işadamları, Sakarya Üniversitesi’nden öğretim üyeleri ve yerel gazeteciler ile yaptığımız görüşmelerde iki farklı olgu ile karşılaştık. Hem savcının tespitini doğrulayan bazı olaylar var, hem de mafyanın kökünün kazandığı, bir tek faili meçhul dosyanın kalmadığı yeni bir şehir...

Aslında Sakarya’daki son gelişmelerin en önemli aktörü il emniyet müdürü Mustafa Aydın. 1999’da bir süre Ankara’da Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı olarak görev yapan Aydın, 2002’den beri Sakarya Emniyet Müdürü. “İstihbaratçı” kökenli bir polis müdürü olan Aydın, Sakarya’dan önce üç yıl görev yaptığı Samsun’da da organize suç gruplarının üzerine şiddetle gitmesiyle tanındı. Hatta Samsun’da iken bu sebeple zamanın koalisyon ortağı bir partinin milletvekilleri ile takıştı. İşte böyle bir profil çizen Aydın, Sakarya’ya gelince bu sefer buradaki grupları zapturapt altına almış. Sakarya Emniyeti’nde görüştüğümüz Aydın, önümüzdeki 1 Nisan günü itibariyle 38 yıllık polislik mesleğini noktalayıp emekli oluyor. Geride mafyanın artık olmadığı, en azından sindiği bir Sakarya bırakarak…

Bir yetkili, “Aslında Aydın’ın Samsun’da çökerttiği gruplar Sakarya’dakilerden daha güçlü, üst seviyede politik ilişkileri olan şebekelerdi. Sakarya’dakiler göz önündeki sokak mafyası olunca bu kadar ilgi çekti.” diyor. Peki, Sakarya’da Aydın ne yapmış? Beş yıl içinde burada “kıskaç”, “makas”, “tünel”, “perçin”, “atlas”, “şafak”, “kelebek” isimleri verilen operasyonlar olmuş. Esnaf odaları, fırıncılar odası başkanları, mafya olarak bilinen grupların elebaşları başta olmak üzere pek çok yerel güç odağı gözaltına alınmış, bunların bir kısmı cezaevine girmiş. Sakaryalı bir gazeteci, “Burada bazı oda başkanları Emniyet dinler korkusuyla hâlâ cep telefonu kullanmıyor.” bilgisini veriyor.